Nahl Sûresi 25. Ayet

لِيَحْمِلُٓوا اَوْزَارَهُمْ كَامِلَةً يَوْمَ الْقِيٰمَةِۙ وَمِنْ اَوْزَارِ الَّذ۪ينَ يُضِلُّونَهُمْ بِغَيْرِ عِلْمٍۜ اَلَا سَٓاءَ مَا يَزِرُونَ۟  ٢٥

Böylece kıyamet gününde kendi günahlarını tam olarak, bilgisizce saptırdıkları kimselerin günahlarının da bir kısmını yüklenirler. Dikkat et, yüklendikleri ne kötüdür.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 لِيَحْمِلُوا yüklenmeleri için ح م ل
2 أَوْزَارَهُمْ kendi günahlarını و ز ر
3 كَامِلَةً tam olarak ك م ل
4 يَوْمَ günü ي و م
5 الْقِيَامَةِ kıyamet ق و م
6 وَمِنْ ve bir kısmını
7 أَوْزَارِ günahlarının و ز ر
8 الَّذِينَ
9 يُضِلُّونَهُمْ saptırdıkları kimselerin ض ل ل
10 بِغَيْرِ غ ي ر
11 عِلْمٍ bilgisizce ع ل م
12 أَلَا bak
13 سَاءَ ne kötü س و ا
14 مَا şey
15 يَزِرُونَ yükleniyorlar و ز ر
 
“Masallar” diye çevirdiğimiz esâtîr kelimesinin tekili olan ustûre, “eskilerin, kafalarına göre yazdıkları, düzüp koştukları şeyler” demektir. Anlatıldığına göre putperest Araplar’dan bazıları Peygamber’in huzuruna gidenlerin önlerine geçer, “Senin ondan duyacakların eskilerin masalları!” diyerek (Taberî, XIV, 94-95; Râzî, XX, 18) onları geri çevirmeye çalışırlardı. İşte bu şekilde insanların gerçeği öğrenip kabul etmesini engelleyerek kamuoyunu yanıltanlar, kendi günahlarının yanında, yanılttıkları kimselerin günahlarından da yüklenmiş olacak ve kıyamet gününde bunun da cezasını çekeceklerdir. Kuşkusuz bu, sadece o dönemin inkârcıları için değil, benzer davranışları sergileyen bütün hakikat düşmanları için geçerli bir uyarıdır. Nitekim Hz. Peygamber de iyi bir şeye önderlik edenlerin, daha sonra onu yapanların sevabı kadar sevap kazanacakları gibi kötülüğe ön ayak olanların da kendi günahlarıyla birlikte saptırdıkları insanların günahı kadar günah yüklenmiş olacaklarını haber vermiştir (Müslim, “İlim”, 15; “Zekât”, 69; Nesâî, “Zekât”, 64; Müsned, IV, 357, 359, 360, 361. 25. âyetin meâlinde, baştaki “li” edatının “âkıbet lâmı” olduğu yönündeki görüş [Râzî, XX, 18; Şevkânî, III, 178] esas alınmıştır).

