En'âm Sûresi 117. Ayet

اِنَّ رَبَّكَ هُوَ اَعْلَمُ مَنْ يَضِلُّ عَنْ سَب۪يلِه۪ۚ وَهُوَ اَعْلَمُ بِالْمُهْتَد۪ينَ  ١١٧

Şüphesiz senin Rabbin, yolundan sapanı çok iyi bilir ve yine O, doğru yolu bulanları en iyi bilendir.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 إِنَّ elbette
2 رَبَّكَ Rabbin ر ب ب
3 هُوَ O
4 أَعْلَمُ çok iyi bilir ع ل م
5 مَنْ kimseleri
6 يَضِلُّ sapan(lar)ı ض ل ل
7 عَنْ -ndan
8 سَبِيلِهِ yolu- س ب ل
9 وَهُوَ ve O
10 أَعْلَمُ çok iyi bilir ع ل م
11 بِالْمُهْتَدِينَ hidayete erenleri ه د ي
 

İnsanlar inanç ve yaşayış bakımından genellikle “Allah’ın yolundan sapanlar” ve “doğru yolda gidenler” şeklinde ikiye ayrılmış; kimlerin yoldan saptığını, kimlerin hak yolda olduğunu Allah Teâlâ’nın çok iyi bildiği belirtilerek, dolaylı bir ifadeyle, yalan ve kuruntularla yollarını belirleyen dalâlet ehline güvenmek ve bağlanmak yerine, Allah’a güvenip bağlanmak, hakikati tayinde sadece O’nu ve O’nun bilgi hazinesi olan Kur’an’ı rehber kılmak gerektiğine işaret edilmiştir.

Kaynak : Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 2 Sayfa: 460-46

 

اِنَّ رَبَّكَ هُوَ اَعْلَمُ مَنْ يَضِلُّ عَنْ سَب۪يلِه۪ۚ

 

İsim cümlesidir.  اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.

رَبَّكَ  kelimesi  اِنَّ ’nin ismi olup fetha ile mansubdur. Muttasıl zamir  كَ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.  هُوَ  fasıl zamiridir. Tekid ifade eder. اَعْلَمُ  kelimesi  اِنَّ ’nin haberi olup damme ile merfûdur.

Müşterek ism-i mevsûl  مَنْ  takdir edilen  ب  harf-i ceriyle mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası  يَضِلُّ عَنْ سَب۪يلِه۪ ’dir. Îrabtan mahalli yoktur.

يَضِلُّ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هُو ’dir.  عَنْ سَب۪يلِه۪  car mecruru  يَضِلُّ   fiiline mütealliktir. Muttasıl zamir  ه۪  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

Zamiru’l Fasl (Ayırma Zamiri): Umumiyetle mübteda marife, haberse nekre gelir: Ancak, haber mübteda gibi marife olunca çoğu defa aralarında -irabdan mahalli olmayan- bir zamir bulunur. Haber ile sıfatı birbirinden ayırdığı için buna “zamiru’l fasl” (ضَمِيرُ الفَصْلِ  ayırma zamiri) denir.

Zamirler ne mevsuf ne de sıfat olurlar. Bundan dolayı marife olan iki ismin arasına girince iki ismin arası açılır; sıfat – mevsuf olma durumları ortadan kalkar, mevsuf mübteda, sıfat da haber olur.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)  

اَعْلَمُ  kelimesi ism-i tafdildir. İsmi tafdil; bir vasfın, bir hususun bir varlıkta diğer bir varlıktan daha fazla olduğunu ifade eder. İsmi tafdil  اَفْضَلُ  veznindendir. İsmi tafdilin sıfatı müşebbeheden farkı; renk, şekil, uzuv noksanlığı ifade etmemesidir. Müennesi  فُعْلَى  veznindedir. 

İsmi tafdilden önce gelen isme “mufaddal”, sonra gelen isme “mufaddalun aleyh’’ denir. Mufaddal ve mufaddalun aleyhi bazen açıkça cümlede göremeyebiliriz. Bu durumda mufaddal ve mufaddalun aleyh cümlenin gelişinden anlaşılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)  

 

 وَهُوَ اَعْلَمُ بِالْمُهْتَد۪ينَ

 

İsim cümlesidir. وَ  istînâfiyyedir. Munfasıl zamir هُوَ  mübteda olarak mahallen merfûdur. اَعْلَمُ  haber olup damme ile merfûdur.

بِالْمُهْتَد۪ينَ  car mecruru  اَعْلَمُ ’ye müteallik olup cer alameti  ي ’dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar.

