كُتِبَ عَلَيْهِ اَنَّهُ مَنْ تَوَلَّاهُ فَاَنَّهُ يُضِلُّهُ وَيَهْد۪يهِ اِلٰى عَذَابِ السَّع۪يرِ ٤
كُتِبَ عَلَيْهِ اَنَّهُ مَنْ تَوَلَّاهُ فَاَنَّهُ يُضِلُّهُ وَيَهْد۪يهِ اِلٰى عَذَابِ السَّع۪يرِ
Cümle, önceki ayetteki شَيْطَانٍ ’nın ikinci sıfatı olarak mahallen mecrurdur.
Fiil cümlesidir. كُتِبَ fetha üzere mebni meçhul mazi fiildir. عَلَيْهِ car mecruru كُتِبَ fiiline mütealliktir. اَنَّ ve masdar-ı müevvel كُتِبَ fiilinin naib-i faili olarak mahallen merfûdur.
اَنَّ masdar harfidir. İsim cümlesine dahil olur. İsmini nasb haberini ref yapar, cümleye masdar anlamı verir.
هُ şan zamiri اَنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. مَنْ تَوَلَّاهُ cümlesi, اَنَّ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur.
مَنْ iki muzari fiili cezm eden şart ismi olup, mübteda olarak mahallen merfûdur. Şart ve cevap cümlesi, mübteda مَنۡ ‘ nin haberi olarak mahallen merfûdur.
تَوَلَّا şart fiili olup, elif üzere mukadder fetha ile mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Muttasıl zamir هُ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.
فَ şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir.
اَنَّ ve masdar-ı müevvel, mahzuf mübtedanın haberi olarak mahallen merfûdur. Takdiri, فإضلاله واقع أو حاصل (Onun dalaleti vuku bulmuştur.) şeklindedir.
اَنَّ masdar harfidir. İsim cümlesine dahil olur. İsmini nasb haberini ref yapar, cümleye masdar anlamı verir.
هُ muttasıl zamir اَنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. يُضِلُّهُ cümlesi, اَنَّ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur.
يُضِلُّ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Muttasıl zamir هُ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. يَهْد۪يهِ atıf harfi و ’la makabline matuftur.
يَهْد۪ي fiili ی üzere mukadder damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Muttasıl zamir هِ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. اِلٰى عَذَابِ car mecruru يَهْد۪ي fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. السَّع۪يرِ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.
Meçhul fiil gelmesinin sebepleri şunlardır: Fail bilinmediği zaman, Fail muhataptan gizlenmek istendiği zaman, Fail herkes tarafından bilindiği zaman, Failin zikredilmesine gerek olmadığı zaman, fiile vurgu yapılmak istendiği zaman. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.
Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.
Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat 2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.
1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar 2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.
1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.
2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.
Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur.Ayette fiil cümlesi şeklindedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
تَوَلَّا fiili sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil تَفَعُّل babındadır. Sülâsîsi ولى ’dir.
Bu bab fiile mutavaat, tekellüf, ittihaz, sayruret, tecennüb (sakınma) ve talep anlamları katar.
يُضِلُّ fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındadır. Sülâsîsi ضلل ’dir.
İf’al babı fiille, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar.
كُتِبَ عَلَيْهِ اَنَّهُ مَنْ تَوَلَّاهُ فَاَنَّهُ يُضِلُّهُ
Ayet istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Önceki ayetteki شَيْطَانٍ ’in sıfatıdır. Fasıl sebebi kemâl-i itiisâldir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, s. 107)
كُتِبَ fiili meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime meçhul binada naib-i fail olur.
Kuran-ı Kerim’de tehdit, uyarı ve korkutma manası olan fiiller genellikle meçhul sıyga ile gelir.
Meçhul bina, naib-i failin bu fiilde bir dahli olmadığına işaret eder. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er- Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i İbrahim, s.127)
Masdar ve tekid harfi اَنَّ ’nin dahil olduğu اَنَّهُ مَنْ تَوَلَّاهُ فَاَنَّهُ يُضِلُّهُ cümlesi, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır. Masdar-ı müevvel, كُتِبَ fiilinin naib-i failidir.
اَنَّ ’nin haberi olan مَنْ تَوَلَّاهُ فَاَنَّهُ يُضِلُّهُ şart üslubunda gelmiştir. Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi olan مَنْ تَوَلَّاهُ , şarttır. Şart ismi مَنْ mübteda, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan تَوَلَّاهُ cümlesi haberdir. Cümlenin haberi mazi fiil sıygasında gelerek hükmü takviye, hudûs, temekkün ve istikrar ifade etmiştir.
فَ karinesiyle gelen cevap cümlesinde îcâz-ı hazif sanatı vardır.
اَنَّ ’nin dahil olduğu فَاَنَّهُ يُضِلُّهُ cümlesi, masdar teviliyle mahzuf mübteda için haberdir. Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır. Cümlenin takdiri, شأن الشيطان إضلال من تولّاه (Şeytanın şanı kendisine uyanı dalalete düşürmektir.) şeklindedir.
