Furkan Sûresi 31. Ayet

وَكَذٰلِكَ جَعَلْنَا لِكُلِّ نَبِيٍّ عَدُواًّ مِنَ الْمُجْرِم۪ينَۜ وَكَفٰى بِرَبِّكَ هَادِياً وَنَص۪يراً  ٣١

Biz, işte böyle, her peygamber için suçlulardan bir düşman yarattık. Yol gösterici ve yardım edici olarak Rabbin yeter.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَكَذَٰلِكَ ve böylece
2 جَعَلْنَا biz var ettik ج ع ل
3 لِكُلِّ her ك ل ل
4 نَبِيٍّ elçiye ن ب ا
5 عَدُوًّا bir düşman ع د و
6 مِنَ -dan
7 الْمُجْرِمِينَ suçlular- ج ر م
8 وَكَفَىٰ yeter ك ف ي
9 بِرَبِّكَ Rabbin ر ب ب
10 هَادِيًا yol gösterici olarak ه د ي
11 وَنَصِيرًا ve yardımcı olarak ن ص ر
 
Tebliğ ve irşad faaliyeti sırasında engellerle karşılaşan, insanları içine düştükleri inkâr bataklığından kurtarmak için çalışırken yine bu insanların bir kısmından düşmanlık görüp maddî ve mânevî baskılara, haksızlıklara mâruz kalan tek peygamber Hz. Muhammed değildir. Bütün peygamberler, kendi toplumlarının yaşayan inanç ve telakkilerini, ahlâk ve topyekün hayat düzenini sorgulamışlar, eleştirmişler ve değiştirmek istemişler; bu da o toplumlarda mevcut yapıdan memnun olan, özellikle bu yapı sayesinde servet yığmış; yüksek mevki, itibar ve sosyal statü kazanmış kesimleri rahatsız etmiş, bu rahatsızlık giderek düşmanlıklara dönüşmüştür. Bu gerçeğin “... her peygambere karşı, günaha batmış kimseler içinden bir düşman çıkardık” cümlesiyle ifade edilmesi, ilke olarak âlemde olup biten her şeyin ilâhî irade ve yasalar çerçevesinde gerçekleştiği şeklindeki Kur’an’ın hâkim yaklaşım ve üslûbunun bir yansımasıdır. Âyette, bu gerçeği özetleyen ifadenin ardından, “Ama yol gösterici ve yardımcı olarak rabbin yeterlidir” buyurularak müşriklerin bâtıl inançlar, yanlış fikirler, haksız iddialar ve bencil hesaplar üzerine kurulan düşmanca girişimlerinin başarılı olamayacağı; Allah’ın, yol gösterici, kurtarıcı desteği ve yardımıyla resulünü başarıya ulaştıracağı müjdelenmektedir. Aslında bu, daha genel anlamda Allah rızâsı ve insanlığın iyiliği, kurtuluşu ve mutluluğu için çalışan her mümine yönelik kutsal bir vaad ve müjdedir. Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 4 Sayfa: 122
 

وَكَذٰلِكَ جَعَلْنَا لِكُلِّ نَبِيٍّ عَدُواًّ مِنَ الْمُجْرِم۪ينَۜ 

 

Fiil cümlesidir. وَ  istînâfiyyedir. كَ  harf-i cerdir. مثل “gibi” anlamındadır. Bu ibare, amili  جَعَلْنَا  olan mahzuf mef’ûlu mutlaka mütealliktir. Takdiri,  جعلًا مثلَ ذلك جعلنا (Yaptığımız gibi bir şekilde yapmak) şeklindedir. ذٰ  işaret ismi, sükun üzere mebni mahallen mecrur, ism-i mecrurdur. ل  harfi buud yani uzaklık belirten harf,  ك  muhatap zamiridir.

جَعَلْنَا  sükun üzere mebni mazi fiildir. Değiştirme anlamında kalp fiilidir. Mütekellim zamiri  نَا  fail olarak mahallen merfûdur. لِكُلِّ  car mecruru  عَدُواًّ’in mahzuf haline mütealliktir.  نَبِيٍّ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.

عَدُواًّ  ikinci mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. مِنَ الْمُجْرِم۪ينَ  car mecruru  جَعَلْنَا  fiilinin mahzuf mef’ûlun bihine mütealliktir. 

Değiştirme manasına gelen  جَعَلَ  kelimesi 3 şekilde gelir: 1.Bir şeyden başka bir şey meydana getirmek. 2.Bir halden başka bir hale geçmek  3.Bir şeyle başka bir şeye hükmetmek. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

الْمُجْرِم۪ينَ ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir.

İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

   وَكَفٰى بِرَبِّكَ هَادِياً وَنَص۪يراً

 

 

Fiil cümlesidir. وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

كَفٰى  mukadder fetha ile mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. بِ  harf-i ceri zaiddir.  رَبِّ  lafzen mecrur, fail olarak mahallen merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  كَ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. هَادِياً  kelimesi  رَبِّكَ ‘nin hali veya temyizi olup fetha ile mansubdur.  نَص۪يراً  atıf harfi و ’la makabline matuftur. 

Hal, cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal, “Nasıl?” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zül-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l hal marife olur. Hal mansubdur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde  iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hali sahibu’l hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazf edilmiş) olarak gelir.

Hal sahibu’l-hale ya و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 

1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil) 3. Şibh-i cümle olan hal (Harf-i cerli veya zarflı isim). Ayette müfred şeklindedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

هَادِياً ; sülâsî mücerredi  هدى  olan fiilin ism-i failidir. 

İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata), hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

وَكَذٰلِكَ جَعَلْنَا لِكُلِّ نَبِيٍّ عَدُواًّ مِنَ الْمُجْرِم۪ينَۜ 

 

وَ , istînâfiyyedir. 

İstînâfiyye  وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine îrab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiyye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâgatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)

Cümlede takdim tehir ve îcâz-ı hazif sanatları vardır.  كَذٰلِكَ , amili  جَعَلْنَا  olan mahzuf mef’ûlü mutlaka mütealliktir. Bu takdire göre cümle müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber talebî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)

Teşbih harfi  كَ ‘nin dahil olduğu işaret isminde istiare vardır. Tecessüm ve cem’ ifade eden  ذٰلِكَ  önceki manaya işaret edilmiştir. Allah'ın hğkmğ, elle tutulur gözle görülür maddi bir şey yerine konmuştur. Bu ifadede mübalağa ve tecessüm sanatları da vardır.

Bilindiği gibi işaret ismi, mahsus şeyler için kullanılır. Ama burada olduğu gibi aklî şeyler için kullanıldığında istiare olur. Câmi’; her ikisinde de “vücudun tahakkuku”dur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Beyan İlmi)

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Mahzuf ikinci mef’ûle müteallik olan car-mecrur  لِكُلِّ نَبِيٍّ ,  ihtimam için ilk mef’ûl  عَدُواًّ ‘e takdim edilmiştir. İki mef’ûle müteaddi olan جَعَلْنَا  fiilinin ikinci mef’ûlünün hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.

مِنَ الْمُجْرِم۪ينَ  car-mecruru, عَدُواًّ ‘in mahzuf sıfatına mütealliktir. Sıfatın hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.

عَدُواًّ ’deki nekrelik, kesret ve tahkir,  نَبِيٍّ ’deki ise kesret ve tazim içindir.

Ayetin başındaki  كذلك  sözü son derece kısa ve müstakil bir cümledir. Manası başka bir manaya sürükler. Ancak öncesinde bunu açıkça ifade edecek müstakil bir lafız yoktur. Öyle ki bu bir şeye benzetmek istenirse bundan daha kâmil olan bir başka şekil bulunamaz. Bu cümle Kur’an-ı Kerîm'de gerçekten çok geçer, en güzel geldiği yer de burada görüldüğü gibi farklı konuların arasında ve kelamın mafsalında tek bir hakikat için gelmesidir. (Muhammed Ebu Mûsâ, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri 5, Duhan Suresi 28, s. 101) 

Bu ifadedeki  ك  harfi ‘misil’ manasındadır ancak neyin misli olduğu açık değildir. İşaret ismi ise bir merci gerektirir. İşaret ismi  ك  ile birleşmiştir ve bunlarda bir kapalılık söz konusudur. Çünkü muşârun ileyh bilinmedikçe bir şey ifade etmeyen, işaret ismi ile  ك ‘ten oluşmuştur. Bu bina önemli mafsallarda gelen kapalı bir terkiptir. Bize ‘’arkadan gelecek olan şeyler şu anda bulunduğunuzdan daha yüce bir makamdır’’ der. (Muhammed Ebu Mûsâ, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri 5, Duhân/54, s. 177, 205)

كَذٰلِكَ  [İşte böyle], aslında uzaktaki bir nesneye işaret için kullanılır. Buradaki istimali, işaret edilen nimetin derecesinin, faziletteki mertebesinin yüksekliğini bildirmek içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l- Akli’s-Selîm)

عَدُواًّ  lafzının tekile de çoğula da ihtimali vardır. Burada cemi manasınadır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t- Tenvîr)  

Bu kelam-ı kerim, Peygamberimiz için bir teselli mahiyetinde olup kendisini önceki peygamberlere uymaya sevk etmektedir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)


 وَكَفٰى بِرَبِّكَ هَادِياً وَنَص۪يراً

 

Cümle, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber talebî kelamdır. Tekid ifade eden zaid  بِ  harfi nedeniyle mecrur olan  رَبِّكَ , fiilin faili olarak merfû mahaldedir.

Ayette mütekellim Allah Teâlâ’dır. Azamet zamirinden sonra Allahın rububiyet vasfını öne çıkarmak için zamir makamında zahir olarak Rab isminin zikredilmesinde tecrîd, ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

Peygamberimize aid zamirin  رَبِّ  lafzına izafeti, ona tazim, teşrif ve destek anlamlarına gelmektedir.

رَبِّكَ ‘den hal olan هَادِياً - نَص۪يراً  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

جَعَلْنَا  - كَفٰى  arasında mütekellimden gaibe geçişte güzel bir iltifat sanatı vardır. 

Zeccâc, “Buradaki  بِ  harf-i ceri zaiddir. Yani  كفى ربك وهاديا ونصيرا  takdirindedir.  هاديا ve  نَص۪يراً  kelimeleri de hal olarak mansubdurlar. Yani ‘O, dinî ve dünyevî menfaatlere hidayet eder, sevk eder ve düşmanlarınıza karşı size yardım eder.’ demektir.” demiştir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

Bu kelam-ı kerim, Peygamberimizi bütün düşmanlarına karşı muzaffer kılmak hususunda lütufkâr bir vaattir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

Yol gösteren ve yardım eden olarak anlamındaki,  هَادِياً وَنَص۪يراً  kelimeleri hal veya temyiz olarak nasb edilmişlerdir. Rabbin sana hidayet verecek, doğru yolu gösterecek, sana yardım edecektir. O bakımdan sana düşmanlık edenlere aldırma demektir. (Kurtubî, El-Câmi’ li-Ahkâmi’l-Kur’ân)