وَيَقُولُ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا لَوْلَٓا اُنْزِلَ عَلَيْهِ اٰيَةٌ مِنْ رَبِّه۪ۜ قُلْ اِنَّ اللّٰهَ يُضِلُّ مَنْ يَشَٓاءُ وَيَهْد۪ٓي اِلَيْهِ مَنْ اَنَابَۚ ٢٧
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | وَيَقُولُ | ve diyorlar |
|
| 2 | الَّذِينَ | kimseler |
|
| 3 | كَفَرُوا | inkar eden(ler) |
|
| 4 | لَوْلَا | değil miydi? |
|
| 5 | أُنْزِلَ | indirilmeli |
|
| 6 | عَلَيْهِ | ona |
|
| 7 | ايَةٌ | bir ayet |
|
| 8 | مِنْ | -nden |
|
| 9 | رَبِّهِ | Rabbi- |
|
| 10 | قُلْ | de ki |
|
| 11 | إِنَّ | şüphesiz |
|
| 12 | اللَّهَ | Allah |
|
| 13 | يُضِلُّ | saptırır |
|
| 14 | مَنْ | kimseyi |
|
| 15 | يَشَاءُ | dilediği |
|
| 16 | وَيَهْدِي | ve iletir |
|
| 17 | إِلَيْهِ | kendisine |
|
| 18 | مَنْ | kimseyi |
|
| 19 | أَنَابَ | yönelen |
|
وَيَقُولُ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا لَوْلَٓا اُنْزِلَ عَلَيْهِ اٰيَةٌ مِنْ رَبِّه۪ۜ
Fiil cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
يَقُولُ damme ile merfû muzari fiildir. Cemi müzekker has ism-i mevsûl الَّذ۪ينَ fail olarak mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlün sılası كَفَرُوا ’dur. Îrabdan mahalli yoktur.
كَفَرُوا damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Mekulü’l-kavli, لَوْلَٓا اُنْزِلَ عَلَيْهِ اٰيَةٌ ’dir. يَقُولُ fiilinin mef’ûlün bihi olarak mahallen mansubdur.
لَوْلَا cezmetmeyen şart edatıdır. Tahdid için هلا yani “Değil mi?” manasındadır.
اُنْزِلَ fetha üzere mebni, meçhul mazi fiildir. عَلَيْهِ car mecruru اُنْزِلَ fiiline mütealliktir. اٰيَةٌ naib-i fail olup damme ile merfûdur. مِنْ رَبِّه۪ car mecruru اُنْزِلَ fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir ه۪ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
لَوْلاَ “meli/malı, değil mi, ...olsaydı ya” manasında tahdid ilişkisi kurar. Muzariden önce teşvik, maziden önce kınama ve nedamet (pişmanlık) ifade eden bir edattır. Tahdid kelime olarak “teşvik” anlamına gelse de terim olarak “Bir işin yapılmasını ve onda gevşeklik gösterilmemesini şiddetle ve sertçe istemektir.” Arz kelimesinde olduğu gibi yumuşaklık söz konusu değildir. (Arap Dilinde Edatların Metinde Kurduğu Anlamsal İlişkiler (Doktora Tezi) Abdullah Hacıbekiroğlu)
Meçhul fiil gelmesinin sebepleri şunlardır: Fail bilinmediği zaman, Fail muhataptan gizlenmek istendiği zaman, Fail herkes tarafından bilindiği zaman, Failin zikredilmesine gerek olmadığı zaman, fiile vurgu yapılmak istendiği zaman. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اُنْزِلَ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi نزل ’dir.
İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.
قُلْ اِنَّ اللّٰهَ يُضِلُّ مَنْ يَشَٓاءُ وَيَهْد۪ٓي اِلَيْهِ مَنْ اَنَابَۚ
Fiil cümlesidir. قُلْ sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ’dir. Mekulü’l-kavli اِنَّ اللّٰهَ يُضِلُّ ‘dir. قُلْ fiilinin mef’ûlün bihi olarak mahallen mansubdur.
اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.
ٱللَّهَ lafza-i celâl إِنَّ ’nin ismi olup fetha ile mansubdur. يُضِلُّ cümlesi, إِنَّ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur.
يُضِلُّ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. Müşterek ism-i mevsûl مَنْ mef’ûlün bih olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlün sılası يَشَٓاءُ ‘dur. Îrabdan mahalli yoktur.
يَشَٓاءُ damme ile merfû muzari fiiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir.
وَ atıf harfidir. يَهْد۪ٓي fiili ی üzere mukadder damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. اِلَيْهِ car mecruru يَهْد۪ٓي fiiline mütealliktir. Müşterek ism-i mevsûl مَنْ mef’ûlün bih olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlün sılası اَنَابَ ‘ dir. Îrabdan mahalli yoktur.
اَنَابَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir.
يُضِلُّ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi ضلل ‘dir.
اَنَابَ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi نوب ‘dir.
وَيَقُولُ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا لَوْلَٓا اُنْزِلَ عَلَيْهِ اٰيَةٌ مِنْ رَبِّه۪ۜ
وَ , istînâfiyyedir.
İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Hudûs, istimrar ve teceddüt ifade eden muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Müsnedin ism-i mevsûlle marife olması tahkir kastının yanında sonraki habere dikkat çekmek içindir.
Fail konumunda olan cemi müzekker has ism-i mevsûl الَّذ۪ينَ ‘nin sılası olan كَفَرُوا cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)
Müsnedün ileyhin ismi mevsûlle marife kılınması bahsi geçenleri tahkir ve sonraki habere dikkat çekmek içindir.
يَقُولُ fiilinin mekulü’l-kavli olan لَوْلَٓا اُنْزِلَ عَلَيْهِ اٰيَةٌ مِنْ رَبِّه۪ۜ cümlesi müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Cümleye dahil olan şart harfi لَوْلَٓا , bu cümlede tahdid (تحضيض ) ifade eder. هلا manasındadır. ‘-meli/-malı, değil mi? ...olsaydı ya’ anlamına gelir.
Şart üslubunda gelmiş olmasına rağmen mütekellimin tevbih ve alay amacına işaret eden cümle mecaz-ı mürsel mürekkebtir.
Bu tahdid (bir şeyin yapılmasını sertçe istemek) manasındadır. Bu mana sözün gelişinden anlaşılır. Bu harften sonra fiil gelir.
لَوْلاَ ‘meli/malı, değil mi, ...olsaydı ya’ manasında tahdid ilişkisi kurar. Muzariden önce teşvik, maziden önce kınama ve nedamet (pişmanlık) ifade eden bir edattır. Tahdid kelime olarak ‘teşvik’ anlamına gelse de terim olarak ‘bir işin yapılmasını ve onda gevşeklik gösterilmemesini şiddetle ve sertçe istemektir.’ Arz kelimesinde olduğu gibi yumuşaklık söz konusu değildir. (Arap Dilinde Edatların Metinde Kurduğu Anlamsal İlişkiler (Doktora Tezi) Abdullah Hacıbekiroğlu)
لَوْلَٓا , burada ‘’değil miydi?” anlamında olup kendisinden sonra bir fiil geldiğinde bu manada kullanılması çoktur. Ama bunun peşinden isim geldiğinde bu manaya gelmez. (Fahreddîn er- Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. اُنْزِلَ fiiline müteallik olan عَلَيْهِ car-mecruru konudaki önemine binaen, faile takdim edilmiştir
Naib-i fail olan اٰيَةٌ ’deki nekrelik, kesret ve nev ifade eder. اٰيَةٌ , bu cümlede mucize manasındadır.
Veciz ifade kastına matuf رَبِّه۪ izafetinde, Hz. Peygamber’e ait zamirin Rab ismine muzâfun ileyh olması Peygamberimize tazim ve şeref kazandırmış, mütekellimin inkârını ortaya koymuştur.
اُنْزِلَ fiili, meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü fiil malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime, meçhul binada naib-i fail olur.
