مَنْ جَٓاءَ بِالْحَسَنَةِ فَلَهُ خَيْرٌ مِنْهَاۚ وَمَنْ جَٓاءَ بِالسَّيِّئَةِ فَلَا يُجْزَى الَّذ۪ينَ عَمِلُوا السَّيِّـَٔاتِ اِلَّا مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ ٨٤
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | مَنْ | kim |
|
| 2 | جَاءَ | getirirse |
|
| 3 | بِالْحَسَنَةِ | bir iyilik |
|
| 4 | فَلَهُ | ona vardır |
|
| 5 | خَيْرٌ | daha güzeli |
|
| 6 | مِنْهَا | ondan |
|
| 7 | وَمَنْ | ve kim |
|
| 8 | جَاءَ | getirirse |
|
| 9 | بِالسَّيِّئَةِ | kötülük |
|
| 10 | فَلَا |
|
|
| 11 | يُجْزَى | cezalandırılmaz |
|
| 12 | الَّذِينَ | kimseler |
|
| 13 | عَمِلُوا | yapan(lar) |
|
| 14 | السَّيِّئَاتِ | kötülükleri |
|
| 15 | إِلَّا | başkasıyla |
|
| 16 | مَا | şeylerden |
|
| 17 | كَانُوا | oldukları |
|
| 18 | يَعْمَلُونَ | yapıyor(lar) |
|
İnsanların dünya hayatında yaptıklarının âhirette karşılıksız kalmayacağı, ceza veya mükâfatın, dünya hayatında ortaya konan iyi ya da kötü tutum ve davranışların tabii sonucundan başka bir şey olmadığı ifade edilmektedir (“iyilik” diye çevirdiğimiz hasene ve “kötülük” diye çevirdiğimiz seyyie kavramları hakkında bilgi için bk. En‘âm 6/160; Neml 27/89-90).
Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 4 Sayfa: 248-249مَنْ جَٓاءَ بِالْحَسَنَةِ فَلَهُ خَيْرٌ مِنْهَاۚ
İsim cümlesidir. مَنْ iki muzari fiili cezm eden şart ismi olup, mübteda olarak mahallen merfûdur. Şart ve cevap cümlesi, mübteda مَنۡ ‘ nin haberi olarak mahallen merfûdur.
جَٓاءَ şart fiili olup, fetha üzere mebni mazi fiildir. Mahallen meczumdur. Faili müstetir olup takdiri هُو ’dir. بِالْحَسَنَةِ car mecruru جَٓاءَ ‘deki failin mahzuf haline mütealliktir.
فَ şartın cevabının başına gelen rabıtadır.
İsim cümlesidir. لَهُ car mecruru mahzuf mukaddem habere mütealliktir. خَيْرٌ muahhar mübteda olup damme ile merfûdur. مِنْهَا car mecruru خَيْرٌ ’a mütealliktir.
Şart ve cevap fiilleri mazi de muzari de gelebilir. Ancak aslolan ikisinin de muzari gelmesidir. Cevap cümlesi ise mazi ve muzari cümleleriyle gelebildiği gibi diğer cümlelerle de gelebilir.
Cevap cümlesi; başına hiçbir edat gelmeyen olumlu mazi ve muzari olarak geldiğinde başına cevap (rabıt ف ’si) gelmez. Ayrıca لَمْ (cahd-ı mutlak) ve لَا (nefyi istikbal) ile menfi olan muzari olarak geldiğinde de umumiyetle başına cevap (rabıt ف ’si) gelmez, bunun haricinde gelen cümle çeşitlerinde ise umumiyetle başına cevap (rabıt ف ’si) gelir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
خَيْرٌ ; ism-i tafdil kalıbıdır. İsmi tafdil; bir vasfın, bir hususun bir varlıkta diğer bir varlıktan daha fazla olduğunu ifade eder. İsmi tafdil اَفْضَلُ veznindendir. İsmi tafdilin sıfatı müşebbeheden farkı; renk, şekil, uzuv noksanlığı ifade etmemesidir. Müennesi فُعْلَى veznindedir.
