Ra'd Sûresi 28. Ayet

اَلَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَتَطْمَئِنُّ قُلُوبُهُمْ بِذِكْرِ اللّٰهِۜ اَلَا بِذِكْرِ اللّٰهِ تَطْمَئِنُّ الْقُلُوبُۜ  ٢٨

Onlar, inananlar ve kalpleri Allah’ı anmakla huzura kavuşanlardır. Biliniz ki, kalpler ancak Allah’ı anmakla huzur bulur.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 الَّذِينَ onlar
2 امَنُوا inananlardır ا م ن
3 وَتَطْمَئِنُّ ve tatmin olanlardır ط مأ ن
4 قُلُوبُهُمْ gönülleri ق ل ب
5 بِذِكْرِ anmakla ذ ك ر
6 اللَّهِ Allah’ı
7 أَلَا iyi bilin ki ancak
8 بِذِكْرِ anmakla ذ ك ر
9 اللَّهِ Allah’ı
10 تَطْمَئِنُّ huzur bulur ط مأ ن
11 الْقُلُوبُ gönüller ق ل ب
 
Bir uyarıcı ve bir müjdeleyici olarak peygamberin görevi mûcize göstermek değil, insanları uyarmak; onlara hakkı, adaleti, güzeli ve doğruyu göstermek; haksızlık, adaletsizlik ve sapkınlıktan sakındırmaktır. Allah Teâlâ bir lutuf olarak gönderdiği peygamberleri mûcizelerle de desteklemiştir; ancak inkârcılar Hz. Peygamber’in getirdiği mûcizeleri yeterli bulmuyor, herkesin kabule mecbur kalacağı bir mûcize istiyorlardı. Böyle bir mûcize ise imtihan amacını ortadan kaldıracağı için ilâhî hikmete uygun değildi. Gerçek şu ki, burada eksik olan mûcize değil, doğruyu bulma arzusudur, onlarda doğruyu bulma arzusu olmadığı için peygamberin getirdiği mûcizelere rağmen inatla inkârcılıklarını sürdürmüşlerdir. Allah Teâlâ tercihini bu yönde kullanan kimseleri zorla doğru yola iletmez. Bilâkis onları kendi iradeleri ve tercihleriyle baş başa bırakır, sapkınlıkları içerisinde bocalar dururlar; inkârcılık ruhlarına yerleştikten sonra inanma güçleri zayıflamış olacağı için iman da edemezler. İşte Allah’ın dilediğini saptırmasından maksat budur. Nitekim yüce Allah 27. âyetin son cümlesinde doğruyu arayıp ona yönelenleri yani tercihlerini bu yönde kullananları hidayete erdireceğini haber vermekte, 28. âyette ise doğru yolu arayanların vasıflarını bildirmektedir. Âyetin bağlamı dikkate alındığı takdirde Allah’ı zikretmekten maksadın Kur’an olduğu düşünülebilir. Zira bir önceki âyette inkârcıların kabul etmedikleri şey Kur’an’dı; buna karşılık müminlerin gönüllerini huzura kavuşturan zikir de yine Kur’an’dır. Ayrıca Kur’ân-ı Kerîm’de birçok yerde zikr kelimesi Kur’an’ın adı olarak geçmektedir (meselâ bk. Hicr 15/9; Nahl16/44; Enbiyâ 21/50; Fussılet 41/41 vd.). Bununla birlikte zikr masdar olarak “anmak” mânasına gelir; âyette bu mânanın yani dil veya kalp ile Allah’ın anılmasının kastedilmiş olması kuvvetle muhtemeldir. Allah’ın hidayete erdirdiği kimseler Allah’a ve Kur’an’a gönülden ve samimi olarak inanan, Kur’ân-ı Kerîm’i okumakla ve Allah’ın adını anmakla kalpleri huzur, ruhları sükûnet bulan kimselerdir.

Kaynak :Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 3 Sayfa: 288-289
 

اَلَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَتَطْمَئِنُّ قُلُوبُهُمْ بِذِكْرِ اللّٰهِۜ 

 

اَلَّذ۪ينَ  cemi müzekker has ism-i mevsûl, önceki ayetteki  مَنْ ‘den bedel veya atf-ı beyân olarak mahallen mansubdur. Veya mahzuf mübtedanın haberi olarak mahallen merfûdur. Takdiri, هُمْ  şeklindedir. İsm-i mevsûlün sılası  اٰمَنُوا ‘dur. Îrabdan mahalli yoktur.

اٰمَنُوا  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul  و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. تَطْمَئِنُّ  fiili atıf harfi  وَ  ile makabline mauftur.

تَطْمَئِنُّ  damme ile merfû muzari fiildir. قُلُوبُهُمْ  fail olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  هُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

بِذِكْرِ  car mecruru  تَطْمَئِنُّ  fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. اللّٰهِ  lafza-i celâl muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. 

اٰمَنُوا  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi  أمن ’dir. 

İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder. 

تَطْمَئِنُّ  fiili rubâî mücerrede iki harf ilave edilerek fiilin başına bir elif, sonuna da lâme’l-fiili cinsinden bir harf ilavesiyle yapılan  افْعَلَلَّ  babındandır.


اَلَا بِذِكْرِ اللّٰهِ تَطْمَئِنُّ الْقُلُوبُۜ

 

اَلَا  tenbih edatıdır. بِذِكْرِ  car mecruru  تَطْمَئِنُّ  fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. اللّٰهِ  lafza-i celâl muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.

تَطْمَئِنُّ  damme ile merfû muzari fiildir.  الْقُلُوبُ  fail olup damme ile merfûdur.

اَلَا  ; konuşmacı dinleyenlerin dikkatini çekmek,onları uyarmak ve konuşacağı sözün önemini belirtmek için konuşmasını bu edatla başlatır.Onun için bu edata istiftah ve tembih edatı denilmiştir.(Arap Dilinde Edatlar, Hasan Akdağ)

 

اَلَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَتَطْمَئِنُّ قُلُوبُهُمْ بِذِكْرِ اللّٰهِۜ 

 

Ayet, istînafiyye olarak fasılla gelmiştir. اَلَّذ۪ينَ , önceki ayetteki ikinci ism-i mevsûl  مَنْ ’den bedeldir. Bedel, kapalı bir ifadeyi açmak, açık olanı kuvvetlendirmek için yapılan ıtnâb sanatıdır. Veya ism-i mevsûl mahzuf mübtedanın haberidir.

Cemi müzekker has ism-i mevsûl  اَلَّذ۪ينَ ’ nin sılası olan  اٰمَنُوا  cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)

وَتَطْمَئِنُّ قُلُوبُهُمْ بِذِكْرِ اللّٰهِ  cümlesi, atıf harfi وَ ‘la  sıla cümlesine atfedilmiştir. Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Fazi fiil sıygasından muzari fiil sıygasına iltifat sanatı vardır.

Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde  اللّٰهِ  isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.

Veciz ifade kastına matuf  بِذِكْرِ اللّٰهِ  izafetinde lafza-i celâle muzâf olması  ذِكْرِ  için tazim ifade eder. 

Ayette muzari fiil olan  تَطْمَئِنُّ , mazi fiil olan  اٰمَنُوا ‘ye atfedilmiştir. Mazi fiile atfedilen muzari fiilin delalet ettiği zaman, üç zamanı da kapsayan sürekliliktir. Ayette  تَطْمَئِنُّ muzari fiilinden belli bir zaman kastedilmemiş, Allah’ı zikir ile kalplerin sürekli ve devamlı bir şekilde huzur bulduğuna vurgu için muzari fiil getirilmiştir. 

اٰمَنُوا  mazi olduğu halde muzari fiil olan  تَطْمَئِنُّ  ona atfedildi. Bu fiilin muzari olması Allah’ın zikrini devamlı yaptıklarının göstergesidir. Çünkü muzari fiil teceddüt ve istimrar ifade eder. Bunun yanında  اٰمَنُوا  mazi fiilinin geçmiş zamana,  تَطْمَئِنُّ  muzari fiilinin hal ve istikbale delalet etmesi mümkündür. O zaman anlam: “Geçmişte iman edip, bugün ve gelecekte Allah’ı zikir ile kalpleri huzur bulanlar” şeklinde olmaktadır. (Hasan Duran, Kur’ân-ı Kerîm’de Teceddüt Ve Sübût Manası İçin Yapılan ‘udûl Çeşitleri)


اَلَا بِذِكْرِ اللّٰهِ تَطْمَئِنُّ الْقُلُوبُۜ

 

Ta’lil hükmündeki cümle fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Ta’lil, kelamın bir sebebe bağlanarak ifade edilmesidir. Kastedilen mananın nedenini beyan etmek maksadıyla ziyade sözlerle yapılan ıtnâb sanatıdır.

Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber talebî kelam olan cümlede takdim-tehir sanatı vardır.  بِذِكْرِ اللّٰهِ  car-mecruru, ihtimam için amili olan  تَطْمَئِنُّ ’ye takdim edilmiştir. Cümleyi tenbih harfi  اَلَا  tekid etmiştir.

Lafza-i celâlin, kalplerde haşyet ve muhabbet duygularını artırmak için yapılan tekrarında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

Zamir makamında ism-i celilin zahir olarak tekrar zikredilmesi, hükmün illetini bildirmek, muhabbeti artırarak zihne yerleştirmek içindir. Bu tekrarda tecrîd, ıtnâb, iltifat ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır. 

بِذِكْرِ اللّٰهِ  izafetinde lafza-i celâle muzâf olması ذِكْرِ  için tazim ifade eder. 

تَطْمَئِنُّ  , الْقُلُوبُ , بِذِكْرِ  kelimelerinin tekrarında reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

وَتَطْمَئِنُّ قُلُوبُهُمْ بِذِكْرِ اللّٰهِ [Kalpleri Allah’ın zikri ile huzur bulur.]  O zikre alıştığı, ona itimat ettiği ve ona ümit bağladığı için ya da korkusundan paniğe kapıldıktan sonra rahmetini anmakla tatmin olur veya varlık ve birliğini gösteren delilleri zikretmekle ya da kelamı ile yani mucizelerin en güçlüsü olan Kur’an ile demektir. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)

Kalp ne zaman cisimler âlemini araştırmaya ve müşahede etmeye (seyre) yönelirse, o esnada bir daralma ve çarpıntı ile o cisimler âlemini ele geçirip, onda tasarrufta bulunma konusunda şiddetli bir temayül meydana getir. Ama kalb, Hz Allah'ın azametini araştırmaya ve müşahedeye yöneldiği zaman ise, kalpte samedanî nurlar ve ilahî ışıklar hasıl olur. İşte kalp o zaman sükuna erer. Bundan dolayı Hak Teâlâ ["Haberiniz olsun ki kalpler ancak zikrullah ile mutmain olur"] buyurmuştur. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)