وَقَالَ الرَّسُولُ يَا رَبِّ اِنَّ قَوْمِي اتَّخَذُوا هٰذَا الْقُرْاٰنَ مَهْجُوراً ٣٠
وَقَالَ الرَّسُولُ يَا رَبِّ اِنَّ قَوْمِي اتَّخَذُوا هٰذَا الْقُرْاٰنَ مَهْجُوراً
Fiil cümlesidir. وَ istînâfiyyedir. قَالَ fetha üzere mebni mazi fiildir. الرَّسُولُ fail olup damme ile merfûdur. Mekulü’l-kavli يَا رَبِّ اِنَّ قَوْمِي ’dir. قَالَ fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
يَا nida harfidir. Münada olan رَبَّ muzâf olup, mukadder fetha ile mansubdur. Mütekellim يَ ’ sı mahzuf olup, kelimenin sonundaki kesra muzâfun ileyhten ivazdır. Nidanın cevabı اِنَّ قَوْمِي اتَّخَذُوا هٰذَا الْقُرْاٰنَ مَهْجُوراً cümlesidir.
İsim cümlesidir. اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.
قَوْمِي kelimesi اِنَّ ’nin ismi olup, mukadder fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır.Mütekellim zamiri ي muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. اتَّخَذُوا cümlesi, اِنَّ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur.
اتَّخَذُوا damme üzere mebni mazi fiildir. Değiştirme anlamında kalp fiilidir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. هٰذَا işaret ismi mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. الْقُرْاٰنَ işaret ismünden bedel olup fetha ile mansubdur. مَهْجُوراً ikinci mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.
Münada; kendisine seslenilen ve seslenen kişiye yönelmesi istenilen kişidir. Münada, fiili hazfedilmiş mef’ûlün bihtir. Münadaya “ey, hey” anlamlarına gelen nida harfleri ile seslenilir. En yaygın kullanılan nida edatı يَا ’dır.
Münada irab yönünden mureb münada ve mebni münada olmak üzere 2 kısma ayrılır.
Mureb münada lafzen mansub olur ve 3 şekilde gelir: 1) Muzaf, 2) Şibh-i muzaf, 3) Nekre-i gayrı maksude.
Mebni münada merfu üzere mebni, mahallen mansub olur. 3 şekilde gelir: 1) Müfred alem, 2) Nekre-i maksude, 3) Harfi tarifli isim. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Kalp fiilleri (iki mef’ûl alan fiiller); bir mef’ûl ile manası tamamlanamayıp ikinci mef’ûle ihtiyaç duyan fiillerdir. Bu fiiller isim cümlesinin önüne gelirler, mübtedayı ve haberi iki mef’ûl yaparak nasbederler. 3 gruba ayrılırlar:
1. Bilmek manasında olanlar. ألفي - دري - رأي - وجد - علم fiilleridir. 2. Sanmak manası ifade edenler, kesine yakın bilgi ifade ederler. “Sanmak, zannetmek, saymak, kendisine öyle gelmek” gibi manalara gelir. ظنّ - حسب - خال - زعم - عدّ fiilleridir.
3. grupta olan değiştirme manası ifade edenler aynı anlama gelmedikleri halde görevleri itibariyle onlara benzerliklerinden kalp fiilleri adı altına girmişlerdir. جعل - صيّر - إتّخذ - ردّ - ترك fiilleridir. Değiştirme manasına gelen fiiller “etti, yaptı, kıldı, edindi, dönüştürdü, değişik bir hale getirdi” gibi manalara gelir.
Bilgi ve zan fiillerinden sonra bazen اَنَّ ’li ve اَنْ ’li cümleler gelir, bu cümleler iki mef’ûl kabul edilir. Bilmek, sanmak ve değiştirme manasına gelen bu fiiller 3 şekilde gelebilir:
1) İki mef’ûl alanlar, 2) İki mef’ûlünü masdarı müevvel cümlesi olarak alanlar, 3) İki mef’ûlü hazif olanlar. Kalp fiilleri iki mamûlü arasında olduğunda amel etmeleri de etmemeleri de caizdir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Bedel: Metbuundaki kapalılığı açıklamak ve pekiştirmek gibi sebeplerle getirilen ve irab bakımından metbuuna uyan tabidir. Bedelden önce gelen ve bedelin irabını almış olduğu kelimeye “mübdelün minh” denir.
Bedel 3 gruba ayrılır: 1. Bedel-i kül, 2. Bedel-i baz, 3. Bedel-i iştimal. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اتَّخَذُوا fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi أخذ ’dir.
İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşâreket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.
وَقَالَ الرَّسُولُ يَا رَبِّ اِنَّ قَوْمِي اتَّخَذُوا هٰذَا الْقُرْاٰنَ مَهْجُوراً
Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Allah Teâlâ bize Hz. Peygamber‘in sözlerini bildiriyor.
Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Halidî, Vakafât, s. 107)
قَالَ fiilinin mekulü’l-kavli olan يَا رَبِّ اِنَّ قَوْمِي اتَّخَذُوا هٰذَا الْقُرْاٰنَ مَهْجُوراً cümlesi, nida üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Münada olan رَبِّ izafetinin sonundaki esre mütekellim zamirinden ivazdır. Muzâfun ileyh hafiflik için hazf edilmiştir. Nida harfinin ve muzâfun ileyhin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
Veciz ifade kastına matuf رَبِّ izafetinde Rab isminin Hz. Peygambere aid zamire muzaf olmasıyla Hz. Peygamber, şan ve şeref kazanmıştır. Bu izafet onun, Allah’ın rububiyet vasfına sığınma isteğine işaret eder.
Nidanın cevabı olan اِنَّ قَوْمِي اتَّخَذُوا هٰذَا الْقُرْاٰنَ مَهْجُوراً cümle, اِنَّ ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, lazım-ı faide-i haber inkârî kelamdır.
اِنَّ ’nin haberi olan اتَّخَذُوا هٰذَا الْقُرْاٰنَ مَهْجُوراً cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
İsim cümlesinde müsnedin mazi fiil cümlesi olarak gelmesi, hükmü takviye, temekkün ve istikrar ifade etmiştir.
Hz. Peygamberin Allah’a hitabı olan cümle, onun üzüntüsünün derinliğine işaret etmek üzere muktezayı zahirin hilafına olarak tekitli gelmiştir.
İki mef’ûle müteaddi olan اتَّخَذُوا fiilinin birinci mef’ûlü الْقُرْاٰنَ ‘nin هٰذَا ile işaret edilmesi, Kur’an’a dikkat çekmek ve ona tazim içindir.
İşaret ismi, işaret edilen manayı kâmil bir şekilde tarif edip ortaya çıkarır. Öyle ki kendisinden bahsedilen şey çok net olarak ortaya çıkar. Ayrıca bahsedilen şeyin açıklanmasının çok önemli olduğuna ve mertebesinin yüksekliğine delalet ederek tazim ifade eder.
Kuran’a işaret eden هٰذَا ‘da istiare sanatı vardır. هٰذَا ile o sırada henüz kitap haline gelmemiş olan Kuran, elle tutulur gözle görülür maddi bir şey yerine konmuştur. Bu ifadede mübalağa ve tecessüm sanatları da vardır.
Bilindiği gibi işaret ismi, mahsus şeyler için kullanılır. Ama burada olduğu gibi aklî şeyler için kullanıldığında istiare olur. Câmi’; her ikisinde de “vücudun tahakkuku”dur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Beyan İlmi)
İkinci mef’ûl مَهْجُوراً ’deki nekrelik, kesret ifade eder.
Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden, اِنَّ , isnadın tekrarı ve isim cümlesi olmak üzere üç tekid içeren bu ve benzeri cümleler çok muhkem/ sağlam cümlelerdir. (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili Kadr/1)
İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Peygamberimizin, Resulullah unvanıyla zikredilmesi, hakkı tahkik etmek ve kâfirlerin kafasına vurmak içindir. Zira o kâfirlerden hikâye edilenler, Peygamberimizin peygamberliği hakkındaki eleştirileridir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
Peygamber, Allah'a şöyle şikâyet etmektedir: Kavmim bu Kur'an'ı mehcur tuttular. Mehcur tutmak مَهْجُوراً iki anlama gelir; birisi terk edip uzak durmak, onunla amel etmemektir. Zira bir hadis-i şerifte şöyle buyrulmuştur: “Her kim de Kur'an'ı öğrenir de mushafını asar, ilgilenmez ve bakmazsa kıyamet günü gelir, yakasına sarılır ‘Ya Rabb! Bu kulun beni mehcûr tuttu (beni terk edip uzak kaldı, benimle amel etmedi), benimle arasında hüküm ver.’ der.” Diğer anlamı ise hakkında saçma sapan konuştular, evvelkilerin uydurma masalları dediler, demektir. Peygamberin bu şekilde şikâyetini söylemek büyük bir tehdittir. Çünkü peygamberler kavmini Allah'a şikâyet ettikleri zaman haklarında azap çabuklaştırılmış olur. (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili)
Bu kelime, الهجران “hicran” masdarındandır ve “onlar ona iman etmediler, onu kabul etmediler ve o Kur'an'ı dinlemekten hicret ettiler, yüz çevirdiler” demektir. Ya da أهجر fiilindendir. Yani مهجورا فيه “hakkında atılıp-tutulan, ileri-geri konuşulan” demektir. Kur’an hakkındaki “hecr”leri yani atıp-tutmaları, “Bu sihirdir, şiirdir, yalandan, saçma-sapan şeylerdir.” demeleridir. (Fahreddîn er- Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
Müfessirlerin çoğu, bunun Hz. Peygamberin (s.a.v) bizzat söylediği bir söz olduğu kanaatindedirler. Ebu Müslim ise “Hayır, bununla Hz Peygamberin (s.a.v) ahirette böyle söyleyeceği manası kastedilmiştir. Bu tıpkı, ‘Her ümmete bir şahit getirdiğimizde ve seni de bunlara şahit kıldığımızda (halleri) nice olacak?’ (Nisa Suresi, 41) ayetinde anlatılan husus gibidir.” demiştir. Birinci görüş daha uygundur, çünkü ayetin lafzına (zahirine) daha uygundur. Birde Hakk Teâlâ'nın, bundan sonraki “Biz, her peygambere günahkârlardan böyle düşmanlar kıldık.” ifadesi, Hz Peygamber (s.a.v) için bir tesellidir. Bu ise ancak o sözün dünyada iken ondan sadır olması haline uygun düşer. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
Ayette geçen الرَّسُولُ kelimesindeki harf-i tarif, ahd-i haricî sarîhîdir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)