اَفَمَنْ هُوَ قَٓائِمٌ عَلٰى كُلِّ نَفْسٍ بِمَا كَسَبَتْۚ وَجَعَلُوا لِلّٰهِ شُرَكَٓاءَۜ قُلْ سَمُّوهُمْۜ اَمْ تُنَبِّؤُ۫نَهُ بِمَا لَا يَعْلَمُ فِي الْاَرْضِ اَمْ بِظَاهِرٍ مِنَ الْقَوْلِۜ بَلْ زُيِّنَ لِلَّذ۪ينَ كَفَرُوا مَكْرُهُمْ وَصُدُّوا عَنِ السَّب۪يلِۜ وَمَنْ يُضْلِلِ اللّٰهُ فَمَا لَهُ مِنْ هَادٍ ٣٣
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | أَفَمَنْ | kimse gibi midir? |
|
| 2 | هُوَ | o |
|
| 3 | قَائِمٌ | duran |
|
| 4 | عَلَىٰ | üzerinde |
|
| 5 | كُلِّ | her |
|
| 6 | نَفْسٍ | nefsin |
|
| 7 | بِمَا |
|
|
| 8 | كَسَبَتْ | yaptığı işin |
|
| 9 | وَجَعَلُوا | onlar koştular |
|
| 10 | لِلَّهِ | Allah’a |
|
| 11 | شُرَكَاءَ | ortaklar |
|
| 12 | قُلْ | de ki |
|
| 13 | سَمُّوهُمْ | onları isimlendirin |
|
| 14 | أَمْ | yoksa |
|
| 15 | تُنَبِّئُونَهُ | siz haber mi veriyorsunuz? |
|
| 16 | بِمَا | bir şeyi |
|
| 17 | لَا |
|
|
| 18 | يَعْلَمُ | (Allah’ın) bilmediği |
|
| 19 | فِي |
|
|
| 20 | الْأَرْضِ | yeryüzünde |
|
| 21 | أَمْ | yoksa |
|
| 22 | بِظَاهِرٍ | boş |
|
| 23 | مِنَ |
|
|
| 24 | الْقَوْلِ | söz mü (söylüyorsunuz)? |
|
| 25 | بَلْ | hayır |
|
| 26 | زُيِّنَ | süslü gösterildi |
|
| 27 | لِلَّذِينَ | kimselere |
|
| 28 | كَفَرُوا | inkar eden(lere) |
|
| 29 | مَكْرُهُمْ | tuzakları |
|
| 30 | وَصُدُّوا | ve çıkarıldılar |
|
| 31 | عَنِ | -dan |
|
| 32 | السَّبِيلِ | yol- |
|
| 33 | وَمَنْ | ve kimi |
|
| 34 | يُضْلِلِ | şaşırtırsa |
|
| 35 | اللَّهُ | Allah |
|
| 36 | فَمَا | artık olmaz! |
|
| 37 | لَهُ | ona |
|
| 38 | مِنْ | hiçbir |
|
| 39 | هَادٍ | yol gösteren |
|
اَفَمَنْ هُوَ قَٓائِمٌ عَلٰى كُلِّ نَفْسٍ بِمَا كَسَبَتْۚ وَجَعَلُوا لِلّٰهِ شُرَكَٓاءَۜ
İsim cümlesidir. Hemze istifham harfidir. فَ istînâfiyyedir. Müşterek ism-i mevsûl مَنْ mübteda olarak mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlun sılası هُوَ قَٓائِمٌ ‘dir. Îrabtan mahalli yoktur.
Munfasıl zamir هُوَ mübteda olarak mahallen merfûdur. قَٓائِمٌ haber olup damme ile merfûdur. Müşterek ism-i mevsûl مَنْ ‘nin haberi mahzuftur. Takdiri; كمن ليس كذلك (böyle olmayan gibi) şeklindedir.
عَلٰى كُلِّ car mecruru قَٓائِمٌ ‘a mütealliktir. نَفْسٍ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. مَا ve masdar-ı müevvel بِ harf-i ceriyle كَسَبَتْ fiiline mütealliktir.
