اُدْعُ اِلٰى سَب۪يلِ رَبِّكَ بِالْحِكْمَةِ وَالْمَوْعِظَةِ الْحَسَنَةِ وَجَادِلْهُمْ بِالَّت۪ي هِيَ اَحْسَنُۜ اِنَّ رَبَّكَ هُوَ اَعْلَمُ بِمَنْ ضَلَّ عَنْ سَب۪يلِه۪ وَهُوَ اَعْلَمُ بِالْمُهْتَد۪ينَ ١٢٥
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | ادْعُ | çağır |
|
| 2 | إِلَىٰ |
|
|
| 3 | سَبِيلِ | yoluna |
|
| 4 | رَبِّكَ | Rabbinin |
|
| 5 | بِالْحِكْمَةِ | hikmetle |
|
| 6 | وَالْمَوْعِظَةِ | ve öğütle |
|
| 7 | الْحَسَنَةِ | güzel |
|
| 8 | وَجَادِلْهُمْ | ve onlarla mücadele et |
|
| 9 | بِالَّتِي | (biçimde) |
|
| 10 | هِيَ | o |
|
| 11 | أَحْسَنُ | en güzel |
|
| 12 | إِنَّ | kuşkusuz |
|
| 13 | رَبَّكَ | Rabbin |
|
| 14 | هُوَ | işte O’dur |
|
| 15 | أَعْلَمُ | en iyi bilen |
|
| 16 | بِمَنْ | kimseleri |
|
| 17 | ضَلَّ | sapan(ları) |
|
| 18 | عَنْ | -ndan |
|
| 19 | سَبِيلِهِ | yolu- |
|
| 20 | وَهُوَ | ve O |
|
| 21 | أَعْلَمُ | (en iyi) bilendir |
|
| 22 | بِالْمُهْتَدِينَ | hidayete erenleri |
|
اُدْعُ اِلٰى سَب۪يلِ رَبِّكَ بِالْحِكْمَةِ وَالْمَوْعِظَةِ الْحَسَنَةِ وَجَادِلْهُمْ بِالَّت۪ي هِيَ اَحْسَنُۜ
Fiil cümlesidir. اُدْعُ illet harfinin hazfıyla mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri انت ‘dir. اِلٰى سَب۪يلِ car mecruru اُدْعُ fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. رَبِّكَ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. Muttasıl zamir كً muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
بِالْحِكْمَةِ kelimesi اُدْعُ ’deki failin mahzuf haline mütealliktir. الْمَوْعِظَةِ atıf harfi و ’la makabline matuftur. الْحَسَنَةِ kelimesi الْمَوْعِظَةِ ’nin sıfatı olup kesra ile mecrurdur.
وَ atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
جَادِلْهُمْ sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri انت ’dir. Muttasıl zamir هُمْ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. الَّت۪ي müfred müennes has ism-i mevsûl بِ harf-i ceriyle جَادِلْهُمْ fiiline mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası هِيَ اَحْسَنُ ‘dur. Îrabtan mahalli yoktur.
Munfasıl zamir هِيَ mübteda olarak mahallen merfûdur. اَحْسَنُ haber olup damme ile merfûdur.
Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.
Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.
Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat 2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.
1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar 2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.
1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.
2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.
Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
جَادِلْهُمْ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil mufâale babındandır. Sülâsîsi جدل ’dir.
Mufâale babı fiile müşareket (ortaklık), bir işi peşpeşe yapmak, teksir (çokluk, bir işi çok yapmak) gibi anlamlar katar. Müşareket (işteşlik-ortaklık): Bir işin iki kişi veya iki grup arasında yapıldığını anlatır. Fail ve mef’ûl aynı işi yapmıştır. Ayrıca fail işi başlatan ve galip gelendir.(sonuçlandırandır) Bazen de müşareket olmayıp tek taraflı olur. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَحْسَنُ ; ism-i tafdil kalıbındandır. İsm-i tafdil; bir vasfın, bir hususun bir varlıkta diğer bir varlıktan daha fazla olduğunu ifade eder. İsm-i tafdil اَفْضَلُ veznindendir. İsm-i tafdilin sıfat-ı müşebbeheden farkı; renk, şekil, uzuv noksanlığı ifade etmemesidir. Müennesi فُعْلَى veznindedir.
