هَلْ يَنْظُرُونَ اِلَّا تَأْو۪يلَهُۜ يَوْمَ يَأْت۪ي تَأْو۪يلُهُ يَقُولُ الَّذ۪ينَ نَسُوهُ مِنْ قَبْلُ قَدْ جَٓاءَتْ رُسُلُ رَبِّنَا بِالْحَقِّۚ فَهَلْ لَنَا مِنْ شُفَعَٓاءَ فَيَشْفَعُوا لَـنَٓا اَوْ نُرَدُّ فَنَعْمَلَ غَيْرَ الَّذ۪ي كُنَّا نَعْمَلُۜ قَدْ خَسِرُٓوا اَنْفُسَهُمْ وَضَلَّ عَنْهُمْ مَا كَانُوا يَفْتَرُونَ۟ ٥٣
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | هَلْ | mı? |
|
| 2 | يَنْظُرُونَ | gözetiyorlar |
|
| 3 | إِلَّا | ille |
|
| 4 | تَأْوِيلَهُ | onun te’vilini |
|
| 5 | يَوْمَ | gün |
|
| 6 | يَأْتِي | geldiği |
|
| 7 | تَأْوِيلُهُ | onun te’vili |
|
| 8 | يَقُولُ | derler ki |
|
| 9 | الَّذِينَ | olanlar |
|
| 10 | نَسُوهُ | onu unutmuş |
|
| 11 | مِنْ |
|
|
| 12 | قَبْلُ | önceden |
|
| 13 | قَدْ | doğrusu |
|
| 14 | جَاءَتْ | getirmiş |
|
| 15 | رُسُلُ | elçileri |
|
| 16 | رَبِّنَا | Rabbimizin |
|
| 17 | بِالْحَقِّ | gerçeği |
|
| 18 | فَهَلْ | var mı ki? |
|
| 19 | لَنَا | bizim |
|
| 20 | مِنْ |
|
|
| 21 | شُفَعَاءَ | şefa’atçilerimiz |
|
| 22 | فَيَشْفَعُوا | şefa’at etsinler |
|
| 23 | لَنَا | bize |
|
| 24 | أَوْ | yahut |
|
| 25 | نُرَدُّ | tekrar geri döndürülür müyüz ki |
|
| 26 | فَنَعْمَلَ | yapalım |
|
| 27 | غَيْرَ | başkasını |
|
| 28 | الَّذِي | şeylerden |
|
| 29 | كُنَّا |
|
|
| 30 | نَعْمَلُ | yaptıklarımızdan |
|
| 31 | قَدْ | muhakkak |
|
| 32 | خَسِرُوا | onlar ziyana soktular |
|
| 33 | أَنْفُسَهُمْ | kendilerini |
|
| 34 | وَضَلَّ | ve saptı |
|
| 35 | عَنْهُمْ | kendilerinden |
|
| 36 | مَا | şeyler |
|
| 37 | كَانُوا | oldukları |
|
| 38 | يَفْتَرُونَ | uyduruyor |
|
(Fakat) onlar, hesap gününün gerçekleşmesinden başka bir şey beklemiyorlar. Gerçekleştiği gün, önceden onu yok sayanlar derler ki: “Doğrusu rabbimizin elçileri gerçeği getirmiştir. Keşke bizim şefaatçilerimiz olsa da bize şefaat etseler veya (dünyaya) geri döndürülsek de yapmış olduğumuz amelleri başka türlü yapsak!” Onlar cidden kendilerine yazık ettiler ve uydurdukları şeyler de (putlar) kendilerinden uzaklaşıp kayboldu.
شَفَعَ Şefe’a: شَفْعٌ bir nesneyi kendi benzerine eklemek veya katmaktır. Bu manaya binaen وَالشَّفْعِ وَالْوَتْرِۙ Fecr, 89/3 ayetinde çift ya da benzer anlamında kullanılmıştır. شَفاعَةٌ Şefaat, yardım etmek ve onun yerine ricacı ve talepte bulunan biri olmak suretiyle bir başkasına katılma ve bir araya gelmektir. Genellikle daha üst mertebedeki birinin daha alt mertebedeki birine katılmasıyla ilgili kullanılır. Şefaat kelimesi hem müsbet hem de menfi manada kullanılır. مَنْ يَشْفَعْ شَفَاعَةً حَسَنَةً يَكُنْ لَهُ نَص۪يبٌ مِنْهَاۚ وَمَنْ يَشْفَعْ شَفَاعَةً سَيِّئَةً يَكُنْ لَهُ كِفْلٌ مِنْهَاۜ Nisa, 4/85 ayeti kerimesi buna bir örnek teşkil etmektedir: Ayet hakkında şöyle denmiştir: Buradaki şefaat sözcüğü insanın bir başkası için onun uyacağı, örnek alacağı bir hayır yolu ya da bir şer yolu açıp böylece sanki onun ‘شَفْعٌ ‘i imiş gibi bir hale gelmesi anlamındadır. Böylece o kimsenin çifti/benzeri gibi olmuş olur. Şufa (شُفْعَةٌ) , Türkçede de kullanıldığı gibi bir kimsenin ortaklığı bulunan satılık bir mülkü, satıldığı değer üzerinden kendi mülküne katmak için hak talep edip istemesidir. (Müfredat) Kuran’ı Kerim’de türevleriyle birlikte 31 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres) Türkçede kullanılan şekilleri şefaat ve şufâ (hakkı)dır. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi)
هَلْ يَنْظُرُونَ اِلَّا تَأْو۪يلَهُۜ
Fiil cümlesidir. هَلْ istifham harfidir. يَنْظُرُونَ fiili نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.
اِلَّٓا hasr edatıdır. تَأْو۪يلَهُ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Muttasıl zamir هُ muzâfun ileyh olarak mahallen mansubdur.
يَوْمَ يَأْت۪ي تَأْو۪يلُهُ يَقُولُ الَّذ۪ينَ نَسُوهُ مِنْ قَبْلُ قَدْ جَٓاءَتْ رُسُلُ رَبِّنَا بِالْحَقِّۚ
Fiil cümlesidir. يَوْمَ zaman zarfı, يقول fiiline mütealliktir. يَأْت۪ي ile başlayan fiil cümlesi muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
يَأْت۪ي fiili ی üzere mukadder damme ile merfû muzari fiildir. تَأْو۪يلُهُ fail olup damme ile merfûdur.Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هُ muzâfun ileyh olarak mahallen mansubdur.
يَقُولُ damme ile merfû muzari fiildir. Cemi müzekker has ism-i mevsûl الَّذ۪ينَ fail olarak mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlun sılası نَسُوهُ مِنْ قَبْلُ ‘ dur. Îrabtan mahalli yoktur.
نَسُوهُ damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir هُ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.
مِنْ قَبْلُ car mecruru نَسُوهُ fiiline mütelliktir. قَبْلُ cer mahallinde muzâftır. Kelimenin merfû oluşu muzâfun ileyhin mahzuf olduğunun işaretidir. Ötre muzâfun ileyhten ivazdır. Mekulü’l kavli, قَدْ جَٓاءَتْ رُسُلُ رَبِّنَا بِالْحَقِّۚ ‘dır. يَقُولُ fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
قَدْ tahkik harfidir. Tekid ifade eder. جَٓاءَتْ fetha üzere mebni mazi fiildir. تْ te’nis alametidir. رُسُلٌ fail olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. رَبِّنَا muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. Mütekellim zamiri نَا muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
بِالْحَقّ car mecruru رُسُلُ ‘nün mahzuf haline mütealliktir. Takdiri; مؤيّدين بالحقّ (Hak ile destekleyerek) şeklindedir.
