İbrahim Sûresi 30. Ayet

وَجَعَلُوا لِلّٰهِ اَنْدَاداً لِيُضِلُّوا عَنْ سَب۪يلِه۪ۜ قُلْ تَمَتَّعُوا فَاِنَّ مَص۪يرَكُمْ اِلَى النَّارِ  ٣٠

Allah’ın yolundan saptırmak için O’na ortaklar koştular. De ki: “Bir süre daha faydalanın. Çünkü varışınız ateşedir.”
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَجَعَلُوا ve koştular ج ع ل
2 لِلَّهِ Allah’a
3 أَنْدَادًا eşler ن د د
4 لِيُضِلُّوا saptırmak için ض ل ل
5 عَنْ -ndan
6 سَبِيلِهِ O’nun yolu- س ب ل
7 قُلْ de ki ق و ل
8 تَمَتَّعُوا eğlenin م ت ع
9 فَإِنَّ şüphesiz
10 مَصِيرَكُمْ gideceğiniz yer ص ي ر
11 إِلَى
12 النَّارِ ateştir ن و ر
 
Müşrikler, Allah’ın kendilerine lutfetmiş olduğu nimetlere karşı nankörlük etmekle kalmadılar; aynı zamanda Allah’a ortak koşmak suretiyle hem kendilerini hem de başkalarını Allah yolundan saptırdılar. Bu sebeple müşrikler âyetin son cümlesinde “Biraz daha oyalanınız; sonunda döneceğiniz yer ateştir!” buyurularak kınanmış ve tehdit edilmişlerdir.
 “Halkı O’nun yolundan saptırsınlar” şeklinde çevirdiğimiz cümleye farklı okunuşlara göre şöyle de mâna verilebilir: “Sonuç olarak kendileri Allah’ın yolundan saptılar.” Buna göre müşriklerin Allah’a ortaklar koşmaları sonuçta kendilerinin Allah yolundan sapmalarına sebep olmaktadır (Râzî, XIX, 123-124; Şevkânî, III, 124).

Kaynak :Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 3 Sayfa: 318
 

وَجَعَلُوا لِلّٰهِ اَنْدَاداً لِيُضِلُّوا عَنْ سَب۪يلِه۪ۜ 

 

Fiil cümlesidir. وَ  atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

جَعَلُوا  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul  و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Değiştirme manasında kalp fiilidir.  لِلّٰهِ  car mecruru  جَعَلُوا  fiilinin mahzuf ikinci mef’ûlün bihine mütealliktir.  اَنْدَاداً  mef’ûlün bih olup fetha ile mansubdur.

لِ  harfi,  يُضِلُّوا  fiilini gizli  اَنْ ’le nasb ederek manasını sebep bildiren masdara çeviren cer harfidir. اَنْ  ve masdar-ı müevvel  لِ  harfi ile  جَعَلُوا  fiiline mütealliktir.

يُضِلُّوا  fiili  نْ ‘un hazfıyla mansub muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. عَنْ سَب۪يلِه۪  car mecruru  يُضِلُّوا  fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  هُ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

Atıf harflerinden biri kullanılarak iki kelimeyi veya iki cümleyi birbirine bağlamaya atf-ı nesak denir. Atıf harfinden önce gelene matufun aleyh, sonra gelene matuf denir. Matuf ve matufun aleyh arasında îrab bakımından, sıyga bakımından, cümlelerin haberî veya inşâî olması bakımından uyum olur. Mana bakımından aralarında uygunluk varsa fiil isme atfedilebilir. Müstetir zamir atıf olmaz. Matufun îrabı her zaman için matufun aleyhe uyar. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Değiştirme manasına gelen  جَعَلَ  kelimesi 3 şekilde gelir:

1. Bir şeyden başka bir şey meydana getirmek.  2. Bir halden başka bir hale geçmek. 3. Bir şeyle başka bir şeye hükmetmek. Bu ayette “bir halden başka bir hale geçmek” manasında kullanılmıştır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اَنْ  harfi 6 yerde gizli olarak gelebilir: Harf-i cer olan (حَتّٰٓى)’dan sonra,  Atıf olan اَوْ ’den sonra,  Lamul cuhuddan sonra, Lamu-ta’lilden (sebep bildiren لِ) sonra, Vav-ı maiyye (وَ)’ den sonra, Sebep fe (فَ)’sinden sonra.Ayette lamu-ta’lilden (sebep bildiren لِ) sonra gizlenmiştir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

يُضِلُّوا  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi ضلل ’dir. 

İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder. 

اَنْدَاداً ; sıfat-ı müşebbehedir. “Benzeyen sıfat” demektir. İsmi faile benzediği için bu adı almıştır. İsmi failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde, sıfatı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsmi fail değişen ve yenileşen vasfa delalet eder. Sıfatı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu süreklilik ve sabitlik az veya çok, bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)


 قُلْ تَمَتَّعُوا فَاِنَّ مَص۪يرَكُمْ اِلَى النَّارِ

 

Fiil cümlesidir.  قُلْ  sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنت ‘dir. Mekulü’l-kavli  تَمَتَّعُوا ‘dir.  قُلْ  fiilinin mef’ûlün bihi olarak mahallen mansubdur. 

تَمَتَّعُوا  fiili  نْ ‘un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.

فَ  ta’liliyyedir.  اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder. 

مَص۪يرَكُمْ  kelimesi  اِنَّ ‘in ismi olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  كُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. اِلَى النَّار  car mecruru  اِنَّ ‘nin mahzuf haberine mütealliktir.

اِلٰى  harf-i ceri mecruruna yönelme, intiha, tahsis, musahabe, zaman zarfı, mekân zarfı gibi manalar kazandırabilir. Ayette yönelme şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

تَمَتَّعُوا  fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil  تَفَعَّلَ  babındadır. Sülâsîsi  متع ’dir.

Bu bab fiile mutavaat, tekellüf, ittihaz, sayruret, tecennüb (sakınma) ve talep anlamları katar.

 

وَجَعَلُوا لِلّٰهِ اَنْدَاداً لِيُضِلُّوا عَنْ سَب۪يلِه۪ۜ 

 

Ayet, atıf harfi  وَ ’la 28. ayetteki sıla cümlesi olan  بَدَّلُوا نِعْمَتَ اللّٰهِ كُفْراً ‘ya atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Cümle müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Halidî, Vakafât, S.107)

Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde  اللّٰهِ  isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır.

لِلّٰهِ  car-mecruru, mef’ûl olan  اَنْدَاداً ‘e takdim edilmiştir. Takdim, maksadın ona ait olduğunu belirtmek içindir. Mef’ûldeki nekrelik, nev, kesret ve tahkir ifade eder.

Sebep bildiren harf-i cer  لِ ’nin gizli  أنْ ’le masdar yaptığı  يُضِلُّوا عَنْ سَب۪يلِه۪  cümlesi, masdar tevilinde olup harf-i cerle  جَعَلُوا  fiiline mütealliktir.

Masdar-ı müevvel cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde  اللّٰهِ  isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.

سَب۪يلِه۪  izafetinde, Allah Teâlâ’ya ait zamire muzâf olan  سَب۪يلِ , şan ve şeref kazanmıştır.

سَب۪يلِه۪ [O’nun yolu] ibaresinde tasrihî istiare vardır.  سَبِیلِ  kelimesi yol demektir. Hedefe ulaştırması bakımından benzer oldukları için din yola benzetilmiştir. Müşebbeh (müstear leh) hazfedilmiş, müşebbehün bih (müstear minh) olan yol zikredilmiştir. سَب۪يلِه۪  [Onun yolu]ndan murad, Allah’ın dini ve Resulüne ittibadır.

لِيُضِلُّوا  ……  ifadesinin başındaki  لِ , netice bildiren “lâm-ı akıbet”dir. Çünkü, putlara tapmak dalalete götüren bir sebeptir. Bunun  كي  (için) manasında bir lam olması da muhtemeldir. O zaman ifade, “Başkalarını saptırmak için putlar edinen kimseler” manasında olur. Bu kelime damme ile  يُضِلُّوا  şeklinde okunduğunda, işte bu iki manaya da muhtemeldir; ama nasb ile okunduğunda ise, sadece “akıbet lamı” manasını ifade eder. Buna göre onlar, sadece kendileri sapmak istemişlerdir. Lâm-ı akibet hakkındaki sözün hakikati şudur: Bir şeyden kastedilen husus ancak o işin en son safhasında hasıl olur. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)


 قُلْ تَمَتَّعُوا 

 

İstînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.  

قُلْ  fiilinin mekulü’l-kavli olan  تَمَتَّعُوا  cümlesi, emir üslubunda talebî inşâî isnaddır. Emir üslubunda gelmiş olmasına rağmen tehdit manasında olduğu için mecaz-ı mürsel mürekkebtir.

Buradaki  تَمَتَّعُوا  [Faydalanın] emri tehdit ve vaîd anlamındadır. Yani fani dünyanızla keyiflenin, hayvanlar gibi yiyin için. Sonunda döneceğiniz yer cehennem ateşidir demektir. Bu söz tabibin hastaya yemek konusundaki ihtimamı ile ilgili tavsiyesine benzer. Eğer hastalığın sonu ölümse perhiz yapmasını söylemez. “İstediğin her şeyi yiyebilirsin” der. Eğer tabip onu bu konuda uyarıyorsa tabibin öğüdünü dinlemelidir. (Sâbûnî, İbdâ-ul Beyan)

قُلْ تَمَتَّعُوا  [- De ki: Biraz yaşayın; sonunda gidişiniz o ateşedir.] Bu kelamda, her türlü ifadenin üstünde, ağır tehdit ve kuvvetli vaat vardır. Yahut onların halini tasvir etmek ve onları bu sonuca götüreni ifade etmek üzere de ki: "Biraz yaşayın!.." Buna göre bu kelam bildiriyor ki, onlar içinde bulundukları zevklere, şehvetlere tamamen daldıkları ve hiçbir şey onları bundan alıkoymadığı için, şehvet ve zevklerin amiri tarafından buna memur edilmişler, onun hükmüne ve emrine boyun eğmişlerdir ve tıpkı itaat edilen bir amirin hizmetine koşan bir memur gibi olmuşlardır. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

Allah Teâlâ  قُلْ تَمَتَّعُوا [De ki: "(Şimdilik) faydalanın! Çünkü, dönüşünüz muhakkak ki ateşedir.] buyurmuştur. Bundan maksad şudur: Dünyada kâfirin durumu nasıl olursa olsun, ahirette başına gelecek ikâba nispetle bu bir faydalanma ve bir nimettir. İşte bundan dolayı Cenab-ı Hak, "De ki: "(Şimdilik) faydalanın" buyurmuştur. Bir de bu hitap, Allah Teâlâ'nın, nimeti küfürle değiştirdiklerini haber verdiği kimselere yöneliktir. Onlar bu dünyada birçok nimet içindeydiler. Dolayısıyla, "(Şimdilik) faydalanın. Çünkü, dönüşünüz muhakkak ki ateşedir" denilmesi uygun olmuştur. Bu emre, "emr-i tehdit" denilir. Bunun bir benzeri de, "Siz dilediğinizi yapın" (Fussilet, 40) ve: "De ki: "Küfrünle biraz eğlenedur. Çünkü sen muhakkak ateş ehlindensin" (Zümer. 8) ayetidir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

Emir ve Nehiylerin Aciliyet İfade Edip Etmeme Durumları: Emirler aciliyet veya tehir ifade etmezler. Sadece bir şeyin yapılmasını isterler. Nehiyler aciliyet ifade ederler. Yasaklanan şeyden hemen uzaklaşılmasını isterler. (Hasan Karakaya, Fıkıh usulü, s. 558-559)

28-29-30. ayetlerde  بَوَارِۙ  ve  الْقَرَارُ  (Kalma yeri) ile النَّارِ  (Ateş) gibi kelimelerde tekellüfsüz murassa’ seci’ vardır. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir) 


فَاِنَّ مَص۪يرَكُمْ اِلَى النَّارِ

 

فَ , ta’liliyyedir. Ta’lil cümleleri kastedilen mananın sebebini beyan etmek maksadıyla ziyade sözlerle yapılan ıtnâb sanatıdır.

اِنَّ  ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır. 

Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden,  اِنَّ  ve isim cümlesi olmak üzere iki tekid içeren bu ve benzeri cümleler çok muhkem/sağlam cümlelerdir.

İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Müsnedün ileyh olan  مَص۪يرَكُمْ  , az sözle çok anlam kastına matuf olarak izafetle gelmiştir.

Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır.  اِلَى النَّارِ  car mecruru  اِنَّ ‘nin mahzuf haberine mütealliktir.

النَّارِ , cehennemden kinayedir.