A'râf Sûresi 54. Ayet

اِنَّ رَبَّكُمُ اللّٰهُ الَّذ۪ي خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ ف۪ي سِتَّةِ اَيَّامٍ ثُمَّ اسْتَوٰى عَلَى الْعَرْشِ يُغْشِي الَّيْلَ النَّهَارَ يَطْلُبُهُ حَث۪يثاًۙ وَالشَّمْسَ وَالْقَمَرَ وَالنُّجُومَ مُسَخَّرَاتٍ بِاَمْرِه۪ۜ اَلَا لَهُ الْخَلْقُ وَالْاَمْرُۜ تَبَارَكَ اللّٰهُ رَبُّ الْعَالَم۪ينَ  ٥٤

Şüphesiz sizin Rabbiniz, gökleri ve yeri altı gün içinde (altı evrede) yaratan ve Arş’a kurulan, geceyi, kendisini durmadan takip eden gündüze katan, güneşi, ayı ve bütün yıldızları da buyruğuna tabi olarak yaratan Allah’tır. Dikkat edin, yaratmak da, emretmek de yalnız O’na mahsustur. Âlemlerin Rabbi olan Allah’ın şanı yücedir.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 إِنَّ şüphesiz
2 رَبَّكُمُ Rabbiniz ر ب ب
3 اللَّهُ o Allah’tır
4 الَّذِي ki
5 خَلَقَ yarattı خ ل ق
6 السَّمَاوَاتِ gökleri س م و
7 وَالْأَرْضَ ve yeri ا ر ض
8 فِي içinde
9 سِتَّةِ altı س ت ت
10 أَيَّامٍ gün ي و م
11 ثُمَّ sonra
12 اسْتَوَىٰ istiva etti س و ي
13 عَلَى üzerine
14 الْعَرْشِ Arş ع ر ش
15 يُغْشِي bürüyüp örter غ ش و
16 اللَّيْلَ geceyi ل ي ل
17 النَّهَارَ gündüz(ün üzerin)e ن ه ر
18 يَطْلُبُهُ onu kovalayan ط ل ب
19 حَثِيثًا durmadan ح ث ث
20 وَالشَّمْسَ ve güneşi ش م س
21 وَالْقَمَرَ ve ayı ق م ر
22 وَالنُّجُومَ ve yıldızları ن ج م
23 مُسَخَّرَاتٍ boyun eğmiş vaziyette س خ ر
24 بِأَمْرِهِ buyruğuna ا م ر
25 أَلَا İyi bilin ki
26 لَهُ O’nundur
27 الْخَلْقُ yaratma خ ل ق
28 وَالْأَمْرُ ve emir ا م ر
29 تَبَارَكَ ne uludur ب ر ك
30 اللَّهُ Allah
31 رَبُّ Rabbi ر ب ب
32 الْعَالَمِينَ Âlemlerin ع ل م
 

سِتَّ Sitte : سِتُّونَ Altı rakamı için kullanılmaktadır. Aslı سِدْسٌ sözcüğüdür. سُدُسٌ altının bir cüzü, altıda bir demektir. سُنْدُسٌ ise ince diba (altın ve gümüş işlemeli bir tür ipek kumaş) manasına gelir. Sündüsle aynı ayette geçen إسْتَبْرَقٌ ise kalın olan diba demektir. (Müfredat) Kuran’ı Kerim’de türevleriyle birlikte 8 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres) Türkçede kullanılan şekilleri sittîn ve müseddestir. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi)

 

اِنَّ رَبَّكُمُ اللّٰهُ الَّذ۪ي خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ ف۪ي سِتَّةِ اَيَّامٍ

 

İsim cümlesidir. اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir, ismini nasb haberini ref eder.  

رَبَّكُمُ  kelimesi  اِنَّ ’nin ismi olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzaftır. Muttasıl zamir  كُمُ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. اللّٰهُ  lafza- i celâl  اِنَّ ’nin haberi olup damme ile merfûdur. 

Müfred müzekker has ism-i mevsûl  الَّذ۪ي  lafza-i celâlin sıfatı olarak mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlun sılası  خَلَقَ السَّمٰوَاتِ ‘dir. Îrabtan mahalli yoktur. 

خَلَقَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri  هُو ’dir. السَّمٰوَاتِ  mef’ûlun bih olup nasb alameti kesradır. Cemi müennes salim kelimeler hareke ile irablanır.

الْاَرْضَ  atıf harfi  وَ ’la makabline matuftur. ف۪ي سِتَّةِ  car mecruru  خَلَقَ  fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzaftır. اَيَّامٍ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.  

Has ism-i mevsûller marife isimden sonra geldiğinde kelimenin sıfatı olur. Cümledeki yerine göre onun unsuru (Fail, mef’ûl,muzâfun ileyh) olur. (Arapça Dil Bilgisi, Nahiv, Dr. M.Meral Çörtü,s; 44)

3 ile 10 arası sayıların temyizinde, önce sayı, sonra temyiz gelir. Sayı muzaf, temyiz muzafun ileyh olur. Muzafun harekesi cümledeki konumuna göre değişir. Muzafun ileyh daima mecrurdur. Bu yüzden sayı muzaf olduğu için cümledeki konumuna göre irabını alır, temyiz muzafun ileyh olduğu için daima mecrurdur. Temyiz çoğul ve belirsiz olur. Sayı ile temyiz cinsiyet yönünden birbirinin zıttı olur. (Temyiz çoğul olduğu için eril veya dişil olduğunu anlamak için tekiline bakılır.) (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 ثُمَّ اسْتَوٰى عَلَى الْعَرْشِ يُغْشِي الَّيْلَ النَّهَارَ يَطْلُبُهُ حَث۪يثاًۙ 

 

Fiil cümlesidir.  ثُمَّ  tertip ve terahi ifade eden atıf harfidir. اسْتَوٰى  elif üzere mukadder fetha ile mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri  هُو ’dir. عَلَى الْعَرْشِ  car mecruru  اسْتَوٰى  fiiline mütealliktir. يُغْشِي  cümlesi, خَلَقَ ‘daki failin hali olarak mahallen mansubdur.

يُغْشِي  fiili  ی  üzere mukadder damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هُو ’dir. الَّيْلَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. النَّهَارَ  ikinci mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. يَطْلُبُهُ cümlesi  الَّيْلَ  veya  النَّهَارَ ‘ın hali olarak mahallen mansubdur. 

يَطْلُبُهُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هُو ’dir. Muttasıl zamir  هُ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.  حَث۪يثاً  masdardan naib mef’ûlu mutlak olup fetha ile mansubdur.  Takdiri;  طلبا حثيثا (Takip etmek isteyerek) şeklindedir.

(ثُمَّ) : Matuf ile matufun aleyh arasında hem sıra olduğunu hem de fiillerin meydana gelişi arasında uzun bir sürenin bulunduğunu gösterir. Süre bakımından فَ   harfinin zıttıdır.  ثُمَّ  ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.

Hal sahibu’l-hale ya  و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 

1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette ikiside fiil cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

Mef’ûlü mutlak: Fiil ile aynı kökten gelen masdardır. Mef’ûlü mutlak harfi cer almaz. Harfi cer alırsa hal olur. Mef’ûlü mutlak cümle olmaz. Mef’ûlü mutlak 3’e ayrılır:

1) Tekid (Kuvvetlendirmek) İçin: Fiilin manasını kuvvetlendirir. Masdar olur. Daima müfreddir. Fiilinden sonra gelir. Türkçeye “muhakkak, şüphesiz, gerçekten, çok, iyice, öyle ki” diye tercüme edilir.

2) Nev’ini (Çeşidini) Belirtmek İçin: Fiilin nasıl meydana geldiğini ve nev’ini bildirir. Nev’ini bildiren mef’ûlü mutlak umumiyetle sıfat veya izafet terkibi halinde gelir. Tesniye ve cemi de olabilir. Fiilinin önüne geçebilir. Türkçeye “gibi, şeklinde, aynen, tıpkı, tam” diye tercüme edilir.

3) Adedini (Sayısını) Belirtmek İçin: Failin yaptığı işin sayısını belirtir. Adedini bildiren mef’ûlü mutlak فَعْلَةً vezninden gelen bina-ı (masdar-ı) merreden yapılır.

