Âl-i İmrân Sûresi 90. Ayet

اِنَّ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا بَعْدَ ا۪يمَانِهِمْ ثُمَّ ازْدَادُوا كُفْراً لَنْ تُقْبَلَ تَوْبَتُهُمْۚ وَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الضَّٓالُّونَ  ٩٠

Şüphesiz iman ettikten sonra inkâr eden, sonra da inkârda ileri gidenlerin tövbeleri asla kabul edilmeyecektir. İşte onlar sapıkların ta kendileridir.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 إِنَّ şüphesiz
2 الَّذِينَ onlar ki
3 كَفَرُوا inkar ettiler ك ف ر
4 بَعْدَ sonra ب ع د
5 إِيمَانِهِمْ inandıktan ا م ن
6 ثُمَّ sonra
7 ازْدَادُوا arttı ز ي د
8 كُفْرًا inkarları ك ف ر
9 لَنْ
10 تُقْبَلَ kabul edilmeyecektir ق ب ل
11 تَوْبَتُهُمْ onların tevbeleri ت و ب
12 وَأُولَٰئِكَ ve işte
13 هُمُ onlar
14 الضَّالُّونَ sapıkların ta kendileridir ض ل ل
 

اِنَّ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا بَعْدَ ا۪يمَانِهِمْ ثُمَّ ازْدَادُوا كُفْراً لَنْ تُقْبَلَ تَوْبَتُهُمْۚ

 

İsim cümlesidir.  اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.  

الَّذ۪ينَ  cemi müzekker has ism-i mevsûl  اِنَّ ’ nin ismi olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası كَفَرُوا۟ ’ dur. Îrabtan mahalli yoktur. 

كَفَرُوا  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ ı fail olarak mahallen merfûdur.  بَعْدَ  zaman zarfı  كَفَرُوا  fiiline mütealliktir.  ا۪يمَانِهِمْ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  هِمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

ثُمَّ  tertip ve terahi ifade eden atıf harfidir. ازْدَادُوا  atıf harfi ثُمَّ ile sılaya matuftur. ازْدَادُوا  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ ı fail olarak mahallen merfûdur. كُفْرًا  temyiz olup fetha ile mansubdur. 

لَنْ تُقْبَلَ تَوْبَتُهُمْۚ  cümlesi,  اِنَّ ’ nin haberi olarak mahallen merfûdur.  

لَنْ  muzariyi nasb ederek manasını olumsuz istikbale çeviren tekid harfidir.  

تُقْبَلَ  fetha üzere mebni meçhul muzari fiildir.  تَوْبَتُهُمْ  naibi- fail olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  هُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

ثُمَّ : Matuf ile matufun aleyh arasında hem sıra olduğunu hem de fiillerin meydana gelişi arasında uzun bir sürenin bulunduğunu gösterir. Süre bakımından فَ   harfinin zıttıdır.  ثُمَّ  ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Meçhul fiil gelmesinin sebepleri şunlardır: Fail bilinmediği zaman,  Fail muhataptan gizlenmek istendiği zaman, Fail herkes tarafından bilindiği zaman, Failin zikredilmesine gerek olmadığı zaman, fiile vurgu yapılmak istendiği zaman. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Temyiz; kendisinden önce geçen mübhem (manası açık olmayan) bir ismin manasına açıklık getiren camid, nekre bir isimdir. Yani; çeşitli manalar kastedilmeye elverişli önceki isim veya cümleden asıl maksadın ne olduğunu açıklamak üzere zikredilen camid (türememiş), mansub ve nekre isme temyiz denir. Temyizin manasını açıkladığı önceki isme veya cümleye de mümeyyez denir. Temyiz harfi cerli ve izafetle gelmediği müddetçe mansubdur. Mümeyyezin irabı ise cümledeki yerine göredir. Temyiz Türkçeye “bakımından, …yönünden” şeklinde tercüme edilebilir. Temyizi bulmak için “ne bakımdan, hangi açıdan” soruları sorulur.Temyiz 2’ye ayrılır:

1. Melfuz mümeyyez: Söylenmiş, cümlede görülen mümeyyez.

2. Melhuz mümeyyez: Düşünülen, cümlede açık olarak görülemeyen mümeyyez.Ayette melfuz mümeyyez şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

ازْدَادُوا  fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi زيد ’ dir. İftial babının fael fiili  د ذ ز  olursa iftial babının  ت  si  د  harfine çevrilir.

İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.


وَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الضَّٓالُّونَ

 

İsim cümlesidir. وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

İşaret ismi  اُو۬لٰٓئِكَ  mübteda olarak mahallen merfûdur. Munfasıl zamir  هُمُ  fasıl zamiri veya ikinci mübteda olarak mahallen merfûdur.

الضَّٓالُّونَ  kelimesi  هُمُ ‘ ün haberi veya  اُو۬لٰٓئِكَ ’ nin haberi olup ref alameti  و ‘dır. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır.

ضَّٓالُّونَ ; sülâsi mücerredi ضلل  olan fiilin ism-i failidir.

İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

اِنَّ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا بَعْدَ ا۪يمَانِهِمْ ثُمَّ ازْدَادُوا كُفْراً لَنْ تُقْبَلَ تَوْبَتُهُمْۚ

Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. 

اِنَّ  ile tekid edilmiş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır. 

Cümlede müsnedün ileyhin ism-i mevsûlle marife olması, sonraki habere dikkat çekmenin yanında bu kişilere tahkir ifade eder. 

Mevsûlün sılası  كَفَرُوا , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)

كَفَرُوا  ‘da irsâd sanatı vardır. Ayetin sonunda bu kelimeye uygun olan  الضَّٓالُّونَ kelimesi zikredilmiştir.

Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam   ازْدَادُوا كُفْرًا  cümlesi, sılaya  ثُمَّ  ile atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

كُفْرًا  temyizdir. Temyiz ifadeyi zenginleştiren itnabdır. Bu şekilde kapalıyı açma özelliği yanında kaplama ve abartı özelliği de bulunduğundan anlam düz ifadeye oranla daha etkili olur.

Arapçada temyizli ifadeler tekid bildirir. Müsnedün ileyhin muhtevasında kapalı olarak bulunan birim temyizle açıkça belirtildiğinden tekrar dolayısıyla tekid ifade eder. (TDV Tekid)

Cümlenin müsnedi   لَنْ تُقْبَلَ تَوْبَتُهُمْۚ  cümlesi, menfi muzari fiil sıygasında, faide-i haber talebî kelamdır. Muzari fiili nasb ederek manasını olumsuz istikbale çeviren nefy harfi  لَنْ, cümleyi tekid etmiştir.

Müsnedin muzari fiil cümlesi formunda gelmesi hükmü takviye, hudûs, teceddüt ve tecessüm, ayrıca zem makamı olduğu için istimrar ifade etmiştir.

تُقْبَلَ  fiili, meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü fiil malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime, meçhul binada naib-i fail olur.

Meçhul bina naib-i failin bu fiilde bir dahli olmadığına da işaret eder. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er-Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i İbrahim, s. 127)

Naib-i fail olan  تَوْبَتُهُمْۚ  izafeti, bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mefûlü de ifade eder. 

كَفَرُوا - كُفْرًا  kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları,  كَفَرُوا - ا۪يمَانِهِمْ  kelimeleri arasında ise tıbâk-ı îcab sanatı vardır. 

Küfrün artması, istiaredir. İmandan sonra küfre dönmek bir şeyin miktarının artmasına benzetilmiştir. Câmi’; her iki durumda da meydana gelen değişikliktir.

Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden,  اِنَّ , isim cümlesi isnadın tekrarı ve  لَنْ  olmak üzere birden fazla tekit unsuru içeren bu ve benzeri cümleler çok muhkem/sağlam cümlelerdir.

İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

ازْدَادُوا كُفْرًا  [İnkârları iyice pekişenlerin…] Bunlar Hz. Musa ve Tevrat’a iman ettikten sonra Hz. İsa ve İncil’i inkâr eden ve daha sonra Hz. Peygamberi ve Kur’an’ı inkâr ederek küfürlerini pekiştiren Yahudiler veya peygamber olarak gönderilmeden önce kendisine iman ettikleri halde Hz. Peygamberi inkâr eden ve daha sonra bu tutumlarında ısrar edip sürekli olarak O’nu kötülemek, O’na düşmanlık etmek, O’na verdikleri sözden dönmek, müminleri yoldan çıkarmak, O’na iman etmekten alıkoymak ve inen ayetlerle alay etmek suretiyle inkârlarını pekiştiren Yahudilerdir. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t- Te’vîl)

لَنْ تُقْبَلَ تَوْبَتُهُمْ  [Onların tövbeleri kabul edilmeyecektir.] Hasan-ı Basrî şöyle demiştir: Yani gönderilmeden önce Hz. Peygambere iman etmeleri kabul edilmez. Bir başka tefsire göre: “Ümitsizliğe düştüklerinde iman etmeleri kabul edilmez.” Yüce Allah şöyle buyurmuştur: [Bizim azabımızı gördüklerinde iman etmeleri onlara fayda vermez. (Mümin Suresi, 85)] Başka bir görüş ise şöyledir: Göstermelik olarak ettikleri tövbe kabul edilmez. Çünkü onlar bu tövbelerinde samimi değillerdir. Bunun delili ayetin devamında “Onlar sapkın olanlardır.” yani kalpleri önceki sapkınlıkları üzere kalanlardır buyurulmasıdır. Bu Abdullah b. Abbas’ın görüşüdür. (Ebû Hafs Necmüddîn Ömer b. Muhammed b. Ahmed en-Nesefî es-Semerkandî, et-Teysîr fî (ʿilmi)’t-tefsîr)

وَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الضَّٓالُّونَ

 

Cümle atıf harfi  وَ ‘la, haber olan  لَنْ تُقْبَلَ تَوْبَتُهُمْ  cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada fiil cümlesiyle fiilin tekrarı ve yenilenmesi, isim cümlesiyle de sabitlik kastedilerek, isim cümlesi fiil cümlesine atfedilmiştir. 

Menfî sıygadan müspet sıygaya iltifat sanatı vardır.

Mübteda ve haberden müteşekkil sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır. اُو۬لٰٓئِكَ  mübteda, هُمُ الضَّٓالُّونَ  cümlesi haberdir.

Müsnedün ileyh, işaret ismiyle marife olmuştur. İşaret ismi, işaret edilen kelimeyi kâmil bir şekilde tarif edip ortaya çıkarır. Öyle ki kendisinden bahsedilen şey çok net olarak ortaya çıkar. Ayrıca bahsedilen şeyin açıklanmasının çok önemli olduğuna delalet eder. Bütün bunlara ilaveten burada o kişileri tahkir ifade eder.

اُو۬لٰٓئِكَ ‘ nin haberi olan  هُمُ الضَّٓالُّونَ  cümlesi, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır. Haberin  الْ  takısıyla marife olması, bu vasfın müsnedün ileyhte kemâl derecede olduğunu belirmiştir.

هُمُ  için haber olan  الضَّٓالُّونَ  ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin istimrar ve istikrarına işaret etmiştir. 

İsim cümlesinde yer alan ism-i fail, çoğunlukla sübut ve süreklilik anlamı ifade eder. Bunun manası, dalalette olma özelliğinin onlarda sabit olduğudur.  

İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

هم  zamiri, mübteda ile haberin arasına girdiği için “Îrabdan mahalli olmayan fasl zamiri” olarak isimlendirilmiştir. Bu zamir, tekid ifade eder. Böylece kendisinden sonra gelen kelime de sıfat değil haber olur.

الضَّٓالُّونَ - كَفَرُوا  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

[İşte onlar sapkınların ta kendileridir.] Yani onlar sapkınlıkları üzere kalanlardır. Bir görüşe göre onlar bu tövbe ile umdukları sevabı kaybedenlerdir. (Ebû Hafs Necmüddîn Ömer b. Muhammed b. Ahmed en-Nesefî es-Semerkandî, et-Teysîr fî (ʿilmi)’t-tefsîr)