قُلْ مَنْ كَانَ فِي الضَّلَالَةِ فَلْيَمْدُدْ لَهُ الرَّحْمٰنُ مَداًّۚ حَتّٰٓى اِذَا رَاَوْا مَا يُوعَدُونَ اِمَّا الْعَذَابَ وَاِمَّا السَّاعَةَۜ فَسَيَعْلَمُونَ مَنْ هُوَ شَرٌّ مَكَاناً وَاَضْعَفُ جُنْداً ٧٥
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | قُلْ | de ki |
|
| 2 | مَنْ | kim |
|
| 3 | كَانَ | ise |
|
| 4 | فِي | içinde |
|
| 5 | الضَّلَالَةِ | sapıklık |
|
| 6 | فَلْيَمْدُدْ | süre versin |
|
| 7 | لَهُ | ona |
|
| 8 | الرَّحْمَٰنُ | Rahman |
|
| 9 | مَدًّا | bi süre |
|
| 10 | حَتَّىٰ | nihayet |
|
| 11 | إِذَا | zaman |
|
| 12 | رَأَوْا | gördükleri |
|
| 13 | مَا | şeyleri |
|
| 14 | يُوعَدُونَ | va’dedildikleri |
|
| 15 | إِمَّا | ya |
|
| 16 | الْعَذَابَ | azabı |
|
| 17 | وَإِمَّا | veya |
|
| 18 | السَّاعَةَ | (duruşma) sa’ati(ni) |
|
| 19 | فَسَيَعْلَمُونَ | bileceklerdir |
|
| 20 | مَنْ | kimin |
|
| 21 | هُوَ | o |
|
| 22 | شَرٌّ | daha kötüdür |
|
| 23 | مَكَانًا | mekanı |
|
| 24 | وَأَضْعَفُ | ve daha zayıftır |
|
| 25 | جُنْدًا | adamları |
|
Cenede جند :Sertlik ya da katılığı göz önüne alınarak askere/orduya جُنْدٌ denir. Temelde ise içinde taşlar bulunan sert yer anlamındaki جَنَدٌ kullanımından gelir. Daha sonra bir araya gelip toplanmış her şey için de kullanılır olmuştur. جُنْدٌ sözcüğünün çoğulu جُنُودٌ 'dur. (Müfredat)
Kuran’ı Kerim’de sadece bir formda isim olarak toplam 29 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres) Türkçede kullanılan şekilleri cunta (işari mana) ve Cüneyt'tir. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi)
قُلْ مَنْ كَانَ فِي الضَّلَالَةِ فَلْيَمْدُدْ لَهُ الرَّحْمٰنُ مَداًّۚ
Fiil cümlesidir. قُلْ sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri انت ’dir. Mekulü’l-kavl, مَنْ كَانَ فِي الضَّلَالَةِ ’dir. قُلْ fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
مَنْ iki muzari fiili cezm eden şart ismi olup, mübteda olarak mahallen merfûdur. Şart ve cevap cümlesi, mübteda مَنۡ ‘ nin haberi olarak mahallen merfûdur.
كَانَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder. كَانَ ’nin dahil olduğu isim cümlesi şart cümlesidir. Mahallen meczumdur.
كَانَ ’nin ismi, müstetir olup takdiri هو ’dir. فِي الضَّلَالَةِ car mecruru كَانَ ’nin mahzuf haberine mütealliktir.
فَ şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir.
ل emir lamıdır. يَمْدُدْ sükun ile meczum muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. لَهُ car mecruru يَمْدُدْ fiiline mütealliktir. الرَّحْمٰنُ fail olup damme ile merfûdur. مَداًّ mef’ûlu mutlak olup fetha ile mansubdur.
Mef’ûlü mutlak: Fiil ile aynı kökten gelen masdardır. Mef’ûlü mutlak harfi cer almaz. Harfi cer alırsa hal olur. Mef’ûlü mutlak cümle olmaz. Mef’ûlü mutlak 3’e ayrılır:
1) Tekid (Kuvvetlendirmek) İçin: Fiilin manasını kuvvetlendirir. Masdar olur. Daima müfreddir. Fiilinden sonra gelir. Türkçeye “muhakkak, şüphesiz, gerçekten, çok, iyice, öyle ki” diye tercüme edilir.
2) Nev’ini (Çeşidini) Belirtmek İçin: Fiilin nasıl meydana geldiğini ve nev’ini bildirir. Nev’ini bildiren mef’ûlü mutlak umumiyetle sıfat veya izafet terkibi halinde gelir. Tesniye ve cemi de olabilir. Fiilinin önüne geçebilir. Türkçeye “gibi, şeklinde, aynen, tıpkı, tam” diye tercüme edilir.
3) Adedini (Sayısını) Belirtmek İçin: Failin yaptığı işin sayısını belirtir. Adedini bildiren mef’ûlü mutlak فَعْلَةً vezninden gelen bina-ı (masdar-ı) merreden yapılır.
مَرَّةً kelimesi de mef’ûlü mutlak olur. Fiilinin önüne geçebilir. Türkçeye “kere, defa” diye tercüme edilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Şart ve cevap fiilleri mazi de muzari de gelebilir. Ancak aslolan ikisinin de muzari gelmesidir. Cevap cümlesi ise mazi ve muzari cümleleriyle gelebildiği gibi diğer cümlelerle de gelebilir.
Cevap cümlesi; başına hiçbir edat gelmeyen olumlu mazi ve muzari olarak geldiğinde başına cevap (rabıt ف ’si) gelmez. Ayrıca لَمْ (cahd-ı mutlak) ve لَا (nefyi istikbal) ile menfi olan muzari olarak geldiğinde de umumiyetle başına cevap (rabıt ف ’si) gelmez, bunun haricinde gelen cümle çeşitlerinde ise umumiyetle başına cevap (rabıt ف ’si) gelir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
حَتّٰٓى اِذَا رَاَوْا مَا يُوعَدُونَ اِمَّا الْعَذَابَ وَاِمَّا السَّاعَةَۜ
حَتّٰٓى ibtidaiyyedir. اِذَا şart manalı, cümleye muzâf olan, cezmetmeyen zaman zarfıdır.Vuku bulma ihtimali kuvvetli veya kesin olan durumlar için gelir. رَاَوْا ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
رَاَوْا iki sakinin birleşmesinden dolayı mahzuf elif üzere mukadder damme ile mebni mazi fiildir. Bilmek anlamında kalp fiilidir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Müşterek ism-i mevsûl مَا mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası يُوعَدُونَ ’dir. Îrabdan mahalli yoktur.
يُوعَدُونَ fiili نَ ’un sübutuyla merfû meçhul muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı naib-i fail olarak mahallen merfûdur.
اِمَّا şart harfi veya tafsil harfidir. الْعَذَابَ kelimesi مَا ’dan bedel olup fetha ile mansubdur. اِمَّا السَّاعَةَۜ atıf harfi وَ ile makabline matuftur.
حَتّٰٓى edatı üç şekilde kullanılabilir: Harf-i cer olarak, başlangıç edatı olarak ve atıf edatı olarak. Ayette başlangıç şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
(إِذَا): Cümleye muzâf olan zarflardandır. Kendisinden sonra gelen muzâfun ileyh cümlesi aynı zamanda şart cümlesidir. (إِذَا) dan sonraki şart cümlesinin, fiili, mazi veya muzâri manalı olur. Cevabı ise umûmiyetle muzâri olur, mazi de olsa muzâri manası verilir:
a) (إِذَا) fiil cümlesinden önce gelirse, zarf (zaman ismi); isim cümlesinden önce gelirse (mufâcee=sürpriz) harfi olur. b) (إِذَا) nın cevap cümlesi, iki muzâri fiili cezmedenlerin cevap cümleleri gibi mâzi, muzâri, emir, istikbâl, isim cümlesi... şeklinde gelir. Cevabın başına (ف) ‘nın gelip gelmeme durumu, iki muzâri fiili cezmedenlerinkiyle aynıdır. c) Sükûn üzere mebnîdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Meçhul fiil gelmesinin sebepleri şunlardır: Fail bilinmediği zaman, Fail muhataptan gizlenmek istendiği zaman, Fail herkes tarafından bilindiği zaman, Failin zikredilmesine gerek olmadığı zaman, fiile vurgu yapılmak istendiği zaman. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Kalp fiilleri (iki mef’ûl alan fiiller); bir mef’ûl ile manası tamamlanamayıp ikinci mef’ûle ihtiyaç duyan fiillerdir. Bu fiiller isim cümlesinin önüne gelirler, mübtedayı ve haberi iki mef’ûl yaparak nasbederler. 3 gruba ayrılırlar:
1. Bilmek manasında olanlar. ألفي - دري - رأي - وجد - علم fiilleridir. 2. Sanmak manası ifade edenler, kesine yakın bilgi ifade ederler. “Sanmak, zannetmek, saymak, kendisine öyle gelmek” gibi manalara gelir. ظنّ - حسب - خال - زعم - عدّ fiilleridir.
3. grupta olan değiştirme manası ifade edenler aynı anlama gelmedikleri halde görevleri itibariyle onlara benzerliklerinden kalp fiilleri adı altına girmişlerdir. جعل - صيّر - إتّخذ - ردّ - ترك fiilleridir. Değiştirme manasına gelen fiiller “etti, yaptı, kıldı, edindi, dönüştürdü, değişik bir hale getirdi” gibi manalara gelir.
Bilgi ve zan fiillerinden sonra bazen اَنَّ ’li ve اَنْ ’li cümleler gelir, bu cümleler iki mef’ûl kabul edilir. Bilmek, sanmak ve değiştirme manasına gelen bu fiiller 3 şekilde gelebilir:
1) İki mef’ûl alanlar, 2) İki mef’ûlünü masdarı müevvel cümlesi olarak alanlar, 3) İki mef’ûlü hazif olanlar. Kalp fiilleri iki mamûlü arasında olduğunda amel etmeleri de etmemeleri de caizdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Şart, tafsil ve tekid bildiren اَمَّا edatı, cevabının başındaki ف harfi ile ayırt edilir. Zira cevabının başında ف harfi varsa o şart edatıdır ve tekid bildirir, yok ise tafsil ifade eder. (Nida Sultan Çelikkaya, Haber Üslubu ve Haberin Muktezâ-i Zâhire Uygun Gelmemesi Durumu)
فَسَيَعْلَمُونَ مَنْ هُوَ شَرٌّ مَكَاناً وَاَضْعَفُ جُنْداً
فَ şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir.
Fiil cümlesidir. Fiilinin başındaki سَ harfi tekid ifade eden istikbal harfidir. يَعْلَمُونَ fiili نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Müşterek ismi mevsûl مَنْ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası هُوَ شَرٌّ مَكَاناً ’dir. Îrabdan mahalli yoktur.
İsim cümlesidir. Munfasıl zamir هُوَ mübteda olarak mahallen merfûdur. شَرٌّ haber olup damme ile merfûdur. مَكَاناً temyiz olup fetha ile mansubdur.
وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَضْعَفُ cümlesi شَرٌّ مَكَاناً ’e matuftur. جُنْداً temyiz olup fetha ile mansubdur.
Temyiz; kendisinden önce geçen mübhem (manası açık olmayan) bir ismin manasına açıklık getiren camid, nekre bir isimdir. Yani; çeşitli manalar kastedilmeye elverişli önceki isim veya cümleden asıl maksadın ne olduğunu açıklamak üzere zikredilen camid (türememiş), mansub ve nekre isme temyiz denir. Temyizin manasını açıkladığı önceki isme veya cümleye de mümeyyez denir. Temyiz harfi cerli ve izafetle gelmediği müddetçe mansubdur. Mümeyyezin irabı ise cümledeki yerine göredir. Temyiz Türkçeye “bakımından, …yönünden” şeklinde tercüme edilebilir. Temyizi bulmak için “ne bakımdan, hangi açıdan” soruları sorulur.Temyiz 2’ye ayrılır:
1. Melfuz mümeyyez: Söylenmiş, cümlede görülen mümeyyez.
2. Melhuz mümeyyez: Düşünülen, cümlede açık olarak görülemeyen mümeyyez. Ayette melfuz mümeyyez şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
شَرٌّ - اَضْعَفُ kelimeleri ism-i tafdil kalıbındandır. İsm-i tafdil; bir vasfın, bir hususun bir varlıkta diğer bir varlıktan daha fazla olduğunu ifade eder. İsm-i tafdil اَفْضَلُ veznindendir. İsm-i tafdilin sıfat-ı müşebbeheden farkı; renk, şekil, uzuv noksanlığı ifade etmemesidir. Müennesi فُعْلَى veznindedir.
İsm-i tafdilden önce gelen isme “mufaddal”, sonra gelen isme “mufaddalun aleyh’’ denir. Mufaddal ve mufaddalun aleyhi bazen açıkça cümlede göremeyebiliriz. Bu durumda mufaddal ve mufaddalun aleyh cümlenin gelişinden anlaşılır.
