قَالَ عِلْمُهَا عِنْدَ رَبّ۪ي ف۪ي كِتَابٍۚ لَا يَضِلُّ رَبّ۪ي وَلَا يَنْسٰىۘ ٥٢
قَالَ عِلْمُهَا عِنْدَ رَبّ۪ي ف۪ي كِتَابٍۚ
Fiil cümlesidir. قَالَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. Mekulü’l-kavli عِلْمُهَا ‘dır. قَالَ fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
İsim cümlesidir. عِلْمُهَا mübteda olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هَا muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. عِنْدَ zaman zarfı, mahzuf habere mütealliktir. Veya هَا ‘nın mahzuf haline mütealliktir.
رَبّ۪ي muzâfun ileyh olup mukadder kesra ile mecrurdur. Mütekellim zamiri ي muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. ف۪ي كِتَابٍ car mecruru mübtedanın mahzuf haberine mütealliktir.
لَا يَضِلُّ رَبّ۪ي وَلَا يَنْسٰىۘ
Fiil cümlesidir. لَا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. يَضِلُّ damme ile merfû muzari fiildir. رَبّ۪ي fail olup, mukadder damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Mütekellim zamiri ى muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. يَنْسٰى fiili, atıf harfi و ‘la يَضِلُّ fiiline matuftur.
يَنْسٰى elif üzere mukadder damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. Mef’ûlun bihi mahzuftur.
قَالَ عِلْمُهَا عِنْدَ رَبّ۪ي ف۪ي كِتَابٍۚ
Beyanî istînâf olarak fasılla gelen ayetin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Ayette mütekellim Hz. Musa, muhatab firavundur.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)
قَالَ fiilinin mekulü’l-kavli olan عِلْمُهَا عِنْدَ رَبّ۪ي ف۪ي كِتَابٍ cümlesi, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. Mübteda olan عِلْمُهَا ’nın haberi mahzuftur. عِنْدَ bu mahzuf habere mütealliktir.
Veciz ifade kastına matuf عِلْمُهَا izafetinde Allah Teâlâya ait zamire muzaf olan عِلْمُ , tazim edilmiştir.
عِنْدَ رَبّ۪ي izafetinde hem muzâf hem de muzâfun ileyh Rab isminden ötürü şan ve şeref kazanmıştır. Ayrıca Rab ismini zikretmesi, Hz. Musa’nın Allah'ın rububiyet vasfını öne çıkarma isteğinin işaretidir.
ف۪ي كِتَابٍ ibaresindeki فِي harfinde istiare vardır. Car ve mecrurun ilişkisi, zarf ve mazruf ilişkisine benzetilmiştir. كِتَابٍۚ içine girilecek bir şeye benzetilmiştir. Câmi, her iki durumdaki mutlak irtibattır. Bu ifadede mübalağa ve tecessüm sanatları da vardır.
كِتَابٍ ’deki nekrelik, kimsenin bilemeyeceği evsafta olduğunu belirtmek ve tazim içindir.
Ayetteki Kitap'tan maksat, Levh-i Mahfuz'dur. Yani onların bilgisi bütün tafsilatıyla Levh-i Mahfuz'da kayıt edilmiştir. Bu ifade, bu bilginin, Allah'ın (c.c) imkânı dahilinde ve ilmi içinde olmasının, alimin, bilgileri hıfzetmesi ve kâtiplerle kayıt altına almasıyla temsil etmek kabilinden de olabilir. Nitekim "Rabbim ne şaşırır, ne de unutur" cümlesi de buna işaret etmektedir. Yani Rabbim, baştan şaşırmaz ve baki olan ilmi sonradan da gitmez; fakat O'nun ilmi ebediyen sabittir. Zira şaşırmak da unutmak da Allah (c.c) için imkânsızdır. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
Ve onun في كِتابٍ [bir kitaptaki] sözü onu yazılı meselelere benzetmek manasında mecaz olabilir. Hakiki ilim manasında kinaye de olabilir. Çünkü yazılı şeyler kesinlik ifade eder. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
لَا يَضِلُّ رَبّ۪ي وَلَا يَنْسٰىۘ
Mekulü’l-kavle dahil olan cümle, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Menfi muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Muzari fiil hudûs ve teceddüt ifade eder. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde, muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Veciz anlatım kastıyla gelen, رَبّ۪ي izafetinde Rab ismine muzâfun ileyh olan mütekellim zamiri dolayısıyla Hz. Musa şan ve şeref kazanmıştır.
رَبّ۪ي lafzının ayette zamir makamında tekrarlanmasıyla muhatabın zihninde oluşabilecek şüpheyi gidermek, müsnedün ileyhi zihinde iyice yerleştirmek murad edilmiştir. Bu tekrarda ıtnâb, iltifat ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
Aynı üslupla gelen وَلَا يَنْسٰى cümlesi, atıf harfi وَ ‘la makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Menfi muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Cümledeki nefy harfi olumsuzluğu tekid için tekrarlanmıştır.
Atıftan sonra nefi harfi tekrar edilmeseydi, sadece ikisinin birlikte olumsuzlandığı anlamını taşırdı. Bu şekilde gelerek hem bunların yalnız başına olduğu durum hem de ikisinin birlikte olduğu durum olumsuzlanmıştır.
يَضِلُّ - يَنْسٰىۘ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
لَا يَضِلُّ رَبّ۪ي وَلَا يَنْسٰى cümlesinde birinci fiil, Cenab-ı Hakk’ın her şeyi bildiğine, ikinci ifade ise ilminin ezeli ve ebedi olduğuna işarettir. Bu aynı zamanda, Allah Teâlâ’nın ilminin değişmeyeceğine de bir işarettir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)