وَاخْتَارَ مُوسٰى قَوْمَهُ سَبْع۪ينَ رَجُلاً لِم۪يقَاتِنَاۚ فَلَمَّٓا اَخَذَتْهُمُ الرَّجْفَةُ قَالَ رَبِّ لَوْ شِئْتَ اَهْلَكْتَهُمْ مِنْ قَبْلُ وَاِيَّايَۜ اَتُهْلِكُنَا بِمَا فَعَلَ السُّفَـهَٓاءُ مِنَّاۚ اِنْ هِيَ اِلَّا فِتْنَتُكَۜ تُضِلُّ بِهَا مَنْ تَشَٓاءُ وَتَهْد۪ي مَنْ تَشَٓاءُۜ اَنْتَ وَلِيُّنَا فَاغْفِرْ لَنَا وَارْحَمْنَا وَاَنْتَ خَيْرُ الْغَافِر۪ينَ ١٥٥
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | وَاخْتَارَ | ve seçti |
|
| 2 | مُوسَىٰ | Musa |
|
| 3 | قَوْمَهُ | kavminden |
|
| 4 | سَبْعِينَ | yetmiş |
|
| 5 | رَجُلًا | adam |
|
| 6 | لِمِيقَاتِنَا | bizimle buluşma vakti için |
|
| 7 | فَلَمَّا | ne zaman ki |
|
| 8 | أَخَذَتْهُمُ | onları yakalayınca |
|
| 9 | الرَّجْفَةُ | sarsıntı |
|
| 10 | قَالَ | (Musa) dedi ki |
|
| 11 | رَبِّ | Rabbim |
|
| 12 | لَوْ | şayet |
|
| 13 | شِئْتَ | dileseydin |
|
| 14 | أَهْلَكْتَهُمْ | bunları da helak ederdin |
|
| 15 | مِنْ |
|
|
| 16 | قَبْلُ | daha önce |
|
| 17 | وَإِيَّايَ | ve beni de |
|
| 18 | أَتُهْلِكُنَا | bizi helak mı edeceksin? |
|
| 19 | بِمَا | ötürü |
|
| 20 | فَعَلَ | yaptıklarından |
|
| 21 | السُّفَهَاءُ | bazı beyinsizlerin |
|
| 22 | مِنَّا | içimizden |
|
| 23 | إِنْ |
|
|
| 24 | هِيَ | bu (iş) |
|
| 25 | إِلَّا | başka bir şey değildir |
|
| 26 | فِتْنَتُكَ | senin imtihanından |
|
| 27 | تُضِلُّ | şaşırtırsın |
|
| 28 | بِهَا | onunla |
|
| 29 | مَنْ |
|
|
| 30 | تَشَاءُ | dilediğini |
|
| 31 | وَتَهْدِي | ve yol gösterirsin |
|
| 32 | مَنْ |
|
|
| 33 | تَشَاءُ | dilediğine |
|
| 34 | أَنْتَ | sen |
|
| 35 | وَلِيُّنَا | bizim velimizsin |
|
| 36 | فَاغْفِرْ | bağışla |
|
| 37 | لَنَا | bizi |
|
| 38 | وَارْحَمْنَا | ve bize acı |
|
| 39 | وَأَنْتَ | ve sen |
|
| 40 | خَيْرُ | en iyisisin |
|
| 41 | الْغَافِرِينَ | bağışlayanların |
|
وَاخْتَارَ مُوسٰى قَوْمَهُ سَبْع۪ينَ رَجُلاً لِم۪يقَاتِنَاۚ
Fiil cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اخْتَارَ fetha üzere mebni mazi fiildir. مُوسٰى fail olup, gayri munsarif olduğundan elif üzere mukadder damme ile merfûdur. قَوْمَهُ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هُ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
سَبْع۪ينَ ikinci mef’ûlun bih olup nasb alameti ي ’dır. Cemi müzekker salim kelimeler harf ile irablanır. رَجُلاً temyiz olup fetha ile mansubdur. لِم۪يقَاتِنَا car mecruru اخْتَارَ fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Mütekellim zamiri نَا muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
Gayr-ı munsarif isimler: Kesra (esre) ve tenvini alamayan isimlerdir. Gayr-ı munsarif isimler esre yerine fetha alırlar. Yani bu isimler ref halinde damme, nasb halinde fetha, cer halinde yine fetha alırlar. Gayr-ı munsarife “memnu’un mine’s-sarf (اَلْمَمْنُوعُ مِنَ الصَّرفِ)” da denir. Arapçada kullanılmakla birlikte arapça kökenli olmayan alem (özel) isimler (Yer, ülke, kişi adları vb. gibi isimler) de gayrı munsarıfa girer. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Temyiz; kendisinden önce geçen mübhem (manası açık olmayan) bir ismin manasına açıklık getiren camid, nekre bir isimdir. Yani; çeşitli manalar kastedilmeye elverişli önceki isim veya cümleden asıl maksadın ne olduğunu açıklamak üzere zikredilen camid (türememiş), mansub ve nekre isme temyiz denir. Temyizin manasını açıkladığı önceki isme veya cümleye de mümeyyez denir. Temyiz harfi cerli ve izafetle gelmediği müddetçe mansubdur. Mümeyyezin irabı ise cümledeki yerine göredir. Temyiz Türkçeye “bakımından, …yönünden” şeklinde tercüme edilebilir. Temyizi bulmak için “ne bakımdan, hangi açıdan” soruları sorulur.
Temyiz 2 ’ye ayrılır:1. Melfuz mümeyyez: Söylenmiş, cümlede görülen mümeyyez.
2. Melhuz mümeyyez: Düşünülen, cümlede açık olarak görülemeyen mümeyyez.
Melhuz Mümeyyez: Burada temyiz cümledeki kapalılığı giderir. Manası kapalı olup da temyiz sayesinde açıklığa, netliğe kavuşan bu tür cümlelere melhuz mümeyyez denir. Ayette melfuz mümeyyezdir.11’den 99 ‘a kadar olan sayıların temyizi müfred mansub gelir (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اخْتَارَ fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi خير ’dir.
İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşâreket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.
فَلَمَّٓا اَخَذَتْهُمُ الرَّجْفَةُ قَالَ رَبِّ لَوْ شِئْتَ اَهْلَكْتَهُمْ مِنْ قَبْلُ وَاِيَّايَۜ
فَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
لَمَّا kelimesi حين (...dığı zaman) manasında şart anlamı taşıyan zaman zarfıdır. Cümleye muzâf olur. اَخَذَتْهُمُ ile başlayan fiil cümlesi muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
اَخَذَتْهُمُ fetha üzere mebni mazi fiildir. تْ te’nis alametidir. Muttasıl zamir هُمُ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. الرَّجْفَةُ fail olup damme ile merfûdur. Şartın cevabı قَالَ رَبِّ ‘dır.
قَالَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Mekulü’l kavli, nida cümlesi ve cevabıdır. قَالَ fiilinin mef‘ûlün bihi olarak mahallen mansubdur.
Nida harfi mahzuftur. Münada olan رَبَّ muzâf olup, mukadder fetha ile mansubdur. Mütekellim يَ ’ sı mahzuf olup, kelimenin sonundaki kesra muzâfun ileyhten ivazdır. Nidanın cevabı لَوْ شِئْتَ ‘dir.
لَوْ gayrı cazim şart harfidir. شِئْتَ sükun üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir تَ fail olarak mahallen merfûdur. Şartın cevabı اَهْلَكْتَهُمْ مِنْ قَبْلُ ‘dur.
اَهْلَكْتَهُمْ sükun üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir تَ fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir هُمْ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.
مِنْ قَبْلُ car mecruru اَهْلَكْتَهُمْ fiiline müteallik olup, cer mahallinde muzâftır. Kelimenin merfû oluşu muzâfun ileyhin mahzuf olduğunun işaretidir. Ötre muzâfun ileyhten ivazdır. اِيَّايَ atıf harfi وَ ’la muttasıl gaib zamirine matuftur.
قَبْلَ ve بَعْدَ muzâfun ileyhleri hazfedilince damme üzere mebni olurlar: Bu durumdaki izafete izafetten munkatı’ zarflar (izafetten kesilen zarflar) denir. قَبْلَ zarfı, hem cümleye hem de tek kelimeye (müfrede) muzâf olanlar grubundandır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Münada; kendisine seslenilen ve seslenen kişiye yönelmesi istenilen kişidir. Münada, fiili hazfedilmiş mef’ûlün bihtir. Münadaya “ey, hey” anlamlarına gelen nida harfleri ile seslenilir. En yaygın kullanılan nida edatı يَا ’dır.
Münada alem ise veya mütekellim ya’sına muzafsa yahut nida edilen, nida edenin yakınında bulunursa nida harfi hazfedilebilir.
Münada irab yönünden mureb münada ve mebni münada olmak üzere 2 kısma ayrılır.
Mureb münada lafzen mansub olur ve 3 şekilde gelir: 1) Muzaf, 2) Şibh-i muzaf, 3) Nekre-i gayrı maksude.