Kaynak :Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 3 Sayfa: 398
 
Riyazus Salihin, 173 Nolu Hadis
Ebû Amr Cerîr İbni Abdullah  radıyallahu anh  şöyle dedi:
Birgün erken vakitlerde Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’ in huzurunda idik. O esnada, kaplan derisine benzeyen alaca çizgili elbise veya abalarını delerek başlarından geçirmiş ve kılıçlarını kuşanmış, tamamına yakını, belki de hepsi Mudar kabilesine mensup neredeyse çıplak vaziyette bir topluluk çıkageldi. Onları bu derece fakir görünce, Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem’ in yüzünün rengi değişti. Eve girdi ve sonra da çıkıp Bilâl’e ezan okumasını emretti; o da okudu. Bilâl kâmet getirdi ve Allah Resûlü namaz kıldırdı. Daha sonra Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem  bir hutbe irad etti ve şöyle buyurdu:
“Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan, ondan eşini var eden ve ikisinden pek çok kadın ve erkek meydana getiren Rabbinize hürmetsizlikten sakının. Allah şüphesiz hepinizi görüp gözetmektedir” [Nisâ sûresi (4), 1].
Sonra da Haşr suresinin sonundaki şu âyeti okudu:
“Ey iman edenler! Allah’dan korkun, herkes yarın için ne hazırladığına baksın” [Haşr sûresi (59), 18]. Sonra:
“Her bir fert, altınından, gümüşünden, elbisesinden, bir sa’ bile olsa buğdayından, hurmasından sadaka versin; hatta yarım hurma bile olsa sadaka  versin” buyurdu.
Bunun üzerine ensardan bir adam, ağırlığından dolayı neredeyse kaldırmaktan aciz kaldığı, hatta kaldıramadığı bir torba getirdi. Ahali birbiri peşine sökün edip sıraya girmişti. Sonunda yiyecek ve giyecekten iki yığın oluştuğunu gördüm. Baktım ki Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem’ in yüzü gülüyor, sanki altın gibi parlıyordu. Sonra Peygamber Efendimiz şöyle buyurdu:
“İslâm’da iyi bir çığır açan kimseye, bunun sevabı vardır. O çığırda yürüyenlerin sevabından da kendisine verilir. Fakat onların sevabından hiçbir şey noksanlaşmaz. Her kim de İslâm’da kötü bir çığır açarsa, o kişiye onun günahı vardır. O kötü çığırda yürüyenlerin günahından da ona pay ayırılır. Fakat onların günahından da hiçbir şey noksanlaşmaz.”
(Müslim, Zekât 69. Ayrıca bk. Nesâî, Zekât 64)
 

لِيَحْمِلُٓوا اَوْزَارَهُمْ كَامِلَةً يَوْمَ الْقِيٰمَةِۙ 

 

لِ  harfi, يَحْمِلُٓوا  fiilini gizli  اَنْ ’le nasb ederek manasını sebep bildiren masdara çeviren cer harfidir. اَنْ  ve masdar-ı müevvel,  لِ  harf-i ceriyle  قَالُٓوا  fiiline mütealliktir.  

يَحْمِلُٓوا   fiili  نَ ‘un hazfıyla mansub muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. اَوْزَارَ  mef’ûlün bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzaftır. Muttasıl zamir  هُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. كَامِلَةً  kelimesi, اَوْزَارَ ‘nin hali olup fetha ile mansubdur. يَوْمَ  zaman zarfı olup  يَحْمِلُٓوا  fiiline mütealliktir.  الْقِيٰمَةِ  muzâfun ileyh olarak kesre ile mecrurdur.

اَنْ  harfi 6 yerde gizli olarak gelebilir: Harf-i cer olan (حَتّٰٓى)’dan sonra,  Atıf olan اَوْ ’den sonra,  Lamul cuhuddan sonra, Lamu-ta’lilden (sebep bildiren لِ) sonra, Vav-ı maiyye (وَ)’ den sonra, Sebep fe (فَ)’sinden sonra. Ayette lamu-ta’lilden (sebep bildiren لِ) sonra gizlenmiştir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.

Hal sahibu’l-hale ya  و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 

1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)  

وَمِنْ اَوْزَارِ الَّذ۪ينَ يُضِلُّونَهُمْ بِغَيْرِ عِلْمٍۜ 

 

Fiil cümlesidir. وَ  atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

مِنْ اَوْزَارِ  car mecruru  يَحْمِلُٓوا  fiiline mütealliktir.  مِنْ  teb’iz içindir. Cemi müzekker has ism-i mevsûl  الَّذ۪ينَ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. İsm-i mevsûlün sılası  يُضِلُّونَهُمْ ‘dir. Îrabtan mahalli yoktur.

يُضِلُّونَ  fiili  نَ ‘un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. 

Muttasıl zamir  هُمْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. بِغَيْرِ  car mecruru  يُضِلُّونَ ‘deki failin mahzuf haline mütealliktir. عِلْمٍ  muzâfun ileyh olarak kesra ile mecrurdur. 

