Bakara Sûresi 198. Ayet

لَيْسَ عَلَيْكُمْ جُنَاحٌ اَنْ تَبْتَغُوا فَضْلاً مِنْ رَبِّكُمْۜ فَاِذَٓا اَفَضْتُمْ مِنْ عَرَفَاتٍ فَاذْكُرُوا اللّٰهَ عِنْدَ الْمَشْعَرِ الْحَرَامِۖ وَاذْكُرُوهُ كَمَا هَدٰيكُمْۚ وَاِنْ كُنْتُمْ مِنْ قَبْلِه۪ لَمِنَ الضَّٓالّ۪ينَ  ١٩٨

(Hac mevsiminde ticaret yaparak) Rabbinizin lütuf ve keremini istemekte size bir günah yoktur. Arafat’tan ayrılıp (sel gibi Müzdelife’ye) akın ettiğinizde, Meş’ar-i Haram’da Allah’ı zikredin.Onu, size gösterdiği gibi zikredin. Doğrusu siz onun yol göstermesinden önce yolunu şaşırmışlardan idiniz.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 لَيْسَ yoktur ل ي س
2 عَلَيْكُمْ sizin için
3 جُنَاحٌ bir günah ج ن ح
4 أَنْ
5 تَبْتَغُوا aramanızda ب غ ي
6 فَضْلًا lutfunu ف ض ل
7 مِنْ
8 رَبِّكُمْ Rabbinizin ر ب ب
9 فَإِذَا zaman
10 أَفَضْتُمْ ayrılıp akın ettiğiniz ف ي ض
11 مِنْ -tan
12 عَرَفَاتٍ Arafat-
13 فَاذْكُرُوا anın (hatırlayın) ذ ك ر
14 اللَّهَ Allah’ı
15 عِنْدَ yanında ع ن د
16 الْمَشْعَرِ Meş’ar-i ش ع ر
17 الْحَرَامِ Haram ح ر م
18 وَاذْكُرُوهُ O’nu anın ذ ك ر
19 كَمَا gibi
20 هَدَاكُمْ sizi hidayet ettiği ه د ي
21 وَإِنْ ve
22 كُنْتُمْ siz idiniz ك و ن
23 مِنْ
24 قَبْلِهِ O’ndan önce ق ب ل
25 لَمِنَ
26 الضَّالِّينَ sapıklardan ض ل ل
 

Ticaretten kazancın “Rabbinizden bir ihsan“ olarak nitelendirilmesi özellikle “kazandığınız her kuruşu size Rabbinizden bir iyilik olduğu için kazanıyorsunuz” fikrini sağlamlaştırmak içindir.

Arafat kelimesi, arefe fiilinden gelir. 

Meş’ari’l Haram; Mina ve Müzdelife bölgeleridir. Meş’ar, şuur kelimesinin türevidir. Meş’ari’l Haram, şuurlu olduğumuz vakitler, yer demektir.

Hacca Allah’a ibadet için gitmiş olsanız da, orada ticaret yapmanızda sizin için bir günah yoktur.

 

Leyese ليس :

  Değil/yok/mevcut olmamak anlamındaki لَيْسَ , muzari ve emir sigası bulunmayan yani câmid fiildir. İsim cümlesinden önce de fiil cümlesinden önce de gelebilir. لَيْسَ'nin olumsuzluğu şimdiki zaman içindir. (Arap Dilinde Edatlar-Dağarcık)

  Kuran’ı Kerim’de fiil formunda 89 defa geçmiştir. (Mu'cemu-l Mufehres)

  Türkçede kullanılan bir türevi bulunmamakla birlikte Kuran-ı Kerim'de 10'dan fazla geçmesi sebebiyle kitabın Arapça kelimeler sözlüğü bölümüne alınmıştır.(Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi)

 

Meş’ari’l Haram; Mina ve Müzdelife bölgeleridir. Meş’ar, şuur kelimesinin türevidir. Meş’ari’l Haram, şuurlu olduğumuz vakitler, yer demektir.