مَرَّةً  kelimesi de mef’ûlü mutlak olur. Fiilinin önüne geçebilir. Türkçeye “kere, defa” diye tercüme edilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

اسْتَوٰى  fiili, sülasi mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındandır. Sülâsî mücerredi  سوي ’dir.

İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır. 

يُغْشِي  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi غشو ’dir.

İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder. 


 وَالشَّمْسَ وَالْقَمَرَ وَالنُّجُومَ مُسَخَّرَاتٍ بِاَمْرِه۪ۜ اَلَا لَهُ الْخَلْقُ وَالْاَمْرُۜ 


الشَّمْسَ وَالْقَمَرَ وَالنُّجُومَ  kelimeleri atıf harfi  وَ ’la  السَّمٰوَاتِ ‘ye matuftur. مُسَخَّرَاتٍ  kelimesi üçününde hali olup nasb alameti kesradır. Cemi müennes salim kelimeler hareke ile irablanır. بِاَمْرِه۪  car mecruru  مُسَخَّرَاتٍ ‘e mütealliktir. Muttasıl zamir  ه۪  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

اَلَا  istiftah harfidir. Haberin önemi için tenbih ifade eder. لَهُ  car mecruru mahzuf mukaddem habere mütealliktir. الْخَلْقُ  muahhar mübteda olup damme ile merfûdur. الْاَمْرُ  atıf harfi  وَ ’la makabline matuftur.

اَلَا  tahdîd (teşvik) ilişkisi kurar. Fiilin teşvik yoluyla ve şiddetli bir şekilde yerine getirilmesini talep eder. Arz için kullanıldığında ise fiilin yumuşak bir biçimde yapılmasının istenmesidir. Diğer tahdîd edatlarındaki özelliğe sahip olup tevbih ve tendim ifade etmez. (Abdullah Hacibekiroğlu, Arap Dilinde Edatların Metinde Kurduğu Anlamsal İlişkiler Doktora Tezi) 

مُسَخَّرَاتٍ  kelimesi sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan tef’il babının ism-i mef’ûludür.


 تَبَارَكَ اللّٰهُ رَبُّ الْعَالَم۪ينَ

 

Fiil cümlesidir. تَبَارَكَ  fetha üzere mebni mazi fiildir, çekimi yoktur; ancak Allah için kullanılır.  اللّٰهُ  fail olup damme ile merfûdur. 

رَبُّ  kelimesi  اللّٰهُ  lafza-i celâlinin sıfatı olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. الْعَالَم۪ينَ  muzâfun ileyh olup cer alameti  ى ‘dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar.

تَبَارَكَ  fiili sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil  تَفاعَلَ  babındadır. Sülâsîsi  برك ’dir.

Bu bab fiile müşareket (ortaklık/işteşlik), tekellüf ve tezâhur( görünmek ve zorlanmak), tedric (bir işin aşamalı olarak ,aralıklarla ve yavaş yavaş meydana gelmesi), mutavaat fâale (mufaale babına ait bir fıilin dönüşlülüğü için kullanılması) ve mücerred mana (türemiş olduğu mücerred fiille aynı anlamda kullanılması) anlamları katar. 

 

اِنَّ رَبَّكُمُ اللّٰهُ الَّذ۪ي خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ ف۪ي سِتَّةِ اَيَّامٍ ثُمَّ اسْتَوٰى عَلَى الْعَرْشِ يُغْشِي الَّيْلَ النَّهَارَ يَطْلُبُهُ حَث۪يثاًۙ وَالشَّمْسَ وَالْقَمَرَ وَالنُّجُومَ مُسَخَّرَاتٍ بِاَمْرِه۪ۜ 

 

Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. اِنَّ  ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır.

Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden, اِنَّ  isim cümlesi ve kasrla tekid edilen bu ve benzeri cümleler muhkem/sağlam cümlelerdir.

İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Müsnedin, bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olması telezzüz, teberrük ve haşyet duyguları uyandırmak içindir. 

اِنَّ ’nin haberi olan  رَبُّكُمْ , veciz ifade kastıyla izafet formunda gelmiştir. Bu izafette Rab isminin muzâf olduğu  كُمْ  zamirinin ait olduğu kişiler şan ve şeref kazanmıştır.