İsm-i tafdilden önce gelen isme “mufaddal”, sonra gelen isme “mufaddalun aleyh’’ denir. Mufaddal ve mufaddalun aleyhi bazen açıkça cümlede göremeyebiliriz. Bu durumda mufaddal ve mufaddalun aleyh cümlenin gelişinden anlaşılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اِنَّ رَبَّكَ هُوَ اَعْلَمُ بِمَنْ ضَلَّ عَنْ سَب۪يلِه۪ وَهُوَ اَعْلَمُ بِالْمُهْتَد۪ينَ
İsim cümlesidir. اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.
رَبَّكَ kelimesi اِنَّ ’nin ismi olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir كَ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. هُوَ اَعْلَمُ cümlesi, اِنَّ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur.
Munfasıl zamir هُوَ mübteda olarak mahallen merfûdur. اَعْلَمُ haber olup damme ile merfûdur. مَنْ müşterek ism-i mevsûl بِ harf-i ceriyle اَعْلَمُ ’ye mütealliktir. İsm-i mevsûl sılası ضَلَّ عَنْ سَب۪يلِه۪ ’dir. Îrabtan mahalli yoktur.
ضَلَّ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. عَنْ سَب۪يلِه۪ car mecruru ضَلَّ fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir ه۪ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
وَ atıf harfidir. Munfasıl zamir هُوَ mübteda olarak mahallen merfûdur. اَعْلَمُ haber olup damme ile merfûdur. بِالْمُهْتَد۪ينَ car mecruru اَعْلَمُ ’ye müteallik olup, cer alameti ى ’dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar.
الْمُهْتَد۪ينَ ; sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan iftiâl babının ism-i failidir.
İsm-i fail: Eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَعْلَمُ ; ism-i tafdil kalıbındandır.
اُدْعُ اِلٰى سَب۪يلِ رَبِّكَ بِالْحِكْمَةِ وَالْمَوْعِظَةِ الْحَسَنَةِ وَجَادِلْهُمْ بِالَّت۪ي هِيَ اَحْسَنُۜ
Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Veciz anlatım kastıyla gelen, سَب۪يلِ رَبِّكَ izafetinde Rab ismine muzâfun ileyh olan mütekellim zamiri dolayısıyla Hz. Peygamber, yine Rab ismine muzâf olması sebebiyle سَب۪يلِ , şan ve şeref kazanmıştır. Ayrıca bu izafet Allah’ın rububiyet vasfıyla ona destek olduğunun işaretidir.
سَب۪يلِ رَبِّكَ ibaresinde istiare vardır. سَب۪يلِ kelimesi din manasında müsteardır. Sebil kelimesi yol demektir. Hedefe ulaştırmak bakımından benzer oldukları için din, yola benzetilmiştir. Müşebbeh (müstearun leh) hazf edilmiş, müşebbehün bih (müstearun minh) kalmıştır.
بِالْحِكْمَةِ car-mecruru, اُدْعُ fiilinin failinden mahzuf hale mütealliktir. Halin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
الْحَسَنَةِ kelimesi, الْمَوْعِظَةِ için sıfattır. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.
سَب۪يلِ kelimesinin رَبِّكَ ’ye izafe edilmesi, Allah'ın onu hidayete erdirmesi ve ona bağlı kalmasını emretmesi itibarıyladır. Bu izafet, istiarenin tecridi içindir. Bu terkip, İslam dini için alem (özel isim) haline gelmiştir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
بِالْحِكْمَةِ ’deki بِ harf-i ceri mülâbese içindir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
İstînâfa matuf olan وَجَادِلْهُمْ بِالَّت۪ي هِيَ اَحْسَنُ cümlesinin atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Mecrur mahaldeki müfret müennes müşterek has ism-i mevsûl, başındaki harf-i cerle جَادِلْهُمْ fiiline mütealliktir. Sılası olan هِيَ اَحْسَنُ cümlesi, mübteda ve haberden müteşekkil sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır. Haber olan اَحْسَنُ , ism-i tafdil kalıbında gelerek mübalağa ifade etmiştir.
اَحْسَنُ - الْحَسَنَةِ kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
جَادِلْهُمْ fiili مفاعلة babındadır. Bu bab fiilin karşılıklı olduğunu ifade eder.
اِنَّ رَبَّكَ هُوَ اَعْلَمُ بِمَنْ ضَلَّ عَنْ سَب۪يلِه۪ وَهُوَ اَعْلَمُ بِالْمُهْتَد۪ينَ
Cümle, ta’liliyye olarak fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Ta’lil, kelamın bir sebebe bağlanarak ifade edilmesidir. Kastedilen mananın nedenini beyan etmek maksadıyla ziyade sözlerle yapılan ıtnâb sanatıdır.
اِنَّ ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır.
Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden, اِنَّ ile tekit edilen isim cümleleri çok muhkem/sağlam cümlelerdir.
İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
اِنَّ ’nin isminin izafetle gelmesi az sözle çok anlam ifadesi ve Hz. Peygambere destek ve muhabbetle muamelenin işaretidir. Ayrıca رَبَّكَ izafeti, Peygambere şan ve şeref ifade eder. Bu izafet Allah’ın rububiyet vasfıyla ona destek olduğunun işaretidir.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ’dır. Rububiyet vasfını öne çıkarmak için zamir makamında zahir olarak tekrarlanan Rab isminde tecrîd, ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
اِنَّ ’nin haberi olan هُوَ اَعْلَمُ بِمَنْ ضَلَّ عَنْ سَب۪يلِه۪ cümlesi, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Munfasıl zamir هُوَ mübteda, ism-i tafdil kalıbında gelerek mübalağa ifade eden اَعْلَمُ , haberdir.
Haberin fasıl zamiriyle tekid edilmesi önemi sebebiyledir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Mecrur mahaldeki müşterek ism-i mevsûl مَنْ , harf-i cerle اَعْلَمُ ’ya mütealliktir.
Sılası olan ضَلَّ عَنْ سَب۪يلِه۪ cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Cümlede müsnedin mazi fiil cümlesi olarak gelmesi, hükmü takviye, temekkün ve istikrar ifade etmiştir. Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)
Veciz ifade kastına matuf سَب۪يلِه۪ izafetinde, Allah Teâlâ’ya ait zamire muzâf olması سَب۪يلِ için tazim ve teşrif ifade eder.
Ayetin son cümlesi olan وَهُوَ اَعْلَمُ بِالْمُهْتَد۪ينَ , atıf harfi وَ ‘la اِنَّ ’nin haberine matuftur. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat ayrıca tezat ilişkisi mevcuttur.
Mübteda ve haberden müteşekkil sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır. اَعْلَمُ , ism-i tafdil kalıbında gelerek mübalağa ifade etmiştir.
Ayette Allah Teâlâya ait هُوَ zamirinin tekrarı, ıtnabdır, muhataba Allah Teâlâ’nın azametini hissettirir.
Ayette Allah yolundan sapanların muhtedilere takdimi, kelamın asıl konusu onlar olduğu içindir.
ضَلَّ - الْمُهْتَد۪ينَ kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır. Bu kelimelerdeki isim ve fiil geçişinde iltifat sanatı vardır.
هُوَ اَعْلَمُ بِمَنْ ضَلَّ عَنْ سَب۪يلِه۪ cümlesiyle, هُوَ اَعْلَمُ بِالْمُهْتَد۪ينَ cümlesi arasında mukabele sanatı vardır.
رَبِّكَ - هُوَ- اَعْلَمُ - سَب۪يلِه۪ kelimelerinin tekrarında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
مَنْ ve الَّت۪ي , ism-i mevsûldür. Aralarında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
Ayetin metninde; dalalet (sapmak) manası, hâdis (sonradan olan) bir şeye delalet eden fiil kipi ile ifade edilmiş, çünkü dalalet, Allah’ın, insanları, üzerinde yarattığı fıtratı değiştirmek ve davetten yüz çevirmektir. Bu ise arızî bir haldir. Fıtrat üzerinde sebat etmekten ve davetin gereği olan yolda gitmekten ibaret olan ihtida ise, böyle değildir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)