خَيْرٌ ve شَرٌّ kelimeleri Kur’an-ı Kerim’de umumiyetle ism-i tafdil manasında gelmiştir. Bunların asılları اَخْيَرُ ve اَشْرَرُ veznindedir. Çok kullanıldıklarından dolayı Arap dilbilgisinde bu şekilde gelmektedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
قُلْ مَنْ كَانَ فِي الضَّلَالَةِ فَلْيَمْدُدْ لَهُ الرَّحْمٰنُ مَداًّۚ
Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Ayette mütekellim Allah Teâlâ, muhatap Hz. Peygamberdir. Peygambere (s.a.v) emirle başlamıştır. Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
قُلْ fiilinin mekulü’l-kavl olan مَنْ كَانَ فِي الضَّلَالَةِ فَلْيَمْدُدْ لَهُ الرَّحْمٰنُ مَداًّۚ , şart üslubunda gelmiştir.
Şart üslubundaki terkipte şart cümlesi مَنْ كَانَ فِي الضَّلَالَةِ , sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesidir. Şart ismi مَنْ , mübteda, nakıs fiil كان ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi كَانَ فِي الضَّلَالَةِ , haberdir.
Car mecrur فِي الضَّلَالَةِ , nakıs fiil كَانَ ’nin mahzuf haberine mütealliktir. Müsnedin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
فِي الضَّلَالَةِ ibaresinde istiare vardır. Burada فِي harfi kendi manasında kullanılmamıştır. فِي yerinde على harfi olmalıydı. Bilindiği gibi فِي harfi zarfiyedir. Müteallakı dalalet içinde olanlardır. Dalalet bir şeyi hakiki manada içine alacak mazruf özelliğine sahip değildir. Burada على manasının müteallakı, فِي manasının müteallakına ve على ’nın istilâ manası, فِي ’nin zarfiyye manasına benzetilmiştir. Böylece istilanın müteallakı, zarfiyenin müteallakına benzetilmiş olur.
فَ karinesiyle gelen cevap cümlesi olan فَلْيَمْدُدْ لَهُ الرَّحْمٰنُ مَداًّۚ , emir üslubunda talebî inşâî isnaddır. Şart ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Cevap fiiline dahil olan لْ , emir lamıdır. Fiili meczum yapmıştır.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. لْيَمْدُدْ fiiline müteallik لَهُ car mecruru, durumun onunla ilgili olduğunu vurgulamak için mef’ûle takdim edilmiştir.
Cevap emir üslubunda gelmiş olmasına rağmen dua manası taşıdığı için mecâz-ı mürsel mürekkebdir.
مَداًّ , mef’ûlü mutlak olarak cümleyi tekid etmiştir.
يَمْدُدْ - مَداًّ kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatı vardır.
فَلْيَمْدُدْ لَهُ yani [Rahman ona süre versin], kendisine ömür süresi bahşetsin. Bu ifade emir kipinde kullanılarak, sözü edilen şeyin zorunluluğuna, adeta emredilmiş ve mutlaka yerine getirilecek bir şey konumunda olup mutlaka gerçekleşeceğine vurgu yapılmıştır. Ayrıca [Her kim dalalette ise Rahman ona istediği kadar süre versin] ifadesi, Allah’ın onun hayatını uzatması ve kendisine refah bahşetmesi yönünde bir dua ifadesi de olabilir. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t -Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)
Burada, sapkınlıkta bulunanlardan murad, hem kâfirleri hem de fani dünyanın lezzetlerine dalıp onlarla sevinenleri de kapsayan genel bir mana olabilir; yalnız kâfirlere de mahsus ve onlardan ibaret de olabilir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
Burada Rahman ismi kullanılmış, çünkü uzatmak ve mühlet vermek, dünyevî rahmetin hükümlerindendir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
المَدُّ kelimesi ipin gevşetilmesi ve uzatılması demektir. Burada olduğu gibi mecazen mühlet verme manasında kullanılır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
حَتّٰٓى اِذَا رَاَوْا مَا يُوعَدُونَ اِمَّا الْعَذَابَ وَاِمَّا السَّاعَةَۜ فَسَيَعْلَمُونَ مَنْ هُوَ شَرٌّ مَكَاناً وَاَضْعَفُ جُنْداً
İstînâfiyye olarak fasılla gelen şart üslubundaki terkipte حَتّٰٓى ibtidâ harfi, اِذَا şart manalı zaman zarfıdır. Cevap cümlesine müteallik اِذَا ’nın muzâfun ileyhi olan رَاَوْا مَا يُوعَدُونَ اِمَّا الْعَذَابَ وَاِمَّا السَّاعَةَۜ cümlesi, şarttır. Müspet mazi fiil sıygasında gelerek sebat, temekkün ve istikrar ifade etmiştir.
Henüz gerçekleşmemiş olayları ifade ederken muzari fiil yerine, olayın vuku bulacağının kesinliğine delalat etmek üzere geleceği, müşahede eder gibi göz önünde canlandırmak için mazi fiil kullanılmasında mecaz-ı mürsel sanatı vardır.
Nahivcilere göre şart fiili olarak kullanılan mazi fiil gelecek zaman ifade eder. (Fâdıl Sâlih Sâmerrâî, Beyânî Tefsîr Yolu, c. 2, s. 106.)
رَاَوْا fiiilinin mef’ûlü konumundaki müşterek ism-i mevsûl مَا ’nın sılası olan يُوعَدُونَ cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiille ifade edilmesinin hikmeti, vaadi göz önünde canlandırmak ve ne zaman vuku bulacağı konusundaki haşyet ve korku duygusunun yenileneceğine işaret etmektir.
يُوعَدُونَ fiili, meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime meçhul binada naib-i fail olur. Kuran-ı Kerim’de tehdit, uyarı ve korkutma manası olan fiiller genellikle meçhul sıyga ile gelir.
Meçhul bina, naib-i failin bu fiilde bir dahli olmadığına da işaret eder. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er- Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i İbrahim, s. 127)
Muhayyerlik bildiren tafsil harfi اِمَّا ‘nın dahil olduğu الْعَذَابَ , mevsûl olan مَا ‘dan bedeldir.
اِمَّا السَّاعَةَ ifadesi, اِمَّا الْعَذَابَ ’ye tezâyüf nedeniyle atfedilmiştir.
السَّاعَةَ , kıyamet günü manasında istiaredir. https://tafsir.app/aljadwal/6/31
اِمَّا , iki yargıyı seçmeli olarak birbirine bağlayan bir tercih edatıdır. اِمَّا ile yapılan atıfta genellikle yargılardan yalnızca birinin gerçekleşmesi söz konusudur (tahyîr/muhayyerlik). Ancak her iki yargının gerçekleşmesi de mümkün olabilir (ibâha). Mâlekî, talebi cümlelerden sonra kullanılan اِمَّا edatının tahyîr ve ibâha, haberî cümlelerden sonra kullanılan اِمَّا edatının ise şek ve tereddüt ifade ettiğini söyler. (Abdullah Hacıbekiroğlu, Arap Dilinde Edatların Metinde Kurduğu Anlamsal İlişkiler, Doktora Tezi)
فَ karinesiyle gelen cevap cümlesi olan فَسَيَعْلَمُونَ مَنْ هُوَ شَرٌّ مَكَاناً وَاَضْعَفُ جُنْداً ‘ne dahil olan istikbal harfi سَ , tekid ifade eder. Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber talebî kelamdır.
Şart ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda haberî isnaddır. Cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecâz-ı mürsel mürekkeptir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.
Ayetteki muzari fiiller, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiilin tercih edilmesi olayın zihinde daha kolay canlandırılması için de olabilir.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
سَيَعْلَمُونَ fiilinin mef’ûl konumundaki müşterek ism-i mevsûl مَنْ ’in sılası olan هُوَ شَرٌّ مَكَاناً وَاَضْعَفُ جُنْداً cümlesi, mübteda ve haberden oluşmuş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
شَرٌّ , mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın müsnedün ileyhte sürekli varlığına, onun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret ederek isim cümlesinin sübutunu artırmıştır.
اَضْعَفُ , tezâyüf nedeniyle haber olan شَرٌّ ’a atfedilmiştir. İsm-i tafdil kalıbında gelerek mübalağa ifade etmiştir.
O kimsenin bileceği şeylerin, durumunun kötülüğü ve taraftarlarının zayıflığı şeklinde açıklanması taksim sanatıdır.
Sıla cümlesinde kelamın başında zikredilen şeyin sonunda hazf edilmesi, sonunda mezkûr olanın da baş tarafta hazf edilmesi olarak tanımlanan ihtibâk sanatı vardır. وَاَضْعَفُ جُنْداً ibaresinde önceki cümleden anlaşıldığı için هُوَ hazf edilmiştir.
İhtibâk, sözden düşürülmüş olan kelime veya ifadelerin, zikredilen kelime veya ifadeden hareketle tespit edilerek yerine konulmasıdır. (Suyûtî, İtkân fî Ulûmi’l-Kur’ân, C.2, S.831)
مَكَاناً ve جُنْداً temyizdir. Temyiz ifadeyi zenginleştiren ıtnâb sanatıdır. Bu şekilde kapalıyı açma özelliği yanında kaplama ve abartı özelliği de bulunduğundan anlam düz ifadeye oranla daha çarpıcı olarak yansıtılır.
Arapçada bir kelime veya cümle ifade edilişi itibariyle ek bir açıklamaya ihtiyaç duyabilir. Açıklanmaya ihtiyaç duyan müphem isim veya cümleye yapılan ek izahat, o müphem kelime veya cümlenin açıklayıcısı manasında temyizi, başka bir deyişle mümeyyezi olur. (Halil İbrahim Karaöz Arap Dili Gramerinde Temyiz)
الضَّلَالَةِ - شَرٌّ - الْعَذَابَ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
اِمَّا ve مَنْ ‘in tekrarında reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
شَرٌّ مَكَاناً ve اَضْعَفُ جُنْداً [Yerce daha kötü ve adamca daha zayıf] ifadesinde leff-ü neşr-i mürettep sanatı vardır. Zira birincisi yani شَرٌّ مَكَاناً [yerce daha kötü], 73.ayetteki خَيْرٌ مَقَاماً [makamı daha iyi] ifadesine, ikincisi yani اَضْعَفُ جُنْداً [adamca daha zayıf)] ise yine 73. ayetteki وَاَحْسَنُ نَدِياًّ [meclisi daha güzel] ifadesi ile ilgilidir. Aynı zamanda ile kelimeleri arasında da tıbak sanatı vardır. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir)
İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
حَتّى mühletin son noktasını ifade eder. Başlangıç içindir. Yani Rahman ona vadedilen azabı görünceye kadar mühlet verir demektir. Dolayısıyla kendilerine vadedilen azabı görünceye kadar kurtuluş yoktur ve lütuf sürelerinin uzunluğu onu bundan alıkoymaz. Yani arkasından gelen حَتّى ‘nın cümledeki gaye manası; müfred bir kelime olmasa da cümlenin içeriğidir. Takdiri; يَمُدُّ لَهُمُ الرَّحْمَنُ حَتّى يَرَوُا العَذابَ فَيَعْلَمُوا مَن هو أسْعَدُ ومَن هو أشْقى (Rahman, azabı görünceye kadar onlara mühlet verir ki kimin daha saîd, kimin daha şaki olduğunu bilsinler.) şeklindedir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
اِمَّا الْعَذَابَ وَاِمَّا السَّاعَةَۜ [Ya azap ya kıyamet] ifadesi, ayette bahsedilen azap ile kıyametten önce olacak bir azabın kastedildiğine delalet eder. Çünkü ayetteki “ya kıyamet” ifadesi ile kıyamet günü kastedilmiştir. Kıyamet gününden önce olacak o azap ile ya kabir azabı yahut da insanların ölürken görüp müşahede ettikleri azap kastedilmiş olabilir. Çünkü insanlar ölüm anında, hak ettikleri şeyi anlayıp görürler. Yine bu azapla onların dünyadaki hallerinin, izzetten (şereften) zelilliğe, zenginlikten fakirliğe, sıhhatten hastalığa, emniyetten korkuya dönüşmesinin kastedilmiş olması da mümkündür. Yine bununla müminlerin onlara hükümran kılınması yahut da Bedir günü kâfirlerin başına gelen hezimetin kastedilmiş olması da mümkündür. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
فَسَيَعْلَمُونَ مَنْ هُوَ شَرٌّ مَكَاناً [Yerce kim daha kötü imiş bilecekler] iki fırkadan, o zaman durumun kendi takdirlerinin tam aksine olduğunu görecekler ve istifade ettikleri şeyin perişanlığa döndüğünü ve boyunlarına vebal olduğunu göreceklerdir. Bu da şartın cevabıdır, cümle de حَتّٰٓى ’dan sonra hikâye edilmiştir. حَتّٰٓى, iptidaiyedir. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)