Hem müsnedin hem müsnedün ileyhin marife gelmesi kasr ifade etmiştir. Kasr, mübteda ve haber arasındadır. رَبَّكُمُ , maksur/sıfat,  اللّٰهُ  maksurun aleyh/mevsûf, olmak üzere, kasr-ı sıfat ale’l-mevsuf, hakiki kasrdır. 

Allah lafzı ile birlikte Rab isminin de geçmesi; Rabbin sadece Allah olduğunu ifade eder. Çünkü burada cümlenin iki rüknü de marife olarak gelmiş ve kasr üslubu oluşmuştur.

Aralarında mürâât-ı nazîr sanatı bulunan  رَبُّ  ve  اللّٰهُ  isimlerinin zikri tecrîd sanatıdır.

Lafza-i celâl için sıfat konumundaki has ism-i mevsûl  الَّذ۪ي ’nin sıla cümlesi olan  خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ ف۪ي سِتَّةِ اَيَّامٍ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Sıfat, tabi olduğu mevsufun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.

خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ  ifadesinde tağlîb sanatı vardır. Yer, gök ve ikisi arasındaki herşey anlamındadır.

السَّمٰوَاتِ - الْاَرْضَ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr ve tıbâk-ı îcab sanatları vardır. Semavat yeryüzünü de kapsadığı halde semavattan sonra  الْاَرْضِ  ‘nın zikredilmesi, umumdan sonra hususun zikri babında ıtnâb sanatıdır.

Tertip ve terahi ifade eden  ثُمَّ  ile sıla cümlesine atfedilen  ثُمَّ اسْتَوٰى عَلَى الْعَرْشِ  cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

اسْتَوٰى عَلَى الْعَرْشِ  [Arşa kurulmuştur] ibaresinde tevriye sanatı vardır. اسْتَوٰى  fiilinin kökü; aynı seviyede olmayı ifade eden  سَوٰى  fiilidir. Yerle bir hizaya gelmek olduğu için oturmak anlamında kullanılır. Ama esas mana; yönetmek, hükmetmektir. Seviye; aynı seviyede olmak, oturmak demek, bir manası da yönetmektir. Burada uzak mana kullanılmıştır. Demek ki bu ibarede iki farklı sanat düşünülebilir.

Buradaki istiva ile bir mahal ve mekânı işgal etmek değil de “kudret ve saltanat bakımından hakim olmak” anlamı kastedilmiştir. Bu ifade, “Falanca kral krallığının tahtına kuruldu; buyruk- yasak kürsüsüne (‘Arş üzerine istiva etti.’ sözü, ‘Tahta oturdu, tahta geçti, tahta kuruldu.’ anlamında temsîli istiaredir. Allah Teâlâ’nın varlıkların bizzat yönetimini ve murakabesini elinde bulundurması hali, kralın tebaasını yönetmek üzere tahta geçip oturması durumu ile temsil edilmiştir.) malik oldu” anlamında ”Falanca kral, kraliyet tahtına oturdu/kuruldu” denmesi gibidir. (Allah Teâlâ’nın) -gerçekte üzerine oturacağı tahtı ve el ile işaret edilecek (şekilde maddi yapıda) yüksek bir yeri bulunmasa da -bu şekilde (arşı olmakla) nitelenmesi güzel olmuştur. (Şerîf er- Râdî, Kur’an Mecazları)

[O Rahman arşa istiva etmiştir.] Burada  اسْتَوٰى  [istiva etti] sözcüğünün akla gelen ilk anlamı oturmaktır. Ancak bu, İslam inancına zıttır. Çünkü oturma, Allah’ın cisim olmasını ve bir mekân edinmesini gerektirir. Bundan dolayı burada sözcüğün uzak anlamı kuşatmak, istila etmek kastedilmiştir. Ayette istiva sözcüğünden önce veya sonra, yakın ya da uzak anlamına delalet eden bir karîne (ipucu) zikredilmediği için burada tevriye-i mücerrede vardır. (Dr Mustafa Aydın, Arap Dili Belâgatında Bedî’ İlmi ve Sanatları)

Bazı Hanefî ulemasına göre, Arş üzerine istiva, Allah Teâlâ'nın keyfiyeti bilinmeyen bir sıfatıdır. Allahü teâlâ, bir yerde durmak (istikrar) veya bir mekân edinmekten münezzeh olarak, kastettiği veçhile Arş üzerine istiva etmiştir.

