Nisâ Sûresi 113. Ayet

وَلَوْلَا فَضْلُ اللّٰهِ عَلَيْكَ وَرَحْمَتُهُ لَهَمَّتْ طَٓائِفَةٌ مِنْهُمْ اَنْ يُضِلُّوكَۜ وَمَا يُضِلُّونَ اِلَّٓا اَنْفُسَهُمْ وَمَا يَضُرُّونَكَ مِنْ شَيْءٍۜ وَاَنْزَلَ اللّٰهُ عَلَيْكَ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَ وَعَلَّمَكَ مَا لَمْ تَكُنْ تَعْلَمُۜ وَكَانَ فَضْلُ اللّٰهِ عَلَيْكَ عَظ۪يماً  ١١٣

(Ey Muhammed!) Eğer Allah’ın sana lütuf ve merhameti olmasaydı, onlardan bir grup seni saptırmaya çalışırdı. Hâlbuki onlar, ancak kendilerini saptırırlar, sana hiçbir zarar veremezler. Allah, sana kitabı (Kur’an’ı) ve hikmeti indirmiş ve sana bilmediğin şeyleri öğretmiştir. Allah’ın sana lütfu çok büyüktür.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَلَوْلَا ve olmasaydı
2 فَضْلُ lutfu ف ض ل
3 اللَّهِ Allah’ın
4 عَلَيْكَ sana
5 وَرَحْمَتُهُ ve acıması ر ح م
6 لَهَمَّتْ yeltenmişti ه م م
7 طَائِفَةٌ bir grup ط و ف
8 مِنْهُمْ onlardan
9 أَنْ
10 يُضِلُّوكَ seni saptırmağa ض ل ل
11 وَمَا
12 يُضِلُّونَ onlar saptıramazlar ض ل ل
13 إِلَّا başkasını
14 أَنْفُسَهُمْ kendilerinden ن ف س
15 وَمَا
16 يَضُرُّونَكَ sana zarar veremezler ض ر ر
17 مِنْ hiçbir
18 شَيْءٍ şey ش ي ا
19 وَأَنْزَلَ ve indirdi ن ز ل
20 اللَّهُ Allah
21 عَلَيْكَ sana
22 الْكِتَابَ Kitabı ك ت ب
23 وَالْحِكْمَةَ ve hikmeti ح ك م
24 وَعَلَّمَكَ ve sana öğretti ع ل م
25 مَا şeyleri
26 لَمْ
27 تَكُنْ olmadığın ك و ن
28 تَعْلَمُ biliyor ع ل م
29 وَكَانَ ve ك و ن
30 فَضْلُ lutfu ف ض ل
31 اللَّهِ Allah’ın
32 عَلَيْكَ sana
33 عَظِيمًا büyüktür ع ظ م
 

Bu âyette dört önemli bilgi ve hüküm vardır:

a) Yukarıda açıklandığı üzere dinin tebliği yani doğru olarak ümmete ulaştırılması, öğretilmesi ve hayatlarında uygulanması konusunda–ilâhî koruma altında bulunan– Hz. Peygamber yanılmaz. Bu konuda onu yanıltmak isteyenler ve bu mânada ona zarar vermek isteyenler ancak kendilerine zarar vermiş ve kendileri yanılmış olurlar.

 b) Allah Teâlâ ona kitabı ve hikmeti göndermiştir. Kitap da hikmet de onun kendinden, beşerî bilgi kaynağından değil, Allah’tandır. Kitaptan maksadın Kur’ân olduğunda ittifak vardır. Hikmet ise birden fazla mâna verilerek açıklanmıştır: 1. Kur’ân’ın ahkâm âyetleri dışında kalan, din ve dünya için faydalı bilgiler getiren kısmıdır. 2. Sünnettir. 3. Vahyi anlama ve uygulama kabiliyetidir. 4. Hz. Peygamber’e mahsus zihnî yapı ve tefekkür kabiliyetidir (ayrıca bk. Bakara 2/269).

 c) Hz. Peygamber vahiy gelmeden önce gerek din ve gerekse dünyanın geçmişi, o günü ve geleceği konusunda bilmediği bazı şeyleri sonradan vahiy yoluyla Allah’tan öğrenmiştir.

 d) Başta kitap ve hikmet nimeti olmak üzere Allah Teâlâ, sevgili peygamberine büyük lutuflarda bulunmuş, müstesna özellikler bahşetmiştir. Bunların bir kısmından onun ümmeti ve bütün insanlık da istifade etmiştir, etmektedir, edecektir.

Kaynak : Kur’ân Yolu Tefsiri Cilt: 2 Sayfa: 141

 

Riyazus Salihin, 1504 Nolu Hadis

Ubâde İbni’s-Sâmit radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“Yeryüzünde bir müslüman Allah’tan bir şey dilerse, günah bir şeyi istemediği veya akrabası ile ilgisini kesmeyi arzu etmediği sürece Allah onun dileğini mutlaka yerine getirir veya ona vereceği şey kadar bir kötülüğü kendisinden giderir.”

Orada bulunanlardan biri:

- O takdirde biz Allah’tan çok şey isteriz, deyince, Rasûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem:

- “Allah’ın lutfu dilediğiniz şeylerden daha çoktur” buyurdu.

Tirmizî, Daavât 115. Ayrıca bk. Ahmed İbni Hanbel, Müsned, III, 18

 

Hemme همّ: İnsanı damla damla eriten hüzün demektir. أهَمَّنِي كَذَا deyimi beni onunla ilgilenmeye sevketti demektir.(Müfredat) Kur’ân’ı Kerim’de türevleriyle birlikte 9 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres) Türkçede kullanılan şekilleri himmet, mühim, ehemmiyet, ihtİmam ve mühimmattır. (Kur’ânı Anlayarak Okuma Rehberi)

 

وَلَوْلَا فَضْلُ اللّٰهِ عَلَيْكَ وَرَحْمَتُهُ لَهَمَّتْ طَٓائِفَةٌ مِنْهُمْ اَنْ يُضِلُّوكَۜ

وَ  istînâfiyyedir.  لَوْلَا  cezmetmeyen şart edatıdır.  فَضْلُ  mübteda olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. اللّٰهِ  lafza-i celâl muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. Haber mahzuftur. Takdiri,  موجود (vardır.) şeklindedir.

عَلَيْكَ  car mecruru  فَضْلُ  ‘e mütealliktir.  رَحْمَتُهُ  atıf harfi  وَ ’la  فَضْلُ ’e matuftur. 

لَ  harfi  لَوْلَا ’ nın cevabının başına gelen rabıtadır.

هَمَّتْ  fetha üzere mebni mazi fiildir.  تْ  te’nis alametidir. طَٓائِفَةٌ  fail olup damme ile merfûdur. مِنْهُمْ  car mecruru  طَٓائِفَةٌ ‘un mahzuf sıfatına mütealliktir.  اَنْ  ve masdar-ı müevvel mahzuf  ب  harf-i ceriyle  هَمَّتْ  fiiline mütealliktir. 

اَنْ  muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir.

يُضِلُّوكَ  fiili  نَ ’un hazfıyla mansub muzari fiildir. Zamir olan çoğul  و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir  كَ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. Fiil-i muzarinin başına  اَنْ  harfi geldiği zaman onu nasb ettiği gibi anlamını da masdara çevirmektedir. Bu tür masdarlara masdar anlamı içerdikleri için “tevilli masdar (masdar-ı müevvel cümlesi)” denmektedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

يُضِلُّو  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi ضلل ’dir.

İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder. 

 

 وَمَا يُضِلُّونَ اِلَّٓا اَنْفُسَهُمْ وَمَا يَضُرُّونَكَ مِنْ شَيْءٍۜ

 

Fiil cümlesidir. وَ  haliyyedir. مَا  nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır.  يُضِلُّونَ  fiili  نَ ‘un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. مَا يُضِلُّونَ  cümlesi, يُضِلُّوكَ ‘deki failin hali olarak mahallen mansubdur.