قَبْلَ ve بَعْدَ kelimeleri; muzâfun ileyhleri hazfedilince zamme üzere mebni olurlar: Bu durumdaki izafete izafetten munkatı zarflar (izafetten kesilen zarflar) denir. قَبْلَ zarfı, hem cümleye, hem de tek kelimeye (Müfrede) muzâf olanlar gurubundandır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
فَهَلْ لَنَا مِنْ شُفَعَٓاءَ فَيَشْفَعُوا لَـنَٓا اَوْ نُرَدُّ فَنَعْمَلَ غَيْرَ الَّذ۪ي كُنَّا نَعْمَلُۜ
ف mukadder şartın cevabının başına gelen rabıta veya fasihadır. Takdiri; إن كنّا قد ضللنا فهل لنا من (Eğer dalalete düşmüşsek bizim için … var mıdır?) şeklindedir.
İsim cümlesidir. هَلْ istifham harfidir. لَنَا car mecruru mahzuf mukaddem habere mütealliktir. مِنْ harf-i ceri zaiddir. شُفَعَٓاءَ lafzen mecrur, muahhar mübteda olarak mahallen merfûdur. Gayri munsarif olduğundan cer almamıştır.
فَ harfi sebebiyyedir. Muzariyi gizli اَنْ ’le nasb ederek anlamını masdara çevirmiştir. Fâ-i sebebiyyeden önce nefy, taleb bulunması gerekir. اَنْ ve masdar-ı müevvel, önceki kelam شُفَعَٓاءَ ‘ye matuftur. Takdiri; هل لنا شفعاء فشفاعة لنا (Bizim için şefaat edecek şefaatçiler var mıdır?) şeklindedir.
يَشْفَعُوا fiili نَ ‘un hazfıyla mansub muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. لَـنَٓا car mecruru يَشْفَعُوا fiiline mütealliktir.
اَوْ atıf harfi tahyir / tercih ifade eder. نُرَدُّ damme ile merfû meçhul muzari fiildir. Naib-i faili müstetir olup takdiri نحن ’dur. Mukadder bir istifham cümlesidir. Takdiri; هل نردّ (Geri döndürülür müyüz?) şeklindedir.
فَ harfi sebebiyyedir. Muzariyi gizli اَنْ ’le nasb ederek anlamını masdara çevirmiştir. اَنْ ve masdar-ı müevvel, önceki masdar-ı müevvele matuftur. Takdiri; هل ثمّة ردّ لنا فعمل أخر (Orada bizim için geri dönüş var mıdır ki başka şeyler yapalım?) şeklindedir.
نَعْمَلَ fetha ile mansub muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri نحن ’dur. غَيْرَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Müfred müzekker has ism-i mevsûl الَّذ۪ي muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. İsm-i mevsûlun sılası كُنَّا نَعْمَلُۜ ‘dür. Îrabtan mahalli yoktur.
كَانَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.
كُنَّا nakıs, sükun üzere mebni mazi fiildir. نَا mütekellim zamir كُنَّا ’nın ismi olarak mahallen merfûdur. نَعْمَلُ cümlesi, كُنَّا ’nın haberi olarak mahallen mansubdur.
نَعْمَلُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri نحن ’dur.
Şart ve cevap fiilleri mazi de muzari de gelebilir. Ancak aslolan ikisinin de muzari gelmesidir.
Şart cümlesi mazi ve muzari fiille olur. Cevap cümlesi ise mazi ve muzari cümleleriyle gelebildiği gibi diğer cümlelerle de gelebilir.
Cevap cümlesi; başına hiçbir edat gelmeyen olumlu mazi ve muzari olarak geldiğinde başına cevap (rabıt ف ‘si) gelmez. Ayrıca لَمْ (cahd-ı mutlak) ve لَا (nefyi istikbal) ile menfi olan muzari olarak geldiğinde de umumiyetle başına cevap (rabıt ف ‘si) gelmez, bunun haricinde gelen cümle çeşitlerinde ise umumiyetle başına cevap (rabıt ف‘si) gelir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
(اَوْ): Türkçede “veya, yahut, ya da, yoksa” kelimeleriyle karşılayabileceğimiz bu edat iki unsur arasında (matuf-matufun aleyh) tahyir yani tercih (iki şeyden birini seçme) söz konusu olması durumlarında kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
مِنْ harf-i ceri mecruruna ibtidaiye, baz, tebyin, karşılaştırma, zaid, sebep, bedel – karşılık, iki şeyi birbirinden ayırt etmek gibi manalar kazandırabilir. Ayette zaid şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
قَدْ خَسِرُٓوا اَنْفُسَهُمْ وَضَلَّ عَنْهُمْ مَا كَانُوا يَفْتَرُونَ۟
Fiil cümlesidir. قَدْ tahkik harfidir. Tekid ifade eder. خَسِرُٓوا damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. اَنْفُسَهُمْ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Muttasıl zamir هُمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
ضَلَّ fetha üzere mebni mazi fiildir. عَنْهُمْ car mecruru ضَلَّ fiiline mütealliktir. Müşterek ism-i mevsûl مَا fail olarak mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlun sılası كَانُوا يَفْتَرُونَ۟ ‘dur. Îrabtan mahalli yoktur.
كَانَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.
كَانُوا nakıs, damme üzere mebni mazi fiildir. كَانُوا ’nun ismi, cemi müzekker olan و muttasıl zamirdir, mahallen merfûdur. يَفْتَرُونَ۟ cümlesi, كَانُوا ’un haberi olarak mahallen mansubdur.
يَفْتَرُونَ۟ fiili نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.
يَفْتَرُونَ fiili sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftial babındandır. Sülâsîsi فري ’dir.
İftial babı fiille mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek anlamları katar.
هَلْ يَنْظُرُونَ اِلَّا تَأْو۪يلَهُۜ
İstînâfiyye olarak fasılla gelen ayette هَلۡ , inkârî istifham harfi, nefy manasındadır. Bunun için arkasından istisna harfi gelmiştir. Muzari fiil sıygasında faide-i haber inkârî kelamdır.
اِلَّا , istisna edatı, تَأْو۪يلَهُۜ izafeti, یَنظُرُونَ fiilinin mef’ûlüdür.
Nefy manasındaki istifham harfi هَلْ ve istisna harfi اِلَّا ile oluşan iki tekid hükmündeki kasr, fiille mef’ûlü arasındadır. يَنْظُرُونَ , maksur/sıfat, تَأْو۪يلَهُۜ maksurun aleyh/mevsûf, olmak üzere, kasr-ı sıfat ale’s-mevsûftur. Yani müsned, bu mef’ûle hasredilmiştir.
Kasr-ı mevsuf ale’s-sıfat olması da caizdir. Bu durumda fâil, mef'ûl üzerinde gerçekleşen fiile tahsis edilmiş olur.
تَأْو۪يلَ , akıbetin ortaya çıkması manasındadır. تَأْو۪يلَ kelimesi “yorum” demektir, ama Kur’an’da geldiği bütün yerlerde “bu işin sonucu” manasında kullanılmıştır. Bunu hatırlamak gerekir. “Kitabın sonunu mu bekliyorlar?” Yani; onlar iman etmiyorlar, Kitabın dediklerini yapmıyorlar, Kitapta olan şeylerin ortaya çıkmasını bekliyorlar, demektir.
يَوْمَ يَأْت۪ي تَأْو۪يلُهُ يَقُولُ الَّذ۪ينَ نَسُوهُ مِنْ قَبْلُ قَدْ جَٓاءَتْ رُسُلُ رَبِّنَا بِالْحَقِّۚ
Beyanî istînaf olan cümle fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi kemâl-i ittisâldir.
Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Bütün mamullerin cümledeki yeri, aslında amilinden sonra gelmesidir. يَوْمَ zaman zarfı, konudaki önemine binaen, amili يَقُولُ fiiline, takdim edilmiştir.
يَوْمَ ‘nin muzâfun ileyhi olarak mahallen mecrur olan يَأْت۪ي تَأْو۪يلُهُ cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiiller, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
يَقُولُ fiilinin faili konumundaki cemi müzekker has ism-i mevsûl الَّذ۪ينَ ’nin sıla cümlesi olan نَسُوهُ مِنْ قَبْلُ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)
Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. قَبْلُ kelimesinin muzafun ileyhi mahzuftur. Kelimedeki ötre mahzuftan ivazdır.