كَسَبَتْ fetha üzere mebni mazi fiildir. تْ te’nis alametidir. Faili müstetir olup takdiri هى ‘dir.
وَ istînâfiyyedir. جَعَلُوا damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Değiştirme anlamında kalp fiilidir. لِلّٰهِ car mecruru جَعَلُوا fiiline mütealliktir.
شُرَكَٓاءَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Kelimesi sonunda zaid yani kelimenin kök harflerinden olmayan elif-i memdude olan isimlerden olduğu için gayri munsariftir.
Gayri munsarif isimler: Kesra (esre) ve tenvini alamayan isimlerdir. Gayri munsarif isimler esre yerine fetha alırlar. Yani bu isimler ref halinde damme, nasb halinde fetha, cer halinde yine fetha alırlar. Gayri munsarife “memnu’un mine’s-sarf (اَلْمَمْنُوعُ مِنَ الصَّرفِ)” da denir. Arapçada kullanılmakla birlikte arapça kökenli olmayan alem (özel) isimler (Yer, ülke, kişi adları vb. gibi isimler) de gayrı munsarıfa girer.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Değiştirme manasına gelen جَعَلَ kelimesi 3 şekilde gelir: 1. Bir şeyden başka bir şey meydana getirmek. 2. Bir halden başka bir hale geçmek 3. Bir şeyle başka bir şeye hükmetmek. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
قَٓائِمٌ ; sülâsî mücerredi قوم olan fiilin ism-i failidir.
İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
قُلْ سَمُّوهُمْۜ اَمْ تُنَبِّؤُ۫نَهُ بِمَا لَا يَعْلَمُ فِي الْاَرْضِ اَمْ بِظَاهِرٍ مِنَ الْقَوْلِۜ
Fiil cümlesidir. قُلْ sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ‘dir. Mekulül kavli, سَمُّوهُمْ ‘dir. قُلْ fiilinin mef’ûlu bihi olarak mahallen mansubdur.
سَمُّوهُمْ fiili نَ ‘un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir هُمْ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.
اَمْ munkatıadır. بل ve hemze manasındadır. تُنَبِّؤُ۫نَ fiili نَ ‘un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir هُ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. مَا müşterek ism-i mevsûl بِ harf-i ceriyle تُنَبِّؤُ۫نَ fiiline mütealliktir.
لَا nefy harfi olup olumsuzluk manasınadır. يَعْلَمُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. فِي الْاَرْضِ car mecruru يَعْلَمُ fiilinin mahzuf ikinci mef’ûlun bihine mütealliktir.
اَمْ munkatıadır. بل ve hemze manasındadır. بِظَاهِرٍ car mecrurun müteallakı mahzuftur. Takdiri; تسمّونهم (Onları isimlendiriyorsunuz) şeklindedir. مِنَ الْقَوْلِ car mecruru بِظَاهِرٍ ‘ın mahzuf sıfatına mütealliktir.
اَمْ: Çoğunlukla soru edatlarıyla birlikte kullanılır ve muhataptan bu edatın öncesi ile sonrasındaki unsurlardan birini ta’yin ve tercih etmesini zorunlu kılar. Genellikle soru edatı olan hemze ile (اَ) birlikte kullanılır. İkiye ayrılır: Muttasıl اَمْ . Munkatı اَمْ (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
تُنَبِّؤُ۫نَ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındadır. Sülâsîsi نبأ ’dir.
Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef'ûlün çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar. Tef’il babının en yaygın anlamı teksirdir.
ظَاهِرٍ ; sülâsî mücerredi ظهر olan fiilin ism-i failidir.
İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
بَلْ زُيِّنَ لِلَّذ۪ينَ كَفَرُوا مَكْرُهُمْ وَصُدُّوا عَنِ السَّب۪يلِۜ
Fiil cümlesidir. بَلْ idrab ve atıf harfidir. زُيِّنَ fetha üzere mebni meçhul mazi fiildir. لِلَّذ۪ينَ cemi müzekker has ism-i mevsûl لِ harf-i ceriyle اَمْلَيْتُ fiiline mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası كَفَرُوا ‘dur. Îrabtan mahalli yoktur.
كَفَرُوا damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. مَكْرُهُمْ kelimesi زُيِّنَ fiilinin muahhar naib-i faili olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هُمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. صُدُّوا fiili atıf harfi وَ ‘la كَفَرُوا fiiline matuftur.
صُدُّوا damme üzere mebni meçhul mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı naib-i fail olarak mahallen merfûdur. عَنِ السَّب۪يلِ car mecruru صُدُّوا fiiline mütealliktir.
بَلْ ; önce söylenen birşeyden vazgeçmeyi belirtir. Buna idrab denir. "Öyle değil, böyle, fakat, bilakis, belki" anlamlarını ifade eder.
Kendisinden sonra gelen cümle ile iki anlam ifade eder: 1. Kendisinden önceki cümlenin ifade ettiği anlamın doğru olmadığını, doğrusunun sonraki olduğunu ifade etmeye yarar. Bu durumda edata karşılık olarak “oysa, oysaki, halbuki, bilakis, aksine” manaları verilir.
2. Bir maksattan başka bir maksada veya bir konudan diğer bir konuya geçiş için kullanılır. Burada yukarıda olduğu gibi, bir iddiayı çürütmek ve doğrusunu belirtmek için değil de bir konudan başka bir konuya geçiş içindir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Meçhul fiil gelmesinin sebepleri şunlardır: Fail bilinmediği zaman, Fail muhataptan gizlenmek istendiği zaman, Fail herkes tarafından bilindiği zaman, Failin zikredilmesine gerek olmadığı zaman, fiile vurgu yapılmak istendiği zaman. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
زُيِّنَ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındadır. Sülâsîsi زين ’dir.
وَمَنْ يُضْلِلِ اللّٰهُ فَمَا لَهُ مِنْ هَادٍ
وَ istînâfiyyedir. مَنْ iki muzari fiili cezm eden şart ismi olup, mübteda olarak mahallen merfûdur. Şart ve cevap cümlesi, mübteda مَنۡ ‘ nin haberi olarak mahallen merfûdur.
يُضْلِلِ şart fiili olup, sükun ile meczum muzari fiildir. اللّٰهُ lafza-i celâl fail olup damme ile merfûdur.
فَ şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir.
مَا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. لَهُ car mecruru mahzuf mukaddem habere mütealliktir. مِنْ harf-i ceri zaiddir. هَادٍ lafzen mecrur, muahhar mübteda olup, mahzuf ى üzere mukadder damme ile merfûdur. Mankus isimdir.
Şart ve cevap fiilleri mazi de muzari de gelebilir. Ancak aslolan ikisinin de muzari gelmesidir. Cevap cümlesi ise mazi ve muzari cümleleriyle gelebildiği gibi diğer cümlelerle de gelebilir.
Cevap cümlesi; başına hiçbir edat gelmeyen olumlu mazi ve muzari olarak geldiğinde başına cevap (rabıt ف ’si) gelmez. Ayrıca لَمْ (cahd-ı mutlak) ve لَا (nefyi istikbal) ile menfi olan muzari olarak geldiğinde de umumiyetle başına cevap (rabıt ف ’si) gelmez, bunun haricinde gelen cümle çeşitlerinde ise umumiyetle başına cevap (rabıt ف ’si) gelir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Mankus isimler: Sondan bir önceki harfi kesralı olup son harfi de ي olan isimlere mankus isimler denir. Mankus isimlerin îrab durumu şöyledir:
a) Merfû halinde takdiri damme ile (رَاعٍ – اَلرَّاعِي gibi),
b) Mansub halinde lafzi olarak yani fetha ile (رَاعِيًا – اَلرَّاعِيَ gibi),
c) Mecrur halinde takdiri kesra ile (رَاعٍ – اَلرَّاعِي gibi) îrab edilir.
Yani mankus isimler ref ve cer durumlarında maksur isimler gibi takdîri îrab edilir. Bu durumda damme ve kesra harekeleri son harflerinin üzerinde açıkça görülmez, fakat var olduğu kabul edilir. Nasb hallerinde ise lafzî olarak îrab edilir, son harfin üzerinde fetha harekesi açık bir şekilde görünür.
Mankus isimler nekre halinde yani başlarında elif lam olmaksızın kullanıldığında ref ve cer durumlarında sonlarındaki ي harfi düşürülür. Ancak meydana gelen bu değişikliğe işaret olmak üzere kelimenin sonundaki kesra harekesi tenvinli kesra olur. Îrabı ise yine takdiren olur. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
مِنْ nefî, nehîy ve istifham ifadelerinden sonra gelen fail, mef’ûl ve mübtedaya dahil olduğunda zaid olur ve tekid bildirir. (M.Meral Çörtü Nahiv s.341 )
يُضْلِلِ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi ضلل ’dir.
İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.
هَادٍ ; sülâsî mücerredi هدي olan fiilin ism-i failidir.
İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَفَمَنْ هُوَ قَٓائِمٌ عَلٰى كُلِّ نَفْسٍ بِمَا كَسَبَتْۚ
فَ , istînâfiyye, hemze takriri istifham harfidir. Ayet, istifham üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Cümle istifham üslubunda gelmiş olmasına rağmen kınama, azarlama ve takrir amacı taşıdığından, mecaz-ı mürsel mürekkebtir. Ayrıca soruda tecâhül-i ârif sanatı vardır.
Cevabı malum bir soru şeklindeki cümle, haber üslubundan daha etkili hale gelmiş ve onları yaptıkları davranışları düşünmeye, hak söze kulak vermeye çağırmıştır.
Cümlede îcaz-ı hazif sanatı vardır. مَنْ ’in, takdiri …كمن ليس كذلك (Böyle olmayan gibi) olan haberi mahzuftur.
Müsnedün ileyh konumundaki ism-i mevsûl مَنْ ‘in sılası olan هُوَ قَٓائِمٌ عَلٰى كُلِّ نَفْسٍ cümlesi, mübteda ve haberden müteşekkil sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.
عَلٰى كُلِّ نَفْسٍ car-mecrurunun müteallakı olan قَٓائِمٌ , haberdir.
Muzafun ileyh olan نَفْسٍ ’deki tenvin nev ve umum ifade eder.
Mecrur mahaldeki masdar harfi مَا ve akabindeki كَسَبَتْ cümlesi, masdar tevilinde olup قَٓائِمٌ ’a mütealliktir. Masdar-ı müevvel, müspet mazi fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)
Bu ayette tekrar gaib zamire iltifat edilmiştir.
İsim cümleleri, mübteda ve haberden oluşur. Zaman ifade etmez. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu,Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Burada gizlenmiş, takdir edilmiş bir teşbih vardır. Takdiri şöyledir: İşte o Allah, bu sıfatlara haiz olmayan, işitmeyen ve menfaat veremeyen putlar gibi midir? Yani Allah onların, ortak koştukları gibi midir?(Fatma Serap Karamollaoğlu, Kuran Işığında Belagat Dersleri Beyân İlmi)
هُوَ قَٓائِمٌ [O kaimdir] ifadesi istiaredir. Bununla kastedilen, Allah Teâlâ’nın her kişinin kazandığının karşılığını vermek için hesabını ve sayımını yapmasıdır. Bunun delili Al-i İmran/75.ayettir. Yani ”hile ve kurnazlık yapmasına fırsat vermeden onu sıkıştırmaya ve durumu takip etmeye ısrarla devam etmedikçe’’ demektir. ‘’Kıyam’’ nitelemesinin gerçek anlamıyla Yüce Allah için söylenmesi doğru olmadığına göre, bu ayette kastedilen, Yüce Allah’ın herkese, yaptıklarının miktarına göre mükâfat ve ceza vermek için amellerin hesabını ve sayımını gerçekleştirmesidir. Bu ifadelerde geçen القيام ve الدوام aynı manadadır. Nitekim الماء الدائم sözü, ‘’akmayan’’ durgun su’’ demektir. ( Şerîf er-Radî, Kur’an Mecazları)
“Her nefsin kazandığının hepsini bilen Allah’a mı?” Bu, “Allah Teâlâ her şeye kādirdir. Ve her şeyi cüziyat ile ve külliyat ile bilir. O, böyle olduğuna göre her nefsin hallerinin tamamını bilir, nefislerin istekleri olan faydalı şeyleri vermeye, zararlı şeyleri def etmeye, yaptıkları taatlara mükafat vermeye ve işledikleri bütün günahlara ceza vermeye kādirdir” demektir.