İsmi tafdilden önce gelen isme “mufaddal”, sonra gelen isme “mufaddalun aleyh’’ denir. Mufaddal ve mufaddalun aleyhi bazen açıkça cümlede göremeyebiliriz. Bu durumda mufaddal ve mufaddalun aleyh cümlenin gelişinden anlaşılır.
خَيْرٌ ve شَرٌّ kelimeleri Kur’an-ı Kerim’de umumiyetle ismi tafdil manasında gelmiştir. Bunların asılları اَخْيَرُ ve اَشْرَرُ veznindedir. Çok kullanıldıklarından dolayı Arap dilbilgisinde bu şekilde gelmektedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَمَنْ جَٓاءَ بِالسَّيِّئَةِ فَلَا يُجْزَى الَّذ۪ينَ عَمِلُوا السَّيِّـَٔاتِ
İsim cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
مَنْ iki muzari fiili cezm eden şart ismi olup, mübteda olarak mahallen merfûdur. Şart ve cevap cümlesi, mübteda مَنۡ ‘ nin haberi olarak mahallen merfûdur.
جَٓاءَ şart fiili olup, fetha üzere mebni mazi fiildir. Mahallen meczumdur. Faili müstetir olup takdiri هُو ’dir. بِالسَّيِّئَةِ car mecruru جَٓاءَ ‘deki failin mahzuf haline mütealliktir.
فَ şartın cevabının başına gelen rabıtadır.
لَا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. يُجْزَى elif üzere mukadder damme ile merfû meçhul muzari fiildir. Cemi müzekker has ism-i mevsûl الَّذ۪ينَ naib-i fail olarak mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlun sılası عَمِلُوا ’dur. Îrabdan mahalli yoktur.
عَمِلُوا damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. السَّيِّـَٔاتِ mef’ûlun bih olup, nasb alameti kesradır. Cemi müennes salim kelimeler hareke ile irablanır.
Meçhul fiil gelmesinin sebepleri şunlardır: Fail bilinmediği zaman, Fail muhataptan gizlenmek istendiği zaman, Fail herkes tarafından bilindiği zaman, Failin zikredilmesine gerek olmadığı zaman, fiile vurgu yapılmak istendiği zaman. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اِلَّا مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ
اِلَّا hasr edatıdır. مَا masdariyyedir. مَا ve masdar-ı müevvel amili يُجْزَى ‘nın mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur. Muzâf mahzuftur. Takdiri, جزاء عملهم. şeklindedir.
كَانَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.
كَانُوا nakıs, damme üzere mebni mazi fiildir. كَانُوا ’nun ismi, cemi müzekker olan و muttasıl zamiri olarak mahallen merfûdur. يَعْمَلُونَ cümlesi, كَانُوا ’nun haberi olarak mahallen mansubdur.
يَعْمَلُونَ fiili نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.
مَنْ جَٓاءَ بِالْحَسَنَةِ فَلَهُ خَيْرٌ مِنْهَاۚ
Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Şart üslubundaki terkipte مَنْ جَٓاءَ بِالْحَسَنَةِ , şart cümlesidir.
Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesinde مَنْ şart ismi mübteda, hudûs, sebat, istikrar ve temekkün ifade eden جَٓاءَ بِالْحَسَنَةِ cümlesi mübtedanın haberi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
İsim cümlesinde müsnedin mazi fiil cümlesi olması hükmü takviye etmiştir.
فَ karinesiyle gelen cevap cümlesi فَلَهُ خَيْرٌ مِنْهَا , sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Cümlede takdim-tehir ve îcaz-ı hazif sanatları vardır. لَهُ mahzuf mukaddem habere mütealliktir. خَيْرٌ muahhar mübtedadır.
Şart ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.