الْمُهْتَد۪ينَ  sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan iftiâl babının ism-i failidir.

İsm-i fail: Eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)  

 

اِنَّ رَبَّكَ هُوَ اَعْلَمُ مَنْ يَضِلُّ عَنْ سَب۪يلِه۪ۚ وَهُوَ اَعْلَمُ بِالْمُهْتَد۪ينَ

 

Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. اِنَّ  ve fasıl zamiriyle tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.

İsim cümleleri sübut ifade eder. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfret ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu (sabit olması) veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meâni İlmi )

اِنَّ ’nin isminin izafetle gelmesi az sözle çok anlam ifadesi ve Hz. Peygambere destek ve muhabbetle muamelenin işaretidir. Ayrıca  رَبَّكَ  izafeti, Peygambere şan ve şeref ifade eder.

Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde Rab isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.

Ayetteki  هُوَ  fasıl zamiri kasr ifade eder. Müsned, müsnedün ileyhe kasredilmiştir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr). Kasr, mübteda ve haber arasındadır. رَبَّكَ , maksurun aleyh-mevsûf,  اَعْلَمُ مَنْ يَضِلُّ عَنْ سَب۪يلِه۪ۚ  maksur-sıfat olmak üzere, kasr-ı sıfat, ale’l mevsûftur. Yani, onun yolundan sapmış olanları ve hidayette olanları bilmek, Allah’a hasredilmiştir. 

Takdir edilen  ب  harf-i ceri nedeniyle müşterek ism-i mevsûl  مَا , ism-i tafdil veznindeki  اَعْلَمُ ’ya mütealliktir. Sılası olan  يَضِلُّ عَنْ سَب۪يلِه۪  cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. İstimrar, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

اَعْلَمُ , ism-i tafdil vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir.

سَب۪يلِه۪  [O’nun yolu] ibaresinde tasrihî istiare vardır. سَبِیلِ kelimesi yol demektir. Hedefe ulaştırması bakımından benzer oldukları için din yola benzetilmiştir. Müşebbeh (müstear leh) hazfedilmiş, müşebbehün bih (müstear minh) olan yol zikredilmiştir.

Bu izafette, Allah Teâlâ’ya ait zamire muzâf olması  سَب۪يلِ  için tazim ve teşrif ifade eder. 

Ayetin son cümlesi olan  وَهُوَ اَعْلَمُ بِالْمُهْتَد۪ينَ , atıf harfi  وَ ‘ la  اِنَّ ’nin haberine matuftur. Mübteda ve haberden müteşekkil sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

وَهُوَ اَعْلَمُ بِالْمُهْتَد۪ينَ [Muhtedileri bilir] ifadesi, bilmekle kalmaz karşılığını da verir anlamında lâzım-melzûm alakasıyla, mecaz-ı mürseldir.

Yine [Muhtedileri bilir] ifadesinin mefhumu muhalifi “Allah’ın bilmediği hiçbir şey yoktur. Muhtedileri bilir ama ihtida etmeyenleri de bilir.” manasıdır.

الْمُهْتَد۪ينَ - يَضِلُّ  kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır.

هُوَ- اَعْلَمُ  kelimelerinin tekrarında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatı vardır.

Ayetin bu son cümlesinde ‘bir anlam için söylenen sözün içine başka bir anlam yerleştirmek şeklinde açıklanan idmâc sanatı vardır. [O, hidayette olanları ve onun yolundan sapmış olanları en iyi bilendir.] ifadesinde Allah Teâlâ, onları bildiğini beyan ederken, bunun içine hesap, ceza ve mükafatı idmâc etmiştir. Vaad ve vaid anlamı taşıyan bu cümlede, mecâz-ı mürsel sanatı vardır. Lâzım zikredilmiş, melzûm kastedilmiştir.

هُوَ اَعْلَمُ  ibaresi ihtimam ve mananın zihinde yerleşmesi için tekrar edilmiştir. 

Ayet, mesel tarikinde tezyîldir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

Cümleler tezyîl olarak önceki anlamı tekid için gelmiş ıtnâb sanatıdır. Mesel tarikinde olanlar müstakil olarak da bir mana ifade eder. Yani müstakil olarak dillerde dolaşır, atasözü gibi halk arasında bilinir.

İslam’daki üstünlük veya daha iyi bilmek, Bilginin çokluğu ile Bilgi konularını etraflıca, bütün yönleri bilmekle, Bilgiye bilvasıta değil, bilavasıta sahip olmakla mümkündür.(Ebüssuûd, İrşâdü’l -Akli’s-Selîm)