Kasas Sûresi 85. Ayet

اِنَّ الَّذ۪ي فَرَضَ عَلَيْكَ الْقُرْاٰنَ لَـرَٓادُّكَ اِلٰى مَعَادٍۜ قُلْ رَبّ۪ٓي اَعْلَمُ مَنْ جَٓاءَ بِالْهُدٰى وَمَنْ هُوَ ف۪ي ضَلَالٍ مُب۪ينٍ  ٨٥

Kur’an’ı sana farz kılan Allah, şüphesiz seni dönülecek bir yere döndürecektir. De ki: “Rabbim hidayetle geleni ve apaçık bir sapıklık içinde olanı daha iyi bilir.”
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 إِنَّ şüphesiz
2 الَّذِي ki
3 فَرَضَ gerekli kılan ف ر ض
4 عَلَيْكَ sana
5 الْقُرْانَ Kur’an’ı ق ر ا
6 لَرَادُّكَ elbette seni döndürecektir ر د د
7 إِلَىٰ
8 مَعَادٍ varılacak yere ع و د
9 قُلْ de ki ق و ل
10 رَبِّي Rabbim ر ب ب
11 أَعْلَمُ bilir ع ل م
12 مَنْ kim
13 جَاءَ getirmiştir ج ي ا
14 بِالْهُدَىٰ hidayet ه د ي
15 وَمَنْ ve kim
16 هُوَ O
17 فِي içindedir
18 ضَلَالٍ bir sapıklık ض ل ل
19 مُبِينٍ apaçık ب ي ن
 

Bu âyetin, hicret esnasında Mekke ile Medine arasında Cuhfe denilen yerde indiği rivayet edilmiştir (Şevkânî, IV, 184). “Allah, elbette seni yine dönülecek yere tekrar gönderecektir” ifadesi, müşrikler tarafından zulme mâruz kaldığı için Mekke’den hicret eden Hz. Peygamber’in bir gün zaferle tekrar oraya döneceğinin bir işaretidir. “Döndürülecek yer” ifadesi “ölüm, cennet, âhirette en yüksek makam” olarak da yorumlanmıştır (Taberî, XX, 123-126; Şevkânî, IV, 184). Âyetin, âhiret mükâfatı yanında dünyaya dönük bir işareti de vardır. Kur’an sayesinde Hz. Peygamber ve ona inananlar, onu izleyenler, Allah’ın murat ettiği sona, fıtratın imkân verdiği kemale ulaşacaklardır. Metinden de anlaşılacağı üzere âyetin son bölümü, Hz. Peygamber ile tartışan ve “Sen apaçık bir sapkınlık içindesin” şeklinde sözler sarfeden müşriklere cevap olarak inmiştir.

 

 Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 4 Sayfa: 249
 

Radde ردّ :   رَدٌّ bir şeyin bizzat kendisini veya hallerinden biriyle onu geri çevirmek ve döndürmektir. En'am, 6/28 '' وَلَوْ رُدُّوا لَعَادُوا لِمَا نُهُوا عَنْهُ / ...yoksa geri gönderilseler bile, yine kendilerine yasaklanan şeylere döneceklerdir.'' ayeti kerimesinde bizzat kendisini/zâtını geri çevirme anlamı vardır. Âli İmran, 3/149 '' يَرُدُّوكُمْ عَلٰٓى اَعْقَابِكُمْ   ...sizi gerisin geri döndürürler ''ayeti kerimesinde ise bir şeyin bulunduğu hale geri çevrilmesi (dinden döndürülmek) kastedilmiştir.

  رِدَّةٌ ve إرْتِدادٌ  kelimeleri gelinen yolda tekrar geri dönmektir. Fakat رِدَّةٌ sözcüğü sadece küfür anlamında kullanılırken, إرْتِدادٌ hem küfür hem de başka şeyler hakkında kullanılır. (Müfredat)

 Kuran’ı Kerim’de  farklı formlarda 59 defa geçmiştir. (Mucemul Müfehres)

Türkçede kullanılan şekilleri red, radde, irtidat, istirdat, tereddüt, mürted ve mütereddittir. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi) 

 

اِنَّ الَّذ۪ي فَرَضَ عَلَيْكَ الْقُرْاٰنَ لَـرَٓادُّكَ اِلٰى مَعَادٍۜ

 

İsim cümlesidir.  اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.  

الَّذ۪ي  cemi müzekker has ism-i mevsûl  اِنَّ ‘nin ismi olarak mahalen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası  فَرَضَ ‘dır. Îrabdan mahalli yoktur. 

