لَقَدْ اَضَلَّن۪ي عَنِ الذِّكْرِ بَعْدَ اِذْ جَٓاءَن۪يۜ وَكَانَ الشَّيْطَانُ لِلْاِنْسَانِ خَذُولاً ٢٩
لَقَدْ اَضَلَّن۪ي عَنِ الذِّكْرِ بَعْدَ اِذْ جَٓاءَن۪يۜ
لَ harfi, mahzuf kasemin cevabının başına gelen muvattiedir. قَدْ tahkik harfidir. Tekid ifade eder. Fiil cümlesidir. اَضَلَّن۪ي fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنا ’dir. Sonundaki نِ nun-u vikayedir. Mütekellim zamir ى mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. عَنِ الذِّكْرِ car mecruru اَضَلَّن۪ي fiiline mütealliktir.
بَعْدَ zaman zarfı اَضَلَّن۪ي fiiline mütealliktir. اِذْ zaman zarfı اَضَلَّن۪ي fiiline müteallik, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. جَٓاءَن۪ي ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
جَٓاءَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Sonundaki نِ vikayedir. Mütekellim zamiri ي mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.
وَكَانَ الشَّيْطَانُ لِلْاِنْسَانِ خَذُولاً
İsim cümlesidir. وَ istînâfiyyedir. كَانَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.
الشَّيْطَانُ kelimesi كَانَ ’nin ismi olup damme ile merfûdur. لِلْاِنْسَانِ car mecruru خَذُولاً ’e mütealliktir. خَذُولاً kelimesi كَانَ ’nin haberi olup fetha ile mansubdur.
خَذُولاً ; mübalağalı ism-i faili kalıbıdır. Mübalağalı ism-i fail kalıbı bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın, mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.
Mübalağalı ism-i fail: Bir varlıkta bir niteliğin aşırı derecede bulunduğunu gösteren, fiilden türeyen, sıfat cinsinden isimlerdir. Mübalağalı ism-i failler Allah için kullanılırsa sıfat, insanlar için kullanılırsa mübalağa ya da lakap olurlar. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
لَقَدْ اَضَلَّن۪ي عَنِ الذِّكْرِ بَعْدَ اِذْ جَٓاءَن۪يۜ
Ta’liliyye olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Ta’lil, kelamın bir sebebe bağlanarak ifade edilmesidir. Kastedilen mananın nedenini beyan etmek maksadıyla ziyade sözlerle yapılan ıtnâb sanatıdır.
لَ , mahzuf kasemin cevabının başına gelen muvattiedir. Kasem fiilinin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır. Mahzufla birlikte terkip, kasem üslubunda gayr-ı talebî inşâî isnaddır. Mahzuf kasem ve قَدْ ile tekid edilmiş cevap cümlesi olan لَقَدْ اَضَلَّن۪ي عَنِ الذِّكْرِ بَعْدَ اِذْ جَٓاءَن۪ي , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber inkârî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)
اِذْ zaman zarfı, اَضَلَّن۪ي fiiline müteallik olan بَعْدَ ‘nin muzafun ileyhidir. Müspet mazi fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelam olan جَٓاءَن۪ي cümlesi de, اِذْ ’in muzâfun ileyhidir.
الإضْلالُ haktan uzaklaşmak manasına müsteardır.(Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
الذِّكْر , Kur’an-ı Kerim veya şehadet kelimesidir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
الذِّكْرِ ile kasıt, “Allah'ı zikirden yahut Kur'an'dan veya Resulullah'ın va'z-u nasihatından” demektir. Yine bir kimsenin kelime-i şehadeti söyleyip İslam'a girişi de kastedilmiş olabilir. (Fahreddîn er- Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
Zaman ismi olan إذ ’in masdara değil de fiil cümlesine muzâf olmasıyla bu vaktin tazimi anlaşılır. Fiil teceddüde ve şimdiki zamana delalet eder. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr, Hac/26)
Kasem cümlesinin mahzuf olduğu durumda vurgu kasem cevabına yapıldığından kasem cümlesi telaffuzda terk edilir. Kasem cümlesini oluşturan kasem fiili, kasem edatı ve kasem edilen isim üçü birlikte hazf edilir. Fakat kasemin varlığı kasem cevabından anlaşılmaktadır. Bu form, Kur’an’da sıkça kullanılmıştır. (Nihat Tarı, Arap Dilinde Kasem Formları ve Kur’an-ı Kerim’e Özgü “La Uksimu” Formu ile İlgili Tartışmalar)
Bu kelam, mezkûr temennisinin gerekçesinin beyanı mahiyetindedir. Kelamın başında yeminin zikredilmesi, hatasını, pişmanlığını ve hayıflanmasını ziyadesiyle beyan etmek içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
وَكَانَ الشَّيْطَانُ لِلْاِنْسَانِ خَذُولاً
Cümle, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Nakıs fiil كَانَ ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Bütün mamullerin cümledeki yeri, aslında amilinden sonra gelmesidir. لِلْاِنْسَانِ car mecruru, ihtimam için amili olan خَذُولاً ‘e takdim edilmiştir.
خَذُولاً , mübalağalı ism-i fail vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu özelliğin müsnedün ileyhteki istimrar ve istikrarına işaret etmiş, isim cümlesinin sübutunu artırmıştır.
كَانَ ’nin haberi isim olarak geldiğinde, haberi isminin içine karışır ve adeta onun mahiyetinden bir cüz olur. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâğî Tefsiri 5, Duhan s. 124)
الخَذْلُ : Yardımsız bırakmaktır. خَذُولًا ondan mübalağa kipidir. Yani gerek cinlerden, gerek insanlardan olsun şeytan insanın hayrına dost olmaz, kendi hesabına bir felakete düşürmek için dost görünür; sonunda da başı sıkıntıya girince onu yardımsız bırakır, çekiliverir. (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili)
Bu kelam, makabli için bir açıklama mahiyetindedir. Bu cümle ya doğrudan doğruya Allah kelamındandır yahut zalimin kelamının devamıdır. Buna göre bunu söyleyen zalim, dostunu şeytanî vasıfların en özeti olan saptırmakla vasıflandırdıktan sonra onu şeytan olarak vasıflandırmıştır. Yahut şeytandan İblis’i kastetmiştir. Çünkü vesvesesi ve iğva ile kendisini saptıranların dostluğuna ve hidayetçi olan Resulullah’ın muhalefetine sevk eden İblistir. Şeytanın, onu yüzüstü bırakmakla vasıflandırılması da zımnen bildiriyor ki şeytan ona dünyada vaatlerde bulunuyor ve ahirette ona faydalı olacağı umudunu ona veriyordu. Bu, İblis’in haline daha uygundur. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)