يَقُولُ fiilinin mekulü’l-kavli olan قَدْ جَٓاءَتْ رُسُلُ رَبِّنَا بِالْحَقِّۚ cümlesi, قَدْ tahkik harfiyle tekid edilmiş, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber talebî kelamdır. قَدْ mazi fiile dahil olduğunda kesinlik ifade eder.
قَدْ sadece fiilin başına gelen bir tekid harfidir. Muzari fiilin başına geldiği zaman bazen azlık bazen de çokluğa delâlet eder. Ancak belâgat alimlerinin sözlerinden anladığımıza göre; fiilin gerçekleştiği anlatılmak isteniyorsa قَدْ harfi, başına geldiği fiil için ister mazî ister muzari olsun tekid ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
رُسُلُ رَبِّنَا izafetinde, Rab isminin muzâfun ileyhi olan نَا zamirinin aid olduğu kişiler ve Rab ismine muzâf olan رُسُلُ , şan ve şeref kazanmıştır.
رَبِّنَا izafeti, mütekellimin Allah Teâlâ’ya yakın olma ve rububiyet vasfına sığınma isteğine işaret eder.
بِالْحَقّ car-mecruru, رُسُلُ ‘nün mahzuf haline mütealliktir. Halin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.
Geldi manasındaki جَٓاءَ fiili, بِ harf-i ceri ile kullanıldığında getirdi manasına gelir. Bu tazmin sanatıdır.
Bazı fiiller mef’ûllerini harf-i cerlerle alırlar. Bu harfler fiilin manasına tesir eder. Bazı nahivcilerin görüşüne göre harf-i cerin fiile mana kazandırmasına tazmin denir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
فَهَلْ لَنَا مِنْ شُفَعَٓاءَ فَيَشْفَعُوا لَـنَٓا اَوْ نُرَدُّ فَنَعْمَلَ غَيْرَ الَّذ۪ي كُنَّا نَعْمَلُۜ
İstînâfiyye olarak fasılla gelen şart üslubundaki terkipte فَ , mukadder şartın cevabının başına gelen rabıtadır. Takdiri, إن كنّا قد ضللنا (eğer dalalete düşmüşsek…) olan şart cümlesinin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.
Cevap olan هَلْ لَنَا مِنْ شُفَعَٓاءَ cümlesi, istifham üslubunda talebî inşâî isnaddır. İsim cümlesi formunda gelerek sübut ve istimrar ifade etmiştir. Cümlede takdim-tehir ve îcâz-ı hazif sanatları vardır.
لَنَا car mecruru mukaddem mahzuf habere mütealliktir. مِنْ harf-i ceri zaiddir. شُفَعَٓاءَ muahhar mübtedadır. Zaid harf-i cer مِنْ cümleyi tekid etmiştir.
Mahzuf şart ve mezkûr cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Bilinen ve tahmini kolay olan hususları zikrederek ibareyi uzatmamak, dikkati asıl önemli yere yönlendirmek, karineye dayanarak terkedilen şeyleri muhatabın düşünce ve hayal gücüne bırakarak anlam zenginliği kazanmak gibi sebeplerle hazfe başvurulur. (TDV İslam Ansiklopedisi Îcâz Bah.)
Fa-i sebebiyyenin gizli أن ‘le masdar yaptığı فَيَشْفَعُوا لَـنَٓا cümlesi, masdar teviliyle, شُفَعَٓاءَ ’ye matuftur. Cümlenin takdiri; هل لنا شفعاء فشفاعة لنا (Bizim için şefaat edecek şefaatçiler var mıdır?) şeklindedir.
Masdar-ı müevvel müspet muzari fiil sıygasında gelerek hudûs, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir.
Muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan اَوْ نُرَدُّ فَنَعْمَلَ غَيْرَ الَّذ۪ي كُنَّا نَعْمَلُۜ cümlesi, اَوْ atıf harfiyle istifham cümlesi هَلْ لَنَا مِنْ شُفَعَٓاءَ ‘ye atfedilmiştir. İstifham anlamına dahildir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada fiil cümlesiyle fiilin tekrarı ve yenilenmesi, isim cümlesiyle de sabitlik kastedilerek, fiil cümlesi isim cümlesine atfedilmiştir. İsim cümlesinden fiil cümlesine geçişte iltifat sanatı vardır.