Fiil cümlesidir. فَرَضَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. عَلَيْكَ  car mecruru  فَرَضَ  fiiline mütealliktir.  الْقُرْاٰنَ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. 

لَ  harfi  اِنَّ ’nin haberinin başına gelen lam-ı muzahlakadır. رَٓادُّكَ  kelimesi  اِنَّ ’nin haberi olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  كَ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.  اِلٰى مَعَادٍ  car mecruru  رَٓادُّكَ ‘ye mütealliktir. 

Tekid lamı diye isimlendirilen bu lamın kullanımı oldukça yaygındır. Fethalı olarak kullanılan bu lam, sadece ismin ve muzari fiilin başına dahil olur. İsim cümlesinin başına  اِنَّ  edatı gelince cümlenin başında gelmesi gereken lam-ı ibtida, اِنَّ ‘nin haberinin başına kayar. Bundan dolayı lam-ı muzahlaka olarak da adlandırılır. (Mehmet Altın , Kur’ân’da Te’kid Üslupları ve Çeşitleri )

رَٓادُّ , sülasi mücerredi  ردد  olan fiilin ism-i failidir.

İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 


 قُلْ رَبّ۪ٓي اَعْلَمُ مَنْ جَٓاءَ بِالْهُدٰى 

 

Fiil cümlesidir.  قُلْ  sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنت ‘dir. Mekulü’l-kavli  رَبّ۪ٓي اَعْلَمُ ‘dir.  قُلْ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.

İsim cümlesidir. رَبّ۪ٓي  mübteda olup mukadder damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Mütekellim zamiri  ى  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.  اَعْلَمُ  mübtedanın haberi olup damme ile merfûdur. 

مَنْ  müşterek ism-i mevsûl  اَعْلَمُ ‘nun mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası  جَٓاءَ ‘dir. Îrabdan mahalli yoktur. 

جَٓاءَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir.  بِالْهُدٰى  car mecruru  جَٓاءَ ‘deki  failin mahzuf haline müteallik olup, elif üzere mukadder kesra ile mecrurdur. Maksur isimdir.

Maksur isimler: Sondan bir önceki harfi fethalı olup son harfi (ى) olan isimlere “maksur isimler” denir. Maksur isimler genellikle (ى) ile biter. Fakat çok az olarak (ا) ile biten maksur isimler de vardır. Maksur isimlerin sonunda yer alan bu harflere “elif-i maksure” denir.  اَلْفَتَى – اَلْعَصَا  gibi…

Maksur isimlerin irab durumu şöyledir: Merfu halinde takdiri damme ile, mansub halinde takdiri fetha ile, mecrur halinde takdiri kesra ile îrab edilir. Yani maksur isimler merfû, mansub, mecrur hallerinde hep takdiri olarak (takdiren) îrab edilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اَعْلَمُ ; ism-i tafdil kalıbıdır. İsm-i tafdil; bir vasfın, bir hususun bir varlıkta diğer bir varlıktan daha fazla olduğunu ifade eder. İsm-i tafdil  اَفْضَلُ  veznindendir. İsm-i tafdilin sıfat-ı müşebbeheden farkı; renk, şekil, uzuv noksanlığı ifade etmemesidir. Müennesi  فُعْلَى  veznindedir. 

İsm-i tafdilden önce gelen isme “mufaddal”, sonra gelen isme “mufaddalun aleyh’’ denir. Mufaddal ve mufaddalun aleyhi bazen açıkça cümlede göremeyebiliriz. Bu durumda mufaddal ve mufaddalun aleyh cümlenin gelişinden anlaşılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)


 وَمَنْ هُوَ ف۪ي ضَلَالٍ مُب۪ينٍ

 

Atıf harfi وَ ‘la makablindeki ism-i mevsûle matuf olup, mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası  هُوَ ف۪ي ضَلَالٍ مُب۪ينٍ ‘dir. Îrabdan mahalli yoktur.

İsim cümlesidir. Munfasıl zamir  هُوَ  mübteda olarak mahallen merfûdur. ف۪ي ضَلَالٍ  car mecruru mübtedanın mahzuf haberine mütealliktir.  مُب۪ينٍ  kelimesi  ضَلَالٍ ‘in sıfatı olup kesra ile mecrurdur.

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar. 

Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette müfred şeklindedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

مُب۪ينٍ ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir.

İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

اِنَّ الَّذ۪ي فَرَضَ عَلَيْكَ الْقُرْاٰنَ لَـرَٓادُّكَ اِلٰى مَعَادٍۜ 

 

Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Ayette mütekellim Allah Teâlâ, muhatap, Hz. Peygamberdir.

اِنَّ  ve lam-ı muzahlaka ile tekid edilmiş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.  

اِنَّ ’nin isminin ism-i mevsûlle gelmesi, sonraki haberin önemine dikkat çekmek içindir.

Müsnedin ileyh konumunda olan müfred müzekker has ism-i mevsûl  الَّذ۪ي ’nin sıla cümlesi olan  فَرَضَ عَلَيْكَ الْقُرْاٰنَ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Car mecrur  عَلَيْكَ , ihtimam için mef’ûl olan  الْقُرْاٰنَ ’ye takdim edilmiştir.

Veciz ifade kastına matuf  رَٓادُّكَ  izafeti, Hz. Peygamber’e ait  zamire muzaf olan  رَٓادُّ ‘ye, tazim içindir.

رَٓادُّكَ ‘ye müteallik olan car-mecrur  مَعَادٍۜ ‘deki nekrelik tazim ifade eder.

لَـرَٓادُّكَ - مَعَادٍ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

اِنَّ ’nin haberi olan  رَٓادُّكَ , ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin müsnedün ileyhteki istimrar ve istikrarına işaret etmiş, isim cümlesinin sübutunu artırmıştır.

İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden bu ve benzeri cümleler,  اِنَّ , isim cümlesi ve lam-ı muzahlaka sebebiyle üç katlı tekid ifade eden çok muhkem cümlelerdir. 

İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Tekid lamı diye isimlendirilen bu lamın kullanımı oldukça yaygındır. Fethalı olarak kullanılan bu lâm, sadece ismin ve muzari fiilin başına dahil olur. İsim cümlesinin başına  اِنَّ  edatı gelince cümlenin başında gelmesi gereken lam-ı ibtida,  اِنَّ ‘nin haberinin başına kayar. Bundan dolayı lam-ı muzahlaka olarak da adlandırılır. (Kur’an’da Te’kid Üslupları ve Çeşitleri Mehmet Altın Şırnak Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi 2017/3)

Kelam ihtimamı için tekid harfiyle başlamıştır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  

Müsnedün ileyh Allah Teâlâ’nın sılasındaki habere ima için özel ismiyle değil ism-i mevsûlle gelmiştir.(Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr) 

İsm-i mekan veznindeki  مَعَادٍۜ ‘in tenkiri, tazim içindir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Halidî, Vakafat, S.107)

Herhalde sana bu Kur'an'ı farz kılan, yani bu Kur'an ile ameli farz kılan Cenab-ı Hak elbette seni dönülecek yere döndürecektir. Bu ayet Mekke'den hicret esnasında Cuhfe'de indiğine göre, meâd, ölüm; döndürmekten maksat ise Mekke'ye geri döndürülmedir. Yani ahirete irtihal etmeden önce seni bu çıktığın yere geri getirecek, Mekke'yi fethettirecektir. (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili) 

Kur’an’ı okumayı, tebliğ etmeyi ve muhtevasıyla amel etmeyi sana farz kılan, seni elbet bir sonuca vardıracak! Hem öyle bir sonuç ki… Öldükten sonra hiçbir beşere nasip olmayan muazzam ve mükemmel bir sonuç!  مَعَادٍۜ  kelimesinin nekre yapılması işbu mana içindir. Şu da söylenmiştir: Varılacak sonuç anlamındaki  مَعَادٍۜ ‘dan maksat Mekke’dir. Şöyle ki: Mekke fethedildiği gün, Allah Teâlâ onu Mekke’ye ulaştırmış olacaktır; مَعَادٍ  kelimesi nekre gelmiştir; çünkü o sırada Mekke varılacak anlamlı bir sonuç ve dönülecek önemli bir yer idi. Zira bu, Peygamber’in (s.a.v) Mekke’ye egemen olup ora halkını itaat altına aldığını, İslam’ın ve Müslümanların izzete erdiğini, şirkin ve şirk birliğinin ise zillete düştüğünü gösteriyor olacaktı!.. Sure hicretten önce Mekke’de nazil olmuştur; Allah Teâlâ adeta Peygamber (s.a.v)  Mekke’de Mekkelilerin baskı ve işkencesi altında iken onu oradan hicret ettirip tekrar muzaffer ve egemen bir şekilde Mekke’ye döndüreceğini vadetmektedir. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)


 قُلْ رَبّ۪ٓي اَعْلَمُ مَنْ جَٓاءَ بِالْهُدٰى وَمَنْ هُوَ ف۪ي ضَلَالٍ مُب۪ينٍ

 

Cümle, istînâfiyye veya birbirine matuf iki cümle arasında itiraziyye olarak fasılla gelmiştir.

Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.

قُلْ  fiilinin mekulü’l-kavli olan  رَبّ۪ٓي اَعْلَمُ مَنْ جَٓاءَ بِالْهُدٰى وَمَنْ هُوَ ف۪ي ضَلَالٍ مُب۪ينٍ , sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Veciz ifade kastına matuf  رَبّ۪ٓي  izafetinde, Rab isminin Peygamberimize ait olan zamire muzâf olması, Resulullah'a (s.a.v) destek ve şeref içindir.

Müsned olan  اَعْلَمُ , ism-i tafdil vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. اَعْلَمُ ‘nün mef’ûlü konumundaki müşterek ism-i mevsûl  مَنْ ‘nın sıla cümlesi olan  جَٓاءَ بِالْهُدٰى , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

İkinci müşterek ism-i mevsûl  مَنْ , birinciye matuftur. Sıla cümlesi olan  هُوَ ف۪ي ضَلَالٍ مُب۪ينٍ , sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır. Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. Car mecrur  ف۪ي ضَلَالٍ , mübtedanın mahzuf haberine mütealliktir.

ضَلَالٍ ‘deki nekrelik nev, kesret ve tahkir ifade eder. 

ضَلَالٍ  için sıfat olan  مُب۪ينٍ , mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.

Sıfat, mevsûfunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır.

ضَلَالٍ ‘nin  مُب۪ينٍ ‘le sıfatlanması, onların sapkınlığının gözle görülür bir hal aldığını ifade eder.

ف۪ي ضَلَالٍ مُب۪ينٍ  ibaresindeki  ف۪ي  harfinde istiare vardır. Bilindiği gibi  فِی  harfi zarfiye manası içerir. Ayette sapkınlık, içi olan bir şeye benzetilerek istiare yapılmıştır. Câmi’, her ikisindeki mutlak irtibattır. Bu istiareyle, içinde bulundukları durumun şiddetli kötülüğü, sapıklığın onları kapalı bir mekân gibi tamamen kuşattığı ifade edilerek vurgulanmıştır. 

اَعْلَمُ ’da cem’ vardır. Hidayette olmak ve dalalet içinde olmak şeklindeki ayrım taksimdir.

جَٓاءَ , geldi manasındadır.  بِ  harfiyle kullanıldığında getirdi anlamına gelir. Fiillerin harf-i cerlerle yeni mana kazanmaları tazmin sanatıdır.

هُدٰى - ضَلَالٍ  kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır.

هُوَ ف۪ي ضَلَالٍ مُب۪ينٍ  cümlesiyle, جَٓاءَ بِالْهُدٰى  cümlesi arasında mukabele sanatı vardır.

Ayetin bu son cümlesinde ‘bir anlam için söylenen sözün içine başka bir anlam yerleştirmek şeklinde açıklanan idmâc sanatı vardır. [Rabbim hidayetle geleni ve apaçık bir sapıklık içinde olanı daha iyi bilir.] ifadesine, Allah Teâlânın, her şeyi bildiği beyan edilirken, adaletle, hatasız olarak hükmedeceği, herkesin gereken karşılığı göreceği anlamı idmâc edilmiştir. Tehdit ve ümit anlamı taşıyan bu cümlede, mecâz-ı mürsel sanatı vardır. Lâzım zikredilmiş, melzûm kastedilmiştir.

İsm-i fail vezninde gelen  مُب۪ينٍ , açıklayan, açık demektir. ضَلَالٍ ‘nin  مُب۪ينٍ  ile sıfatlanması cansız bir şeyin şahsa benzetilmesi açısından istiaredir. Gayrı akil varlık, iradesi olan şahıs menziline konulmuştur. Bu üslupta mübalağa ve tecessüm sanatları da vardır.

مُب۪ينٍ  bilindiği gibi  إبان ’den ism-i faildir.  إبان  ise hem lâzım hem de müteaddi olur. Lâzım olunca  مُب۪ينٍۙ  “açık” demektir. Müteaddi olunca mübeyyin anlamına gelir, açıklayıcı, aydınlatıcı veya furkan anlamına ayırıcı demek olur. (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, Hud/96)