Keşşâf sahibi şöyle demiştir: “Mübtedaya haber olabilecek bir şeyin takdir edilmesi caizdir. Yahut ayetteki “Allah’a şirk koştular” ifadesi bunun üzerine atfedilmiş olup, takdiri: ‘‘Böyle olan kimse Allah’ı birlememiş, O’nu ululamamış ve O’na ortak koşmuş olur” şeklindedir.”
وَجَعَلُوا لِلّٰهِ شُرَكَٓاءَۜ
وَ , istînâfiyyedir.
İstînâfiyye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine îrab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiyye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâgatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
Cümle müspet mazi fiil sıygasında lâzım-ı faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde اللّٰهِ isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. لِلّٰهِ car-mecruru, mef’ûle takdim edilmiştir. Takdim, inkârın Allah’a yönelik olduğunu belirtmek içindir. Genel olarak ortak kılmaya yönelik değildir.
Gaib zamirden bu cümlede Allah ismine iltifat sanatı vardır.
قُلْ سَمُّوهُمْۜ اَمْ تُنَبِّؤُ۫نَهُ بِمَا لَا يَعْلَمُ فِي الْاَرْضِ
İstînâfiyye olarak fasılla gelen cümle, emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
قُلْ fiilinin mekulü’l-kavli olan سَمُّوهُمْ cümlesi, emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Emir cümlesi meydan okuma, tahkir, taciz manalarında olduğu için mecaz-ı mürsel mürekkebdir.
Yine istinâfiyye olarak fasılla gelen اَمْ تُنَبِّؤُ۫نَهُ بِمَا لَا يَعْلَمُ فِي الْاَرْضِ cümlesindeki munkatı اَمْ harfi, بل ve hemze manasındadır. Istifham üslubundaki cümle muzari fiil sıygasında gelerek hudus istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. İstifham üslubunda gelmiş olmasına rağmen tehdit ve tevbih kastı taşıdığı için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Ayrıca istifhamda tecâhül-i ârif sanatı vardır.
Mecrur mahaldeki مَا müşterek ism-i mevsûlu تُنَبِّؤُ۫نَ fiiline mütealliktir. Sılası olan لَا يَعْلَمُ فِي الْاَرْضِ cümlesi, menfî muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil, hudûs, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde, muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
فِي الْاَرْضِ ifadesinde istiare sanatı vardır. Zarfiye olan ف۪ٓي harfi kendi manasında kullanılmamıştır. Çünkü yeryüzü hakiki manada içine girilmeye müsait değildir. Dünya, burada zarfa benzetilmiştir. Yeryüzü ile dünyada bilinebilecek şeyler arasındaki ilişki, zarfla mazruf arasındaki irtibata benzetilmiştir. Câmi, her iki durumdaki mutlak irtibattır. Mübalağa için gelen bu üslupta tecessüm sanatı da vardır.
Bil ki Allah Teâlâ bu delili izah edince, yeni bir delil getirerek, “De ki: “Bunlara bir ad verin bakalım!” buyurmuştur. Bu söz, kendine ad verilmeyecek ve bir isim konulmayacak kadar değersiz olan şey hakkında söylenir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
قُلْ سَمُّوهُمْ [De ki: Onlara ad verin!] cümlesi, onlar için susturma üstüne susturmadır. Yani onları adlandırın! Kimdir onlar? isimleri nedir?’’ yahut, ‘’Onları vasıflandırın ve bakın, kendileriyle ibadete müstehak olacak, ortak olmaya ehil olacak vasıfları var mı?’’ anlamındadır. (Ebüssuûd, İrşâdü’l- Akli’s-Selîm)
Ayetteki قُلْ emri, mekûlu-l kavlin Allah katında bir önemi ve şanı, ciddiyeti bulunduğuna işaret eder. Aslında bu emir Kur'an-ı Kerim'de pek çok kez geçmiş ve Resulullah'ın kendinden bir tek kelime bile söylemediğine işittiği her şeyin Allah'tan olduğuna kuvvetle delalet etmiştir. Resulullah’a قُلْ diyen emrin arkasında görkemli, muhteşem bir ses fark edilir. Kur'an-ı Kerim'in ne kadar saflıkla bize ulaştığını ve dokunulmazlığının önemini gösterir. Böyle yerlerde Resulullah'ın bize tebliğ eden sesinden önce kendisine bunu indiren Allah'ın ona قُلْ dediğini işitiriz. Bunun etkisi çok kuvvetlidir. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâğî Tefsiri 7, Ahkaf/10)
اَمْ بِظَاهِرٍ مِنَ الْقَوْلِۜ
İstînafiyye olarak fasılla gelmiştir. Cümle istifham üslubunda talebî inşâî isnaddır. اَمْ edatı, بل ve hemze manasında munkatıadır.
Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. Car mecrur بِظَاهِرٍ , takdiri تسمّونهم [Onları isimlendiriyorsunuz] olan fiile mütealliktir.
İstifham üslubunda gelmiş olmasına rağmen kınama, azarlama ve tahkir kastı taşıdığı için cümle mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Soruda tecâhül-i ârif sanatı vardır.
بَلْ زُيِّنَ لِلَّذ۪ينَ كَفَرُوا مَكْرُهُمْ وَصُدُّوا عَنِ السَّب۪يلِۜ
İstînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. بَلْ , idrâb harfidir. İntikal içindir.
Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Car mecrur لِلَّذِینَ , naib-i fail olan مَكْرُهُمْ ‘a takdim edilmiştir.
Mecrur mahaldeki cemi müzekker has ism-i mevsûlün sılası olan كَفَرُوا cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Allah’a ortak koşan kimselerin, küfretmiş olduklarının zamir makamında ism-i mevsûlle ifade edilmesi, tahkiri ve kınamayı artırmak içindir. Bu ifadede iltifat, ıtnâb ve reddü'l acüz ale’s sadr sanatları vardır.
زُيِّنَ لِلَّذ۪ينَ كَفَرُوا مَكْرُهُمْ ifadesinde istiare sanatı vardır. Bu ifadede onların hileleri, allanıp pullanarak hoş gösterilen, bir mala benzetilmiştir. Çünkü süsleme gerçekte maddi şeyler için söz konusudur. Bununla kastedilen, kötülüklerin, sonuçları düşünülmeden işlendiğini bildirmektir. Mübalağa için gelen bu üslupta tecessüm sanatı da vardır.
Zemmedilmek ve küfürlerinin tescili için onlar, burada kâfir vasfıyla zikredilmişlerdir. Onların hileleri, batılı yaldızlamaları yahut şirkleriyle müslümanlığa karşı tertip içinde olmaları demektir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
Hükümde ortaklık nedeniyle makabline atfedilmiş müteakip cümle وَصُدُّوا عَنِ السَّب۪يلِ cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
زُيِّنَ ve صُدُّوا fiilleri, meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü fiil malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime, meçhul binada naib-i fail olur. Kuran-ı Kerim’de tehdit, uyarı ve korkutma manası olan fiiller genellikle meçhul sıyga ile gelir.
Meçhul bina naib-i failin bu fiilde bir dahli olmadığına da işaret eder. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er- Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i İbrahim, s. 127)
السَّب۪يلِ kelimesi ‘din’ manasında istiaredir. السَّب۪يلِ kelimesi yol demektir. Hedefe ulaştırmak bakımından benzer oldukları için din, yola benzetilmiştir. Müşebbeh (müstearun leh) hazf edilmiş müstearun minh kalmıştır. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kuran Işığında Belagat Dersleri Beyân İlmi)
Bil ki السَّب۪يلِۜ kelimesi lügatte ‘yol’ manasındadır. Araplar, inançları, insanın üzerinde yürüyüp cennete gideceği yola benzettiler. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
وَمَنْ يُضْلِلِ اللّٰهُ فَمَا لَهُ مِنْ هَادٍ
İstînafiyye olarak fasılla gelmiştir. Şart üslubunda gelen terkipte sübut ve istimrar ifade eden مَنْ يُضْلِلِ اللّٰهُ cümlesi, şarttır. مَنْ şart ismi mübteda, müspet mazi fiil sıygasındaki يُضْلِلِ اللّٰهُ cümlesi, mübtedanın haberidir.
Müsned, muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam şeklinde gelmiştir. Muzari fiil cümleye hükmü takviye, hudûs, teceddüt ve istimrar anlamları katmıştır. Ayrıca muzari fiilde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek dikkatini artıran tecessüm özelliği vardır.
Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olması telezzüz, teberrük ve haşyet duyguları uyandırmak içindir.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde اللّٰهَ isminin zikri tecrîd sanatıdır.
فَ karinesiyle gelen فَمَا لَهُ مِنْ هَادٍ şeklindeki cevap cümlesi, sübut ve istimrar ifade eden menfi isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır.
Cümlede takdim-tehir ve îcâz-ı hazif sanatları vardır. لَهُ mahzuf mukaddem habere mütealliktir. Zaid مِنْ harfinin dahil olduğu هَادٍ muahhar mübtedadır.
Cümledeki takdim kasr ifade etmektedir.
فَمَا لَهُ مِنْ هَادٍ cümlesinde, ihtisas manası vardır. Allah’ın saptırdığı kişi için hiçbir hidayetçi yoktur. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, Gâfir/33, S.181 )
İsim cümleleri sübut ifade eder.İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Şart ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda faide-i haber inkârî kelamdır. Cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.
هَادٍ ’deki tenvin, hiçbir manasında kıllet ve nev ifade eder. İstiğrak ifade eden مِنْ de bu manayı pekiştirir.
مَا ; لِلَّذ۪ينَ ve مَنْ ism-i mevsûlleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
السَّب۪يلِۜ - هَادٍ ve يُضْلِلِ - كَفَرُوا - صُدُّو gruplarındaki kelimeler arasında mürâât-ı nazîr sanatı,
تُنَبِّؤُ۫نَ - لَا يَعْلَمُ kelimeleri arasında tıbâk-ı hafîy, هَادٍ - يُضْلِلِ kelimeleri arasında ise tıbâk-ı îcab sanatları vardır.
قُلْ ve قَوْلِ kelimelerinde iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr, مَنْ , مِنَ , مَا ’ların tekrarında reddü’l-acüz ale’s-sadr vardır.
Ayetteki يُضْلِل [saptırır] ve هَادٍ [yol gösterici] sözcükleri arasında gayr-ı mütecânis tıbâk vardır. Çünkü her iki sözcük birbirinin zıddı olmanın yanı sıra birincisi fiil, ikincisi isimdir.
Son cümle önceki cümleyi pekiştirmek, daha iyi anlaşılmasını sağlamak amacıyla ona benzer manada gelmiş, tezyîl yoluyla yapılan ıtnâb sanatıdır.