اَلَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ طُوبٰى لَهُمْ وَحُسْنُ مَاٰبٍ ٢٩
اَلَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ طُوبٰى لَهُمْ وَحُسْنُ مَاٰبٍ
İsim cümlesidir. Cemi müzekker has ism-i mevsûl اَلَّذ۪ينَ mübteda olarak mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlun sılası اٰمَنُوا ‘dir. Îrabtan mahalli yoktur.
اٰمَنُوا damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. عَمِلُوا fiili atıf harfi وَ ‘la makabline matuftur.
عَمِلُوا damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. الصَّالِحَاتِ mef’ûlun bih olup, nasb alameti kesradır. Cemi müennes salim kelimeler hareke ile irablanır.
طُوبٰى لَهُمْ وَحُسْنُ مَاٰبٍ cümlesi, اَلَّذ۪ينَ ‘nin haberi olarak mahallen merfûdur.
طُوبٰى mübteda olup, elif üzere mukadder damme ile merfûdur. لَهُمْ car mecruru mübtedanın mahzuf haberine mütealliktir. حُسْنُ atıf harfi وَ ‘la طُوبٰى ‘ ya matuftur. Aynı zamanda muzaftır. مَاٰبٍ muzâfun ileyh olarak kesra ile mecrurdur.
اٰمَنُوا sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi أمن ’dir.
İf’al babı fiille tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin ( imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.
الصَّالِحَاتِ ; sülâsî mücerredi صلح olan fiilin ism-i failidir.
İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَلَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ طُوبٰى لَهُمْ وَحُسْنُ مَاٰبٍ
Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Mübteda ve haberden müteşekkil sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.
İsim cümleleri, mübteda ve haberden oluşur. Zaman ifade etmez. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu,Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Müsnedün ileyhin ism-i mevsûlle marife olması, bahsi geçenlerin bilinen kişiler olmasının yanında o kişilere tazim ifade eder.
Mübteda konumunda gelen cemi müzekker has ism-i mevsûl اَلَّذ۪ينَ ’nin sılası olan اٰمَنُوا cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)
Aynı üslupta gelen وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ cümlesi, mevsûlün sılası olan اٰمَنُوا ’ya matuftur. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Buradaki عملوا الصالحات ibaresinin aslı عَمِلُوا الأعمال الصالحات şeklindedir. Mevsuf hazf edilmiş, sıfat söylenmiştir. Bu da onların (ve amellerinin) bu sıfatla ne kadar özdeşleştiklerini, kuvvetle vasıflandıklarını gösterir. Îcaz-ı hazif sanatıdır.
طُوبٰى , mübteda olan اَلَّذ۪ينَ ’nin haberidir. Bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mefûlü de ifade eder.
وَحُسْنُ مَاٰبٍ izafeti, temâsül sebebiyle طُوبٰى ’ya atfedilmiştir.
Faydayı çoğaltmak ve az sözle çok anlam ifade etmek amacına matuf حُسْنُ مَاٰبٍ izafetinde, حُسْنُ sıfat olmasına rağmen مَاٰبٍ ‘in önüne geçmiş ve mevsufuna muzâf olmuştur. ‘Güzel yurt, yerine [yurdun güzeli] buyrulmuştur. Bu ifadede mübalağa vardır. Sıfat tamlaması, izafetin verdiği manayı karşılayamaz.
İzafette bu kişinin bu özelliği ile tanındığı, meşhur olduğu ve bu özelliğin onun tabiatı, karakteri haline geldiği manası vardır. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri C.7 S. 238)
حُسْنُ - طُوبٰى kelimeler, arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
طُوبٰى : Katade der ki:”Onlara tuba vardır” demek, ”Onlara güzellik vardır” demektir. İkrime: ‘’Onlara bol nimetler vardır’’, İbrahim en-Nehaî: ‘’onlara hayır vardır’’ diye açıklamıştır. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
اَلَّذ۪ينَ mübtedadır, haberi de طُوبٰى لَهُمْ ‘dür, فولى veznindedir, طيپ ’ten gelir, ى ’si makabli dammeli olduğu için وَ ’a kalp olunmuştur. طاب ’nin masdarıdır, tıpkı پشرى ve زلفى gibi. Ref’i de, nasbı da caizdir. Bunun içindir ki devamı nasb ile وَحُسْنَ مَاٰبٍ okunmuştur. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl - Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t- Tenvîr)
Bu ifade, onların güzel şeylere nail olacaklarını tam olarak anlatmaktadır. Bütün lezzetler, bu ifadenin kapsamına girer. Kısaca tefsiri ise, “Her hususta en güzel ve en hoş şeyler, onların olacaktır” şeklindedir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)