اَلَّذ۪ي جَعَلَ لَكُمُ الْاَرْضَ مَهْداً وَسَلَكَ لَكُمْ ف۪يهَا سُبُلاً وَاَنْزَلَ مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءًۜ فَاَخْرَجْنَا بِه۪ٓ اَزْوَاجاً مِنْ نَبَاتٍ شَتّٰى ٥٣
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | الَّذِي | o ki |
|
| 2 | جَعَلَ | yaptı |
|
| 3 | لَكُمُ | size |
|
| 4 | الْأَرْضَ | yeri |
|
| 5 | مَهْدًا | beşik |
|
| 6 | وَسَلَكَ | ve açtı |
|
| 7 | لَكُمْ | sizin için |
|
| 8 | فِيهَا | onda |
|
| 9 | سُبُلًا | yollar |
|
| 10 | وَأَنْزَلَ | ve indirdi |
|
| 11 | مِنَ | -ten |
|
| 12 | السَّمَاءِ | gök- |
|
| 13 | مَاءً | bir su |
|
| 14 | فَأَخْرَجْنَا | ve çıkardık |
|
| 15 | بِهِ | onunla |
|
| 16 | أَزْوَاجًا | çiftler |
|
| 17 | مِنْ | -den |
|
| 18 | نَبَاتٍ | bitki- |
|
| 19 | شَتَّىٰ | her çeşit |
|
Nebete نبت : Gövdeli veya gövdesiz olsun yerden biten her bitkiye نَباتٌ denir. Fakat yaygın dilde daha çok yerde yayılan ve gövdesi olmayan bitkiler bu isimle anılır. Kelimenin taşıdığı temel gerçekler göze alındığında bitki, hayvan ya da insan olsun her türlü büyüyen varlık için de kullanılabilir. İf'al formundaki kullanımı da (إنْبات) bitirmek manası taşır. (Müfredat)
Kuran’ı Kerim’de türevleriyle birlikte 26 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres) Türkçede kullanılan şekilleri nebat, nebâti ve münbittir. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi)
اَلَّذ۪ي جَعَلَ لَكُمُ الْاَرْضَ مَهْداً وَسَلَكَ لَكُمْ ف۪يهَا سُبُلاً وَاَنْزَلَ مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءًۜ
İsim cümlesidir. Müfred müzekker has ism-i mevsûl اَلَّذ۪ي mahzuf mübtedanın haberi olarak mahallen merfûdur. Takdiri; هو şeklindedir. İsm-i mevsûlun sılası جَعَلَ ’dir. Îrabdan mahalli yoktur. Veya önceki ayetteki رَبّ۪ي ‘nin sıfatı olarak mahallen mecrurdur.
Fiil cümlesidir. جَعَلَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Değiştirme anlamında kalp fiilidir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. لَكُمْ car mecruru جَعَلَ fiiline veya مَهْداً ‘nin mahzuf haline mütealliktir. الْاَرْضَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. مَهْداً ikinci mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.
وَ atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Fiil cümlesidir. سَلَكَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. لَكُمْ car mecruru سَلَكَ fiiline mütealliktir. ف۪يهَا car mecruru سَلَكَ fiiline veya سُبُلاً ‘nin mahzuf haline mütealliktir. سُبُلاً mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.
وَ atıf harfidir. اَنْزَلَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. مِنَ السَّمَٓاءِ car mecruru اَنْزَلَ fiiline veya مَٓاءًۜ ‘nin mahzuf haline mütealliktir. مَٓاءً mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.
Değiştirme manasına gelen جَعَلَ kelimesi 3 şekilde gelir: 1. Bir şeyden başka bir şey meydana getirmek. 2. Bir halden başka bir hale geçmek 3. Bir şeyle başka bir şeye hükmetmek. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَنْزَلَ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi نزل ’dir.
İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.
فَاَخْرَجْنَا بِه۪ٓ اَزْوَاجاً مِنْ نَبَاتٍ شَتّٰى
Fiil cümlesidir. فَ atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَخْرَجْنَا sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamiri نَا fail olarak mahallen merfûdur. بِ sebebiyyedir. بِه۪ٓ car mecruru اَخْرَجْنَا fiiline mütealliktir. اَزْوَاجاً mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.