Fa-i sebebiyyenin gizli أن ‘le masdar yaptığı فَنَعْمَلَ غَيْرَ الَّذ۪ي كُنَّا نَعْمَلُۜ cümlesi, önceki masdar-ı müevvele matuftur.
فَنَعْمَلَ fiilinin mef’ûlü olan غَيْرَ ‘nin muzâfun ileyhi konumundaki müfred müzekker has ism-i mevsûl الَّذ۪ي ‘nin sıla cümlesi olan كُنَّا نَعْمَلُ , nakıs fiil كان ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
كان ’nin haberinin muzari fiil sıygasında gelmesi hükmü takviye, hudûs, teceddüt ve istimrar ifade eder.
كان ’nin haberinin muzari fiille gelmesi, geçmişte belirli bir süre devam edip biten eylemler ve geçmişte mûtat olarak yapılan, âdet haline gelmiş davranışlar olmak üzere iki manaya delalet eder. (Vecih Uzunoğlu, Arap Dilinde كَانَ ’nin Fiili ve Kur'an’da Kullanımı, DEÜ İlahiyat Fak. Dergisi Sayı 41)
كَان ’nin haberinin muzari fiili olarak gelmesi durumun yenilenerek tekrar ettiğine işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S. 103)
Kafirlerin isteklerinin şefaat ve dünyaya geri dönmek şeklinde açıklanması taksim sanatıdır.
شُفَعَٓاءَ - يَشْفَعُوا kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
هَلْ - تَأْو۪يلَهُۜ - نَعْمَلُ kelimelerinin tekrarında reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
جَٓاءَتْ - يَأْت۪ي ve الَّذ۪ينَ - الَّذ۪ي - مَا kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
قَدْ خَسِرُٓوا اَنْفُسَهُمْ وَضَلَّ عَنْهُمْ مَا كَانُوا يَفْتَرُونَ۟
İstînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Cümle tahkik harfi قَدْ ile tekid edilmiş müspet mazi fiil cümlesi, faide-i haber talebî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)
Aynı üsluptaki وَضَلَّ عَنْهُمْ مَا كَانُوا يَفْتَرُونَ cümlesi, atıf harfi وَ ’la atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
ضَلَّ fiilinin faili konumundaki müşterek ism-i mevsûl مَا ’nın sıla cümlesi olan كَانُوا يَفْتَرُونَ , nakıs fiil كان ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesidir.
كان ’nin haberi olan يَفْتَرُونَ۟ ‘nin muzari fiil cümlesi olarak gelmesiyle hüküm takviye edilmiştir. Fiil muzari sıygada gelerek hudûs, teceddüt ve istimrar ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
كان ’nin haberinin muzari fiille gelmesi, geçmişte belirli bir süre devam edip biten eylemler ve geçmişte mûtat olarak yapılan, âdet haline gelmiş davranışlar olmak üzere iki manaya delalet eder. (Vecih Uzunoğlu, Arap Dilinde كَانَ ’nin Fiili ve Kur'an’da Kullanımı, DEÜ İlahiyat Fak. Dergisi, Sayı 41)
كَان ’nin haberinin muzari fiil olarak gelmesi, durumun yenilenerek tekrar ettiğine işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, s.103)
خَسِرُٓوا اَنْفُسَهُمْ [Nefislerine zarar verdiler.] ibaresinde istiare vardır. خَسِرُٓ , örfen satılık eşyanın fiyatındaki düşüklüktür. İnsana değil mala özgüdür. (Şerîf er- Râdî, Kur’an Mecazları) Allah Teâlâ bu kişilerin nefislerini, sahip oldukları eşyalar konumuna koymuştur. Burada mallarına zarar vermiş gibi, nefislerine zarar verdikleri ifade edilmiştir. Cehennem azabıyla cezalandırılmışlar, böylece bizzat kendileri, telef olmuş eşya hükmünde olmuştur. Bu mübalağalı üslupta tecessüm sanatı da vardır.