مِنْهَا ‘nın müteallakı ve müsned olan خَيْرٌ , daha hayırlıdır anlamında ism-i tafdil kalıbında gelerek mübalağa ifade etmiştir.
خَيْرٌ - الْحَسَنَةِ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı sanatı vardır.
جَٓاءَ , geldi manasındadır. بِ harfiyle kullanıldığında getirdi anlamına gelir. Fiillerin harf-i cerlerle yeni mana kazanmaları tazmin sanatıdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Halidî, Vakafat, s. 107)
Şart isimleri, ism-i mevsûller gibi umum ifade ederler. (Hâlidî, Vakafât, s. 103)
Nahivcilere göre şart fiili olarak kullanılan mazi fiil gelecek zaman ifade eder. (Fâdıl Sâlih Sâmerrâî, Beyânî Tefsîr Yolu, c. 2, s.106.)
جاءَ fiilinin iki yerde de gelişi, hesap zamanı, kötülükle ve iyilikle gelenin kastedildiğine işaret içindir. الَّذِينَ عَمِلُوا السَّيِّئاتِ ifadesindeki عَمِلُوا fiilinin tercih edilmesi gördükleri cezanın sebebinin yaptıkları şeyler olduğuna ve Allah’ın adaletine daha fazla tenbih içindir. (Âşûr)
Nahivcilere göre şart fiili olarak kullanılan mazi fiil gelecek zaman ifade eder. (Fâdıl Sâlih Sâmerrâî, Beyânî Tefsîr Yolu, c. 2, s.106.)
İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
وَمَنْ جَٓاءَ بِالسَّيِّئَةِ فَلَا يُجْزَى الَّذ۪ينَ عَمِلُوا السَّيِّـَٔاتِ اِلَّا مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ
Önceki cümleye atıf harfi وَ ’la atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat ayrıca tezat ilişkisi mevcuttur.
Şart üslubundaki terkipte مَنْ جَٓاءَ بِالسَّيِّئَةِ , şart cümlesidir.
Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesinde مَنْ şart ismi mübteda, جَٓاءَ بِالسَّيِّئَةِ cümlesi, mübtedanın haberidir. Hudus, sebat, temekkün ve istikrar ifade eden mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidai kelamdır.
İsim cümlesinde müsnedin mazi fiil cümlesi olması hükmü takviye etmiştir.
فَ karinesiyle gelen cevap cümlesi olan فَلَا يُجْزَى الَّذ۪ينَ عَمِلُوا السَّيِّـَٔاتِ اِلَّا مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ , hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade eden muzari fiil sıygasında faide-i haber inkârî kelamdır. Cümle kasr üslubuyla tekit edilmiştir.
يُجْزَى fiili meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime meçhul binada naib-i fail olur.
Kur’an-ı Kerim’de tehdit, uyarı ve korkutma manası olan fiiller genellikle meçhul sıyga ile gelir.
يُجْزَى fiilinin naib-i faili konumundaki müşterek ism-i mevsûl الَّذ۪ينَ ’nin sıla cümlesi عَمِلُوا السَّيِّـَٔاتِ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
يُجْزَى fiilinin mef’ûlü konumundaki müşterek ism-i mevsûl مَا ’nın sıla cümlesi olan كَانُوا يَعْمَلُونَ , nakıs fiil كَانَ ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır. Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan يَعْمَلُونَ cümlesi كَانَ ‘nin haberidir.
كَانَ ’nin haberinin muzari fiil cümlesi olarak gelmesi hükmü takviye, ifade etmiştir.
Nefy harfi لا ve istisna edatı اِلَّا ile oluşan iki tekit hükmündeki kasr, fiil ve mef’ûlü arasındadır. يُجْزَى maksûr/sıfat, مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ maksûrun aleyh/mevsûf olmak üzere, kasr-ı sıfat ale’l-mevsûftur. Kasr-ı mevsûf ale’s-sıfat olması da caizdir. Bu durumda fail tarafından gerçekleştirilen fiil başka mef'ûllere değil, zikredilen mef'ûle tahsis edilmiş olur. Onlar sadece amellerinin karşılığını görürler. Yaptıkları ameller dışında bir şey sebebiyle cezalandırılmazlar.
