اِذْ قَالُوا لَيُوسُفُ وَاَخُوهُ اَحَبُّ اِلٰٓى اَب۪ينَا مِنَّا وَنَحْنُ عُصْبَةٌۜ اِنَّ اَبَانَا لَف۪ي ضَلَالٍ مُب۪ينٍۚ ٨
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | إِذْ | hani |
|
| 2 | قَالُوا | demişlerdi ki |
|
| 3 | لَيُوسُفُ | Yusuf |
|
| 4 | وَأَخُوهُ | ve kardeşi |
|
| 5 | أَحَبُّ | daha sevgilidir |
|
| 6 | إِلَىٰ |
|
|
| 7 | أَبِينَا | babamıza |
|
| 8 | مِنَّا | bizden |
|
| 9 | وَنَحْنُ | oysa biz |
|
| 10 | عُصْبَةٌ | bir cemaatiz |
|
| 11 | إِنَّ | şüphesiz |
|
| 12 | أَبَانَا | babamız |
|
| 13 | لَفِي | içindedir |
|
| 14 | ضَلَالٍ | bir yanlışlık |
|
| 15 | مُبِينٍ | açık |
|
اِذْ قَالُوا لَيُوسُفُ وَاَخُوهُ اَحَبُّ اِلٰٓى اَب۪ينَا مِنَّا وَنَحْنُ عُصْبَةٌۜ
Zaman zarfı اِذْ, takdiri أذكر olan mahzuf fiile mütealliktir. قَالُوا ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
قَالُوا damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ ı fail olarak mahallen merfûdur.
لَ ibtidaiyyedir. يُوسُفُ mübteda olup damme ile merfûdur. Tenvin almadığından gayri munsariftir. اَخُوهُ atıf harfi وَ ‘la يُوسُفُ ‘a matuf olup, harf ile irab alan beş isimden biri olduğundan ref alameti و ’dır. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هُ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
اَحَبُّ haber olup damme ile merfûdur. اِلٰٓى اَب۪ينَا car mecruru اَحَبُّ ‘ye mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Mütekellim zamiri نَا muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. مِنَّا car mecruru اَحَبُّ ‘ye mütealliktir. وَنَحْنُ عُصْبَةٌ cümlesi, hal olarak mahallen mansubdur.
وَ haliyyedir. Munfasıl zamir نَحْنُ mübteda olarak mahallen mansubdur. عُصْبَةٌ haber olup damme ile merfûdur.
Gayri munsarif isimler: Kesra (esre) ve tenvini alamayan isimlerdir. Gayri munsarif isimler esre yerine fetha alırlar. Yani bu isimler ref halinde damme, nasb halinde fetha, cer halinde yine fetha alırlar. Gayri munsarife “memnu’un mine’s-sarf (اَلْمَمْنُوعُ مِنَ الصَّرفِ)” da denir. Arapçada kullanılmakla birlikte arapça kökenli olmayan alem (özel) isimler (Yer, ülke, kişi adları vb. gibi isimler) de gayrı munsarıfa girer.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.
Hal sahibu’l-hale ya و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır:
1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette isim cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
(إِذْ) :Yanlız Cümleye muzâf olan zaman zarfıdır. a) (إِذْ) mef’ûlun fih, mef’ûlun bih, mef’ûlun leh olur.
b) (إِذْ) den sonra muzâri fiil veya isim cümlesi gelirse gelecek zaman ifade eder. c) (بَيْنَا) ve (بَيْنَمَا) dan sonra gelirse mufâcee (sürpriz) harfi olur. Bu durumda zarf (zaman bildiren isim) değil harf olur. d) Sükûn üzere mebnîdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَحَبُّ ;ism-i tafdil kalıbındadır. İsm-i tafdil; bir vasfın, bir hususun bir varlıkta diğer bir varlıktan daha fazla olduğunu ifade eder. İsm-i tafdil اَفْضَلُ veznindendir. İsm-i tafdilin sıfat-ı müşebbeheden farkı; renk, şekil, uzuv noksanlığı ifade etmemesidir. Müennesi فُعْلَى veznindedir.
İsm-i tafdilden önce gelen isme mufaddal sonra gelen isme mufaddalun aleyh denir. Mufaddal ve mufaddalun aleyhi bazen açıkça cümlede göremeyebiliriz. Bu durumda mufaddal ve mufaddalun aleyh cümlenin gelişinden anlaşılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اِنَّ اَبَانَا لَف۪ي ضَلَالٍ مُب۪ينٍۚ
İsim cümlesidir. اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.
اَبَانَا kelimesi اِنَّ ‘nin ismi olup, harf ile îrab olan beş isimden biri olduğundan nasb alameti eliftir. Aynı zamanda muzâftır. Mütekellim zamiri نَا muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
لَ harfi اِنَّ ’nin haberinin başına gelen lam-ı muzahlakadır. ف۪ي ضَلَالٍ car mecruru اِنَّ ‘nin mahzuf haberine mütealliktir. مُب۪ينٍ kelimesi ضَلَالٍ ‘nin sıfatı olup kesra ile mecrurdur.
Tekid lamı diye isimlendirilen bu lamın kullanımı oldukça yaygındır. Fethalı olarak kullanılan bu lam, sadece ismin ve muzari fiilin başına dahil olur. İsim cümlesinin başına اِنَّ edatı gelince, cümlenin başında gelmesi gereken lam-ı ibtida, اِنَّ ‘ nin haberinin başına kayar. Bundan dolayı lam-ı muzahlaka olarak da adlandırılır. (Şırnak Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 2017/3)
Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.
Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.
Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat 2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.
1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar 2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.
1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.
2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.
Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
مُب۪ينٍ ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir.
İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اِذْ قَالُوا لَيُوسُفُ وَاَخُوهُ اَحَبُّ اِلٰٓى اَب۪ينَا مِنَّا وَنَحْنُ عُصْبَةٌۜ
İstînâfiyye olarak fasılla gelen ayette اِذْ zaman zarfı, takdiri اذكر (Hatırla) olan mahzuf fiile mütealliktir. Bu takdire göre cümle emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Müspet mazi fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelam olan … قَالُوا لَيُوسُفُ وَاَخُوهُ cümlesi اِذْ ’in muzâfun ileyhidir.
Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)
قَالُوا fiilinin mekulü’l-kavli olan لَيُوسُفُ وَاَخُوهُ اَحَبُّ اِلٰٓى اَب۪ينَا مِنَّا وَنَحْنُ عُصْبَةٌۜ cümlesinde, لَ tekid ifade eden ibtida harfidir. Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.
وَاَخُوهُ izafeti, müsnedün ileyh olan لَيُوسُفُ ‘ye temasül nedeniyle atfedilmiştir.
Veciz ifade kastına matuf وَاَخُوهُ izafetinde, Hz. Yusuf’a aid zamire muzâf olan اَخُو , şeref kazanmıştır.
Haber olan اَحَبُّ , ism-i tafdil vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir.
اِلٰٓى اَب۪ينَا ve مِنَّا car- mecrurları, اَحَبُّ ‘ya mütealliktir.
وَ ’la gelen وَنَحْنُ عُصْبَةٌ cümlesi, نَا zamirinden haldir. Hal; cümlede failin, mef'ûlün veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır.
Mübteda ve haberden müteşekkil, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
لَيُوسُفُ ifadesinin başındaki لَ , ibtidâiyye lamı olup, bunda, cümlenin manasını tekid ve tahkik etmek özelliği bulunmaktadır. Buna göre onlar "Babamızın, o ikisini aşırı sevdiği, hakkında hiçbir şüphe olmayan kesin bir husustur..." demek istemişlerdir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb; Âşûr,Et-Tahrîr Ve’t- Tenvîr)
Yusuf ve öz kardeşi Bünyamin. Burada Bünyamin'in isim olarak zikredilmemesi, babasının ona olan muhabbetinin yegâne sebebinin ana baba bir Yusuf'un kardeşi olduğuna işaret etmek içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
اِنَّ اَبَانَا لَف۪ي ضَلَالٍ مُب۪ينٍۚ
Beyanî istînâf olarak fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. اِنَّ ve lam-ı muzahlaka ile tekid edilmiş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.
Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. لَف۪ي ضَلَالٍ مُب۪ينٍۚ car-mecrurunun müteallakı olan اِنَّ ‘nin haberi mahzuftur.
لَف۪ي ضَلَالٍ مُب۪ينٍ ibaresindeki ف۪ي harfinde istiare vardır. Bilindiği gibi فِی harfi zarfiye manası içerir. Ayette sapkınlık, içi olan bir şeye benzetilerek istiare yapılmıştır. Dalalet hakiki manada zarfiyeye yani içine girilmeye müsait değildir. Sapkınlıktaki yüksek dereceyi ifade etmek üzere bu harf kullanılmıştır. Câmi’, her ikisindeki mutlak irtibattır.
ضَلَالٍ ‘deki nekrelik nev, kesret ve tahkir ifade eder.
ضَلَالٍ için sıfat olan مُب۪ينٍ , mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.
Sıfat, mevsûfunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır.
Dalaletin مُب۪ينٍ ‘le sıfatlanması istiare sanatıdır. Canlılara mahsus olan açıkça ortaya koyma sıfatı, dalalete isnad edilmiş, böylece cansız olan bir şey canlı yerinde kullanılmıştır. Mübalağa için gelen bu üslupta tecessüm sanatı vardır. Onların sapkınlığının gözle görülür bir hal aldığını ifade eder. ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin istimrar ve istikrarına işaret etmiştir.
مُب۪ينٌ kelimesi أبانَ fiilinden ism-i fail kalıbındadır ve بانَ fiilinin manasını mübalağalı olarak ifade eder. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr, Yasin/60)
اَب۪ينَا - اَبَانَا şeklinde أب kelimesinin tekrarında reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden اِنَّ ve lam-ı muzahlaka ile tekid edilmiş isim cümleleri, çok muhkem/sağlam cümlelerdir.
İsim cümleleri sübut ifade eder. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Tekid lamı diye isimlendirilen lamın kullanımı oldukça yaygındır. Fethalı olarak kullanılan bu lâm, sadece ismin ve muzari fiilin başına dahil olur. İsim cümlesinin başına اِنَّ edatı gelince cümlenin başında gelmesi gereken lam-ı ibtida, اِنَّ ‘nin haberinin başına kayar. Bundan dolayı lam-ı muzahlaka olarak da adlandırılır. (Kur’an’da Te’kid Üslupları ve Çeşitleri Mehmet Altın Şırnak Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi 2017/3)
Burada bahsedilen “sapkınlık” ile dünyevî hususlardaki maslahatlara riayet etmeme kastedilmiştir; rüşd ve doğru yoldan uzaklaşma manası kastedilmemiştir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
Kardeşleri: اِنَّ اَبَانَا لَف۪ي ضَلَالٍ مُب۪ينٍ [Doğrusu babamız açık bir yanılgı içindedir.] derken babalarının din hususundaki dalaletini, yanılgısını kastetmemişlerdir. Çünkü eğer din hususundaki dalaleti kastetseler bir Peygamber’e bunu isnat ettiklerinden dolayı küfre girerlerdi. Onlar buradaki yanılgı ile babalarının Yûsuf ve kardeşine olan sevgisini onlara olan sevgisinin üzerine çıkartmak suretiyle yanıldığını ifade etmek istemişlerdir. (Ferhat Dursun, Yûsuf Sûresi’nin Belâgat Açısından İncelenmesi)