مِنْ  harf-i ceri mecruruna ibtidaiyye, ba’z, tebyin, karşılaştırma, zaid, sebep, bedel – karşılık, iki şeyi birbirinden ayırt etmek gibi manalar kazandırabilir. Burada ba’z manasında gelmiştir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

يُضِلُّونَ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi  ضلل ’dir. 

İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.


اَلَا سَٓاءَ مَا يَزِرُونَ۟

 

اَلَا  tenbih harfidir.  سَٓاءَ  zem anlamı taşıyan camid fiildir. Faili müstetir olup takdiri  هُو ’dir. مَا  harfi,  سَٓاءَ  kelimesinin failini tefsir eden (açıklayan) nekre-i mevsûfedir.  سَٓاءَ  fiilinin mahsusu mahzuftur. Takdiri, هو  şeklindedir. İsm-i mevsûlün sılası  يَزِرُونَ۟ ‘dur. Îrabtan mahalli yoktur. 

يَزِرُونَ۟  fiili  نَ ‘un subutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.

سَٓاءَ  zem fiili bir şahsı veya nesneyi yermek maksadıyla kurulan cümlelerde olur. Cümleye kattığı genel anlam hayret ve mübalağa ifadesidir. Zem fiili ile kurulan cümlelerde fail, marife veya gizli zamir olur, ondan sonra da mahsus gelir. Fail zamir ise temyizle yahut  مَا  ile belirtilir. Bu fiilin failinin geliş şekilleri şunlardır: 1. Failinin  ال ’lı İsme Muzâf Olarak Gelmesi. 2. سَاءَ ’nin Temyiz Alması. 3. سَاءَ  Fiilinin  مَا  Harfi ile Gelmesi (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اَلَا ; Konuşmacı dinleyenlerin dikkatini çekmek,onları uyarmak ve konuşacağı sözün önemini belirtmek için konuşmasını bu edatla başlatır.Onun için bu edata istiftah ve tembih edatı denilmiştir.(Arap Dilinde Edatlar, Hasan Akdağ)

 

لِيَحْمِلُٓوا اَوْزَارَهُمْ كَامِلَةً يَوْمَ الْقِيٰمَةِۙ وَمِنْ اَوْزَارِ الَّذ۪ينَ يُضِلُّونَهُمْ بِغَيْرِ عِلْمٍۜ 

 

Akıbet bildiren harf-i cer  لِ ’nin gizli  أنْ ’le masdar yaptığı cümle, harf-i cerle önceki ayetteki  قَالُٓوا  fiiline mütealliktir.

Masdar-ı müevvel cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

كَامِلَةً  kelimesi  اَوْزَارَهُمْ ‘den haldir. Hal; cümlede failin, mef’ûlün veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır.

Ayetin sonunda müştakı zikredilen  اَوْزَارَهُمْ  kelimesinde irsâd sanatı vardır.

يَوْمَ   zaman zarfıdır, مِنْ اَوْزَارِ الَّذ۪ينَ  car-mecruru  لِيَحْمِلُٓوا  fiiline mütealliktir.

مِنْ اَوْزَارِ ’nin muzâfun ileyhi olan  الَّذ۪ينَ ’nin sıla cümlesi  يُضِلُّونَهُمْ بِغَيْرِ عِلْمٍۜ , müspet muzari fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil, hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi) 

بِغَيْرِ عِلْمٍۜ  car-mecruru, يُضِلُّونَهُمْ  fiilinin failinden mahzuf hale mütealliktir. Halin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.

اَوْزَارِ ‘nin tekrarında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

وِزر  kelimesinde istiare vardır. Çünkü gerçek anlamda اَوْزَارَ , ‘’yükler‘’ demek olup tekili وِزر ‘dir. Burada bunlarla kastedilen hata ve günahlardır. Zira günahlar sırtları çökerten ağır yükler konumundadır. Arapların فلانٌ خفيف الظهر  (Falanca hafif sırtlıdır) sözleri bu anlamdadır. Onlar bir kimseyi evladü iyal azlığı veya hata ve günah azlığı ile tanıtmak istediklerinde böyle nitelerler. (Şerîf er-Radî, Kur'an Mecazları) 

الأوْزارُ  kelimesinin asıl manası yüktür. Burada suç ve günah manasında kullanılmıştır. Çünkü failini kurtuluştan uzaklaştırıp acı ve ızdırap yükü bindirir. Bu yüzden ağırlığı suç ve günaha benzetme yoluyla istiare olarak kullanılır. Bu istiare yaygındır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  

بِغَيْرِعِلْمٍ  ifadesi,  يُضِلُّونَهم  fiilindeki mansub zamirden haldir. Yani onlar, saptırıldıkları halde bunu anlamayan ve kendilerine doğru yol gösterildiğini zanneden bilgisiz insanları saptırırlar. Bu sebeple buradaki ifadeden maksat, saptırma eyleminin küllî manadaki çirkinliğini bildirmek olup onu belirli şeylerle sınırlamak değildir. Nitekim saptırılmak, ancak tamamen veya kısmen olan bir bilgisizlik durumundan kaynaklanır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr) 

لِيَحْمِلُوا أوْزارَهُمْ  cümlesindeki lâm, قالُوا  fiili için talildir, ama sebep değil, varılan sonucu bildirir. Çünkü onlar  أساطِيرُ الأوَّلِينَ  [evvelkilerin masalları] dedikleri zaman sözlerinin, aldattıkları kişilerin günah yükünü taşımalarının sebebi olmasını istemediler. İşte bu yüzden buradaki lâm, onların akıbetleri hakkında haber verme amacıyla,  فالتَقَطَهُ آلُ فِرْعَوْنَ لِيَكُونَ لَهم عَدُوًّا وحَزَنًا (Kasas/7) ayetindeki gibi mecazî olarak kullanılmıştır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  

Bu ifadenin başındaki  لِ , lâmu’l-âkibedir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

لِيَحْمِلُٓوا  fiilinin müteallıkı اَوْزَارِ ‘ya dahil olan  مِنْ  harfi, ba'diyet içindir. (https://tafsir.app/aljadwal/16/25 )  

Râzî ise bu görüşte değildir. Vahidî şöyle demiştir: "Ayetteki, مِنْ اَوْزَارِ " kelimesindeki  مِنْ  teb'iz için değildir. Çünkü bu kelime bu manada olsaydı o zaman, tabi olanların günahlarının bir kısmı hafifletilirdi ki bu caiz değildir. Zira Hz. Peygamber, "Onların günahlarından herhangi bir şey eksilmeksizin" buyurmuştur. Aksine, bu ifadenin başındaki  مِنْ , cins ifade etmektedir. Yani "Onlar, kendilerine uyanların günahlarının cinsinden olan günahları taşımak için" demektir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

ومِن أوْزارِ الَّذِينَ يُضِلُّونَهُمْ  sözündeki  مِنْ  sebep içindir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr) 


 اَلَا سَٓاءَ مَا يَزِرُونَ۟

 

İstînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Cümlede  اَلَا  tenbih harfidir. Zem anlamı taşıyan camid fiil  سَاۤءَ ’nin dahil olduğu cümle, gayrı talebî inşâî isnaddır. 

سَٓاءَ  fiilinin  هو şeklinde takdir edilen mahsusunun hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır. 

مَا  ismi,  سَٓاءَ  fiilinin failini tefsir eden (açıklayan) nekre-i mevsûfedir.

يَزِرُونَ  fiili,  مَا ’nın sıfatı olarak mahallen mansubdur. Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan cümle, hudûs, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir.

Sıfat, mevsûfunun bir özelliğini açıklamak için yapılan ıtnâb sanatıdır. 

اَوْزَارِ - يَزِرُونَ۟  kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr vardır.

ألا ساءَ ما يَزِرُونَ  cümlesi tezyîldir. Tenbih harfiyle başlaması taşıdığı mananın önemi sebebiyledir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  

سَٓاءَ  zem fiili bir şahsı veya nesneyi yermek maksadıyla kurulan cümlelerde olur. Cümleye kattığı genel anlam hayret ve mübalağa ifadesidir. Zem fiili ile kurulan cümlelerde fail; marife veya gizli zamir olur, ondan sonra da mahsus gelir. Fail zamir ise temyizle yahut  مَا  ile belirtilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)