Mebni münada merfu üzere mebni, mahallen mansub olur. 3 şekilde gelir: 1) Müfred alem, 2) Nekre-i maksude, 3) Harfi tarifli isim. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
لَوْ edatı; şart ilişkisi kurar. Bu edat, gerçekleşmeyen iki fiil arasındaki ayrılmazlık ilişkisini ifade eder. Nahivciler لَوْ edatını “şart gerçekleşmediği için cevabının da gerçekleşmemesini gerektiren bir edattır” diye tanımlamaktadırlar. Başka bir deyişle “şart bulunmadığından cevabın da bulunmadığını” ifade eder. Bu tanıma göre cevabın gerçekleşmediğine açık bir şekilde delalet eder. Yani şartın imkânsızlığında cevabın da imkânsızlığını ifade eden bir edat olmaktadır. (Abdullah Hacıbekiroğlu, Arap Dilinde Edatların Metinde Kurduğu Anlamsal İlişkiler, Doktora Tezi)
اَهْلَكْتَ fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi هلك ’dir.
İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.
اَتُهْلِكُنَا بِمَا فَعَلَ السُّفَـهَٓاءُ مِنَّاۚ
Fiil cümlesidir. Hemze istifham harfidir. تُهْلِكُنَا damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ‘dir. Mütekellim zamiri نَا mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. مَا ve masdar-ı müevvel بِ harfi ceriyle تُهْلِكُنَا fiiline mütealliktir.
فَعَلَ fetha üzere mebni mazi fiildir. السُّفَـهَٓاءُ fail olup damme ile merfûdur. مِنَّا car mecruru السُّفَـهَٓاءُ ‘nun mahzuf haline mütealliktir.
السُّفَـهَٓاءُ kelimesi فعلاء vezninde sıfatı müşebbehedir. Sıfatı müşebbehe; “Benzeyen sıfat” demektir. İsmi faile benzediği için bu adı almıştır. İsmi failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde, sıfatı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsmi fail değişen ve yenileşen vasfa delalet eder. Sıfatı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu süreklilik ve sabitlik az veya çok, bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اِنْ هِيَ اِلَّا فِتْنَتُكَۜ
İsim cümlesidir. اِنْ nefiy harfi olup olumsuzluk manasındadır. Munfasıl zamir هِيَ mübteda olarak mahallen merfûdur.
اِلَّا hasr edatıdır. فِتْنَتُكَ mübtedanın haberi olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir كَ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
تُضِلُّ بِهَا مَنْ تَشَٓاءُ وَتَهْد۪ي مَنْ تَشَٓاءُۜ
Cümle, hitap zamirinden hal olarak mahallen mansubdur.
Fiil cümlesidir. تُضِلُّ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ‘dir. بِهَا car mecruru تُضِلُّ fiiline mütealliktir. Müşterek ism-i mevsûl مَنْ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası تَشَٓاءُ ‘dur. Îrabtan mahalli yoktur.
تَشَٓاءُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ‘dir. تَهْد۪ي مَنْ تَشَٓاءُ cümlesi, atıf harfi وَ ’la makabline matuftur.
تَهْد۪ي fiili ي üzere mukadder damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ‘dir. Müşterek ism-i mevsûl مَنْ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası تَشَٓاءُ ‘dur. Îrabtan mahalli yoktur.
تَشَٓاءُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ‘dir.
Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.
Hal sahibu’l-hale ya و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır:
1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
تُضِلُّ fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi ضلل ‘dir.
اَنْتَ وَلِيُّنَا فَاغْفِرْ لَنَا وَارْحَمْنَا
İsim cümlesidir. Munfasıl zamir اَنْتَ mübteda olarak mahallen merfûdur. وَلِيُّنَا haber olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Mütekellim zamiri نَا muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
فَ mukadder şartın cevabının başına gelen rabıta veya fasiha harfidir. Takdiri, إن أذنبنا فاغفر لنا (Eğer günah işlersek, bizi bağışla.) şeklindedir.
اغْفِرْ dua manasında, sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ’dir. لَنَا car mecruru اغْفِرْ fiiline mütealliktir.
وَ atıf harfidir. ارْحَمْنَا dua manasında, sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ’dir. Mütekellim zamiri نَا mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.
وَاَنْتَ خَيْرُ الْغَافِر۪ينَ
İsim cümlesidir. وَ atıf harfidir. Munfasıl zamir اَنْتَ mübteda olarak mahallen merfûdur. خَيْرُ haber olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. الْغَافِر۪ينَ muzâfun ileyh olup cer alameti ى ‘dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar.
خَيْرُ kelimesi ismi tafdildir. İsmi tafdil; bir vasfın, bir hususun bir varlıkta diğer bir varlıktan daha fazla olduğunu ifade eder. İsmi tafdil اَفْضَلُ veznindendir. İsmi tafdilin sıfatı müşebbeheden farkı; renk, şekil, uzuv noksanlığı ifade etmemesidir. Müennesi فُعْلَى veznindedir.
İsmi tafdilden önce gelen isme “mufaddal”, sonra gelen isme “mufaddalun aleyh’’ denir. Mufaddal ve mufaddalun aleyhi bazen açıkça cümlede göremeyebiliriz. Bu durumda mufaddal ve mufaddalun aleyh cümlenin gelişinden anlaşılır.
خَيْرٌ ve شَرٌّ kelimeleri Kur’an-ı Kerim’de umumiyetle ismi tafdil manasında gelmiştir. Bunların asılları اَخْيَرُ ve اَشْرَرُ veznindedir. Çok kullanıldıklarından dolayı Arap dilbilgisinde bu şekilde gelmektedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
الْغَافِر۪ينَ kelimesi sülâsî mücerredi غفر olan fiilin ism-i failidir.
İsm-i fail: Eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَاخْتَارَ مُوسٰى قَوْمَهُ سَبْع۪ينَ رَجُلاً لِم۪يقَاتِنَاۚ
وَ , atıf harfidir. Ayetin ilk cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)
Az sözle çok anlam ifade eden لِم۪يقَاتِنَا izafetinde azamet zamirine muzâf olması م۪يقَاتِ ’ye şan ve şeref kazandırmıştır.
قَوْمَهُ de Musa’ya (a.s.) ait zamire muzâf olması dolayısıyla kavim şeref kazanmıştır.
واخْتارَ مُوسى cümlesi 148. ayetteki واتَّخَذَ قَوْمُ مُوسى cümlesine, kıssanın kıssaya atfı şeklinde gelmiştir. Zira bu kıssa Hz. Musa’nın İsrailoğulları ile olan hikâyesidir ve alınması gereken ibretler barındırır. Bu ibretler de Allah Teâlâ’nın azameti ve rahmetinin yanında Musa’nın (a.s.) salih amellere ilişkin duası, Hz. Muhammed (s.a.) ve şeriatını müjdelemesidir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t- Tenvîr)
وَاخْتَارَ مُوسٰى قَوْمَهُ [Musa kavmini seçti] ifadesi, “Musa kavminden seçti.” anlamında olup مِنْ ’i hazf edilmiş; fiilin anlamı mef‘ûle ulaştırılmıştır. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)
سَبْعِينَ رَجُلًا ifadesi قَوْمَهُ den bedel-i ba’z min’el-kül şeklinde gelmiştir. Ancak harf-i cerin hazf olmasından dolayı nasbedilmiştir. Takdiri; اخْتارَ مِن قَوْمِهِ şeklindedir.(Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Bir grup nahiv alimi şöyle demişlerdir: Bu ifade وَاخْتَارَ مُوسٰى مِنْ قَوْمِهِ سَبْعِينَ takdirindedir. Ancak ifadedeki harf-i ceri düşmüş ve fiil mef'ûlüne doğrudan taalluk ederek, onu nasb etmiştir.
Ebu Ali ise şöyle demiştir: Bu konuda aslolan şudur: Bazı fiiller, ikinci mef'ulüne bir harf-i cer ile taalluk ederler. Daha sonra bu kaide genişler ve o harf-i cer düşerek, fiil mef'ûle doğrudan taalluk eder. Senin اِخْتَرْتُ مِنَ الرِّجَالِ زَيْدًا sözün böyledir. Daha sonra bu kaide genişlemiş ve اِخْتَرْتُ الرِّجَالَ زَيْدًا denilmeye başlanmıştır. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
Buradaki قَوْمِ ifadesi ile Hz. Musa’nın kavminden muteber olanları kastedilmiş olup cins isim olan kavim, o seçilenler için kullanılmıştır. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
فَلَمَّٓا اَخَذَتْهُمُ الرَّجْفَةُ قَالَ رَبِّ لَوْ شِئْتَ اَهْلَكْتَهُمْ مِنْ قَبْلُ وَاِيَّايَۜ
Şart üslubunda gelen terkip, makabline فَ ile atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada inşâ cümlesi haber cümlesine atfedilmiştir. Şart cümlesinin haberî manada olması, haber cümlesine atfını mümkün kılmıştır. Haber cümlesinden inşâ cümlesine geçişte iltifat sanatı vardır.
Cümleye muzaf olan لَمَّا edatı, حين (...dığı zaman) manasında şart anlamı da taşıyan zaman zarfıdır.
Haynûne manasındaki لَمَّا aslında şartının bilindiği durumlarda gelir ve şartla cevap arasındaki kuvvetli irtibatı ve tertipteki sürati ifade eder. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, Ahkâf/29, s. 424)
لَمَّا ; maziden önce ‘vakta ki,...dığı zaman’ manalarına gelen, cezmetmeyen, şart manalı zaman zarfıdır. Şart fiili de, cevap fiili de mazi veya mazi manalı olmalıdır. (Meral Çörtü, Cümle Kuruluşu ve Tercüme Tekniği)
Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan اَخَذَتْهُمُ الرَّجْفَةُ şart cümlesi, لَمَّا ’nın muzâfun ileyhidir.
Cümlede istiare sanatı vardır. الرَّجْفَةُ kelimesi, اَخَذَتْهُمُ fiilinin faili yapılarak kişileştirilmiştir. Sarsıntının bir şahıs gibi onları alması, onun şiddetini, azametini artırmaktadır. Mübalağa için gelen bu ifadede, tecessüm sanatı da vardır. Sebep-müsebbep alakasıyla mecâz-ı mürseldir.
Almak manasında olan أخذ fiili, sağlam, şiddetli bir isabet etme manasında mecazdır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
فَ karinesi olmadan gelen cevap cümlesi قَالَ رَبِّ لَوْ شِئْتَ اَهْلَكْتَهُمْ مِنْ قَبْلُ وَاِيَّايَ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Şart ve cevap cümlelerinden oluşan terkip, şart üslubunda haberî isnaddır. Faide-i haber ibtidaî kelam olan cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.
قَالَ fiilinin mekulü’l-kavli olan رَبِّ لَوْ شِئْتَ اَهْلَكْتَهُمْ مِنْ قَبْلُ وَاِيَّايَ cümlesi, nida üslubunda talebî inşaî isnaddır.
Cümlede îcâz-ı hazif vardır. Nida harfi ve muzafun ileyh olan mütekellim zamiri mahzuftur. Nida harfinin hazfi, mütekellimin münadaya yakın olma isteğine işarettir.
Veciz ifade kastına matuf رَبِّ izafetinde Hz.Musa’ya aid zamirin Rab ismine muzaf olmasıyla Hz. Musa şan ve şeref kazanmıştır. Ayrıca bu izafet onun, Allah’ın rububiyet vasfına sığınmak istediğine işarettir.
لَوْ شِئْتَ اَهْلَكْتَهُمْ مِنْ قَبْلُ وَاِيَّايَ terkibi, nidanın cevabıdır. Şart üslubundaki terkipte لَوۡ , gayr-ı cazim şart edatıdır. Şart cümlesi olan شِئْتَ ; mazi fiil sıygasıyla gelerek sebata, temekküne ve istikrara işaret etmiştir.
اَهْلَكْتَهُمْ مِنْ قَبْلُ وَاِيَّايَ cümlesi şartın cevabıdır. Müspet mazi fiil sıygasında, lazım-ı faide-i haber ibtidaî kelamdır.
قَبْلُ cer mahallinde muzaftır. Kelimenin merfû oluşu muzâfun ileyhin mahzuf olduğunun işaretidir. Ötre muzâfun ileyhten ivazdır.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Car mecrur مِنْ قَبْلُ , önemine binaen, ikinci mef’ûl اِيَّايَ ‘ye takdim edilmiştir.
Şart ve cevap cümlelerinden oluşan terkip, şart üslubunda haberî isnaddır. Lazım-ı faide-i haber ibtidaî kelam olan cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.
Nahivciler لَوۡ edatını “şart gerçekleşmediği için cevabının da gerçekleşmemesini gerektiren bir edattır” diye tanımlamaktadırlar. Bu tanıma göre لَوۡ edatı cevabın gerçekleşmediğine açık bir şekilde delalet eder. (Abdullah Hacıbekiroğlu, Arap Dilinde Edatların Metinde Kurduğu Anlamsal İlişkiler, Doktora Tezi)
لَوۡ , muzari fiilin başına gelince teşvik, mazinin başına gelince kınama manası ifade eder. (Sâbûnî, Safvetü't Tefâsir, 5/63)
لَوْ شِئْتَ اَهْلَكْتَهُمْ [İsteseydin onları helak ederdin.] sözündeki لَوْ harfinin temenni manasında olması caizdir. Mana لَوْ harfinin asıl manasından kaynaklanmıştır. لَوْ ذاتُ سِوارٍ لَطَمَتْنِي (Keşke beni bilezikleri olan bir kadın tokatlasaydı) şeklinde bir darb-ı mesel vardır. Cevap böylesi bir durum benim için daha kolay olurdu şeklindedir. Ayette cevap شِئْتَ أهْلَكْتَهم şeklinde açıkça zikredilmiştir. Yani keşke onunla beraber olan 70 kişinin helakını isteseydin demektir. أهْلَكْتَهم cümlesi شِئْتَ cümlesinden bedel-i iştimâldir. Bu iştimâl münacata dönmelerine sebep olan kavmin günahları dolayısıyladır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
“Ey Rabbimiz! Eğer Sen dilemiş olsaydın, daha önce buzağıya tapmakta ısrar ettikleri zaman onları, Seni görmek istediğimde de beni helak ederdin.”
Onun bu sözlerden maksadı, gelecekteki affı mûcib olması için geçmişteki affı yâd etmektir. Çünkü suçu itiraf etmek ve nimete şükretmek, hazır nimeti bağlar ve fazlasını da celbeder. Başka bir ifadeyle bu, “Eğer biz helake müstahak isek ve buna engel yalnız Senin dilememen ise Sen bize lütfedip eski cürümlerimizi bağışladığına göre bu cürmümüzü de bağışlayabilirsin.” demektir.
Bu kelamı temenniye hamletmek, “Bizden bazı beyinsizlerin yaptıklarından dolayı şimdi bizi, hepimizi helak mı edeceksin?” cümlesi dolayısıyla mümkün değildir. Bunun anlamı şudur: “Senin yüce şânının tafsilatını bilmeyen ve kaygan zeminlerde sebat gösteremeyen birtakım beyinsizlerin işledikleri suçlar yüzünden hepimizi helak mı edeceksin?”(Ebüssuûd, İrşâdü’l- Akli’s -Selîm)
اَتُهْلِكُنَا بِمَا فَعَلَ السُّفَـهَٓاءُ مِنَّاۚ
İstînâfiyye olarak fasılla gelen cümle, mekulü’l-kavle dahildir. İstifham üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Cümle zahiren istifham üslubunda inşa cümlesi olmasına rağmen mana itibariyle dua kastı taşımaktadır. Vaz edildiği anlamın dışında mana kazandığı için cümle, mecaz-ı mürsel mürekkeptir.
Mecrur mahaldeki masdar harfi مَا ve akabindeki فَعَلَ السُّفَـهَٓاءُ مِنَّا cümlesi, masdar tevilinde olup بِ harfi ile اَتُهْلِكُنَا fiiline mütealliktir.
Masdar-ı müevvel, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Hz. Musa (a.s.), “İçimizden birtakım beyinsizlerin işledikleri günahlar yüzünden hepimizi helak mı edeceksin?” demiştir. Beyinsizlerin yaptığından maksat, onların “Allah’ı açıktan bize göster.” (Nisa Suresi, 153) sözleridir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
Yine bu Hz. Musa (a.s.) ifadesi hakkında ehl-i ilim, şöyle demiştir: Musa’nın, Hakk Teâlâ’nın, başkalarının günahı sebebiyle bir kavmi imha edeceğini zannetmiş olması mümkün değildir. Dolayısıyla bu ifadeyi tevil etmek gerekir. Bu hususta şu iki bahis bulunmaktadır:
1. Buradaki “istifham”, inkâr manasındadır. Musa (a.s.) bu istifham ile “Sen, böyle yapmazsın.” manasını kastetmiştir.. Nitekim “Böyle yapmazsın.” manasında, “Sana hizmet edeni, sen hakir mi kılarsın?” dersin.
2. Müberred: “Bu "Bizi mahvetme!” manasında, şefkat ve merhamet talep etmeyi ifade eden bir sorudur, demiştir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
Sonuç şudur ki bu kıssadaki ibret; Allah’ın gazabından sakınmak, O’nun kuvvetinden korkmak, Musa’nın (a.s.) duası ve peygamberlerin makamı vs.’dir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Ayet-i Kerimede istifham edatı olan hemze soru anlamında değil, “Bizi helak etme ya Rab!” şeklinde dua anlamında kullanılmıştır. (Elif Yavuz, Belâgat İlminde Haber ve İnşa (Bakara Suresi Örneği)
اِنْ هِيَ اِلَّا فِتْنَتُكَۜ
Önceki manayı tekid amacıyla gelmiş istînaf cümlesidir. Fasıl sebebi kemâl-i ittisâldir.
Mübteda ve haberden müteşekkil, sübut ifade eden isim cümlesi, lâzım-ı faide-i haber inkârî kelamdır.
Nefy harfi اِنْ ve istisna edatı اِلَّٓا ile oluşan kasr cümleyi tekid etmiştir. Mübteda ve haber arasında, kasr-ı mevsûf ale’s-sıfattır. هِيَ maksûr/mevsûf, haber olan فِتْنَتُكَ maksûrun aleyh/sıfattır.
Cümle haber üslubunda geldiği halde dua kastı taşıması sebebiyle muktezayı zahirin hilafına olarak mecaz-ı mürsel mürekkebdir.
İsim cümleleri, mübteda ve haberden oluşur. Zaman ifade etmez. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Müsned olan فِتْنَتُكَ veciz ifade kastına matuf olarak izafetle gelmiştir. Bu izafetle, Allah Teâlâ’ya ait zamire muzâf olan فِتْنَتُ ve müsnedün ileyh, tazim edilmiştir.
Haber tazim veya teşrif ifade eden bir kelimeye muzaf olursa; müsnedün ileyhin tazimine de delalet eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meâni İlmi)
Bu senin fitnendir. Onunla dalalete düşmek isteyen dalalete düşer. Hidayete ermek isteyen de o fitne ile hidayete erer. Sen bizim velimizsin. Sen bizim kötülüğümüz için birşey yapmazsın. O fitnelerde de bir hayır vardır. Derecelerimizin yükselmesi, günahlarımızın keffareti için vs.
تُضِلُّ بِهَا مَنْ تَشَٓاءُ وَتَهْد۪ي مَنْ تَشَٓاءُۜ
Cümle hitap zamirinden haldir. Hal cümleleri anlamı kuvvetlendiren ıtnâb sanatıdır.
Müspet muzari fiil sıygasında lâzım-ı faide-i haber ibtidaî kelamdır.
تُضِلُّ fiilinin mef’ûlü konumundaki müşterek ism-i mevsûl مَنْ ‘in sılası olan تَشَٓاءُ cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında lâzım-ı faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Aynı üslupta gelen وَتَهْد۪ي مَنْ تَشَٓاءُ cümlesi, makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklık ve tezattır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
تُضِلُّ بِهَا مَنْ تَشَٓاءُ cümlesi ile تَهْد۪ي مَنْ تَشَٓاءُ cümlesi arasında mukabele sanatı vardır.
تُضِلُّ - تَهْد۪ي kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır.
مَنْ - تَشَٓاءُ kelimelerinin tekrarında reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatı vardır.
Cümleler, haber üslubunda geldiği halde dua kastı taşıması sebebiyle muktezayı zahirin hilafına olarak mecaz-ı mürsel mürekkebdir.
“O, Senin bir fitnen (sınaman)den başka bir şey değildir. Sen, onunla dilediğini idlâl, dilediğine hidayet edersin. ”Bu kelam, makabli için bir izahtır ve onların yanlışlarının kaynağını beyan etmek suretiyle özür dilemek anlamındadır. Yani “Beyinsizlerin içine düştükleri fitne ve onun sebebi yüzünden bizi helak mı edeceksin? Onların söyledikleri ancak Senin verdiğin mihnet ve imtihandır. Çünkü Sen, benimle konuşurken kelamını onlara duyurdun da o yüzden fitneye düştüler ve bulundukları yerde sebat göstermeyip fasit kıyas ile onun yukarısına göz diktiler.” (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
اَنْتَ وَلِيُّنَا
Yine Musa’nın (a.s.) sözlerine dahil olan cümle istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir.
Mübteda ve haberden müteşekkil, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, lâzım-ı faide-i haber inkârî kelamdır. Cümle kasr üslubuyla tekit edilmiştir. İsnadın Allah Teâlâ’ya olması karînesiyle müsnedin izafetle marife olması kasr ifade etmiştir.
اَنْتَ وَلِيُّنَا “Sen bizim velimizsin.” Allah'tan başka yardımcı olmadığını ima eder ve açıkça kasr sıygasındadır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
İki tekit hükmündeki kasr, mübteda ve haber arasındadır. اَنْتَ , maksur/mevsûf, وَلِيُّنَا maksurun aleyh/sıfat, olmak üzere, kasr-ı mevsûf ale’s-sıfattır. Yani müsnedün ileyhin, bu müsnede has olduğu ifade edilmiştir.
Müsnedin izafet şeklinde gelmesi, az sözle çok anlam ifadesi amacına matuftur.