Meçhul bina naib-i failin bu fiilde bir dahli olmadığına da işaret eder. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er- Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i İbrahim, s. 127)
Bu kâfirlerden murad, Mekke halkıdır. Onların böyle kâfir olarak ifade edilmeleri, onları zemmetmek ve bu söyledikleriyle küfürlerini tescil etmek içindir. Zira onların bu söyledikleri, kibir ve inadın en son mertebesidir.
Onlara göre sanki Peygamberimize (sav) indirilmiş olan o muazzam ve gayet açık mucizeler mucize değilmiş de, onlar, İlâhî hikmetin gerektirmediği ve gerçekleşmesinden sonra hiç kimsenin kabul etmeyecek gücü kalmayacak bir takım fizik mucizeleri talep ettiler.
İşte bundan dolayı onlara şöyle cevap verilmesi emredilmiştir:
" De ki: Şüphesiz Allah dilediğini, saptırır; Kendisine yöneleni de hidayete erdirir."
Yani ey Mekke kâfirleri! Kibir, inat, serkeşlik ve fesada batmak sıfatlarında sizin gibi olanlara bütün mucizeler gelse de, hidayete ermeleri mümkün değildir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
قُلْ اِنَّ اللّٰهَ يُضِلُّ مَنْ يَشَٓاءُ وَيَهْد۪ٓي اِلَيْهِ مَنْ اَنَابَۚ
Beyânî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi kemâl-i ittisâldir.
Cümle, emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
قُلْ fiilinin mekulü’l-kavli olan اِنَّ اللّٰهَ يُضِلُّ مَنْ يَشَٓاءُ cümlesi, اِنَّ ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır.
Müsnedin, bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olması telezzüz, teberrük ve haşyet duyguları uyandırmak ve onun yüceliğine dikkat çekmek içindir.
Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden, اِنَّ ile tekid edilen isim cümleleri muhkem/sağlam cümlelerdir.
İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Cümlede müsnedin muzari fiil cümlesi olması zamana dikkat çeker, hükmü takviye, hudûs, istimrar, tecessüm ve teceddüt ifade eder. Medih makamında oluşu istimrar manasını vurgular. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
يُضِلُّ fiilinin mef’ûlü konumundaki müşterek ism-i mevsûl مَنْ ‘in sılası olan يَشَٓاءُ cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Aynı üslupta gelen وَيَهْد۪ٓي اِلَيْهِ مَنْ اَنَابَ cümlesi atıf harfi وَ ‘la … يُضِلُّ cümlesine atfedilmiştir. Cümlenin atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat, ayrıca tezat ilişkisi mevcuttur.
يُضِلُّ fiilinin mef’ûlü konumundaki müşterek ism-i mevsûl مَنْ ‘in sılası olan اَنَابَ cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. يَهْد۪ٓي fiiline müteallik olan اِلَيْهِ car-mecruru konudaki önemine binaen, mef’ûle takdim edilmiştir
يُضِلُّ - يَهْد۪ٓي , kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab sanatı, كَفَرُوا - اَنَابَ tıbâk-ı hafî, يَقُولُ - قُلْ kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
مَنْ ‘in tekrarında reddü’l-acüz ale’s-sadr, مَنْ ve مِنْ kelimeleri arasında cinas-ı nakıs ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
اِنَّ اللّٰهَ يُضِلُّ مَنْ يَشَٓاءُ cümlesiyle, وَيَهْد۪ٓي اِلَيْهِ مَنْ اَنَابَۚ cümlesi arasında mukabele sanatı vardır.
اَنَابَ : Hakk'a teslimiyetle yönelmek ve Hakk'ın ayetlerini derinden derine düşünerek O'na dönmek ve tövbe etmektir ki asıl anlamı "hayır nöbetine girmek" demektir. Binaenaleyh hidayetin şartı nefsin istek ve iradesinden çıkıp, Hak Teâlâ'nın iradesine yönelmek, O'na teslim olmak ve bağlanmak demek olan cüz'î iradedir. (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili)