يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ اِنْ كُنْتُمْ ف۪ي رَيْبٍ مِنَ الْبَعْثِ فَاِنَّا خَلَقْنَاكُمْ مِنْ تُرَابٍ ثُمَّ مِنْ نُطْفَةٍ ثُمَّ مِنْ عَلَقَةٍ ثُمَّ مِنْ مُضْغَةٍ مُخَلَّقَةٍ وَغَيْرِ مُخَلَّقَةٍ لِنُبَيِّنَ لَكُمْۜ وَنُقِرُّ فِي الْاَرْحَامِ مَا نَشَٓاءُ اِلٰٓى اَجَلٍ مُسَمًّى ثُمَّ نُخْرِجُكُمْ طِفْلاً ثُمَّ لِتَبْلُغُٓوا اَشُدَّكُمْۚ وَمِنْكُمْ مَنْ يُتَوَفّٰى وَمِنْكُمْ مَنْ يُرَدُّ اِلٰٓى اَرْذَلِ الْعُمُرِ لِكَيْلَا يَعْلَمَ مِنْ بَعْدِ عِلْمٍ شَيْـٔاًۜ وَتَرَى الْاَرْضَ هَامِدَةً فَاِذَٓا اَنْزَلْنَا عَلَيْهَا الْمَٓاءَ اهْتَزَّتْ وَرَبَتْ وَاَنْبَتَتْ مِنْ كُلِّ زَوْجٍ بَه۪يجٍ ٥
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | يَا أَيُّهَا | ey |
|
| 2 | النَّاسُ | insanlar |
|
| 3 | إِنْ | eğer |
|
| 4 | كُنْتُمْ | iseniz |
|
| 5 | فِي | içinde |
|
| 6 | رَيْبٍ | kuşku |
|
| 7 | مِنَ | -ten |
|
| 8 | الْبَعْثِ | yeniden dirilmek- |
|
| 9 | فَإِنَّا | (bilin ki) biz |
|
| 10 | خَلَقْنَاكُمْ | sizi yarattık |
|
| 11 | مِنْ | -tan |
|
| 12 | تُرَابٍ | (önce) toprak- |
|
| 13 | ثُمَّ | sonra |
|
| 14 | مِنْ | -den |
|
| 15 | نُطْفَةٍ | nutfe(sperm)- |
|
| 16 | ثُمَّ | sonra |
|
| 17 | مِنْ | -dan |
|
| 18 | عَلَقَةٍ | alaka(embriyo)- |
|
| 19 | ثُمَّ | sonra |
|
| 20 | مِنْ | -ndan |
|
| 21 | مُضْغَةٍ | bir çiğnem et parçası- |
|
| 22 | مُخَلَّقَةٍ | biçimlenmiş |
|
| 23 | وَغَيْرِ | ve |
|
| 24 | مُخَلَّقَةٍ | biçimlenmemiş |
|
| 25 | لِنُبَيِّنَ | açıkça göstermek için |
|
| 26 | لَكُمْ | size |
|
| 27 | وَنُقِرُّ | ve tutarız |
|
| 28 | فِي |
|
|
| 29 | الْأَرْحَامِ | rahimlerde |
|
| 30 | مَا |
|
|
| 31 | نَشَاءُ | dilediğimizi |
|
| 32 | إِلَىٰ | -ye kadar |
|
| 33 | أَجَلٍ | bir süre- |
|
| 34 | مُسَمًّى | belirtilmiş |
|
| 35 | ثُمَّ | sonra |
|
| 36 | نُخْرِجُكُمْ | sizi çıkarırız |
|
| 37 | طِفْلًا | bir bebek olarak |
|
| 38 | ثُمَّ | sonra |
|
| 39 | لِتَبْلُغُوا | ermeniz için |
|
| 40 | أَشُدَّكُمْ | güçlerinize |
|
| 41 | وَمِنْكُمْ | ve içinizden |
|
| 42 | مَنْ | kimi |
|
| 43 | يُتَوَفَّىٰ | öldürülür |
|
| 44 | وَمِنْكُمْ | ve içinizden |
|
| 45 | مَنْ | kimi de |
|
| 46 | يُرَدُّ | itilir |
|
| 47 | إِلَىٰ |
|
|
| 48 | أَرْذَلِ | en kötü çağına |
|
| 49 | الْعُمُرِ | ömrün |
|
| 50 | لِكَيْلَا | hale gelmesi için |
|
| 51 | يَعْلَمَ | bilmez |
|
| 52 | مِنْ |
|
|
| 53 | بَعْدِ | sonra |
|
| 54 | عِلْمٍ | bilen kimse iken |
|
| 55 | شَيْئًا | bir şey |
|
| 56 | وَتَرَى | ve görürsün |
|
| 57 | الْأَرْضَ | yeri |
|
| 58 | هَامِدَةً | kurumuş ölmüş |
|
| 59 | فَإِذَا | zaman |
|
| 60 | أَنْزَلْنَا | biz indirdiğimiz |
|
| 61 | عَلَيْهَا | onun üzerine |
|
| 62 | الْمَاءَ | suyu |
|
| 63 | اهْتَزَّتْ | titreşir |
|
| 64 | وَرَبَتْ | ve kabarır |
|
| 65 | وَأَنْبَتَتْ | ve bitirir |
|
| 66 | مِنْ |
|
|
| 67 | كُلِّ | her |
|
| 68 | زَوْجٍ | çifti |
|
| 69 | بَهِيجٍ | güzel |
|
Allah’ın kudreti ve dünya hayatından sonra yeni bir hayatın başlayacağı hususunda tartışmaya girişen inkârcıların zihinlere sokmaya çalıştığı şüpheler ve insanoğlunu ateşe sürüklemek için var gücüyle çaba harcayan şeytanın vesveseleri karşısında duyulacak tereddüt ve kuşkuların akılcı bir biçimde gözden geçirilmesi istenmekte, bu konuda yapılacak değerlendirmenin sağlıklı olabilmesi için apaçık örnekler ve kanıtlar ortaya konmaktadır. Bu örnek ve kanıtlar insanın kendisinden ve en yakın çevresinden seçilmiştir.
Öldükten sonra dirilmenin aklen kabul edilebilirliğini ve Allah’ın buna kadir olduğunu görmek için dikkatleri iki şeye yöneltmek yeter:
1. İnsanın kendisinin nasıl dünyaya geldiği ve hangi aşamalardan geçtiği,
2. Kuru toprağın yağmurla canlanması ve türlü türlü bitkiler vermesi. İnsanın yaratılış aşamaları toprak, nutfe, alaka ve belli belirsiz et parçası (mudga) şeklinde sıralanmıştır. Topraktan yaratılma ile insanoğlunun ilk atası Hz. Âdem’in yaratılışının kastedildiği görüşünün yanı sıra, insan vücudundaki elementlerle bedenin beslenmesi arasındaki ilişkiyi öne çıkaran yorumlar da vardır. Nutfenin Kur’an’da farklı bağlamda farklı anlamlarda kullanıldığı görülür. İnsanın meydana gelmesini sağlayan iki ana unsurdan erkeğin spermi veya bu spermin aşıladığı yumurta (zigot) mânasında anlaşılması mümkündür. Alaka kelimesinin başka âyetlerdeki kullanımı ve embriyonik gelişmeye ilişkin bilgiler dikkate alındığında bu kelimeyle aşılanmış yumurtanın ana rahminin iç cidarına asılı vaziyetinin kastedildiği anlaşılmaktadır. 5. âyette et parçası anlamındaki mudganın sıfatı olarak geçen ve “belli belirsiz” şeklinde çevirdiğimiz iki kavramdan ilki (muhallaka) tefsirlerde, “biçimi belirli hale gelmiş, kendisine ruh üflenmiş, tam, tamamlanmış, normal doğumla sonuçlanan, kusursuz noksansız biçimde”; ikincisi (gayru muhallaka) ise “biçimi henüz belirli hale gelmemiş, kendisine henüz ruh üflenmemiş, henüz tamamlanmamış, rahim tarafından dışarı atılan, düşük yapılan, kusuru noksanı olan” gibi farklı mânalarla açıklanmıştır (Taberî, XVII, 116-117; Râzî, XXIII, 8; Şevkânî, III, 491).
Muhammed Esed’in âyetin bu kısmına “(temel unsurları ve istidatlarıyla) tamamlanmış ama (bütün öğeleriyle) henüz tamamlanmamış” şeklinde mâna vermesi (II, 667-668) bu iki sıfattan ilkinin olumlu, ikincisinin olumsuz olmasını izah açısından mantıkî görünmekle beraber; bu yorumu İbn Abbas ve Katâde’nin açıklamalarına dayandırması isabetli değildir ve bu konuda kaynak gösterdiği Taberî ile Beyzâvî incelendiğinde, Esed tarafından bu kaynakların yanlış anlaşıldığı görülmektedir.
Zira Taberî’nin Katâde’den naklettiği yorum birinci kelime için “tam”, ikinci kelime için “tam olmayan” şeklindedir (XVII, 117); Beyzâvî ise bu konuda İbn Abbas’tan bir nakilde bulunmamıştır (IV, 288-289).
İbn Abbas’tan bu ifadeyle ilgili olarak nakledilen yorum da, birinci kelime için “yaratılışı tamamlanmış”, ikinci kelime için “yaratılışı tamamlanmamış” şeklindedir (Hâzin, Lübâbü’t-te’vîl, IV, 288; Hâzin’in tefsiri, Mecmû‘a mine’t-tefâsîr içindeki Beyzâvî tefsirinin hemen altında yer aldığı için Esed bu ibareyi Beyzâvî tefsiri kapsamında görmüş olabilir). Âyette insanların bulundukları duruma hangi aşamalardan geçerek geldiklerine değinildiğine göre birinci kelimeyi “normal doğumla sonuçlanan durumlar”, ikincisini de “düşük hali” olarak anlamak isabetli görünmemektedir (Râzî, XXIII, 8).
Burada insanın geçirdiği aşamaların sıralandığı belli olmakla beraber, bu iki sıfatı birbirine bağlayan “ve” bağlacının bir sıralama anlamı taşıyıp taşımadığı açık değildir. O sebeple belirtilen kelimelerin yukarıda kaydedilen (normal doğum – düşük hali dışındaki) diğer yorumların her birine ihtimali bulunduğu söylenebilir. Bununla beraber âyetin bu kısmına “tedrîcî yaratma sürecine bağlı” anlamının verilmesi de (yakın bir tercüme için bk. Jacques Berque, Le Coran, s. 351) kanaatimizce embriyonik gelişmeyle ilgili bilgilere ve buradaki ifade akışına uygundur. “Bebek olarak çıkarırız” ve “yetişkinlik çağına erişirsiniz” anlamındaki cümleler arasında gramer açısından değişik bağlar kurulmuş olmakla beraber, bunlar arasında nedensellik bağının bulunduğu görüşü daha kuvvetli görünmektedir (İbn Âşûr, XVII, 200). Bundan dolayı âyetin anılan kısmı, “Sonra sizi bebek olarak çıkarırız, ki daha sonra yetişkinlik çağınıza erişesiniz” şeklinde çevrilmiştir. Hemen ardından kimilerinin erken vefat ettirildiği belirtildiğinden, bu ifadenin bebek olarak dünyaya gelen her insanın yetişkinlik çağına ulaşması sonucunu içerdiği ileri sürülemez (“ömrün en düşkün çağı” diye çevrilen “erzel-i ömür” deyimi hakkında bk. Nahl 16/70). Âyetin “yeryüzünü kupkuru ve cansızken” şeklinde çevirdiğimiz kısmına Elmalılı Muhammed Hamdi “arzı da... sönmüş kül halinde” anlamını vermiş ve bunu (özetle) şöyle açıklamıştır: Bu uyarı ilk bakışta, güneşin harareti karşısında arzın kuruduğunu gösterir. Bununla birlikte bu ifadeyi benzetme yoluyla değil hakiki mânasına göre anlamak hem maksadı daha açık bir biçimde ortaya koyar hem de zamanımızın bilimsel teorileri bu anlama daha uygundur. Zira bilimsel tesbitlere göre arz vaktiyle yanar bir ateş olduğundan, toprak esas itibariyle yanıp sönmüş bir ateşin kül halinde sertleşmiş ve çökelmiş biçimidir; bu durum hayatın tam zıddıdır (V, 3383-3384).
Tafele طفل : طَفْلٌ çocuk demektir. Körpeliği, bedeninin yumuşaklığı ve narinliği devam ettikçe böyle denir. Çoğul olarak أطْفالٌ şeklinde gelir. (Müfredat)
Kuran’ı Kerim’de isim formunda 4 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres) Türkçede kullanılan şekilleri tıfıl, etfâl ve Tufeylîdir. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi)
Behece بهج : بَهْجَة renk ya da ten güzelliği ve sevincin ortaya çıkmasıdır. İsmi faili olarak بَهِيجٌ gelir. (Müfredat)
Kuran’ı Kerim’de iki isim formunda 3 defa geçmiştir. (Mucemul Müfehres) Türkçede kullanılan şekilleri Behçet, Behiç, Behice ve İbtihaçtır. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi)
يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ اِنْ كُنْتُمْ ف۪ي رَيْبٍ مِنَ الْبَعْثِ فَاِنَّا خَلَقْنَاكُمْ مِنْ تُرَابٍ ثُمَّ مِنْ نُطْفَةٍ ثُمَّ مِنْ عَلَقَةٍ ثُمَّ مِنْ مُضْغَةٍ مُخَلَّقَةٍ وَغَيْرِ مُخَلَّقَةٍ لِنُبَيِّنَ لَكُمْۜ
يَٓا nida harfidir. اَيُّ münada, nekre-i maksude olup damme üzere mebni mahallen mansubdur. هَا tenbih harfidir. النَّاسُ münadadan bedel veya atf-ı beyan olup damme ile merfûdur. Nidanın cevabı اِنْ كُنْتُمْ ف۪ي رَيْبٍ 'dir.
