Nuh Sûresi 27. Ayet

اِنَّكَ اِنْ تَذَرْهُمْ يُضِلُّوا عِبَادَكَ وَلَا يَلِدُٓوا اِلَّا فَاجِراً كَفَّاراً  ٢٧

“Çünkü sen onları bırakırsan, kullarını saptırırlar; sadece ahlâksız ve kâfir kimseler yetiştirirler.”
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 إِنَّكَ çünkü sen
2 إِنْ eğer
3 تَذَرْهُمْ onları bırakırsan و ذ ر
4 يُضِلُّوا şaşırtırlar ض ل ل
5 عِبَادَكَ kullarını ع ب د
6 وَلَا ve
7 يَلِدُوا doğurmazlar و ل د
8 إِلَّا (olandan) başkasını
9 فَاجِرًا ahlaksız ف ج ر
10 كَفَّارًا inkarcı ك ف ر
 

Nûh peygamber, artık bundan sonra inkârcılar arasından kendisine iman edenlerin çıkmayacağını vahiy yoluyla öğrenince yeryüzünde inkârcılardan hiç kimseyi bırakmamasını Allah Teâlâ’dan niyaz etmiştir. Âyetin devamı Nûh’un kişisel sebeplerden değil, gelecek nesillerin kurtuluşu için böyle bir bedduada bulunduğunu göstermektedir.

 


Kaynak :  Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 5 Sayfa: 468
 

اِنَّكَ اِنْ تَذَرْهُمْ يُضِلُّوا عِبَادَكَ وَلَا يَلِدُٓوا اِلَّا فَاجِراً كَفَّاراً


İsim cümlesidir.  اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb, haberini ref eder.

 كَ  muttasıl zamiri  اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. اِنْ تَذَرْهُمْ  cümlesi,  اِنَّ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur. 

 اِنْ  iki muzari fiili cezm eden şart harfidir. Şart ve cevap cümlesinde şartın vuku bulma ihtimali şüpheli veya zayıfsa kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

تَذَرْ  şart fiili olup, sukün ile meczum muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ‘dir. Muttasıl zamir  هُمْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. 

فَ  karînesi olmadan gelen  يُضِلُّوا  cümlesi şartın cevabıdır. 

 يُضِلُّوا  fiili  نَ ‘un hazfıyla meczum muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. عِبَادَكَ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  كَ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.  لَا يَلِدُٓوا  atıf harfi  وَ ‘la  يُضِلُّوا ‘ya matuftur.

لَا  nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. يَلِدُٓوا  fiili  نَ ‘un hazfıyla meczum muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. اِلَّا  hasr edatıdır.  فَاجِراً  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.  كَفَّاراً  kelimesi  فَاجِراً ‘nin sıfatı olup fetha ile mansubdur. 

Şart ve cevap fiilleri mazi de muzari de gelebilir. Ancak aslolan ikisinin de muzari gelmesidir. Cevap cümlesi ise mazi ve muzari cümleleriyle gelebildiği gibi diğer cümlelerle de gelebilir. 

Cevap cümlesi; başına hiçbir edat gelmeyen olumlu mazi ve muzari olarak geldiğinde başına cevap (rabıt  ف ’si) gelmez. Ayrıca  لَمْ  (cahd-ı mutlak) ve  لَا (nefyi istikbal) ile menfi olan muzari olarak geldiğinde de umumiyetle başına cevap (rabıt  ف ’si) gelmez, bunun haricinde gelen cümle çeşitlerinde ise umumiyetle başına cevap (rabıt  ف ’si) gelir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar. 

Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

يُضِلُّوا  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi  ضلل ’dir.

İf'âl  babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.  

فَاجِراً ; sülâsi mücerredi فجر  olan fiilin ism-i failidir.

İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

اِنَّكَ اِنْ تَذَرْهُمْ يُضِلُّوا عِبَادَكَ وَلَا يَلِدُٓوا اِلَّا فَاجِراً كَفَّاراً


Ta’liliyye olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Ta’lil cümleleri ıtnâb sanatı babındandır. 

اِنَّ  ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.  اِنَّ ‘nin haberi olan  اِنْ تَذَرْهُمْ  cümlesi, şart üslubunda haberî isnaddır. Şart cümlesi olan تَذَرْهُمْ , müspet muzari fiil sıygasında gelmiştir.

فَ  karînesi olmadan gelen cevap cümlesi olan  يُضِلُّوا عِبَادَكَ , müspet muzari fiil sıygasında lâzım-ı faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Şart ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda lâzım-ı faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

عِبَادَ  kelimesinin, Allah Teâlâ’ya ait zamire muzâf olması, kullar için tazim ve teşrif ifade eder. 

وَلَا يَلِدُٓوا اِلَّا فَاجِراً كَفَّاراً  cümlesi atıf harfi  وَ  ile  şartın cevabına atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Menfî muzari fiil sıygasında lâzım-ı faide-i haber inkârî kelamdır. Nefy harfi  لَا  ve istisna harfi  اِلَّا  ile oluşan kasr, cümleyi tekid etmiş ve cümle olumlu mana kazanmıştır. Kasr, fiille mef’ûlü arasındadır. Kasr-ı sıfat ale’l-mevsûftur.

Yani fail tarafından gerçekleştirilen fiil, başka mef'ûllere değil zikredilen mef'ûle tahsis edilmiştir. O mef'ûlde vaki olan başka fiiller vardır. Kasr-ı mevsûf ale’s-sıfat olması da caizdir. Yani bu durumda fail, mef'ûl üzerinde gerçekleşen fiile tahsis edilmiştir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

فَاجِراً  için sıfat olan  كَفَّاراً  kelimesi, mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.

وَلَا يَلِدُٓوا اِلَّا فَاجِراً كَفَّاراً  cümlesinde evveliyet alakasıyla mecaz-ı mürsel sanatı vardır.

كَفَّاراً -  فَاجِراً  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır. 

Bu ayette Hz. Nuh’un kavmi aleyhine yaptığı bedduanın devamı vardır. Ayetin  وَلَا يَلِدُٓوا اِلَّا فَاجِراً كَفَّاراً  bölümü, Zemahşerî’ye göre “Onlar ahlaksızlık yapacak ve inkar edecek kimseleri doğuracaklar” anlamına gelmektedir. İlerde olacakları durumları ile onları nitelemiştir. (Keşşâf)

Burada alakası “geleceği dikkate almak - evveliyet - i’tibâra mâ yekûnu“ olan bir mecâz-ı mürsel vardır. İ’tibâra mâ yekûnu, alakası bir şeyin gelecekte olacağı haliyle isimlendirilerek kullanılması demektir. (Süleyman Recep Çıbıklı, Söz Sanatları Açısından Meal Problemleri)