Arş, bütün her şeyi kuşatan bir cisimdir. Yüksekliğinden veya hükümdar tahtına benzetildiğinden dolayı bu ismi almıştır. Bütün işler ve tedbirler oradan nazil olur. Diğer bir görüşe göre ise, Arş üzerine istiva, bütün kâinat üzerinde hâkimiyet tesis etmek anlamındadır. (Ebüssuûd, İrşâdü’l- Akli’s-Selîm)

يُغْشِي الَّيْلَ النَّهَارَ يَطْلُبُهُ حَث۪يثاًۙ  cümlesi, خَلَقَ  ‘deki failin halidir. Hal cümleleri anlamı zenginleştiren ıtnâb sanatıdır.

Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

يُغْشِي الَّيْلَ النَّهَارَ [Geceyi gündüze örter] ifadesinde gece ve gündüzün birbirini kovaladığı, ilmî bir üslup ile anlatılmıştır. Bu istiaredir. Allah Teâlâ; geceyi gündüzün ışığı üzerine çekilmiş uzun bir örtü kılmıştır. Bu mana fiilin şeddeli olarak يُغَشِّي  şeklindeki şeklindeki kıraate göredir.  يَغْشِي  şeklindeki kıraate göre kastedilen mana şöyle olur:  Allah Teâlâ geceyi gündüzün üzerine sarması, geceyi gündüze saldırtıp üzerine abanmasına imkân vermesidir. Bu ifade, atlıyı takip eden birinin ona yetiştiğinde, ‘’atlıya çullandım’’ demesi gibidir. (Şerîf er- Râdî, Kur’an Mecazları) 

يَطْلُبُهُ حَث۪يثاً  cümlesi, النَّهَارَ  veya  الَّيْلَ ’den haldir. 

حَث۪يثاً  kelimesi amili  يَطْلُبُهُ  fiili olan mahzuf mef’ûlu mutlaktan naibtir. Takdiri, طلبا حثيثا (Hevesle isteyen) şeklindedir. Bu takdire göre cümle müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber talebî kelamdır.

يَطْلُبُهُ حَث۪يثاً  ibaresinde de istiare vardır. Sanki gece gündüzün peşine takılmış yani ondan gelen bir istek ve ve emre uyarak kendisine yetişmiştir.

الشَّمْسَ وَالْقَمَرَ وَالنُّجُومَ  kelimeleri, temasül sebebiyle  السَّمٰوَاتِ ‘ye atfedilmiştir.

مُسَخَّرَاتٍ بِاَمْرِه۪ۜ , cümledeki üçüncü haldir. Hal, anlama açıklık getiren ıtnâb sanatıdır.

الشَّمْسَ - الْقَمَرَ- النُّجُومَ - السَّمٰوَاتِ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

الَّيْلَ  ve  النَّهَارَ (gece-gündüz) kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr ve tıbâk-ı îcab sanatları vardır.

مُسَخَّرَاتٍ  ‘ne müteallik olan  بِاَمْرِه۪  izafetinde Allah Teâlâ’ya ait zamire muzâf olması, اَمْرِ ’ye şan ve şeref kazandırmıştır.

Ism-i mef’ûl vezninde gelen  مُسَخَّرَاتٍ , fiil gibi amel ederek  بِاَمْرِه۪  car-mecruruna müteallak olmuştur.

Her bir yıldıza belli bir renk verilmiştir. Mesela; Zühal soluk; Müşteri bembeyaz, merin kırmızı, Güneş ziyalı, Zühre parlak, Utarid sarı ve Ay, aydınlık renktedir. Halbuki cisimler, bütün mahiyetleri bakımından birbirinin aynıdırlar. Öyleyse bunlardan herbirine, değişik belli bir rengin verilmesi, bir takdir, bir yaratmadır ve bunların bir fail-i muhtara muhtaç olduklarına bir delildir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

Rabbin, yaratması hakkındaki, gökleri ve yeri altı gün içinde (altı evrede) yaratması ve Arş’a kurulması, geceyi, kendisini durmadan takip eden gündüze katması, güneşi, ayı ve bütün yıldızları buyruğuna tabi kılması özelliklerin sayılması taksim sanatıdır.

Ayette bütün bu yaratılanların sıralanmasında asıl amaç Allah Teâlâ’nın yüce kudretini muhataba göstermektir. Kevni ayetlerin sayılmasının altında bu yüceliği vurgulama amacı vardır. Bu idmac sanatıdır.

 

 اَلَا لَهُ الْخَلْقُ وَالْاَمْرُۜ 

 

İstinafiyye olarak fasılla gelmiştir.

اَلَا  tenbih harfidir, tekid ifade eder. Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır.

اَلَا  tahdîd (teşvik) ilişkisi kurar. Fiilin teşvik yoluyla ve şiddetli bir şekilde yerine getirilmesini talep eder. Arz için kullanıldığında ise fiilin yumuşak bir biçimde yapılmasının istenmesidir. Diğer tahdîd edatlarındaki özelliğe sahip olup tevbih ve tendim ifade etmez. (Abdullah Hacibekiroğlu, Arap Dilinde Edatların Metinde Kurduğu Anlamsal İlişkiler Doktora Tezi)

Cümlede takdim-tehir ve îcâz-ı hazif sanatları vardır. لَهُ  mahzuf mukaddem habere mütealliktir.   الْخَلْقُ muahhar mübtedadır. وَالْاَمْرُ  ikinci mübtedadır. Bu takdim isnadın Allah Tealâ’ya olması karinesiyle kasr ifade eder. 

الْخَلْقُ وَالْاَمْرُ  lafızlarındaki marifelik cins içindir. Takdim, müsnedin, müsnedün ileyhe tahsisi içindir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr) 

Allah Teâlâ bütün bunları kendi buyruğuyla yarattığını ifade edince “Bakınız, yaratmak da O’na mahsustur buyurmak da.” buyurmuştur. Yani bütün varlıkları yaratan da O’dur, onları arzu ettiği şekilde çekip çeviren de O’dur. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l- Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)

Kasr, mübteda ve haber arasındadır. Takdim kasrında takdim edilen her zaman maksûrun aleyh, tehir edilen ise maksûrdur. لَهُ , maksurun aleyh/sıfat, الْخَلْقُ وَالْاَمْرُ  maksûr/mevsûf olmak üzere, kasr-ı mevsûf ale’s-sıfattır. Yani müsnedün ileyhin, takdîm edilen bu müsnede has olduğu ifade edilmiştir.

Mecrur haber, vasıf kuvvetindedir. Haber olarak gelen mecrurlar, zarflar, mübtedanın bununla vasıflandığını ifade ederler. Nahiv alimlerinin açıkladığı gibi kelamda  كائِنٍ  benzeri bir müstekar takdiriyle husûl ve sübut ifade eder. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr, Şuarâ/113)

İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meâni İlmi)

اَلَا لَهُ الْخَلْقُ وَالْاَمْرُ  ibaresi son derece veciz bir ifadedir. Lafızları az olmasına rağmen pek çok mana ifade eder. Her tür işi, her durumu son noktasına kadar kapsar, buna îcaz-ı kasr denir. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefâsir) 

Îcâz-ı kasr sanatı ihtiva eden bu cümle; her şeyi ve her meseleyi soruşturmayı ifade eder. Bunun için İbni Ömer bu ayeti okumuş ve “Bunlardan başka birşey bilen varsa bana söylesin.” demiştir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meâni İlmi)

اَمْرُ  kelimesinin tekrarında reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatı vardır. 

Allah Teâlâ bütün bunları kendi buyruğuyla yarattığını ifade edince “Bakınız, yaratmak da O’na mahsustur buyurmak da.” buyurmuştur. Yani bütün varlıkları yaratan da O’dur, onları arzu ettiği şekilde çekip çeviren de O’dur. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l- Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl) 

Ayetin bu cümlesi mesel tarikinde olmayan tezyil cümlesi olarak ıtnâb sanatıdır.

Tezyîl, bir cümlenin diğer bir cümleyi takip etmesi ve tekit etmek amacıyla birincinin manasını kapsaması ve onu sağlamlaştırmasına verilen isimdir. Birinci cümle, ikinci cümlenin ya mantukunu ya da mefhumunu tekit etmektedir. (Ar. Gör. Ömer Kara Belâgat İlminde İki İfade Biçimi: İtnâb-Îcâz (I) -Kur’ân Metninin Anlaşılmasındaki Rolü Üzerine Bir Deneme)

تَبَارَكَ اللّٰهُ رَبُّ الْعَالَم۪ينَ

 

İstînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Cümlede  تَبَارَكَ  fetha üzere mebni mazi fiildir, çekimi yoktur; ancak Allah için kullanılır. 

Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)

Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olması telezzüz, teberrük ve haşyet duyguları uyandırmak içindir.

Ayette mütekellim Allah Teâlâ’dır. Dolayısıyla Rab isminin ve lafz-ı celâlin zikrinde tecrîd sanatı vardır.

Ayette ulûhiyet ve rubûbiyet ifade eden isimler bir arada zikredilmiş, Allah’tan başka Rab olmadığı vurgulanmıştır. Allah ve Rab isimleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır. 

Azamet ve heybeti artırmak, emre itaati kuvvetlendirmek ve zihne yerleştirmek için, izmardan izhara dönülerek Allah lafzının açık isim olarak getirilmesi iltifat sanatıdır. Bu tekrarda ayrıca tecrîd ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

Lafza-i celâlin sıfatı olarak gelen  رَبَّ الْعَالَم۪ينَ  izafeti, veciz ifade içindir. Rab ismine muzâfun ileyh olması  الْعَالَم۪ينَ  için şan ve şeref ifade eder. 

Allah Teâlâ’dan  رَبُّ الْعَالَم۪ينَ  şeklinde bahsedilmesi; her tür mahlukatın maliki olması dolayısıyla azametine işaret eder. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr, Mutaffifin Suresi 5)

تَبَارَكَ  kelimesinin kök manası berekettir, bu da ziyadelik, büyüme demektir.  تفاعلة  babından dolayı mübalağa ifade eder. Ziyadelik, gelişme ve büyüme manaları Allah Teâlâ hakkında kullanılırsa, takdis, tenzih ve tazim ifade eder. (Muhammed Ebu Musa, Zuhruf Suresi Belagi Tefsiri, c. 4, s. 367)

تَبَارَكَ اللّٰهُ  [Allah zengin ve cömerttir.] Hayrın çokluğu ve artışı demek olup iki anlamı vardır: Hayrı sürekli olarak artıp çoğalan veya sıfat ve fiillerinde her şeyden daha ileri ve yüce olandır.  (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)

تَبَارَكَ اللّٰهُ  ibaresinde iktibas vardır. Mülk Suresi, 1 ayetini hatırlatır. Demek oluyor ki Allahü teâlâ, aşağı âlemdeki varlıkları iki günde yaratmış, sonra üç unsurun türlerini meydana getirmiştir:

Önce maddelerini terkib etmiş, sonra da onlara suret vermiştir. Nitekim, "Yeri iki günde yarattı" cümlesinden sonra da şöyle buyurmuştur:

"O, yer üzerinde sabit dağlar yerleştirdi, orada bereketler yarattı ve orada bulunanların rızıklarını dört günde takdir etti." Yani Allah bunları ilk iki günde yaratmıştır. Çünkü Secde suresindeki tafsilattan böyle anlaşılmaktadır. Sonra mülk âlemi tamamlanınca, Allahü teâlâ onun tedbirine yöneldi. Nitekim tahtına oturan hükümdar da böyle yapar. İşte bundan sonra Allahü teâlâ, gezegenleri hareket ettirmek, yıldızları yürütmek, gece ile gündüzleri dürüp katlamak suretiyle göklerden yere kadar kâinatı yönetmeye başladı.

Bundan sonra Allahü teâlâ, mezkûr izahın fezlekesi ve neticesi olmak üzere: "Dikkat edin, halk da emir de O'nundur. Alemlerin Rabbi Allah ne mübarek (yüce) dir." buyurdu. Bundan sonra da kullarına, hâlisane Kendisine yakarmalarını emretti. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)