وَمَنْ لَا يُجِبْ دَاعِيَ اللّٰهِ فَلَيْسَ بِمُعْجِزٍ فِي الْاَرْضِ وَلَيْسَ لَهُ مِنْ دُونِه۪ٓ اَوْلِيَٓاءُۜ اُو۬لٰٓئِكَ ف۪ي ضَلَالٍ مُب۪ينٍ ٣٢
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | وَمَنْ | ve kim |
|
| 2 | لَا |
|
|
| 3 | يُجِبْ | uymazsa |
|
| 4 | دَاعِيَ | da’vetçisine |
|
| 5 | اللَّهِ | Allah’ın |
|
| 6 | فَلَيْسَ | değildir |
|
| 7 | بِمُعْجِزٍ | aciz bırakacak |
|
| 8 | فِي |
|
|
| 9 | الْأَرْضِ | yeryüzünde |
|
| 10 | وَلَيْسَ | ve olmaz |
|
| 11 | لَهُ | kendisinin |
|
| 12 | مِنْ |
|
|
| 13 | دُونِهِ | O’ndan başka |
|
| 14 | أَوْلِيَاءُ | velileri |
|
| 15 | أُولَٰئِكَ | onlar |
|
| 16 | فِي | içindedirler |
|
| 17 | ضَلَالٍ | bir sapıklık |
|
| 18 | مُبِينٍ | apaçık |
|
Sûre Allah ve âhiret inancına davet, insanları bu inanca götüren delilleri açıklama konularını baştan itibaren işlemişti. Sonunda yine âhirete iman konusuna geçilmekte, kıyas yoluyla bunun mümkün, hatta ilk yaratmadan daha kolay olduğu belirtilmektedir.
Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 5 Sayfa: 41
عجز Aceze : عَجُزٌ İnsanın arka tarafı (kaba eti). İnsan dışındaki varlıkların da arka kısımları böyle adlandırılmıştır. عَجْزٌ kelimesinin asıl anlamı bir şeyden geri kalmak ve işin sonunda meydana gelmektir. Örfte ise bir şeyi yapma konusunda kusur etmenin ismi olmuştur. Kudret kelimesinin zıddıdır. Kuran- ı Kerim’de geçen عَجُوزٌ kelimesi pek çok işi yapmaktan aciz olması dolayısıyla yaşlı kadın için kullanılmaktadır. (Müfredat) Kuran’ı Kerim’de türevleriyle birlikte 26 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres) Türkçede kullanılan şekilleri âciz, acziyet, acûze, mûcize, tâciz ve ucuzdur. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi)
وَمَنْ لَا يُجِبْ دَاعِيَ اللّٰهِ فَلَيْسَ بِمُعْجِزٍ فِي الْاَرْضِ وَلَيْسَ لَهُ مِنْ دُونِه۪ٓ اَوْلِيَٓاءُۜ
Ayet, atıf harfi وَ ‘la nidanın cevabına matuftur.
İsim cümlesidir. مَنْ iki muzari fiili cezm eden şart ismi olup, mübteda olarak mahallen merfûdur. Şart ve cevap cümlesi, mübteda مَنۡ ‘ nin haberi olarak mahallen merfûdur.
Fiil cümlesidir. لَا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. يُجِبْ şart fiili olup, sükun ile meczum muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. دَاعِيَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. اللّٰهِ lafza-i celâl muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.
فَ şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir.
İsim cümlesidir. لَيْسَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.
لَيْسَ ’nin ismi, müstetir olup takdiri هُو ’dir. بِ harf-i ceri zaiddir. مُعْجِزٍ lafzen mecrur, لَيْسَ ’nin haberi olarak mahallen mansubdur. فِي الْاَرْضِ car mecruru مُعْجِزٍ ‘e mütealliktir. لَيْسَ atıf harfi وَ ‘la ilk لَيْسَ ‘ye matuftur.
لَيْسَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.
لَهُ car mecruru لَيْسَ ‘nin mahzuf mukaddem haberine mütealliktir. مِنْ دُونِه۪ٓ car mecruru اَوْلِيَٓاءُ ‘nun mahzuf haline mütealliktir. Muttasıl zamir ه۪ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. اَوْلِيَٓاءُ kelimesi لَيْسَ ‘nin muahhar ismi olup damme ile merfûdur.
Şart ve cevap fiilleri mazi de muzari de gelebilir. Ancak aslolan ikisinin de muzari gelmesidir. Cevap cümlesi ise mazi ve muzari cümleleriyle gelebildiği gibi diğer cümlelerle de gelebilir.
Cevap cümlesi; başına hiçbir edat gelmeyen olumlu mazi ve muzari olarak geldiğinde başına cevap (rabıt ف ’si) gelmez. Ayrıca لَمْ (cahd-ı mutlak) ve لَا (nefyi istikbal) ile menfi olan muzari olarak geldiğinde de umumiyetle başına cevap (rabıt ف ’si) gelmez, bunun haricinde gelen cümle çeşitlerinde ise umumiyetle başına cevap (rabıt ف ’si) gelir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَوْلِيَٓاءَ kelimesi sonunda zaid yani kelimenin kök harflerinden olmayan elif-i memdude olan isimlerden olduğu için gayri munsariftir.
لَيْس isim cümlesini olumsuz yapar. Sadece mazisi çekildiği için camid bir fiildir. Mazi kipinde tüm şahıs zamirlerine çekimi yapılabilmektedir. Türkçeye “değildir, yoktur, hayır” vb. şeklinde tercüme edilir. Bazen لَيْسَ ’nin haberinin başına manayı tekid için zaid بِ harf-i ceri gelebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
مُعْجِزٍ ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir.
İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اُو۬لٰٓئِكَ ف۪ي ضَلَالٍ مُب۪ينٍ
İsim cümlesidir. İşaret ismi اُو۬لٰٓئِكَ mübteda olarak mahallen merfûdur. ف۪ي ضَلَالٍ car mecruru mübtedanın mahzuf haberine mütealliktir. مُب۪ينٍ kelimesi ضَلَالٍ ‘in sıfatı olup kesra ile mecrurdur.
Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.
Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.
Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat 2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.
1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar 2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.
1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.
2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.
Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
مُب۪ينٍ ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir.
وَمَنْ لَا يُجِبْ دَاعِيَ اللّٰهِ فَلَيْسَ بِمُعْجِزٍ فِي الْاَرْضِ وَلَيْسَ لَهُ مِنْ دُونِه۪ٓ اَوْلِيَٓاءُۜ
Ayet, atıf harfi وَ ile nidanın cevabına atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Şart cümlesi olan مَنْ لَا يُجِبْ دَاعِيَ اللّٰهِ , sübut ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır. Şart ismi مَنْ , mübtedadır.
Nehiy üslubunda talebî inşâî isnad olan لَا يُجِبْ دَاعِيَ اللّٰهِ cümlesi, مَنْ ’in haberidir. Cümlede müsnedin muzari fiil olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs, teceddüt istimrar ve tecessüm ifade eder. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
دَاعِيَ اللّٰهِ izafeti يُجِبْ fiilinin mef’ûludur. Veciz ifade kastına matuf bu izafette, Allah ismine muzâf olan دَاعِيَ , tazim ve şeref kazanmıştır.
Burada ıtnâb vardır. Normalde ومَنْ لَا يُجِبْهُ diyerek bir zamir ile kısaca ifade edebilirdi. Ancak ِ دَاعِيَ اللّٰهِ terkibinin yeniden zikredilmesinde Allah’ın davetinin, çağrısının önemine vurgu, irşadına kulak vermenin ne yüce olduğuna işaret vardır. (Ahmet Musa Üstünbaş, Ahkâf Sûresi’nin Arap Dili Ve Belâgatı Açısından İncelenmesi)
فَ karînesiyle gelen فَلَيْسَ بِمُعْجِزٍ فِي الْاَرْضِ cümlesi cevaptır. لَيْسَ ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır. Nakıs fiil لَيْسَ ’nin haberi olan بِمُعْجِزٍ ’deki بِ , tekid ifade eden zaid harftir.
Burada بِ harfi manayı pekiştirmek için gelmiş olup zaiddir. Olumlu cümlelerde ل harfinin tekid ifade ettiği gibi, olumsuz cümlelerde de لَيْسَ ve مَا ‘nın haberinin başında gelen بِ harfi tekid bildirir. (Suyûtî, İtkân fî Ulûmi’l-Kur’ân, II, 142)
Kur'an-ı Kerim'de بِ harfi 22 yerde لَيْسَ ‘nin, 19 yerde de مَا ‘nın haberinin başında zaid olarak gelmiştir. (Ahmet Yüksel, Biçim, Anlam ve İmlâ Yönüyle Arapçada Zâidlik)
وَلَيْسَ لَهُ مِنْ دُونِه۪ٓ اَوْلِيَٓاءُۜ cümlesi atıf harfi وَ ‘la makabline hükümde ortaklık nedeniyle atfedilmiştir. Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber talebî kelamdır.
لَيْسَ ’nin dahil olduğu bu isim cümlesinde îcâz-ı hazif ve takdim-tehir sanatları vardır.
لَهُ car mecruru لَيْسَ ’nin mahzuf mukaddem haberine mütealliktir. مِنْ دُونِه۪ٓ car mecruru, mahzuf hale mütealliktir. اَوْلِيَٓاءُ kelimesi لَيْسَ ’nin muahhar ismidir.
دُونِه۪ izafeti, gayrının tahkiri içindir.
دُونِه۪ tabirinin, ‘Allah'tan gayrı’ ve ‘Allah’la beraber’ olmak üzere iki manası vardır. (Medine Balcı c. 8, s. 723)
لَيْسَ ’nin tekrarında cinas ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
Bundan önceki kelamlarında davete icabet, teşvik edildikten sonra burada ise icabet için uyarı yapılmakta ve icabet etmeyen kimsenin, dünyanın neresine kaçarsa kaçsın veya yerin derinliklerine de girse, Allah'ın azabından kurtulamayacağı belirtilmektedir. (Ebüssuûd)
اُو۬لٰٓئِكَ ف۪ي ضَلَالٍ مُب۪ينٍ
Ayetin sonunda beyanî istînâf olarak gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir.
Mübteda ve haberden oluşmuş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır. Müsnedün ileyhin işaret ismi ile marife olması tahkir içindir.
Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. Car mecrur ف۪ي ضَلَالٍ , mahzuf habere mütealliktir.
İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
ف۪ي ضَلَالٍ ifadesindeki ف۪ي harfinde istiare-i tebeiyye vardır. ف۪ي harfindeki zarfiyet manası dolayısıyla dalalet, içine girilebilen maddi bir şeye benzetilmiştir. Burada ف۪ي harfi kendi manasında kullanılmamıştır. Çünkü dalalet hakiki manada zarfiyeye yani içine girilmeye müsait değildir. Sapkınlıktaki yüksek dereceyi ifade etmek üzere bu harf kullanılmıştır. Câmi’, her ikisindeki mutlak irtibattır. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Beyan İlmi)
ضَلَالٍ ’deki nekrelik tahkir ve kesret ifade eder.
مُب۪ينٍ kelimesi ضَلَالٍ için sıfattır. Sıfatlar anlamı zenginleştiren ıtnâb sanatıdır.
Ayette zarfiye manası taşıyan ف۪ي harfi gelmiş, böylece dibi görünmeyen derin bir çukurun içine düşmüş gibi “siz bu dalalete gömülmüşsünüz” manası ifade edilmiştir Müfessirler Kur'an'ın hidayet kelimesi ile على harfini, dalalet kelimesi ile ise ف۪ي harfini kullandığına dikkat çekmişlerdir. (Fâdıl Sâlih Sâmerrâî, Beyânî Tefsir Yolu, c.2, s.231)
31 ve 32. ayetlerdeki دَاعِيَ kelimeleri arasında cinâs-ı mümâsil vardır. (Ahmet Musa Üstünbaş, Ahkâf Sûresi’nin Arap Dili Ve Belâgatı Açısından İncelenmesi)
Bundan önce davete icabet etmeyen kimsenin kendi imkanlarıyla kurtulamayacağı beyan edildikten sonra burada da, onun, başkasının yardımıyla da kurtulamayacağı beyan edilmektedir. (Ebüssuûd)