اَنَّ ’nin haberi olan يُضِلُّهُ cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Müsnedin muzari fiil cümlesi olması hükmü takviye, hudûs, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde, muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Şart ve cevap cümlelerinden oluşan terkib, şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.
كُتِبَ fiili Allah’ın iradesi manasında kullanılmıştır. Sabit oluş ve bağlayıcılık açısından iradesine benzetilmiştir. Bu mana için كَتَبَ fiili istiare edilmiştir. Bu fiil aslında zorunluluk, yükümlülük ifade eder. Karine, makamın ilahi olması veya bunu kendisine gerekli kılmasıdır. Çünkü kişi kendisini bir şeye mecbur kılmaz. Sadece tercih ederek yapar. Ancak başkalarını bir şeye zorlar, mecbur bırakır. Bundan maksat yazılı, zorunlu bir emir gibi yerine getirilmesidir. Çünkü insanlar bir vaadi veya anlaşmayı tekid etmek istediklerinde onu yazarlar. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr) (Enam/12)
التَّوَلِّي kelimesi, gazapla ayrılmak demektir. Mecazen ‘bir şeye ilgisiz davranmak’ manasında kullanılır. (Aşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr) Araf/79
Ayetteki [Onun aleyhine (şu hüküm) yazılmıştır] ifadesi ile ilgili, şu iki izah yapılmıştır:
a- [Üzerine yazıldı] ifadesi, bir darb-ı mesel (mecazi bir ifadedir). Bu, “Bu şey, onun hal ve hareketlerinde ortaya çıktığı için sanki falancanın saptırması onun üzerine yazılmış, ona o damga vurulmuştur.” demektir.
b- Bu hüküm, onun aleyhine olarak ümmü'l-kitab'da (Levh-i Mahfuz'da) yazılmıştır.(Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
Ayetteki اَنَّهُ ifadesi, hem اِنَّهُ hem اَنَّهُ şeklinde okunmuştur. Birinci اَنَّ edatı كُتِبَ fiilinin naib-i faili, ikincisi de ona matuf olduğu için böyle okunmuştur. Bunu kesreyle okuyan ise yazılma işini hikâye etme, aynen yazıldığı gibi aktarma üslubu ile böyle okumuştur. Bu tıpkı “Ben yani: ‘Ben, Allah, gani ve hamiddir’ diye yazdım.” demen gibidir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
“Şeytanın üzerine yazılması” temsilî bir anlatımdır. Yani sanki kendisini veli edinenleri saptırmak ve yoldan çıkarmak, bu hal kendinde zahir olması sebebiyle onun üzerine yazılmış, başka türlü yapamazmış gibi ifade edilmiştir.(Zemahşeri,Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t- Tenzîl Ve ‘Uyûni’l- Ekâvîl Fî Vucûhi’t - Te’vîl)
Bu ayet-i kerime, Nadr b. el-Hars ve bir grup hakkında nazil olmuştur:
هُ (o) zamiri “mücadele eden” kimseden ve “şeytan”dan sonra zikredilmiştir. Binaenaleyh bu zamirin, bunlardan her birine bedel olarak raci olması muhtemeldir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
وَيَهْد۪يهِ اِلٰى عَذَابِ السَّع۪يرِ
Ayetin son cümlesi, atıf harfi وَ ‘la, …يُضِلُّهُ cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
وَيَهْد۪يهِ ibaresinde istiare sanatı vardır. هدى fiili, yumuşak bir şekilde yol göstermektir. Aslında istenilen hedefe, insanın hayrına olan bir hedefe ulaştırmak anlamında kullanılır. Vech-i şebeh, olması gerekene kavuşmaktır. [Acıklı azapla müjdele] ayetinde olduğu gibi sert ve çarpıcı şekilde ifade edilmiştir. Tehekkümî inadiye istiare yoluyla, kafirleri bekleyen akıbetin korkunçluğu için mübalağa yapılmıştır.
Faydayı çoğaltmak ve az sözle çok anlam ifade etmek amacına matuf عَذَابِ السَّع۪يرِ izafetinde, السَّع۪يرِ sıfat olmasına rağmen mevsufuna izafe edilmiştir. ‘Alevli azap’, yerine [Alevlinin azabı] buyrulmuştur. Bu ifadede mübalağa vardır. Sıfat tamlaması, izafetin verdiği manayı karşılayamaz.
İzafette bu kişinin bu özelliği ile tanındığı, meşhur olduğu ve bu özelliğin onun tabiatı, karakteri haline geldiği manası vardır. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri C.7 S. 238)
السَّع۪يرِ mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.
يُضِلُّهُ - وَيَهْد۪يهِ kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır.
يُضِلُّهُ وَيَهْد۪يهِ اِلٰى عَذَابِ السَّع۪يرِ [Onu cehennem azabına iletir] cümlesinde alay üslubu vardır. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir)