En'âm Sûresi 118. Ayet

فَكُلُوا مِمَّا ذُكِرَ اسْمُ اللّٰهِ عَلَيْهِ اِنْ كُنْتُمْ بِاٰيَاتِه۪ مُؤْمِن۪ينَ  ١١٨

Artık, âyetlerine inanan kimseler iseniz üzerine Allah’ın ismi anılarak kesilmiş hayvanlardan yiyin.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 فَكُلُوا o halde yeyiniz ا ك ل
2 مِمَّا (hayvan)lardan
3 ذُكِرَ anılan ذ ك ر
4 اسْمُ adı س م و
5 اللَّهِ Allah’ın
6 عَلَيْهِ üzerine
7 إِنْ eğer
8 كُنْتُمْ siz ك و ن
9 بِايَاتِهِ O’nun ayetlerine ا ي ي
10 مُؤْمِنِينَ inanıyorsanız ا م ن
 

Bir önceki âyetin sonunda yoldan sapmışlarla hidayette olanlardan söz edilmişti. Burada ise hidayet ehli olan müslümanlardan, (“bismillâh…” diyerek veya başka şekillerde) Allah’ın ismi anılmak suretiyle kesilen (yahut avlanan) hayvanlardan yemeleri istenmekte olup bu istek buyruk değil, “yiyebilirsiniz” anlamında izin (ibâha) ifade eder. Müşrikler putların ve cinlerin adını anarak da hayvan kesiyorlardı. Âyette bu uygulama yasaklanmaktadır.

Kaynak : Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 2 Sayfa: 462

 

فَكُلُوا مِمَّا ذُكِرَ اسْمُ اللّٰهِ عَلَيْهِ اِنْ كُنْتُمْ بِاٰيَاتِه۪ مُؤْمِن۪ينَ

 

Fiil cümlesidir.  فَ  mukadder şartın cevabının başına gelen rabıta veya fasiha harfidir. Takdiri, إن كنتم أيها المسلمون محقين في الإيمان فكلوا (Ey Müslümanlar, eğer imanda doğru iseniz, …. yiyin.) şeklindedir.

كُلُوا  fiili  نَ ’un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. مَا müşterek ism-i mevsûl  مِنْ  harf-i ceriyle  كُلُوا  fiiline mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası  ذُكِرَ اسْمُ اللّٰهِ ’dur. Îrabtan mahalli yoktur.

ذُكِرَ  fetha üzere mebni meçhul mazi fiildir.  اسْمُ  naib-i fail olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzaftır. اللّٰهِ  lafza-i celâl muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. عَلَيْهِ  car mecruru  ذُكِرَ  fiiline mütealliktir. 

اِنْ  iki muzari fiili cezm eden şart harfidir. Şart ve cevap cümlesinde şartın vuku bulma ihtimali şüpheli veya zayıfsa kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

كَانَ  nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder. كُنتُم ’un dahil olduğu isim cümlesi şart cümlesidir. 

تُمْ  muttasıl zamiri  كُنتُم ’ün ismi olarak mahallen merfûdur. بِاٰيَاتِه۪  car mecruru  مُؤْمِن۪ينَ ‘ye mütealliktir.  Muttasıl zamir  ه۪  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. مُؤْمِن۪ينَ  kelimesi  كُنْتُمْ ’un haberi olup nasb alameti  ي ’dir. Cemi müzekker salim kelimeler harf ile irablanır. 

Şartın cevap cümlesi öncesinin delaletiyle hazfedilmiştir.  

Şart ve cevap fiilleri mazi de muzari de gelebilir. Ancak aslolan ikisinin de muzari gelmesidir. Cevap cümlesi ise mazi ve muzari cümleleriyle gelebildiği gibi diğer cümlelerle de gelebilir. 

Cevap cümlesi; başına hiçbir edat gelmeyen olumlu mazi ve muzari olarak geldiğinde başına cevap (rabıt  ف ’si) gelmez. Ayrıca  لَمْ  (cahd-ı mutlak) ve  لَا  (nefyi istikbal) ile menfi olan muzari olarak geldiğinde de umumiyetle başına cevap (rabıt  ف ’si) gelmez, bunun haricinde gelen cümle çeşitlerinde ise umumiyetle başına cevap (rabıt  ف ’si) gelir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Meçhul fiil gelmesinin sebepleri şunlardır: Fail bilinmediği zaman,  Fail muhataptan gizlenmek istendiği zaman, Fail herkes tarafından bilindiği zaman,  Failin zikredilmesine gerek olmadığı zaman, fiile vurgu yapılmak istendiği zaman. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

مُؤْمِن۪ينَ  sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babından ism-i faildir.

İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

فَكُلُوا مِمَّا ذُكِرَ اسْمُ اللّٰهِ عَلَيْهِ 

 

İstînâfiyye olarak fasılla gelen cümledeki  فَ , mahzuf şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir. Takdiri;  …إن كنتم أيها المسلمون محقين في الإيمان (Ey Müslümanlar, eğer imanda doğru iseniz …) olan şart cümlesinin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır. Emir, ibaha içindir.

Cevap cümlesi olan  فَكُلُوا مِمَّا ذُكِرَ اسْمُ اللّٰهِ عَلَيْهِ , emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.

Mahzuf şart ve mezkur cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda talebî inşâî isnaddır.

Cevap cümlesindeki emir, ibaha manasına geldiği için cümle mecâz-ı mürsel mürekkeptir.

Mecrur mahaldeki müşterek ism-i mevsûl  مَا , başındaki harf-i cerle كُلُوا  fiiline mütealliktir. Sılası olan  ذُكِرَ اسْمُ اللّٰهِ عَلَيْهِ  cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

ذُكِرَ  fiili, meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime meçhul binada naib-i fail olur.

Meçhul bina, naib-i failin bu fiilde bir dahli olmadığına da işaret eder. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er- Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i İbrahim, s. 127)

Meçhul fiil gelmesinin sebepleri şunlardır: Fail bilinmediği zaman,  Fail muhataptan gizlenmek istendiği zaman, Fail herkes tarafından bilindiği zaman,  Failin zikredilmesine gerek olmadığı zaman, fiile vurgu yapılmak istendiği zaman. Burada Allah’ın ismini kimin andığı önemli değil, önemli olan O’nun isminin anılmasıdır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اسْمَ اللّٰهِ  izafetinde Allah ismine muzâf olması  اسْمَ ‘ye şan ve şeref kazandırmıştır. Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde  اللّٰهِ  isminin zikredilmesi tecrîd sanatı vardır.

عَلَيْهِ  ifadesindeki istila manası taşıyan  عَلَيْ  harfinde istiare vardır. Çünkü istila; mülazemet gerektirir. Allah’ın ismi, yenilen şeyleri kaplamışlar gibi ifade edilmiştir. Yiyecekler sanki bir binek, Allah’ın ismi onların üzerindedir. Mülazemet alakasıyla mecaz-ı mürsel sanatıdır. Mübalağa için gelen bu üslupta tecessüm sanatı da vardır. 

عَلَيْهِ harf-i ceri, istila manasında mecazdır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr) 


اِنْ كُنْتُمْ بِاٰيَاتِه۪ مُؤْمِن۪ينَ

 

Şart üslubundaki son terkip, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. كان ’nin dahil olduğu isim cümlesi  اِنْ كُنْتُمْ بِاٰيَاتِه۪ مُؤْمِن۪ينَ , şart cümlesidir. Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesinde takdim-tehir sanatı vardır. Bütün mamullerin cümledeki yeri, aslında amilinden sonra gelmesidir. Car-mecrur  بِاٰيَاتِه۪ , ihtimam için, amili olan  مُؤْمِن۪ينَ ‘ye takdim edilmiştir.

Ayette îcâz-ı hazif vardır. Şartın cevabı, öncesinin delaletiyle hazf edilmiştir. Takdiri, فكلوا (Yiyin) şeklindedir.

Bu takdire göre, mezkûr şart ve mukadder cevap cümlelerinden oluşan terkip şart üslubunda talebî inşâî isnaddır. 

Kur’an’da çoğu yerde bu ayette olduğu gibi şartın cevabı mahzuftur.  

Ayette cevabın mahzuf olması farklı yönlerden düşünmeyi gerektirdiği, ayrıca dinleyici ve okuyucuyu düşünce ve hayal ufkuna yönlendirdiği için mübalağa içermektedir. Îcâz metoduyla cümle daha yoğun anlamlar yüklenmiştir. (Hasan Uçar, Kur’an-ı Kerîm’deki Anlamsal Bedî‘ Sanatları Doktora Tezi)

Veciz ifade kastına matuf  بِاٰيَاتِه۪  izafetinde, Allah Teâlâ’ya ait zamire muzâf olan ayetler, tazim ve şeref kazanmıştır. 

كَان ’nin haberi olan  مُؤْمِن۪ينَ , ism-i fail vezninde gelerek sübut ve istimrar ifade etmiştir.

İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

İsm-i fail sübuta, istikrara ve sıfatın mevsûfa olan bağlılığına delalet eder. (Halidî, Vakafat, Tevbe Suresi, 120-121, s. 80)

كَان ’nin haberi isim olarak geldiğinde, haberi isminin içine karışır ve adeta onun mahiyetinden bir cüz olur. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, c. 5, s.124)

İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

اِنْ  edatı başlıca şu yerlerde kullanılır: 

1. Muhatabın tam olarak inanmadığı durumlarda kesinlikle doğru olan sözün başında  اِنْ  gelir.

2. Bilmezden gelinen durumlarda da  اِنْ  kullanılır: Efendisini soran birisine hizmetçinin evde olduğunu bildiği halde: “Evdeyse sana haber veririm.” demesi gibi.

3. Bilen kimse sanki bilmiyormuş gibi kabul edilerek  اِنْ  kullanılır: Sebebi de kişinin, bildiği şeyin gereğini yerine getirmemesidir. إِنْ كُنْتَ مِنْ تُرَابٍ فَلَا تَفْتَخِرْ “Eğer sen topraktan yaratılmışsan böbürlenme!” örneğinde olduğu gibi. Kişi, topraktan yaratıldığını bilmektedir. Ancak bunu unutup kibirlenmektedir. Bu nedenle de kendisine hitapta  اِنْ  edatı kullanılmıştır. (Prof. Dr. Ali Bulut, Belâgat)

اِنْ  harfi burada, asla gerçekleşmeyecek bir fiilin başında gelmiştir. Halbuki bu harf aslında vuku bulma ihtimali şüpheli olan fiillerin başında gelir. Bu da şüphe ifade eden olayın ve onların doğru sözlü olma ihtimalinin olumsuzluğu konusunda kesinlik ifade eder. (Muhammed Ebu Musa, Hâ- Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, C. 7, s.77)

Bu emir, saptıranlara ve ezcümle haramı helâl ve helâli de haram sayanlara uyma nehyine terettüb eder. O kâfirler diyorlardı ki: “Mademki siz Allah’a ibadet ediyorsunuz o halde Allah’ın öldürdüğü hayvanların etlerini yemeniz, sizin öldürdüğünüz hayvanların etlerini yemenizden evladır.” Bu sebeple inen bu ayette, “Siz ey Müslümanlar yalnız, kesilirken üzerine Allah adının anıldığı hayvanların etlerinden yiyin; Allah adı ile beraber başkasının adının da anıldığı veya yalnız başkasının adının anıldığı ya da kendiliğinden ölen hayvanların etinden yemeyin.” buyrulur. Eğer siz Allah’ın ayetlerine ve ezcümle bu konuda nazil olan ayetlere iman ediyorsanız, bu ilâhî emri uygulayın. Çünkü iman, Allah Teâlâ'nın helal kıldıklarını helal saymayı ve haram kıldıklarından da sakınmayı gerektirir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

Sayfadaki ayetlerin fasılalarını teşkil eden  و- نَ  ve  ي - نَ  harflerinden oluşan ahenk, duyanların, okuyanların gönlünü fethedecek güzelliktedir. Bu fasılalarda lüzum ma la yelzem sanatı vardır.