اِلَّٓا  hasr edatıdır.  اَنْفُسَ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Muttasıl zamir  هُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

وَ  atıf harfidir.  مَا  nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır.  يَضُرُّونَكَ  fiili  نَ ‘un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur.

Muttasıl zamir  كَ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. 

مِنْ  harf-i ceri zaiddir.  شَيْءٍ  lafzen mecrur, mahallen mef’ûlu mutlak olarak mahallen mansubdur.  Takdiri,  ما يضرونك ضررا ما  (Sana herhangi bir zarar vermezler.) şeklindedir. 

Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.

Hal sahibu’l-hale ya  و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 

1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

 

وَاَنْزَلَ اللّٰهُ عَلَيْكَ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَ وَعَلَّمَكَ مَا لَمْ تَكُنْ تَعْلَمُۜ 

 

Fiil cümlesidir. وَ  istînâfiyyedir. اَنْزَلَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. اللّٰهُ  lafza-i celâl fail olup damme ile merfûdur.

عَلَيْكَ  car mecruru  اَنْزَلَ  fiiline mütealliktir. الْكِتَابَ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.  الْحِكْمَةَ  atıf harfi  وَ ’la  الْكِتَابَ  ‘ye matuftur.

وَ  atıf harfidir.  عَلَّمَكَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri  هُو ’dir.

Muttasıl zamir  كَ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.

Müşterek ism-i mevsûl  مَا  ikinci mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası  لَمْ تَكُنْ تَعْلَمُ ’dur. Îrabtan mahalli yoktur.

لَمْ  muzariyi cezm ederek manasını olumsuz maziye çeviren harftir.  

كَانَ  nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.

تَكُنْ  nakıs,sükun ile meczum muzari fiildir.  Zamir olan çoğul و ‘ı  تَكُونُٓوا  ‘nin ismi olarak mahallen merfûdur. تَعْلَمُ  cümlesi  تَكُنْ ’un haberi olarak mahallen mansubdur.  

تَعْلَمُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنت ‘dir. 

اَنْزَلَ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi نزل ’dir.

İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder. 

عَلَّمَ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi  علم ’dir. 

Bu bab fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef‘ûlu herhangi bir vasfa nisbet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.


وَكَانَ فَضْلُ اللّٰهِ عَلَيْكَ عَظ۪يماً

وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

كَانَ  nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.

فَضْلُ  kelimesi  كَانَ ’nin ismi olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. اللّٰهِ  lafza-i celâl muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.

عَلَيْكَ car mecruru  فَضْلُ  ‘e mütealliktir.  عَظ۪يمًا  kelimesi  كَانَ ’nin haberi olup fetha ile mansubdur. 

عَظ۪يمًا  kelimesi sıfat-ı müşebbehedir. Sıfatı müşebbehe; “Benzeyen sıfat” demektir. İsmi faile benzediği için bu adı almıştır. İsmi failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde, sıfatı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsmi fail değişen ve yenileşen vasfa delalet eder. Sıfatı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu süreklilik ve sabitlik az veya çok, bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

وَلَوْلَا فَضْلُ اللّٰهِ عَلَيْكَ وَرَحْمَتُهُ لَهَمَّتْ طَٓائِفَةٌ مِنْهُمْ اَنْ يُضِلُّوكَۜ

 

وَ , istînâfiyyedir. İstînâfiyye  وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine îrab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiyye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâgatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)

Şart üslubunda haberî isnaddır. لَوْلَا  şart edatının dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi  فَضْلُ اللّٰهِ عَلَيْكَ وَرَحْمَتُهُ , şarttır. 

Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. Mübteda olan  فَضْلُ ’nun, takdiri  موجود  (vardır) olan haberi mahzuftur.

Car-mecrur  عَلَيْكَ , masdar vezninde gelerek mübalağa ifade eden  فَضْلُ ‘ya mütealliktir.  رَحْمَتُهُ  izafeti tezayüf nedeniyle,  فَضْلُ اللّٰهِ ‘ye atfedilmiştir.

Veciz anlatım kastıyla gelen  فَضْلُ اللّٰهِ  ve  وَرَحْمَتُهُ  izafetlerinde  فَضْلُ ’nun Allah lafzına,  رَحْمَتُ ’nun Allah Teâlâ’ya ait olan zamire muzâf olması, onları tazim ve teşrif içindir.

Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde  اللّٰهِ  isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.

لَ , şartın cevabının başına gelen harftir. Tekid ifade eder. Cevap cümlesi olan  هَمَّتْ طَٓائِفَةٌ مِنْهُمْ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)

Şart ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda faide-i haber ibtidaî kelamdır. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.

Nahivcilere göre şart fiili olarak kullanılan mazi fiil gelecek zaman ifade eder. (Fâdıl Sâlih Samerrâî Tefsir, c. 2, s. 106.) 

رَحْمَتُهُ - فَضْلُ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

Masdar harfi  اَنْ  ve akabindeki  يُضِلُّوكَ   cümlesi, masdar tevilinde takdir edilen  في  harf-i ceriyle birlikte  هَمَّت  fiiline mütealliktir. Masdar-ı müevvel, menfî muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil, hudûs, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir.

Önceki ayetteki gaib zamirden bu ayette muhatap zamirine iltifat edilmiştir.

فَضْلُ  ve  رَحْمَةُ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

طَّاۤىِٕفَةࣱ ‘ deki tenvin tahkir ifade eder.

لَوْ  edatı aslında bir şey bulunmadığı için başka bir şeyin de bulunmaması manası içindir. لَا edatının başına geçerse ispat manası ifade eder; o da başkası bulunduğu için bir şeyin olmamasıdır. Ondan sonra gelen isim Sîbeveyh’e göre mübtedadır, haberinin hazfi de vaciptir. Çünkü kelam ona delalet eder ve cevap onun yerini tutar. Kûfelilere göre ise mahzuf fiilin failidir. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)


 وَمَا يُضِلُّونَ اِلَّٓا اَنْفُسَهُمْ

 

Hal  وَ ’ıyla gelen cümle  یُضِلُّوكَ ‘nin failinin halidir. Hal cümleleri anlamı zenginleştiren ıtnâb sanatıdır.

Muzari fiil sıygasında faide-i haber inkârî kelam olan cümle kasr üslubuyla tekid edilmiştir. Muzari fiil, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir.

Nefy harfi  مَا  ve istisna harfi  اِلَّا  ile oluşan kasr, fiille mef’ûlü arasındadır. يُضِلُّونَ  maksur- sıfat,  اَنْفُسَهُمْ  maksurun aleyh- mevsuf olmak üzere kasr-ı sıfat ale’l-mevsûftur. Kasr-ı mevsuf ale’s-sıfat olması caizdir. Bu durumda fâil, mef'ûl üzerinde gerçekleşen fiile tahsis edilmiş olur.

Bu durumda kasr-ı sıfat ale’l-mevsûf olması caizdir. Yani fail tarafından gerçekleştirilen fiil, zikredilen mef’ûle tahsis edilmiştir. Başka mef’ûllere değil. Ama o mef’ûlde vaki olan başka fiiller vardır. Ayette dalalet fiili, onların nefislerine tahsis edilmiştir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kuran Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi) 

یُضِلُّونَ - یُضِلُّوكَ  kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

يُضِلُّوكَ  - مَا يُضِلُّونَ  kelimeleri arasında tıbâk-ı selb sanatı vardır.

 يَضُرُّونَكَ مِنْ شَيْءٍۜ 

 

Cümle atıf harfi وَ ’ la hal cümlesine atfedilmiştir. Menfi muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

یَضُرُّونَكَ -  یُضِلُّوكَ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

شَیۡءࣲ  ‘ deki tenvin “hiçbir şey” anlamında taklîl ve nev ifade eder.

Ayetteki beyanî üsluptan umum anlaşılmaktadır.  شَیۡءࣲ  kelimesi nefy siyakında nekra olarak gelmiştir. Bilindiği gibi olumsuz siyakta gelen nekre, umuma delalet eder. İki farklı şekilde umumi mana ifade edilmiştir:

Olumsuz gelen cümlede nekre kelimeyle ve cins isme dahil olan  مِن  harfiyle. (Halidi, Vakafat, s. 78)


 وَاَنْزَلَ اللّٰهُ عَلَيْكَ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَ وَعَلَّمَكَ مَا لَمْ تَكُنْ تَعْلَمُۜ

 

وَ  istînâfiyyedir. 

Müspet mazi fiil sıygasında lâzım-ı faide-i haber ibtidai kelamdır. Müsnedün ileyhin, bütün kemâl sıfatlara şamil lafza-i celâlle gelmesi telezzüz, teberrük ve kalplerde haşyet uyandırmak amacına matuftur. 

Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde  اللّٰهِ  isminin zikredilmesi  tecrîd sanatıdır.

ٱلۡكِتَـٰبَ , Kur’an-ı Kerim’den kinayedir.

Aynı üslupta gelen  عَلَّمَكَ مَا لَمۡ تَكُن تَعۡلَمُ  cümlesi atıf harfi  وَ ’la makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi temasüldür.

Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidai kelamdır. Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)

İki mef’ûle müteaddi olan  عَلَّمَ  fiilinin ikinci mef’ûlu konumundaki müşterek ism-i mevsûl  مَا  ’nın sılası olan  لَمۡ تَكُن تَعۡلَمُ  cümlesi, menfi muzari sıygada gelen nakıs fiil  كَان ’nin dahil olduğu isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

كان ’nin haberi olan  تَعۡلَمُ  ‘nun muzari fiil cümlesi olarak gelmesiyle hüküm takviye edilmiştir. Fiiller muzari sıygada gelerek teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

كان ’nin haberinin muzari fiille gelmesi, geçmişte belirli bir süre devam edip biten eylemler ve geçmişte mûtat olarak yapılan, âdet haline gelmiş davranışlar olmak üzere iki manaya delalet eder. (Vecih Uzunoğlu, Arap Dilinde كَانَ ve Kur'an’da Kullanımı, DEÜ İlahiyat Fak. Dergisi, Sayı 41)

كَان ’nin haberinin muzari fiil olarak gelmesi, durumun yenilenerek tekrar ettiğine işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, s.103) 

الْكِتَابَ  - الْحِكْمَةَ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

عَلَّمَكَ - تَعۡلَمُ  kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.  عَلَّمَكَ  -  لَمْ تَكُنْ تَعْلَمُ  kelimeleri arasında tıbâk-ı selb sanatı vardır.


وَكَانَ فَضْلُ اللّٰهِ عَلَيْكَ عَظ۪يماً

 

Cümle atıf harfi  وَ  ‘la  وَاَنْزَلَ اللّٰهُ عَلَيْكَ الْكِتَابَ  cümlesine atfedilmiştir. Nakıs fiil  كَانُ ’nin dahil olduğu, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, lâzım-ı faide-i haber ibtidaî kelamdır.  

Veciz anlatım kastıyla gelen  فَضْلُ اللّٰهِ   izafetinde  فَضْلُ ’nun Allah lafzına muzâf olması, onu tazim ve teşrif içindir.

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır.  عَلَیۡكَ  car mecruru  كَانَ ’nin haberi olan  عَظِیمࣰا ‘e takdim edilmiştir. Bu takdim, Allah’ın Hz. Peygambere olan fazlını vurgulamıştır.

عَلَیۡكَ - عَلَّمَكَ ve  فَضۡلُ - یُضِلُّونَ kelimeleri arasında cinâs-ı nâkıs sanatı vardır.

كَانَ - لَمۡ تَكُن  ve  مَا یُضِلُّونَ -  یُضِلُّوكَ  kelimeleri arasında tıbâk-ı selb sanatı vardır.

Ayetin başında geçen  فَضْلُ اللّٰهِ عَلَيْكَ  ifadesinin, sonunda da zikredilmesinde  reddü’l-acüz ale’s-sadr ve teşâbüh-i etrâf sanatları vardır. (Medine Balcı, Dergâhu’l Kur’an)