اِنْ iki muzari fiili cezm eden şart harfidir. Şart ve cevap cümlesinde şartın vuku bulma ihtimali şüpheli veya zayıfsa kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
İsim cümlesidir. كَانَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder. كُنْتُمْ ’un dahil olduğu isim cümlesi şart cümlesidir.
تُمْ muttasıl zamiri كُنْتُمْ ’ün ismi olarak mahallen merfûdur. ف۪ي رَيْبٍ car mecruru كُنْتُمْ ’un mahzuf haberine mütealliktir. مِنَ الْبَعْثِ car mecruru رَيْبٍ ’e mütealliktir.
فَ mukadder şartın cevabının başına gelen rabıta veya fasiha harfidir. Takdiri, إن كنتم في ريب.. فانظروا في ما حولكم فإنّا خلقناكم (Eğer şüphede iseniz etrafınıza bakın çünkü sizi biz yarattık.) şeklindedir.
İsim cümlesidir. اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir, ismini nasb haberini ref eder.
نَا mütekellim zamiri اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. خَلَقْنَاكُمْ cümlesi, اِنَّ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur.
خَلَقْنَا sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamiri نَا fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir كُمْ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. مِنْ تُرَابٍ car mecruru خَلَقْنَاكُمْ fiiline mütealliktir.
ثُمَّ tertip ve terahi ifade eden atıf harfidir. مِنْ نُطْفَةٍ car mecruru خَلَقْنَاكُمْ fiiline mütealliktir.
ثُمَّ tertip ve terahi ifade eden atıf harfidir. مِنْ عَلَقَةٍ car mecruru خَلَقْنَاكُمْ fiiline mütealliktir.
ثُمَّ tertip ve terahi ifade eden atıf harfidir. مِنْ مُضْغَةٍ car mecruru خَلَقْنَاكُمْ fiiline mütealliktir. مُخَلَّقَةٍ kelimesi مُضْغَةٍ ’ın sıfatı olup kesra ile mecrurdur. غَيْرِ atıf harfi و ’la makabline matuftur. مُخَلَّقَةٍ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
لِ harfi, لِنُبَيِّنَ fiilini gizli اَنْ ’le nasb ederek manasını sebep bildiren masdara çeviren cer harfidir. اَنْ ve masdar-ı müevvel لِ harf-i ceriyle خَلَقْنَاكُمْ fiiline mütealliktir.
نُبَيِّنَ fetha ile mansub muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri نحن ‘dur. Mef’ûlu bihi mahzuftur. Takdiri, كمال قدرتنا (Kudretimizin kemâli) şeklindedir. لَكُمْ car mecruru نُبَيِّنَ fiiline mütealliktir.
Münadanın başında harfi tarif varsa, önüne müzekker isimlerde اَيُّهَا, müennes isimlerde اَيَّتُهَا getirilir. Bunlardan sonra gelen müştak ise sıfat, camid ise bedel olur.
Münada; kendisine seslenilen ve seslenen kişiye yönelmesi istenilen kişidir. Münada, fiili hazfedilmiş mef’ûlün bihtir. Münadaya “ey, hey” anlamlarına gelen nida harfleri ile seslenilir. En yaygın kullanılan nida edatı يَا ’dır.
Münada irab yönünden mureb münada ve mebni münada olmak üzere 2 kısma ayrılır.
Mureb münada lafzen mansub olur ve 3 şekilde gelir: 1) Muzaf, 2) Şibh-i muzaf, 3) Nekre-i gayrı maksude.
Mebni münada merfu üzere mebni, mahallen mansub olur. 3 şekilde gelir: 1) Müfred alem, 2) Nekre-i maksude, 3) Harfi tarifli isim. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Bedel: Metbuundaki kapalılığı açıklamak ve pekiştirmek gibi sebeplerle getirilen ve irab bakımından metbuuna uyan tabidir. Bedelden önce gelen ve bedelin irabını almış olduğu kelimeye “mübdelün minh” denir.
Bedel 3 gruba ayrılır: 1. Bedel-i kül, 2. Bedel-i baz, 3. Bedel-i iştimal. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Şart ve cevap fiilleri mazi de muzari de gelebilir. Ancak aslolan ikisinin de muzari gelmesidir. Cevap cümlesi ise mazi ve muzari cümleleriyle gelebildiği gibi diğer cümlelerle de gelebilir.
Cevap cümlesi; başına hiçbir edat gelmeyen olumlu mazi ve muzari olarak geldiğinde başına cevap (rabıt ف ’si) gelmez. Ayrıca لَمْ (cahd-ı mutlak) ve لَا (nefyi istikbal) ile menfi olan muzari olarak geldiğinde de umumiyetle başına cevap (rabıt ف ’si) gelmez, bunun haricinde gelen cümle çeşitlerinde ise umumiyetle başına cevap (rabıt ف ’si) gelir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.
Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.
Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat 2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.
1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar 2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.
1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.
2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.
Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَنْ harfi 6 yerde gizli olarak gelebilir: Harf-i cer olan (حَتّٰٓى)’dan sonra, Atıf olan اَوْ ’den sonra, Lamul cuhuddan sonra, Lamu-ta’lilden (sebep bildiren لِ) sonra, Vav-ı maiyye (وَ)’ den sonra, Sebep fe (فَ)’sinden sonra.Ayette lamu-ta’lilden (sebep bildiren لِ) sonra gizlenmiştir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
نُبَيِّنَ sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi بين ’dır.
Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.
مُخَلَّقَةٍ ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan tef ‘il babının ism-i mef’ûludur.
وَنُقِرُّ فِي الْاَرْحَامِ مَا نَشَٓاءُ اِلٰٓى اَجَلٍ مُسَمًّى ثُمَّ نُخْرِجُكُمْ طِفْلاً
Fiil cümlesidir. وَ istînâfiyyedir. نُقِرُّ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri نحن ’dur. فِي الْاَرْحَامِ car mecruru نُقِرُّ fiiline mütealliktir. Müşterek ism-i mevsûl مَا mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası نَشَٓاءُ ’dir. Îrabdan mahalli yoktur.
نَشَٓاءُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri نحن ’dur. اِلٰٓى اَجَلٍ car mecruru نُقِرُّ fiiline mütealliktir. مُسَمًّى kelimesi اَجَلٍ ’in sıfatı olup elif üzere mukadder kesra ile mecrurdur.
ثُمَّ tertip ve terahi ifade eden atıf harfidir. نُخْرِجُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri نحن ’dur. Muttasıl zamir كُمْ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. طِفْلاً kelimesi نُخْرِجُكُمْ ‘deki mef’ûlun hali olup fetha ile mansubdur.
ثُمَّ ; Matuf ve matufun aleyh arasında hem sıra olduğunu hem de fiillerin meydana gelişi arasında uzun bir sürenin bulunduğunu gösterir. Süre bakımından فَ harfinin zıttıdır. ثُمَّ ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Hal, cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal, “Nasıl?” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zül-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l hal marife olur. Hal mansubdur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hali sahibu’l hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazf edilmiş) olarak gelir.
Hal sahibu’l-hale ya و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır:
1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harf-i cerli veya zarflı isim). Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
نُقِرُّ fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındadır. Sülâsîsi قرر ’dir.
نُخْرِجُ fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındadır. Sülâsîsi خرج ’dir.
İf’al babı fiille, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar.
مُسَمًّى ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan tef’il babının ism-i mef’ûludur.
ثُمَّ لِتَبْلُغُٓوا اَشُدَّكُمْۚ
Fiil cümlesidir. ثُمَّ tertip ve terahi ifade eden atıf harfidir
لِ harfi, تَبْلُغُٓوا fiilini gizli اَنْ ’le nasb ederek manasını sebep bildiren masdara çeviren cer harfidir. اَنْ ve masdar-ı müevvel, لِ harf-i ceriyle mahzuf fiile mütealliktir. Takdiri, ثمّ نعمّركم لتبلغوا (Sonra …. ulaşmanız için sizi yaşatırız.) şeklindedir.
تَبْلُغُٓوا fiili ن ’un hazfıyla mansub muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. اَشُدَّكُمْ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir كُمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
اَشُدَّ ; ism-i tafdildir. İsmi tafdil; bir vasfın, bir hususun bir varlıkta diğer bir varlıktan daha fazla olduğunu ifade eder. İsmi tafdil اَفْضَلُ veznindendir. İsmi tafdilin sıfatı müşebbeheden farkı; renk, şekil, uzuv noksanlığı ifade etmemesidir. Müennesi فُعْلَى veznindedir.
İsmi tafdilden önce gelen isme “mufaddal”, sonra gelen isme “mufaddalun aleyh’’ denir. Mufaddal ve mufaddalun aleyhi bazen açıkça cümlede göremeyebiliriz. Bu durumda mufaddal ve mufaddalun aleyh cümlenin gelişinden anlaşılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَمِنْكُمْ مَنْ يُتَوَفّٰى وَمِنْكُمْ مَنْ يُرَدُّ اِلٰٓى اَرْذَلِ الْعُمُرِ لِكَيْلَا يَعْلَمَ مِنْ بَعْدِ عِلْمٍ شَيْـٔاًۜ
İsim cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
مِنْكُمْ car mecruru mahzuf mukaddem habere mütealliktir. Müşterek ism-i mevsûl مَنْ muahhar mübteda olarak mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlun sılası يُتَوَفّٰى ’dir. Îrabdan mahalli yoktur.
يُتَوَفّٰى elif üzere mukadder damme ile merfû meçhul muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. مِنْكُمْ مَنْ يُرَدُّ atıf harfi و ’la makabline matuftur.
مِنْكُمْ car mecruru mahzuf mukaddem habere mütealliktir. Müşterek ism-i mevsûl مَنْ muahhar mübteda olarak mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlun sılası يُرَدُّ ’dir. Îrabdan mahalli yoktur.
يُرَدُّ damme ile merfû meçhul muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. اِلٰٓى اَرْذَلِ car mecruru يُرَدُّ fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. الْعُمُرِ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.
لِ ta’liliyyedir. كَيْ masdar harfidir. لَا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. كَيْ ve masdar-ı müevvel لِ harf-i ceriyle يُرَدُّ fiiline mütealliktir.
يَعْلَمَ fetha ile mansub muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. مِنْ بَعْدِ car mecruru يَعْلَمَ fiiline mütealliktir. عِلْمٍ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. شَيْـٔاً mef’ûlun bih olup fetha ile mecrurdur.
Meçhul fiil gelmesinin sebepleri şunlardır: Fail bilinmediği zaman, Fail muhataptan gizlenmek istendiği zaman, Fail herkes tarafından bilindiği zaman, Failin zikredilmesine gerek olmadığı zaman, fiile vurgu yapılmak istendiği zaman. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
يُتَوَفّٰى fiili sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil تَفَعَّلَ babındadır. Sülâsîsi وفي ’dır.
Bu bab fiile mutavaat, tekellüf, ittihaz, sayruret, tecennüb (sakınma) ve talep anlamları katar.
اَرْذَلِ ; ism-i tafdil kalıbındandır.
وَتَرَى الْاَرْضَ هَامِدَةً فَاِذَٓا اَنْزَلْنَا عَلَيْهَا الْمَٓاءَ اهْتَزَّتْ وَرَبَتْ وَاَنْبَتَتْ مِنْ كُلِّ زَوْجٍ بَه۪يجٍ
Fiil cümlesidir. وَ istînâfiyyedir. تَرَى elif üzere mukadder damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ’dir. الْاَرْضَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. هَامِدَةً hal olup fetha ile mansubdur.
فَ atıf harfidir. اِذَا şart manalı, cümleye muzâf olan, cezmetmeyen zaman zarfıdır.Vuku bulma ihtimali kuvvetli veya kesin olan durumlar için gelir. اَنْزَلْنَا ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
اَنْزَلْنَا sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamiri نَا fail olarak mahallen merfûdur. عَلَيْهَا car mecruru اَنْزَلْنَا fiiline mütealliktir. الْمَٓاءَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Şartın cevabı اهْتَزَّتْ cümlesidir.
اهْتَزَّتْ sükun üzere mebni mazi fiildir. تْ te’nis alametidir. Faili müstetir olup takdiri هى ‘dir. رَبَتْ atıf harfi وَ ile makabline matuftur.
رَبَتْ iki sakinin birleşmesinden dolayı mahzuf elif üzere mukadder fetha ile mebni mazi fiildir. تْ te’nis alametidir. Faili müstetir olup takdiri هى ’dir. اَنْبَتَتْ atıf harfi وَ ile makabline matuftur.
اَنْبَتَتْ fetha üzere mebni mazi fiildir. تْ te’nis alametidir. Faili müstetir olup takdiri هى ’dir. مِنْ كُلِّ car mecruru اَنْبَتَتْ fiiline mütealliktir. زَوْجٍ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. بَه۪يجٍ kelimesi زَوْجٍ ’in sıfatı olup kesra ile mecrurdur.
(إِذَا): Cümleye muzâf olan zarflardandır. Kendisinden sonra gelen muzâfun ileyh cümlesi aynı zamanda şart cümlesidir. (إِذَا) dan sonraki şart cümlesinin, fiili, mazi veya muzâri manalı olur. Cevabı ise umûmiyetle muzâri olur, mazi de olsa muzâri manası verilir:
a) (إِذَا) fiil cümlesinden önce gelirse, zarf (zaman ismi); isim cümlesinden önce gelirse (mufâcee=sürpriz) harfi olur. b) (إِذَا) nın cevap cümlesi, iki muzâri fiili cezmedenlerin cevap cümleleri gibi mâzi, muzâri, emir, istikbâl, isim cümlesi... şeklinde gelir. Cevabın başına (ف) ‘nın gelip gelmeme durumu, iki muzâri fiili cezmedenlerinkiyle aynıdır. c) Sükûn üzere mebnîdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اهْتَزَّتْ fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi هزز ’dir.
İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşâreket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.
اَنْبَتَتْ fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındadır. Sülâsîsi نبت ’dir.
اَنْزَلْنَا fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındadır. Sülâsîsi نزل ‘dir.
İf’al babı fiille, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar.
هَامِدَةً ; sülâsî mücerredi همد olan fiilin ism-i failidir.
İsm-i fail: Eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
بَه۪يجٍ ; sıfat-ı müşebbehedir. “Benzeyen sıfat” demektir. İsmi faile benzediği için bu adı almıştır. İsmi failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde, sıfatı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsmi fail değişen ve yenileşen vasfa delalet eder. Sıfatı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu süreklilik ve sabitlik az veya çok, bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ اِنْ كُنْتُمْ ف۪ي رَيْبٍ مِنَ الْبَعْثِ
Ayet istînafiyye olarak fasılla gelmiştir. Nida üslubunda talebî inşâî isnaddır.
النَّاسُ , münadadan bedeldir. Bedel ıtnâb sanatı babındandır.
يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ şeklindeki hitapla arkadan gelen mananın önemine dikkat çekilmiştir. Nida; heyecan uyandırır, dikkat çeker, muhatabı dinlemeye teşvik eder.
Şart üslubunda gelen اِنْ كُنْتُمْ ف۪ي رَيْبٍ مِنَ الْبَعْثِ فَاِنَّا خَلَقْنَاكُمْ مِنْ تُرَابٍ ثُمَّ مِنْ نُطْفَةٍ ثُمَّ مِنْ عَلَقَةٍ ثُمَّ مِنْ مُضْغَةٍ مُخَلَّقَةٍ وَغَيْرِ مُخَلَّقَةٍ لِنُبَيِّنَ لَكُمْ terkibi, nidanın cevabıdır.
كَانَ ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi olan اِنْ كُنْتُمْ ف۪ي رَيْبٍ مِنَ الْبَعْثِ , şarttır.
Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. ف۪ي رَيْبٍ car mecruru, كَانَ ’nin mahzuf haberine mütealliktir. رَيْبٍ ’deki nekrelik, kıllet içindir.
ف۪ي رَيْبٍ ibaresindeki ف۪ٓي harfinde istiare vardır. ف۪ٓي hakiki manasında kullanılmamıştır. Bilindiği gibi bu harfte zarfiyet manası vardır. Fakat zarfa benzetilmiş olan şüphenin, zarfiyyet özelliği yoktur. Şüphe ile şüphe duyan insanın ilişkisi, zarfla mazruf arasındaki mutlak irtibata benzetilmiştir. Câmi’ her ikisinin tahakkukudur.
مِنَ الْبَعْثِ car-mecruru, رَيْبٍ ‘in mahzuf sıfatına mütealliktir. Sıfatın hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
Şartın, takdiri فانظروا في ما حولكم (... etrafınıza bakın. ) olan cevap cümlesinin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
Bu takdire göre, mezkûr şart ve mahzuf cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda talebî inşâî isnaddır. Kur’an’da çoğu yerde bu ayette olduğu gibi şartın cevabı mahzuftur.
Ayette cevabın mahzuf olması farklı yönlerden düşünmeyi gerektirdiği, ayrıca dinleyici ve okuyucuyu düşünce ve hayal ufkuna yönlendirdiği için mübalağa içermektedir. Îcâz metoduyla cümle daha yoğun anlamlar yüklenmiştir. (Hasan Uçar, Kur’an-ı Kerim’deki Anlamsal Bedî‘ Sanatları, Doktora Tezi)
Kavim kâfirdir ve gerçekten şüphe içindedir. Ama إذا yerine اِنْ gelmiştir. Bu onları azarlamak ve apaçık ba‘s delillerine işaret içindir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
كَانَ ’nin haberi isim olarak geldiğinde, haberi isminin içine karışır ve adeta onun mahiyetinden bir cüz olur. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, c. 5, s.124)
Şart ve cevap cümlesinde şartın vuku bulma ihtimali şüpheli veya zayıfsa اِنْ kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اِنْ edatı başlıca şu yerlerde kullanılır:
1. Muhatabın tam olarak inanmadığı durumlarda kesinlikle doğru olan sözün başında اِنْ gelir.
2. Bilmezden gelinen durumlarda da اِنْ kullanılır: Efendisini soran birisine hizmetçinin evde olduğunu bildiği halde: “Evdeyse sana haber veririm.” demesi gibi.
3. Bilen kimse sanki bilmiyormuş gibi kabul edilerek اِنْ kullanılır: Sebebi de kişinin, bildiği şeyin gereğini yerine getirmemesidir. إِنْ كُنْتَ مِنْ تُرَابٍ فَلَا تَفْتَخِرْ “Eğer sen topraktan yaratılmışsan böbürlenme” örneğinde olduğu gibi. Kişi, topraktan yaratıldığını bilmektedir. Ancak bunu unutup kibirlenmektedir. Bu nedenle de kendisine hitapta اِنْ edatı kullanılmıştır. (Prof. Dr. Ali Bulut, Belâgat)
فَاِنَّا خَلَقْنَاكُمْ مِنْ تُرَابٍ ثُمَّ مِنْ نُطْفَةٍ ثُمَّ مِنْ عَلَقَةٍ ثُمَّ مِنْ مُضْغَةٍ مُخَلَّقَةٍ وَغَيْرِ مُخَلَّقَةٍ لِنُبَيِّنَ لَكُمْۜ
Önceki mukadder cevabın ta’lili hükmündeki cümle, اِنَّ ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.
اِنَّ ’nin haberi olan خَلَقْنَاكُمْ مِنْ تُرَابٍ ثُمَّ مِنْ نُطْفَةٍ ثُمَّ مِنْ عَلَقَةٍ ثُمَّ مِنْ مُضْغَةٍ مُخَلَّقَةٍ وَغَيْرِ مُخَلَّقَةٍ لِنُبَيِّنَ لَكُمْ cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. İsim cümlesinde müsnedin mazi fiil cümlesi olarak gelmesi hükmü takviye, hudus, temekkün ve istikrar ifade etmiştir.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, s. 107)
خَلَقْنَاكُمْ fiilinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder. Azamet zamiri, ululuğu izhar etmedir.
خَلَقْنَاكُمْ fiiline müteallik olan car-mecrur مِنْ تُرَابٍ ’deki nekrelik, nev ve tazim ifade eder.
ثُمَّ مِنْ نُطْفَةٍ ثُمَّ مِنْ عَلَقَةٍ ثُمَّ مِنْ مُضْغَةٍ مُخَلَّقَةٍ car mecrurları, yaradılışta, tertip ve terahi ifade eden atıf harfi ثُمَّ ile مِنْ تُرَابٍ ‘e atfedilmiştir. Cihet-i câmia, temasüldür.
مُضْغَةٍ için sıfat olan مُخَلَّقَةٍ, ism-i mef’ûl kalıbındadır. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.
غَيْرِ مُخَلَّقَةٍ izafeti, tezat nedeniyle مِنْ مُضْغَةٍ ’e atfedilmiştir.
Sebep bildiren harf-i cer لِ ’nin gizli أنْ ’le masdar yaptığı لِنُبَيِّنَ لَكُمْۜ cümlesi, masdar teviliyle خَلَقْنَاكُمْ fiiline mütealliktir. Müspet muzari fiil sıygasında gelen masdar-ı müevvel cümlesi hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir.
خَلَقْنَاكُمْ fiilinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder. Azamet zamiri, ululuğu izhar etmedir.
مُخَلَّقَةٍ - غَيْرِ مُخَلَّقَةٍ kelimeleri arasında tıbâk-ı selb sanatı vardır.
نُطْفَةٍ - عَلَقَةٍ - مُضْغَةٍ kelimelerindeki tenvin kıllet ve tazim ifade eder.
خَلَقْنَاكُمْ - مُخَلَّقَةٍ kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
مِنَ - ثُمَّ - مُضْغَةٍ kelimelerinin tekrarında reddü’l- acüz ale’s-sadr sanatı vardır.
İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden, اِنَّ , isnadın tekrarı ve isim cümlesi olmak üzere üç tekid içeren bu ve benzeri cümleler çok muhkem/ sağlam cümlelerdir. (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili Kadr/1)
Ayetteki غَيْرِ مُخَلَّقَةٍ (uzuvları belirsiz olan) ifadesinden murad, noksan olarak veya kusurlu olarak doğan çocuk değil ve buraya kadar açıklanan aşamalar, doğumdan önce ceninin geçirdiği aşamalardır. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
Bu atıflartaki ثُمَّ, hakiki terahi ifade eder. Ayette dört kere geçen مِنْ, ibtidaiyyedir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Allah Teâlâ haşr ve neşr hususunda cahilce o insanların mücadele edip karşı çıktıklarını haber verip onları bu hususta zemmedince haşrın (kıyametin) gerçek olduğuna şu iki bakımdan delil getirmiştir:
1)Önce canlıların yaratılış ile istidlal etmiştir. Bu, [“De ki: Onu, ilk defa yaratan diriltecektir.”] (Yasin Suresi, 79) ve [“Onlar derler ki: ‘Bizi kim yeniden diriltecek?’ De ki: ‘Sizi ilk defa yaratan (Allah)!’”] (İsra Suresi, 51) ayetlerinde, mücmel (özet) olarak zikrettiği delile uygundur. Buna göre Cenab-ı Hak sanki “Eğer size vadettiğimiz ba's hususunda bir şüpheniz varsa ilk defa sizi yaratmaya kādir olanın, tekrar diriltmeye kādir olacağını anlamak için ilk yaratılışınızı düşününüz.” demiştir.
2) Bitkilerin yaratılışı ile öldükten sonra diriliş hususunda yapılan istidlal, ayetteki “Sen yeryüzünü kupkuru ve ölü görürsün. Fakat onun üstüne suyu indirdiğimiz zaman harekete gelir, kabarır.” ifadesi ile yapılmıştır. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
Hak Teâlâ, ilk yaratılışın şu yedi mertebesini saymıştır:
Birinci mertebe: Bu ayetteki “Şu muhakkak ki Biz sizi topraktan yarattık.” ifadesi ile anlatılmaktadır
İkinci mertebe: Bu, ayetteki “sonra nutfeden” ifadesi ile anlatılan husustur.
Üçüncü mertebe: Bu, ayetteki “sonra da bir alakadan” ifadesi ile anlatılan husustur. “Alaka”, donmuş kan parçası demektir. Su ile donmuş kan parçası arasında çok büyük bir farkın olduğunda şüphe yoktur.
Dördüncü mertebe: Bu “Sonra da yaratılışı belli belirsiz bir lokma etten yarattık ve size apaçık gösterelim diye. Sizi dilediğimiz belirli bir vakte kadar ana rahimlerinde durdururuz.” ifadesinin anlattığı husustur. “Mudğa” bir çiğnemlik küçük et, parçasıdır. “Muhallaka”, noksanlık ve kusurdan uzak, dümdüz, pürüzsüz şey demektir.
Besince mertebe: Bu ayetteki “Sonra sizi bir çocuk olarak çıkarırız.” ifadesi ile anlatılan husustur.
Altıncı mertebe: Bu, ayetteki “Sonra kuvvetinize ermeniz için büyütüyoruz” ifadesi ile anlatılan husustur.
Yedinci mertebe: “Kiminiz öldürülüyor kiminiz de bilgiden sonra hiçbir şey bilmemek üzere ömrün en fena devresine gerisin geri itiliyor.” ifadesi ile anlatılan husustur. Bunun manası şöyledir: “Kiminiz, kuvvetine ve tam olmasına rağmen öldürülüyor kiminiz de erzel-i ömür yani ihtiyarlığa ve bunaklığa sevk ediliyor. Böylece de tıpkı çocukluğunun başlangıcında olduğu gibi bünyesi zayıf, aklı tutarsız ve anlayışı az hale geliyor.” (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
Bu üslup tekid türlerini barındırmaktadır. İlk olarak tekid unsurlarından oluşmuş bir nida harfi göze çarpar. Uzaktaki bir şahıs için kullanılan nida harfi gelmiştir, oysa Allah Teâlâ nida ettiği her varlığa çok yakındır. Bu nida harfinin gelmesi, söylenecek şeylerin Allah katında bir mekânı olduğu konusunda uyarmak içindir. Sonra اَيُّ harfi gelmiştir. Bu harf nida ile akabindeki elif-lamlı kelimeyi birbirine bağlar. Müphem bir harftir, takip eden kelimeyle açıklanır. Böylece ibhamdan sonra beyan gelir. Arkadan gelecek olan konu için kişiyi hazırlar ve uyarır. Sonra yine bir tenbih harfi olan هَا gelir. (Muhammed Ebu Musa, Min Esrâri’t Ta’bîri’l Kur’anî, s. 43)
Allah Teâlâ’nın kullarına çağrıda bulunurken son derece etkili ve beliğ bir üslup kullanması beyan ettiği hakikatlerin önemli olduğunu vurgulamak ve bunların muhataplar tarafından fark edilerek gerekli mesajı almalarını sağlamak içindir. Ancak insanların çoğu bundan gafildirler. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)
وَنُقِرُّ فِي الْاَرْحَامِ مَا نَشَٓاءُ اِلٰٓى اَجَلٍ مُسَمًّى ثُمَّ نُخْرِجُكُمْ طِفْلاً ثُمَّ لِتَبْلُغُٓوا اَشُدَّكُمْۚ
وَ , istînâfiyyedir.
İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
Cümle öncesinin beyanı için gelmiştir. Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. نُقِرُّ fiiline müteallik فِي الْاَرْحَامِ car mecruru, konudaki önemine binaen mef’ûle takdim edilmiştir.
نُقِرُّ fiilinin mef’ûlü konumundaki müşterek ism-i mevsûl مَا ’nın sıla cümlesi olan نَشَٓاءُ , müspet muzari fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
مُسَمًّى ile sıfatlanan اَجَلٍ kelimesi başındaki harfi cerle birlikte نُقِرُّ fiiline mütealliktir.