مِنْ نَبَاتٍ car mecruru اَزْوَاجاً ‘in mahzuf sıfatına mütealliktir. شَتّٰى kelimesi اَزْوَاجاً ‘nin ikinci sıfatı olup, elif üzere mukadder fetha ile mansubdur.
Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.
Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.
Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat 2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.
1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar 2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.
1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.
2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.
Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette şibh cümle ve müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَخْرَجْنَا fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındadır. Sülâsîsi خرج ’dir.
شَتّٰى kelimesi شتيت ‘in cemisi olup sıfat-ı müşebbehedir.“Benzeyen sıfat” demektir. İsm-i faile benzediği için bu adı almıştır. İsm-i failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde, sıfat-ı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsm-i fail değişen ve yenilenen vasfa delalet eder. Sıfat-ı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu süreklilik ve sabitlik az veya çok, bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَلَّذ۪ي جَعَلَ لَكُمُ الْاَرْضَ مَهْداً وَسَلَكَ لَكُمْ ف۪يهَا سُبُلاً وَاَنْزَلَ مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءًۜ
Bu ayet Hz. Musa’nın sözlerinin devamıdır. İstînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır.
Müfred müzekker has ism-i mevsûl olan اَلَّذ۪ي , takdiri هو olan mahzuf mübtedanın haberidir. هو zamiri, Allah Teâlâ’ya racidir. Bu takdire göre sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Burada yeryüzünün yaratılışından bahsedildiği ve bunu Allah’tan başkasının yapamayacağı bilindiği için müsnedün ileyh ayrıca zikredilmemiştir.
Cümlenin müsnedi konumunda olan الَّـذ۪ٓي , sonraki habere dikkat çekmek üzere ism-i mevsûlle marife olmuştur. Sılası olan جَعَلَ لَكُمُ الْاَرْضَ مَهْداً cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. جَعَلَ fiiline müteallık olan لَكُمُ , ihtimam için mef’ûle takdim edilmiştir.
Aynı üslupta gelen وَسَلَكَ لَكُمْ ف۪يهَا سُبُلاً ve وَاَنْزَلَ مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً cümleleri atıf harfi وَ ‘la sıla cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Her ikisi de müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. اَنْزَلَ fiiline müteallik olan مِنَ السَّمَٓاءِ car mecruru ve سَلَكَ fiiline müteallik لَكُمْ ile ف۪يهَا car mecrurları, ihtimam için mef’ûllere takdim edilmiştir.
Ayette Allah Teâlâ’nın insanlara olan nimetlerinin sayılması taksim sanatıdır.
Ayette yeryüzü ve gökyüzünün özellikleri ayrı ayrı belirtilmiştir. Cem' ma’at-taksim ve tefrik sanatıdır.
مَٓاءً ile مَهْداً ve سُبُلاً kelimelerindeki nekrelik, kesret ve tazim ifade eder.
السَّمَٓاءِ - مَٓاءً kelimeleri arasında cinas-ı nakıs sanatı vardır.
الْاَرْضَ ve السَّمَٓاءِ kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab ve mürâât-ı nazîr sanatları vardır.
الْاَرْضَ مَهْداً ifadesinde teşbih harfi hazf edilmiştir. Teşbih harfinin hazfi, makam gereği mübalağa ifade eder. Makam teşbihte mübalağa gerektiriyorsa teşbih edatı hazf edilir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi) Teşbîhi beliğdir.
İsim cümlesinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
اَلَّذ۪ي جَعَلَ لَكُمُ الْاَرْضَ ibaresi ref mahallindedir, رَبّ۪ي kelimesinin sıfatıdır ya da mahzuf mübtedanın haberidir veya medih üzere mansubdur. Kûfeliler burada ve Zuhrûf sûresinde مَهْداً okumuşlardır ki, كالمهد demektir yani onu beşik gibi kullanırsınız demektir. مَهْداً , masdardır, isim olarak kullanılmıştır. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)
Buradaki مَهْداً ( Beşik), ميهاد (Döşek) şeklinde de okunmuştur. Bu da istiaredir. Burada maksat, arzı, üzerinde yerleşmeye, içinde dolaşmaya imkân verecek şekilde hazırlanıp döşenmiş bulunan döşeğe benzetmektedir. Bu istiarenin benzerleri daha önce geçmiştir. ميهاد ile مَهْداً ’in manası birdir. Bu tıpkı فرش (yaygı) ve فراش gibidir. Ancak مَهْداً , daha çok küçük çocuk için yapılan ve onu koruyan alet (beşik) için kullanılır. Fakat sonuçta bu da فراش (döşek) anlamına varır. Ayrıca مهدا kelimesi, مهد fiili mazisi - يمهد muzarisi - مهدا fiilinin masdarı da olur ki (ayağını koyacağı ve yanını yaslayacağı bir yer hazırlamak) demektir. (Şerîf er-Râdî, Kur’an Mecazları)
Keşşâf Sahibi şöyle der: اَلَّذٖى جَعَلَ ifadesi ya mahzuf mübtedanın haberi ya da رَبّ۪ي kelimesinin sıfatı olduğu için mahallen merfûdur. Yahud da medh üzere mansubdur ki, onun bu şekilde kullanılması hem genel hem de mecazîdir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
Yerin yaratılış nimetinden bahsetmişken buna gökten inen su ile yerden bitkiler çıkarmak nimetini eklemiştir. Bu nimet göklerin yaratılışını haber veren bir nimettir ki, maksat bunu da hatırlatmaktır. Bunun için Abese/25 ayetinde olduğu gibi أنّا صَبَبْنا الماءَ صَبًّا ثُمَّ شَقَقْنا الأرْضَ شَقًّا [Şöyle ki: Yağmurlar yağdırdık. Sonra toprağı göz göz yardık da...] buyurulmamıştır. Bu beliğ bir idmâcdır. (Âşûr, Et- Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
فَاَخْرَجْنَا بِه۪ٓ اَزْوَاجاً مِنْ نَبَاتٍ شَتّٰى
Ayetin son cümlesi, atıf harfi فَ ile وَاَنْزَلَ مِنَ cümlesine atfedilmiştir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
اَخْرَجْنَا fiilinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder. Azamet zamiri, ululuğu izhar etmedir.
فَاَخْرَجْنَا [Çıkardık] sözünde iltifat sanatı yapılmıştır. Böylece “sana söylediğim şeylerin hepsi Allah’tandır, benden değildir” manası ifade edilmiştir. Bu şekilde Firavun’a söylenecek şeyler; reddetmemesi için alıştıra alıştıra, belli bir sırayla, incitmeden yumuşak bir şekilde zikredilmiştir. Bu istidrâc sanatı üslubudur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kuran Işığında Belâgat Dersleri Bedî’ İlmi)
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. اَخْرَجْنَا fiiline müteallik بِه۪ٓ car mecruru, ihtimam için mef’ûl olan اَزْوَاجاً ‘e takdim edilmiştir.
نَبَاتٍ ve اَزْوَاجاً kelimelerinin tenkiri, nev, kesret ve tazim içindir.
مِنْ نَبَاتٍ car mecruru اَزْوَاجاً ‘in mahzuf sıfatına mütealliktir. Sıfatın hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
شَتّٰى kelimesi نَبَاتٍ için sıfattır. Mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.
Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.
Bu ayette Allah Teâlâ kendisinden gaib sıygasıyla جَعَلَ / سَلَكَ / اَنْزَلَ bahsederken mütekellim اَخْرَجْنَا sıygasına geçiş yapmıştır. Oysaki zahire göre ifadenin اَخْرَجْ şeklinde gelmesi gerekirdi. Ancak Yüce Allah gaib zamirinden azamet nûnu adı verilen cemi mütekellim zamiri نا ’ya iltifat etmiştir. Bu iltifatın nüktesini Beyzâvî şöyle açıklar: “Burada Allah Teâlâ’nın gaibden (üçüncü şahıs) mütekellim (birinci şahıs) sıygasına dönmesi, kendi kelamını hikâye etmek ve bütün bu sayılanların O’nun kemâl-i kudret ve hikmetini ortaya koyduğuna, eşyanın da O’nun iradesine boyun eğdiğine dikkat çekmek içindir.(Süleyman Gür, Kâzî Beyzâvî Tefsîrinde Belâgat İlmi ve Uygulanışı)
Keşşâf Sahibi şöyle der: "Hz. Musa, Hak Subhanehû'nun, bütün eşyanın emrine boyun eğdiği ve kendisine itaat edilen bir varlık olduğunu bildirmek için, gayb sıygasından mütekellim sıygasına geçmiş, böylece söz, itaatin mutlak merciine verilmiştir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)