وَمَنْ يَهْدِ اللّٰهُ فَهُوَ الْمُهْتَدِۚ وَمَنْ يُضْلِلْ فَلَنْ تَجِدَ لَهُمْ اَوْلِيَٓاءَ مِنْ دُونِه۪ۜ وَنَحْشُرُهُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ عَلٰى وُجُوهِهِمْ عُمْياً وَبُكْماً وَصُماًّۜ مَأْوٰيهُمْ جَهَنَّمُۜ كُلَّمَا خَبَتْ زِدْنَاهُمْ سَع۪يراً ٩٧
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | وَمَنْ | ve kime |
|
| 2 | يَهْدِ | hidayet ederse |
|
| 3 | اللَّهُ | Allah |
|
| 4 | فَهُوَ | işte odur |
|
| 5 | الْمُهْتَدِ | doğru yolu bulan |
|
| 6 | وَمَنْ | kimi de |
|
| 7 | يُضْلِلْ | sapıklıkta bırakırsa |
|
| 8 | فَلَنْ | artık |
|
| 9 | تَجِدَ | bulamazsın |
|
| 10 | لَهُمْ | onlar için |
|
| 11 | أَوْلِيَاءَ | veliler |
|
| 12 | مِنْ |
|
|
| 13 | دُونِهِ | O’ndan başka |
|
| 14 | وَنَحْشُرُهُمْ | ve onları süreriz |
|
| 15 | يَوْمَ | günü |
|
| 16 | الْقِيَامَةِ | kıyamet |
|
| 17 | عَلَىٰ | üyerine |
|
| 18 | وُجُوهِهِمْ | yüzleri |
|
| 19 | عُمْيًا | kör |
|
| 20 | وَبُكْمًا | ve dilsiz |
|
| 21 | وَصُمًّا | ve sağır |
|
| 22 | مَأْوَاهُمْ | varacakları yer |
|
| 23 | جَهَنَّمُ | cehennemdir |
|
| 24 | كُلَّمَا | her seferinde |
|
| 25 | خَبَتْ | (ateş) dindiği |
|
| 26 | زِدْنَاهُمْ | onlara artırırız |
|
| 27 | سَعِيرًا | çılgın alevi |
|
وَمَنْ يَهْدِ اللّٰهُ فَهُوَ الْمُهْتَدِۚ
وَ istînâfiyyedir. مَنْ iki muzari fiili cezm eden şart ismi olup, mukaddem mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.
يَهْدِ şart fiili, illet harfinin hazfıyla meczum muzari fiildir. اللّٰهُ lafza-i celâl fail olup damme ile merfûdur.
فَ şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir.
İsim cümlesidir. Munfasıl zamir هُوَ mübteda olarak mahallen merfûdur. الْمُهْتَدِ haber olup mahzuf ى üzere mukadder damme ile merfûdur. Hafiiflikten dolayı resmde hazfedilmiştir.
Şart ve cevap fiilleri mazi de muzari de gelebilir. Ancak aslolan ikisinin de muzari gelmesidir. Cevap cümlesi ise mazi ve muzari cümleleriyle gelebildiği gibi diğer cümlelerle de gelebilir.
Cevap cümlesi; başına hiçbir edat gelmeyen olumlu mazi ve muzari olarak geldiğinde başına cevap (rabıt ف ’si) gelmez. Ayrıca لَمْ (cahd-ı mutlak) ve لَا (nefyi istikbal) ile menfi olan muzari olarak geldiğinde de umumiyetle başına cevap (rabıt ف ’si) gelmez, bunun haricinde gelen cümle çeşitlerinde ise umumiyetle başına cevap (rabıt ف ’si) gelir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
الْمُهْتَدِ ; sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan iftiâl babının ism-i failidir.
İsm-i fail: Eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَمَنْ يُضْلِلْ فَلَنْ تَجِدَ لَهُمْ اَوْلِيَٓاءَ مِنْ دُونِه۪ۜ
وَ atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
مَنْ iki muzari fiili cezm eden şart ismi olup, mukaddem mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. يُضْلِلْ şart fiili, sükun ile meczum muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو’dir.
فَ şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir.
لَنْ muzariyi nasb ederek manasını olumsuz istikbale çeviren tekid harfidir.
تَجِدَ fetha ile mansub muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ’dir. لَهُمْ car mecruru mahzuf ikinci mef’ûlun bihe mütealliktir. اَوْلِيَٓاءَ mef’ûlun bih olup sonunda zaid yani kelimenin kök harflerinden olmayan elif-i memdude isimlerinden olduğu için gayri munsariftir. Tenvin almamıştır.
مِنْ دُونِه۪ car mecruru اَوْلِيَٓاءَ ’nın mahzuf sıfatına mütealliktir. Muttasıl zamir هِ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
Gayri munsarif isimler: Kesra (esre) ve tenvini alamayan isimlerdir. Gayri munsarif isimler esre yerine fetha alırlar. Yani bu isimler ref halinde damme, nasb halinde fetha, cer halinde yine fetha alırlar. Gayri munsarife “memnu’un mine’s-sarf (اَلْمَمْنُوعُ مِنَ الصَّرفِ)” da denir. Arapçada kullanılmakla birlikte arapça kökenli olmayan alem (özel) isimler (Yer, ülke, kişi adları vb. gibi isimler) de gayrı munsarıfa girer.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
يُضْلِلْ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi ضلل ’dir.
İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.
وَنَحْشُرُهُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ عَلٰى وُجُوهِهِمْ عُمْياً وَبُكْماً وَصُماًّۜ
Fiil cümlesidir. وَ istînâfiyyedir. نَحْشُرُهُمْ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri نحن ’dur. Muttasıl zamir هُمْ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.
يَوْمَ zaman zarfı نَحْشُرُهُمْ fiiline mütealliktir. الْقِيٰمَةِ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. عَلٰى وُجُوهِهِمْ car mecruru وَنَحْشُرُهُمْ ’deki zamirin mahzuf haline mütealliktir. Takdiri, ماشين (yürüyerek) şeklindedir. Aynı zamanda muzaftır. Muttasıl zamir هُمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
عُمْياً kelimesi, نَحْشُرُهُمْ ’deki zamirin ikinci hali olup fetha ile mansubdur. بُكْماً ve صُماًّ kelimeleri atıf harfi وَ ’la makabline matuftur.
Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.
Hal sahibu’l-hale ya و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır:
1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
مَأْوٰيهُمْ جَهَنَّمُۜ
İsim cümlesidir. ْمَأْوٰيهُم mübteda olup elif üzere mukadder damme ile merfûdur. Maksur isimdir. Aynı zamanda muzaftır. Muttasıl zamir هُمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. جَهَنَّمُ haber olup damme ile merfûdur. Gayri munsariftir.
Maksur isimler: Sondan bir önceki harfi fethalı olup son harfi (ى) olan isimlere “maksur isimler” denir. Maksur isimler genellikle (ى) ile biter. Fakat çok az olarak (ا) ile biten maksur isimler de vardır. Maksur isimlerin sonunda yer alan bu harflere “elif-i maksure” denir. اَلْفَتَى – اَلْعَصَا gibi…
Maksur isimlerin irab durumu şöyledir: Merfu halinde takdiri damme ile, mansub halinde takdiri fetha ile, mecrur halinde takdiri kesra ile irab edilir. Yani maksur isimler merfu, mansub, mecrur hallerinde hep takdiri olarak (takdiren) irab edilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
كُلَّمَا خَبَتْ زِدْنَاهُمْ سَع۪يراً
كُلَّمَا zaman zarfı, cezmetmeyen şart edatı olup زِدْنَا fiiline mütealliktir.
خَبَتْ iki sakinin birleşmesinden dolayı mahzuf elif üzere mukadder fetha ile mebni mazi fiildir. تْ te’nis alametidir. Faili müstetir olup takdiri هى’dir. Şartın cevabı زِدْنَاهُمْ ‘dür.
زِدْنَاهُمْ sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir نَا fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir هُمْ mef'ûlun bih olarak mahallen mansubdur. سَع۪يراً ikinci mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.
كُلَّمَا kelimesi كُلَّ ile masdariyye مَا ‘ nın birleşimi olan cezmetmeyen şart edatıdır. Kendisinden sonra şart ve cevap olarak iki fiil bulunur. Bu fiiller daima mazi olur. Edat bu fiillerin tekrarlandığını ifade etmeye yarar. مَا ile masdara dönüşmüş şekline muzaf olur. (Arap Dilinde Edatlar, Hasan Akdağ)
وَمَنْ يَهْدِ اللّٰهُ فَهُوَ الْمُهْتَدِۚ
وَ , istînâfiyyedir. İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
Şart üslubunda gelen terkipte مَنْ يَهْدِ اللّٰهُ cümlesi, şarttır. مَنْ şart isminin mübteda olduğu isim cümlesi, sübut ve istimrar ifade etmiştir.
Haber olan يَهْدِ اللّٰهُ cümlesi müspet muzari fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Müsnedin muzari fiil sıygasında gelmesi hükmü takviye, hudûs, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Ayrıca muzari fiildeki tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesi etkilenir.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meâni İlmi)
Müsnedün ileyhin, bütün kemâl sıfatlara şamil lafza-i celâlle gelmesi telezzüz, teberrük ve kalplerde haşyet uyandırmak amacına matuftur.
Cümlede mütekellimin Allah Teâlâ olması hasebiyle, ayetteki lafza-i celâlde tecrîd sanatı vardır.
فَ karinesiyle gelen cevap cümlesi olan فَهُوَ الْمُهْتَد۪ي , mübteda ve haberden oluşmuş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.
الْمُهْتَدِ ‘deki elif-lam takısı cins için olup kasr ifade eder. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t- Tenvîr)
Haberin الْ takısıyla marife olması, kasr ifadesinin yanında bu vasfın onlarda kemâl derecede olduğunu belirtir. هُوَ maksûr/mevsûf, الْمُهْتَد۪ي maksurun aleyh/sıfat olmak üzere, kasr-ı mevsûf ale’s-sıfat, iddiaî kasrdır. Yani müsnedün ileyhin, bu müsnede has olduğu ifade edilmiştir. Onun hidayete ermiş olduğu kesin bir dille bildirilmiştir.
Şart ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda haberî isnaddır. Faide-i haber inkârî kelam olan cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haberî isnad yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.
Şart ve cevap cümleleri arasında müzavece sanatı vardır. Şart cümlesindeki يَهْدِ sözüne karşılık cevapta, الْمُهْتَدِ ifadesi kullanılmış, böylece hem şartta hem de cevapta aynı ifade kullanılarak müzâvece yapılmıştır.
الْمُهْتَد۪ي , sülasi mezid افتعال babının ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.
Sülasi fiillerin dışındaki fiillerin sıfat-ı müşebbeheleri, kendi ism-i failleridir.
İsm-i fail, bir eylemi gerçekleştiren kişiyi gösterirken sıfat-ı müşebbehede eylem söz konusu değildir.
يَهْدِ - الْمُهْتَدِۚ kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
İsim cümleleri, mübteda ve haberden oluşur. Zaman ifade etmez. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu (sabit olması) veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
الْمُهْتَد۪ي [hidayete eren kimse] kelimesinin tekil olması, hidayet yolunun bir, dalalet yollarının ise çok olduğunu bildirmek içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm, Araf/ 178)
وَمَنْ يُضْلِلْ فَلَنْ تَجِدَ لَهُمْ اَوْلِيَٓاءَ مِنْ دُونِه۪ۜ
Şart üslubundaki terkip atıf harfi وَ ‘la önceki şart cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında, manen ve lafzen mutabakat ile tezat ilişkisi mevcuttur.
مَنْ يُضْلِلْ cümlesi şarttır. مَنْ şart isminin mübteda olduğu isim cümlesi, sübut ve istimrar ifade etmiştir. Haber olan يُضْلِلْ cümlesi müspet muzari fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mübtedanın haberinin muzari fiille gelmesi hükmü takviye, hudûs, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir.
فَ karinesiyle gelen cevap cümlesi olan فَلَنْ تَجِدَ لَهُمْ اَوْلِيَٓاءَ مِنْ دُونِه۪ , menfi muzari fiil sıygasında faide-i haber talebî kelamdır. لَنْ tekit ifade eder.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. لَنْ تَجِدَ fiiline müteallik olan لَهُمْ car mecruru, durumun onlarla ilgili olduğunu vurgulamak için mef’ûle takdim edilmiştir.
Mef’ûl olan اَوْلِيَٓاءَ ‘deki nekrelik nev ve umum ifade eder. Nefiy siyakında nekre, selbin umum ve şumûlüne işarettir.
Şart ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda haberî isnaddır. Cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecâz-ı mürsel mürekkeptir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.
مِنْ دُونِه۪ car-mecruru, اَوْلِيَٓاءَ ‘nin mahzuf sıfatına mütealliktir. Sıfatın hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
دُونِه۪ izafeti gayrının tahkiri içindir.
وَمَنْ يَهْدِ اللّٰهُ فَهُوَ الْمُهْتَدِ cümlesiyle, وَمَنْ يُضْلِلْ فَلَنْ تَجِدَ لَهُمْ اَوْلِيَٓاءَ مِنْ دُونِه۪ۜ cümlesi arasında mukabele sanatı vardır.
يَهْدِ - يُضْلِلْ kelimeleri arasında tıbak-ı icâb sanatı vardır.
وَنَحْشُرُهُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ عَلٰى وُجُوهِهِمْ عُمْياً وَبُكْماً وَصُماًّۜ
وَ , istînâfiyyedir. Cümle müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
نَحْشُرُهُمْ fiilinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder.
عَلٰى وُجُوهِهِمْ car mecruru fiildeki mef’ûl zamirin mahzuf haline mütealliktir. Takdiri ماشين [yürüyerek] ‘dir. Halin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.
عُمْياً , mef’ûlün ikinci halidir. بُكْماً ve صُماًّ , hal olarak عُمْياً ’e tezayüf nedeniyle atfedilmiştir. Aralarında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
يَهْدِ اللّٰهُ - مَنْ يُضْلِلْ - نَحْشُرُهُمْ kelimeleri arasında gâipten mütekellime geçişte güzel bir iltifat sanatı vardır. (Müşerref Ulusu (Ülger), Arap Dili Ve Belâğatı İltifat Sanatı)
Ayette zikredilen haşr, hesaptan sonra mahşer yerinden Cehenneme, kuvvetleri ve hisleri alınmış olarak haşredilmeleri de olabilir. Ve bu şekilde haşredildikten sonra kuvvetleri ve hisleri sonra kendilerine iade ediliyor da olabilir. Zira mahşerin bazı yerlerinde onların bu duyularla idrâk ettikleri şüphe götürmez bir gerçektir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
مَأْوٰيهُمْ جَهَنَّمُۜ
Beyanî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâli ittisâldir.
Mübteda ve haberden müteşekkil sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.
مَأْوٰيهُمْ mübteda, جَهَنَّمُ haberdir. Cümlede müsnedün ileyhin izafetle gelmesi, tahkir içindir.
مَأْوٰيهُمْ جَهَنَّمُ ifadesinde istiare vardır. Alay içindir. مَأْوٰي, aslında sığınılacak yer demektir. Sığınılacak yer insanın sıkıntılardan kaçarak kurtulduğu yerdir, onlar kendilerinin rahat olacaklarını zannettiler. Onlar bu dünyada din ile alay ediyorlardı, bu sözlerde de onlara karşı alay vardır. Cehennemin, insanın huzur bulmak, rahatlamak için ve hiç itiraz etmeden gittiği bir yere benzetilmesi, cehennemin korkunçluğunu mübalağa içindir.
Haber olan جَهَنَّمُ kelimesi, acemî alem olduğu için tenvin almamıştır.
İsim cümlesi sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
كُلَّمَا خَبَتْ زِدْنَاهُمْ سَع۪يراً
İstînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Şart üslubunda gelen terkipte كُلَّمَا , şart manası taşıyan zaman zarfıdır, müteallakı cevap cümlesidir.
Şart cümlesi olan خَبَتْ , müspet mazi fiil sıygasında gelerek temekkün ve istikrar ifade etmiştir.
Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)
فَ karinesi olmadan gelen cevap cümlesi زِدْنَاهُمْ سَع۪يراً , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Henüz gerçekleşmemiş olayları ifade ederken muzari fiil yerine, olayın vuku bulacağının kesinliğine delalat etmek üzere mazi fiil kullanılmasında mecaz-ı mürsel sanatı vardır.
Şart ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda haberî isnaddır. Faide-i haber ibtidaî kelam olan cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haberî isnad yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.
Şart ve cevap cümleleri arasında zıt mana taşıyan خَبَتْ ve زِدْنَاهُمْ kelimeleri sebebiyle müzavece sanatı oluşmuştur.
زِدْنَاهُمْ fiilinin ikinci mef’ûlü olan سَع۪يراً ’deki nekrelik, kesret, nev ve tazim ifade eder.
خَبَتْ - زِدْنَاهُمْ kelimeleri arasında tıbak-ı hafiy sanatı vardır.
سَع۪يراً - جَهَنَّمُۜ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
Nahivcilere göre şart fiili olarak kullanılan mazi fiil gelecek zaman ifade eder. (Fâdıl Sâlih Samerrâî Tefsir, c. 2, s. 106.)
خبو , ateşin yavaşlaması demektir. Nitekim bu kelime "dindi, söndü" manasınadır. (Fahreddîn er- Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)