Aynı üsluptaki نُخْرِجُكُمْ طِفْلاً cümlesi, ...وَنُقِرُّ فِي الْاَرْحَامِ cümlesine atfedilmiştir. نُخْرِجُكُمْ fiilinin mef’ûlünden hal olan طِفْلاً , anlamı açıklamak üzere gelmiş ıtnâb sanatıdır.
ثُمَّ لِتَبْلُغُٓوا اَشُدَّكُمْ cümlesi, tertip ve terahi ifade eden ثُمَّ ile makabline atfedilmiştir. Cümlelerin atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Aralarında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Sebep bildiren harf-i cer لِ ’nin gizli أنْ ’le masdar yaptığı لِتَبْلُغُٓوا اَشُدَّكُمْ cümlesi, takdiri نعمّركم (Sizi yaşatırız) olan mahzuf fiile mütealliktir. Bu takdire göre cümle müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Müteallakın hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
نُخْرِجُكُمْ - نُقِرُّ fiillerinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder. Azamet zamiri, ululuğu izhar etmedir.
ثُمَّ نُخْرِجُكُمْ طِفْلاً [Sonra sizi çocuk olarak çıkardık] şeklinde bir haber cümlesinde نُخْرِجُكُمْ kelimesindeki كُمْ zamirinden muhatapların çoğul olduğu anlaşılmaktadır. Bu durumda hal olan طِفْلاً kelimesinin de muktezâ-i zâhire göre çoğul olarak أطفلا şeklinde gelmesi gerekmektedir. Ancak kelime muktezâ-i zâhire muğayir olarak tekil formda gelmiş, tekil kelimeyle çoğul kastedilmiştir. (Nida Sultan Çelikkaya, Haber Üslubu Ve Haberġn Muktezâ-yı Zâhire Uygun Gelmemesi Durumu)
Bu ayetteki sonra sizi bir çocuk olarak çıkarırız ifadesinde طِفْلاً [bir çocuk] kelimesini müfred olarak getirmiştir. Çünkü bundan maksadı, çocuk cinsine işaret etmektir.
Sonra kuvvetinize ermeniz için büyütüyoruz ifadesindeki اَشُدَّ, kuvvetin, aklın ve temyiz gücünün tam olması demek olup müfredi olmayan çoğul kelimelerdendir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l- Gayb)
وَمِنْكُمْ مَنْ يُتَوَفّٰى وَمِنْكُمْ مَنْ يُرَدُّ اِلٰٓى اَرْذَلِ الْعُمُرِ لِكَيْلَا يَعْلَمَ مِنْ بَعْدِ عِلْمٍ شَيْـٔاًۜ
Cümle, atıf harfi وَ ‘la mukadder … نعمّركم cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada fiil cümlesiyle fiilin tekrarı ve yenilenmesi, isim cümlesiyle de sabitlik kastedilerek, isim cümlesi fiil cümlesine atfedilmiştir. Fiil cümlesinden isim cümlesine geçişte iltifat sanatı vardır.
Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Cümlede îcâz-ı hazif ve takdim-tehir sanatları vardır. Car mecrur مِنْكُمْ , mahzuf mukaddem habere mütealliktir. Muahhar mübteda olan müşterek ism-i mevsûl مَنْ ’in sıla cümlesi olan يُتَوَفّٰى , müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Aynı üsluptaki وَمِنْكُمْ مَنْ يُرَدُّ اِلٰٓى اَرْذَلِ الْعُمُرِ لِكَيْلَا يَعْلَمَ مِنْ بَعْدِ عِلْمٍ شَيْـٔاًۜ cümlesi hükümde ortaklık sebebiyle وَمِنْكُمْ مَنْ يُتَوَفّٰى cümlesine afedilmiştir. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat ayrıca tezat ilişkisi mevcuttur.
Cümlede îcâz-ı hazif ve takdim-tehir sanatları vardır. مِنْكُمْ car mecruru, mahzuf mukaddem habere mütealliktir.
Muahhar mübteda olan ism-i mevsûl مَنْ ’in sıla cümlesi olan يُرَدُّ اِلٰٓى اَرْذَلِ الْعُمُرِ لِكَيْلَا يَعْلَمَ مِنْ بَعْدِ عِلْمٍ شَيْـٔاًۜ , müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil, hudûs, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir.
Her iki cümlede de müsnedin muzari fiil cümlesiyle gelmesi hükmü takviye, hudûs, teceddüt, istimrar ve teceddüt ifade etmiştir.
Sebep bildiren masdar ve cer harfi لِكَيْ ’in gizli أنْ ’le masdar yaptığı لِكَيْلَا يَعْلَمَ مِنْ بَعْدِ عِلْمٍ شَيْـٔاًۜ cümlesi, يُرَدُّ fiiline mütealliktir. Menfi muzari fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. يَعْلَمَ fiiline müteallik مِنْ بَعْدِ عِلْمٍ car mecruru, konudaki önemine binaen mef’ûle takdim edilmiştir.
Mef’ûl olan شَيْـٔاًۜ ve muzafun ileyh olan عِلْمٍ ‘deki nekrelik kıllet, umum ve nev ifade eder. Nefiy siyakında nekra selbin umum ve şumûlüne delalet eder.
يُرَدُّ ve يُتَوَفّٰى fiilleri meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime meçhul binada naib-i fail olur.
Meçhul bina, naib-i failin bu fiilde bir dahli olmadığına işaret eder. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er- Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i İbrahim, s. 127)
Ayetteki muzari fiiller hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
لَا يَعْلَمَ - عِلْمٍ kelimeleri arasında tıbâk-ı selb, iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
يُتَوَفّٰى - الْعُمُرِ kelimeleri arasında tıbâk-ı hafiy sanatı vardır.
يُرَدُّ اِلٰٓى اَرْذَلِ الْعُمُرِ cümlesiyle, مِنْكُمْ مَنْ يُتَوَفّٰى cümlesi arasında mukabele sanatı vardır.
Ayette insanın yaratılışı, bütün safhalarıyla anlatılmıştır. Bu anlatım üslubu taksim sanatıdır.
İçinizden kimisi (küçükken) vefat ettiriliyor, yine içinizden kimisi de biraz ilimden sonra birşey bilmesin diye اَرْذَلِ الْعُمُرِ [ömrün en rezil/ihtiyarlık çağına] doğru geri itiliyor cümlesinde cem' ma’at-taksim ve tefrik sanatı vardır.
Tefrîk; icmâlden sonra tafsîl şeklindeki sanatlardandır. Zikredilen şeylerin bir hükümde ortak olduğu vehmi giderilir. Medh, ağıt, kur yapmak veya alay gibi maksatlarla yapılabilir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kuran Işığında Belâgat Dersleri Bedî İlmi)
وَتَرَى الْاَرْضَ هَامِدَةً
وَتَرَى الْاَرْضَ هَامِدَةً cümlesi وَ ’la, ta’lil olan …إنّا خلقناكم cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada fiil cümlesiyle fiilin tekrarı ve yenilenmesi, isim cümlesiyle de sabitlik kastedilerek, fiil cümlesi isim cümlesine atfedilmiştir. İsim cümlesinden fiil cümlesine geçişte iltifat sanatı vardır.
Müspet muzari fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Ayetin başındaki cemi muhatap zamirdem bu cümlede müfret muhatap zamire geçişte iltifat sanatı vardır.
هَامِدَةً , mef’ûl olan الْاَرْضَ ’nın halidir. Hal; cümlede failin, mef’ûlün veya her ikisinin durumunu bildiren lafızdır. İsm-i fail vezninde gelerek bu özelliğin hudûs ve yenilenmesini ifade etmiştir.
Yerin هَامِدَةً oluşu, kuruması bitkilerden ve yeşilliklerden uzak oluşu demektir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
Ey insan yeryüzünü yanmış kül olmuş görürsün. Bu ihtar gerçi ilk bakışta yazın güneşin harareti karşısında yeryüzünün, toprağın kupkuru kesildiği durumunu gösterir. Ancak bunu bir benzetme sanatı içerisinde değerlendirmekten ziyade, bir gerçeğin tam ifadesi olarak anlamak daha uygundur. Çünkü böyle bir anlayış maksadı güzel bir şekilde göstereceği gibi çağımızın bu konudaki bilimsel teorilerine de uygun düşecektir. Buna göre yerküresi vaktiyle yanar bir ateş kütlesi olduğundan zamanla sönmüş olan toprak, esas itibariyle yanıp sönmüş bir ateşin kül halinde iken katılaşıp tortulaşmasından ibarettir ki hayatın son derece zıttıdır. Böyle iken üzerine suyu indirdiğimiz vakit, o yanmış olan toprak harekete geçmekte yani atomları ve elementleri bir canlanma gücünü ortaya koyarak canlılığın en açık bir belirtisi olan bir sarsıntı ile harekete geçmekte ve koparıp gelişmekte her güzel çiftten bitkiler bitirmektedir. (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili)
فَاِذَٓا اَنْزَلْنَا عَلَيْهَا الْمَٓاءَ اهْتَزَّتْ وَرَبَتْ وَاَنْبَتَتْ مِنْ كُلِّ زَوْجٍ بَه۪يجٍ
فَ atıf harfidir. Terkip, makabline hükümde ortaklık nedeniyle atfedilmiştir. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada inşâ cümlesi haber cümlesine atfedilmiştir. İnşâ cümlesinin haberî manada olması, haber cümlesine atfını mümkün kılmıştır. Haber üslubundan inşâ üslubuna geçişte iltifat sanatı vardır.
Şart üslubundaki terkipte, اِذَا şart manalı, cümleye muzaf olan, cezmetmeyen zaman zarfıdır. Müteallakı, şartın cevap cümlesidir.
اَنْزَلْنَا عَلَيْهَا الْمَٓاءَ , şart manalı zaman zarfı اِذَٓا ’nın muzâfun ileyhi, aynı zamanda şart cümlesidir. Müspet mazi fiil sıygasında gelerek sebat, temekkün ve istikrar ifade etmiştir.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. اَنْزَلْنَا fiiline müteallik عَلَيْهَا car mecruru, konudaki önemine binaen ihtimam için ve durumun onlarla ilgili olduğunu vurgulamak için mef’ûle takdim edilmiştir.
اَنْزَلْنَا fiilinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder. Azamet zamiri, ululuğu izhar etmedir.
فَ karinesi olmadan gelen cevap cümlesi اهْتَزَّتْ , müspet mazi fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Şart ve cevap cümlelerinden oluşan terkip, şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.
Birbirine matuf aynı üslupta gelen وَرَبَتْ ve وَاَنْبَتَتْ مِنْ كُلِّ زَوْجٍ بَه۪يجٍ cümleleri, hükümde ortaklık nedeniyle cevap cümlesine atfedilmiştir. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
بَه۪يجٍ , muzafun ileyh olan زَوْجٍ için sıfattır. Mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.
زَوْجٍ ’deki nekrelik,, kesret ve nev ifade eder.
هَامِدَةً - اهْتَزَّتْ kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab vardır.
اَنْبَتَتْ - رَبَتْ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatları vardır.
Ayet, istenen bir konuda kelamcıların usulünce kesin aklî delillerle konuşmak olan, mezheb-i kelamî sanatının güzel bir örneğidir.
Ayetteki “Her güzel çiftten nice nebat bitirir.” ifadesi, mecazî bir ifadedir. Çünkü bunlar yerden biter. Bunları bitiren ise Allah Teâlâ'dır. Fakat bu bitirme işi, mecazî olarak yere (toprağa) nispet edilmiştir. Buna göre manası, “Ekin ve ağaç gibi her çeşit bitkiden bitirir.” demektir. بَه۪يجٍ bir şeyin parlaklığı ve güzel olması demektir. Müberred de “Bu, ‘güzel ve aydınlanmış şey’ demektir.” demiştir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
فَاِذَٓا اَنْزَلْنَا عَلَيْهَا الْمَٓاءَ اهْتَزَّتْ وَرَبَتْ [Üzerine yağmur indirdiğimiz zaman canlanır ve gelişir.] ayetinde latif bir istiare vardır. Yeryüzü, hareketsiz bir şekilde uyuyup da üzerine yağmurun inmesiyle uyanıp kımıldanan ve canlılık alametleri görünen kimseye benzetildi. Bunda istiâre-i tebeiyye vardır. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir)
Allah Teâlâ haşr ve neşr hususunda cahilce o insanların mücadele edip karşı çıktıklarını haber vererek onları bu hususta zemmedince haşrın (kıyametin) gerçek olduğuna şu iki bakımdan delil getirmiştir:
1) Önce canlıların yaratılış ile istidlal etmiştir. Bu, [“De ki: Onu, ilk defa yaratan diriltecektir.”] (Yasin Suresi, 79) ve [“Onlar derler ki: ‘Bizi kim yeniden diriltecek?’ De ki: ‘Sizi üç defa yaratan (Allah)!’’] (İsra Suresi, 51) ayetlerinde, mücmel (özet) olarak zikrettiği delile uygundur. Buna göre Cenab-ı Hak sanki “Eğer size vadettiğimiz ba's hususunda bir şüpheniz varsa ilk defa sizi yaratmaya kadir olanın, tekrar diriltmeye kadir olacağını anlamak için ilk yaratılışınızı düşününüz.” demiştir.
2) Bitkilerin yaratılışı ile öldükten sonra diriliş hususunda yapılan istidlal, ayetteki “Sen yeryüzünü kupkuru ve ölü görürsün. Fakat onun üstüne suyu indirdiğimiz zaman harekete gelir, kabarır.” ifadesi ile yapılmıştır. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
Bu ayette Rabbimiz insanın yaratılışını topraktan başlayarak yeniden dirilişe kadar anlatır ve bunu bir örnekle delillendirir. Toprağın durgunluğu anlamındaki هَامِدَةً (kupkuru) kelimesiyle, canlanıp harekete geçmesi anlamındaki اهْتَزَّتْ kelimesi zıt anlamlıdır ve mecâzîdir. (Hasan Uçar, Kur’an-ı Kerim’deki Anlamsal Bedî‘ Sanatları, Doktora Tezi)