عَمِلُوا - يَعْمَلُونَ ve بِالسَّيِّئَةِ - السَّيِّـَٔاتِ gruplarındaki kelimeler arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
السَّيِّـَٔاتِ - الْحَسَنَةِ kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır.
مَنْ - جَٓاءَ kelimelerinin tekrarında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
مَنْ جَٓاءَ بِالْحَسَنَةِ فَلَهُ خَيْرٌ مِنْهَا [Kim bir iyilik getirirse, onun için ondan daha hayırlısı vardır] - وَمَنْ جَٓاءَ بِالسَّيِّئَةِ فَلَا يُجْزَى الَّذ۪ينَ [Kim de bir kötülük getirirse ona da sadece misliyle karşılığı verilir] cümlesi arasında güzel bir mukabele sanatı vardır.
Burada zamir yerine zahir ismin konulması, kötülüğün onlara tekrar isnad edilmesiyle hallerini sert bir dille eleştirmek içindir. Ancak yaptıklarının misli ile cezalanırlar ifadesinde misli hazf edilmiş, مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ onun yerine geçirilmiştir. Bu da misilde mübalağa etmek içindir. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)
Cenab-ı Hakk, [Eğer iyilik ederseniz kendinize iyilik etmiş olursunuz. Eğer kötülük ederseniz kendinize kötülük etmiş olursunuz. (İsra Suresi, 7)] buyurarak “ihsan”ı iki defa tekrarlamış: kötülük yapmayı da bir kere zikretmekle yetinmiştir. Bu ayette ise, السَّيِّئَ ’yi iki defa zikretmiş, حَسَنَةِ ’yi bir defa zikretmekle yetinmiştir. Bunun sebebi ne olabilir?
Cevap: Çünkü burası, ahiret yurduna teşvik makamıdır. Binaenaleyh günahlardan men etme hususunda müessir ve beliğ ifade kullanmak, burada sor derece uygundur. Zira günahlardan alabildiğine caydırmak, o nispette ahirete davet etmek demektir. Ama İsra Suresindeki ayette Cenab-ı Hakk, onların hallerini açıklamıştır. Binaenaleyh onların güzel yanlarını iyice anlatmak oraya uygun düşer. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
Cenab-ı Hakk, السَّيِّئَةِ lafzını bu ayette iki kez zikretmiştir. Çünkü kötü amelin onlara tekrar tekrar isnad edilmesinde, onların hallerini iyice kötülemek ve dinleyenlerin kalbinde, السَّيِّئَةِ isminin kötü bir şey olduğunu iyice vurgulamak vardır. Allah'ın السَّيِّئَة ’ye karşı, ancak misliyle; haseneye de on katıyla mukabelede bulunması, O'nun büyük fazlındandır.” (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
إلّا ما كانُوا يَعْمَلُونَ ifadesi müferrağ istisnadır. Müstesna teşbih-i beliğ olarak gelmiştir. Yani جَزاءُ شَبَهِ الَّذِي كانُوا يَعْمَلُونَهُ (Onu yapanlarınkine benzer bir ceza) demektir. Benzerlik ve denklik dini örf açısındandır. Yaptıklarına uygun bir ceza demektir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
كَانَ ’nin haberinin muzari fiille gelmesi, geçmişte belirli bir süre devam edip biten eylemler ve geçmişte mûtat olarak yapılan, âdet haline gelmiş davranışlar olmak üzere iki manaya delalet eder. (Vecih Uzunoğlu, Arap Dilinde كَانَ ’nin Fiili ve Kur'an’da Kullanımı, DEÜ İlahiyat Fak. Dergisi Sayı 41)
Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Meçhul bina, naib-i failin bu fiilde bir dahli olmadığına da işaret eder. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er-Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i İbrahim, s. 127)