كُلُوا وَارْعَوْا اَنْعَامَكُمْۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِاُو۬لِي النُّهٰى۟ ٥٤
كُلُوا وَارْعَوْا اَنْعَامَكُمْۜ
Fiil cümlesidir. كُلُوا fiili ن ‘un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.
وَ atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
ارْعَوْا fiili ن ‘un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و’ ı fail olarak mahallen merfûdur. اَنْعَامَكُمْ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir كُمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِاُو۬لِي النُّهٰى۟
İsim cümlesidir. اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir, ismini nasb haberini ref eder.
ف۪ي ذٰلِكَ car mecruru اِنَّ ’nin mahzuf mukaddem haberine mütealliktir. ذا işaret ismi, sükun üzere mebni, mahallen mecrurdur. ل harfi buud yani uzaklık belirten harf, ك ise muhatap zamiridir.
لَ harfi اِنَّ ’nin haberinin başına gelen lam-ı muzahlakadır.
اٰيَاتٍ kelimesi اِنَّ ’nin muahhar ismi olup nasb alameti kesradır. Cemi müennes salim kelimeler hareke ile irablanır. لِاُو۬لِي car mecruru اٰيَاتٍ ’in mahzuf sıfatına müteallik olup cemi müzekkere mülhak olduğundan cer alameti ي ‘dır. Aynı zamanda muzâftır. النُّهٰى muzâfun ileyh olup mukadder kesra ile mecrurdur.
اِنَّ ‘nin ismi haberinden sonra gelmesi halinde bu lam, ismin başına gelebilir. (Hasan Akdağ, Arap Dilinde Edatlar)
Tekid lamı diye isimlendirilen bu lamın kullanımı oldukça yaygındır. Fethalı olarak kullanılan bu lam, sadece ismin ve muzari fiilin başına dahil olur. İsim cümlesinin başına اِنَّ edatı gelince cümlenin başında gelmesi gereken lam-ı ibtida, اِنَّ ‘nin haberinin başına kayar. Bundan dolayı lam-ı muzahlaka olarak da adlandırılır. (Mehmet Altın , Kur’ân’da Te’kid Üslupları ve Çeşitleri)
كُلُوا وَارْعَوْا اَنْعَامَكُمْۜ
Ayet istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Cümle emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Aynı üslupta gelen وَارْعَوْا اَنْعَامَكُمْ cümlesi hükümde ortaklık nedeniyle, كُلُوا cümlesine atfedilmiştir. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Emir üslubunda gelmiş olduğu halde, gerçek manada emir anlamı taşımayan iki cümle, ibaha kastı taşıdığı için mecaz-ı mürsel mürekkebdir.
اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِاُو۬لِي النُّهٰى۟
Cümle, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. اِنَّ ve lam-ı muzahlaka ile tekid edilmiş sübut ve istimrar ifade eden, faide-i haber inkârî kelamdır.
Cümlede takdim-tehir ve îcâz-ı hazif sanatları vardır. ف۪ي ذٰلِكَ car mecruru, اِنَّ ‘nin mahzuf mukaddem haberine mütealliktir. اِنَّ ’nin muahhar ismi olan لَاٰيَاتٍ ’e dahil olan لَ , tekid ifade eden lam-ı muzahlakadır.
Öncesinde söylenen hususları net bir şekilde göstererek dikkati çekmek, muhatabın zihnine iyice yerleştirmek ve onları yüceltmek kastıyla gelen işaret ismi ذٰلِكَ , bahsedilen şeyin açıklanmasının çok önemli olduğunu ve mertebesinin yüksekliğini bildirerek tazim ifade eder. اِنَّ ’nin haberi olarak takdimi de önemine işaret etmektedir.
İşaret ismine dahil olan ف۪ي harfinde istiare vardır. ف۪ي harfindeki zarfiyet manası dolayısıyla işaret edilen Allah’ın kudretinin delili olan ayetler, içine girilebilen bir şeye benzetilmiştir. Burada ف۪ي harfi kendi manasında kullanılmamıştır. Câmi’, her ikisindeki mutlak irtibattır. Bu ifadede mübalağa ve tecessüm sanatları da vardır.
Müsnedün ileyh olan لَاٰيَاتٍ ’ in nekre gelmesinde, tazim ifadesinin yanında teksir ve özel bir nev olduğu anlamı da vardır.
لِاُو۬لِي النُّهٰى۟ car mecruru لَاٰيَاتٍ ’in mahzuf sıfatına mütealliktir. Sıfatın hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
لِاُو۬لِي için sıfat olan النُّهٰى۟ , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mef’ûlü de ifade eder.
İnsanın dünya ve ahiret saadetine kavuşması; kötü amel ve ahlaktan uzak durması ve mahlukata bakarak ibret almasıyla gerçekleşir. İnsanın bunları yapabilmesi için ise batıla uymayı ve çirkin şeyleri yapmayı men eden selim bir akla sahip olması gerekir. Bunlar لِاُو۬لِي النُّهٰى۟ tabiriyle veciz bir şekilde ifade edilmiştir. Bu edebi sanatlardan îcâz-ı kısardır.
Ayrıca bu ifadede sebep müsebbep alakasıyla mecaz-ı mürsel sanatı vardır.
Bu ve benzeri cümleler, اِنَّ , isim cümlesi ve lam-ı muzahlaka olmak üzere üç katlı tekid ifade eden çok muhkem/sağlam cümlelerdir.
İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
ذٰلِكَ ile muşârun ileyh en kâmil bir şekilde ayırt edilir. Dil alimleri sadece mühim bir haber vermek istedikleri zaman muşârun ileyhi bu işaret ismiyle kamil olarak temyiz ederler. Çünkü bu şekilde işaret ederek verdikleri haber başka hiçbir kelamdan bu kadar açık bir şekilde ortaya konmaz. (Muhammed Ebu Mûsâ, Hâ-Mîm Sûreleri Belâgî Tefsiri, Duhan/57, C. 5, s. 190)
اِنَّ ve tekid lamı, cümlede beraberce bulunursa bu cümle, üç kez tekrar edilen cümle gibi olur. Çünkü اِنَّ, cümlede iki kez tekrar gücünü taşır, buna tekid lamı da ilave edilince, üçüncü tekrar sağlanmış olur. Tekid edilen, اِنَّ ’nin ismi ve haberinden ziyade, cümlenin taşıdığı hükümdür. (Suyûtî, İtkan, c. 2 s.176)
[Şüphesiz bunda akıl sahipleri için ibretler vardır] Batıla uymayı ve çirkin şeyleri yapmayı men eden akıl sahipleri içindir. النُّهٰى۟ kelimesi, نُّهى 'nin çoğuludur. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)
Bunların işaretler teşkil etmesi, bütün âlemler için geçerli olduğu halde, anılan akıl sahiplerine tahsis edilmesi, o işaretlerden faydalananlar ve aksine davranmaktan alıkoyanların o akıl sahipleri olmaları itibarıyladır. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
Haberin اِنَّ ile tekid edilmesi, muhatabı münkir menziline koymak içindir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t- Tenvîr)