Cümle haber üslubunda geldiği halde dua kastı taşıması sebebiyle muktezayı zahirin hilafına olarak mecaz-ı mürsel mürekkebdir.
Hz. Musa’nın bil ki “Sen bizim mevlamızsın!” sözü hasr ifade edip “Senden başka hiçbir dostumuz, hiçbir yardımcımız ve hiçbir hidayet edenimiz yoktur.” demektir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
“Sen bizim mevlamızsın’” ifadesinden maksat, mağfiret ve merhamet talebine bir giriş olarak Allah Teâlâ'ya ibadetin bırakıldığını itiraf etmektir. Çünkü efendinin inkârîşanı kuluna merhamet etmek ve ona yardım etmektir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
فَاغْفِرْ لَنَا وَارْحَمْنَا
İstînâfiyye olarak fasılla gelen şart üslubundaki terkipte فَ , mahzuf şartın cevabına dahil olmuş rabıta harfidir. Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. فَاغْفِرْ لَنَا cümlesi emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Bu cümle, takdiri إن أذنبنا (Eğer günah işlersek) olan mukadder şartın cevabıdır.
Mahzuf şart ve mezkûr cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Yine emir üslubunda talebî inşâî isnad olan وَارْحَمْنَا cümlesi cevap cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Emir üslubunda olmasına rağmen emir anlamında olmayan bu iki cümle, vaz edildiği anlamdan çıkarak dua manasına gelmesi nedeniyle mecazı mürsel mürekkebtir.
Ayetin sonunda müştakı zikredilen فَاغْفِرْ kelimesinde irsâd sanatı vardır.
Önceki cümledeki الوِلايَةِ kelimesine tefri’ olarak gelmiştir. فاغْفِرْ لَنا (bizi bağışla) sözü; kelamın kelamla detaylandırılmasıdır. Velinin affetmek zorunda olmadığını ifade eder. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Mağfiret, rahmete takdim edilmiştir. Çünkü mağfiret, çok rahmetin sebebidir. Çünkü mağfiret, günahtan kaynaklanan suçlar nedeniyle Allah’ın gazabının sona ermesidir. Öfke biterse yerini rızaya bırakır. Rıza iyilik gerektirir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
وَاَنْتَ خَيْرُ الْغَافِر۪ينَ
Cümle, atıf harfi وَ‘la اَنْتَ وَلِيُّنَا cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Mübteda ve haberden müteşekkil, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, lâzım-ı faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Cümle haber üslubunda geldiği halde dua kastı taşıması sebebiyle muktezayı zahirin hilafına olarak mecaz-ı mürsel mürekkebdir.
Cümlede müsned olan خَيْرُ , ism-i tafdil kalıbında gelerek mübalağa ifade etmiştir.
Az sözle çok anlam ifade eden خَيْرُ الْغَافِر۪ينَ izafetinde, sıfat mevsûfuna muzâf olmuştur. Sıfat tamlaması, izafetin verdiği manayı karşılayamaz.
İzafette bu kişinin bu özelliği ile tanındığı, meşhur olduğu ve bu özelliğin onun tabiatı, karakteri haline geldiği manası vardır. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri C.7 S. 238)
الْغَافِر۪ينَ ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin istimrar ve istikrarına işaret etmiştir.
İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
İsm-i fail sübuta, istikrara ve sıfatın mevsûfa olan bağlılığına delalet eder. (Halidî, Vakafat, s. 80)
İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meâni İlmi)
Bu ayeti kerimeden şu sonucu çıkarılmıştır: Emr-i bil ma’ruf, nehy-i ani’l münkeri yapan birilerinin her zaman içimizde bulunması lazımdır. Bunu terk etmemek gerekir.
اَهْلَكْتَهُمْ - تُهْلِكُنَا ve اغْفِرْ - الْغَافِر۪ينَ gruplarındaki kelimeler arasında iştikak cinası ve reddü'l-acüz ale's-sadr vardır.
اغْفِرْ - ارْحَمْنَا - خَيْرُ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
وأنْتَ خَيْرُ الغافِرِينَ cümlesi atıfla gelmiştir. Çünkü büyük mağfiret istemek manasında bir haberdir. Bu yüzden dua cümlesine atfedilmiştir. Sanki “Bizi bağışla, bize acı ve bütün günahlarımızı bağışla!” denilmiştir. Zira mağfiretin artması rahmetin etkilerinden biridir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Sayfadaki ayetlerin fasılalarını teşkil eden و- نَ ve ي - نَ harflerinden oluşan ahenk, duyanların, okuyanların gönlünü fethedecek güzelliktedir. Bu fasılalarda lüzum ma la yelzem sanatı vardır.