وَدَّتْ طَٓائِفَةٌ مِنْ اَهْلِ الْكِتَابِ لَوْ يُضِلُّونَكُمْۜ وَمَا يُضِلُّونَ اِلَّٓا اَنْفُسَهُمْ وَمَا يَشْعُرُونَ ٦٩
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | وَدَّتْ | istedi ki |
|
| 2 | طَائِفَةٌ | bir grup |
|
| 3 | مِنْ | -nden |
|
| 4 | أَهْلِ | ehli- |
|
| 5 | الْكِتَابِ | Kitap |
|
| 6 | لَوْ | eğer |
|
| 7 | يُضِلُّونَكُمْ | sizi saptırsınlar |
|
| 8 | وَمَا | oysa |
|
| 9 | يُضِلُّونَ | saptırıyorlar |
|
| 10 | إِلَّا | sadece |
|
| 11 | أَنْفُسَهُمْ | kendilerini |
|
| 12 | وَمَا |
|
|
| 13 | يَشْعُرُونَ | farkında değiller |
|
وَدَّتْ طَٓائِفَةٌ مِنْ اَهْلِ الْكِتَابِ لَوْ يُضِلُّونَكُمْۜ
Fiil cümlesidir. وَدَّتْ fetha üzere mebni mazi fiildir. تۡ te’nis alametidir. طَٓائِفَةٌ fail olup damme ile merfûdur. مِنْ اَهْلِ car mecruru طَٓائِفَةٌ ’ un mahzuf sıfatına mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. الْكِتَابِ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.
لَوْ ve masdar-ı müevvel وَدَّتْ fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur. لَوْ ‘ in bir masdar harfi olabilmesi için daha çok وَدَّ ve أحَبَّ gibi temenni bildiren fiillerle birlikte kullanılması şarttır.
يُضِلُّونَ fiili نَ ‘ un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ ı fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir كُمْ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.
مِنْ اَهْلِ الْكِتَابِ لَوْ يُضِلُّونَكُمْ [Ehl-i kitaptan bir kısmı sizi saptırmayı arzu ettiler.] Yani [sizi saptırmak] istediler ve temenni ettiler. لَوْ temenni edatıdır.(Ebû Hafs Necmüddîn Ömer b. Muhammed b. Ahmed en-Nesefî es-Semerkandî, et-Teysîr fî (ʿilmi)’t- tefsîr)
يُضِلُّونَ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi ضلل ’ dir.
İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.
وَمَا يُضِلُّونَ اِلَّٓا اَنْفُسَهُمْ وَمَا يَشْعُرُونَ
Fiil cümlesidir. وَ haliyyedir. مَا يُضِلُّونَ cümlesi, hal olarak mahallen mansubdur.
مَا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. يُضِلُّونَ fiili نَ ‘ un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ ı fail olarak mahallen merfûdur.
اِلَّٓا hasr edatıdır. اَنْفُسَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هُمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. مَا يَشْعُرُونَ atıf harfi وَ ile hal cümlesine matuftur.
مَا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. يَشْعُرُونَ fiili نَ ‘ un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ ı fail olarak mahallen merfûdur.
Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.
Hal sahibu’l-hale ya و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır:
1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette fiil cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَدَّتْ طَٓائِفَةٌ مِنْ اَهْلِ الْكِتَابِ لَوْ يُضِلُّونَكُمْۜ وَمَا يُضِلُّونَ اِلَّٓا اَنْفُسَهُمْ وَمَا يَشْعُرُونَ
Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. İlk cümle, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)
Müsnedün ileyh olan طَٓائِفَةٌ ’ un nekre gelişi tahkir ifade eder.
مِنْ اَهْلِ الْكِتَابِ car-mecruru, طَٓائِفَةٌ ‘ ün mahzuf sıfatına mütealliktir. Sıfatın hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
وَدُّوا لَوْ يُضِلُّونَكُمْ [Sizi saptırmayı arzu ederler] ile اَرَادُوا اَنْ يُضِلُّوكُمْ [Sizi saptırmayı murat ederler.] arasındaki fark şudur: İrade muradın gerçekleştirilmesini gerektirir veya fiile çağırma yerinde kullanılır. لَوْ ile yapılan bir temenni ise bir şeyin gerçekleşmesinin bildirimi değil de insanın içinden geçen bir arzunun ve isteğin ifadesidir.(Ebû Hafs Necmüddîn Ömer b. Muhammed b. Ahmed en-Nesefî es- Semerkandî, et-Teysîr fî (ʿilmi)’t-tefsîr)
Masdar harfi لَوْ ve akabindeki يُضِلُّونَكُمْ cümlesi, masdar teviliyle وَدَّتْ fiilinin mef’ûlü yerindedir. Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Muzari fiiller hudûs ve teceddüt ifade eder. Ayrıca muzari fiil, tecessüm özelliği sayesinde olayı göz önünde canlandırarak muhatabı etkiler.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
مِنْ harf-i ceri, ba’diyet ifade eder. Burada Cenab-ı Hak onların bir kısmını zikretmiş, bu hükmü onların hepsine teşmil etmemiştir. Çünkü onların içinde iman etmiş olanlar da bulunmaktaydı.(Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb - Âşûr, Et- Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Bu ayet, Yahudilerin, Huzeyfe b. Yeman, Ammar b. Yasir ve Muaz b. Cebel’i kendi dinlerini kabule davet ettikleri zaman inmiştir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
وَمَا يُضِلُّونَ اِلَّٓا اَنْفُسَهُمْ وَمَا يَشْعُرُونَ cümlesi haldir. Hal cümleleri anlamı zenginleştiren ıtnâb sanatıdır. Muzari fiil sıygasında faide-i haber inkârî kelam olan cümle kasr üslubuyla tekid edilmiştir. Muzari fiil, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir.
Nefy harfi مَا ve istisna harfi اِلَّا ile oluşan kasr, fiille mef’ûlü arasındadır. Kasr-ı kalptir. يُضِلُّونَ maksur- sıfat, اَنْفُسَهُمْ maksurun aleyh- mevsuf olmak üzere kasr-ı sıfat ale’l-mevsûftur. Kasr-ı mevsuf ale’s-sıfat olması caizdir. Bu durumda fâil, mef'ûl üzerinde gerçekleşen fiile tahsis edilmiş olur.
وَمَا يَشْعُرُونَ cümlesi, makablindeki hal cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Menfî muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. İstimrar, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
مَا يُضِلُّونَ - يُضِلُّونَكُمْۜ kelimeleri arasında tıbâk-ı selb sanatı vardır.
وَدَّتْ طَٓائِفَةٌ مِنْ اَهْلِ الْكِتَابِ لَوْ يُضِلُّونَكُمْۜ [Ehli kitaptan bir kısmı sizi saptırmayı arzu ettiler.] Yani [sizi saptırmak] istediler ve temenni ettiler. لَوْ temenni edatıdır.
وَمَا يُضِلُّونَ اِلَّٓا اَنْفُسَهُمْ وَمَا يَشْعُرُونَ [Oysa onlar sadece kendilerini saptırırlar.] Yani bu olsa bile aslında onlar kendilerini saptırmışlardır. Çünkü sizi saptırarak yaptıkları bu işin zararı sonunda onlara dokunacaktır. Allah Teâlâ [Onlar yüklerini ve yükler üzerine başka yükleri de taşırlar. (Ankebut Suresi,13)] buyurmuştur. [Onlar bunun farkına bile varmazlar.] Yani onlar Allah Teâlâ’nın peygamberine bunu haber vereceğini bilmezler. Bir görüşe göre onlar yaptıkları bu işin zararının kendilerine döneceğini bilmezler. (Ebû Hafs Necmüddîn Ömer b. Muhammed b. Ahmed en-Nesefî es- Semerkandî, et-Teysîr fî (ʿilmi)’t-tefsîr - Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
Allahu Teâlâ daha önce kitap ehlinin yolunun haktan yüz çevirmek ve getirilen delilleri kabul etmemek olduğunu belirtince burada ayrıca onların bununla yetinmediklerini, Hz. Peygambere inananları şüpheye düşürmek suretiyle saptırmaya çalıştıklarını beyan etmiştir. (İsmâil Hakkı Bursevî, Tenvîru'l-Ezhân Min Rûhu-l Beyân)