Sözlükte “bilmek, hissetmek” anlamındaki şuûr kökünden ism-i mekân olan meş‘ar (çoğulu meşâir) kelimesi, aynı kökten türeyen ve Allah’a kulluğun açık alâmet ve işaretleri olan “şeâirin, ibadetlerin eda edildiği yer” mânasına gelir. Meş‘ar, yine “bilmek” mânasındaki ilm kökünden türemiş ma‘lem (çoğulu meâlim) ile eş anlamlı olup her ikisi aynı zamanda “bir şeyin kendisiyle bilindiği işaret” karşılığında da kullanılır. Meş‘ar-i Haram terkibindeki harâm kelimesi, buranın Harem bölgesi içinde bulunduğunu veya hürmet gösterilmesi gereken bir yer olduğunu belirtir (https://islamansiklopedisi.org.tr/mesar-i-haram). 

Efadtum kelimesinin kökü feyz olup suyun akıp taşması demektir. Feyyaz çok cömert demektir (çokça vermesi suyun akıp taşmasına benzetilmiştir). Ayette Arafat’tan inmek için efadtum denmiş, kalabalığın akın halinde inmesi suyun akışına benzetilmiştir.

 

لَيْسَ عَلَيْكُمْ جُنَاحٌ اَنْ تَبْتَغُوا فَضْلاً مِنْ رَبِّكُمْۜ


İsim cümlesidir. لَیۡسَ  nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref, haberini nasb eder. 

عَلَيْكُمْ  car mecruru  لَيْسَ ’ nin mahzuf mukaddem haberine mütealliktir. جُنَاحٌ  kelimesi  لَيْسَ ’ nin muahhar ismi olup, damme ile merfûdur. اَنْ  ve masdar-ı müevvel, mukadder  في  harf-i ceriyle   جُنَاحٌ ‘ un mahzuf sıfatına mütealliktir. 

اَنْ  muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir. 

تَبْتَغُوا  fiili  نَ ‘un hazfıyla mansub muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. فَضْلاً  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. مِنْ رَبِّكُمْ  car mecruru  تَبْتَغُوا   fiiline veya  فَضْلاً ’ in mahzuf sıfatına mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  كُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

لَيْس  isim cümlesini olumsuz yapar. Sadece mazisi çekildiği için camid bir fiildir. Mazi kipinde tüm şahıs zamirlerine çekimi yapılabilmektedir. Türkçeye “değildir, yoktur, hayır” vb. şeklinde tercüme edilir. Bazen  لَيْسَ ’nin haberinin başına manayı tekid için zaid (بِ) harfi ceri gelebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)  

Fiil-i muzarinin başına  اَنْ  harfi geldiği zaman onu nasb ettiği gibi anlamını da masdara çevirmektedir. Bu tür masdarlara masdar anlamı içerdikleri için “tevilli masdar (masdar-ı müevvel cümlesi)” denmektedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

تَبْتَغُوا  fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi  بغي ’dir.

İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.


 فَاِذَٓا اَفَضْتُمْ مِنْ عَرَفَاتٍ فَاذْكُرُوا اللّٰهَ عِنْدَ الْمَشْعَرِ الْحَرَامِۖ 


Fiil cümlesidir. فَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ  ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

إِذَاۤ  şart manalı, cümleye muzâf olan, cezmetmeyen zaman zarfı olup, cevabı  اذْكُرُوا  olan fiile mütealliktir. Vuku bulma ihtimali kuvvetli veya kesin olan durumlar için gelir. اَفَضْتُمْ  ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

اَفَضْتُمْ sükun üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir  تُمْ  fail olarak mahallen merfûdur. مِنْ عَرَفَاتٍ  car mecruru  اَفَضْتُمْ  fiiline mütealliktir. 

فَ  harfi  اِذَٓا ‘ nın cevabının başına gelen rabıta harfidir.

اذْكُرُوا  fiili  نَ ’ un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ’ ı fail olarak mahallen merfûdur.  اللّٰهَ  lafza-i celâl mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.  عِنْدَ  mekân zarfı  اذْكُرُوا  fiiline mütealliktir. الْمَشْعَرِ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.  الْحَرَامِ   kelimesi  الْمَشْعَرِ ’ nin sıfatı olup kesra ile mecrurdur. 

(إِذَا): Cümleye muzâf olan zarflardandır. Kendisinden sonra gelen muzâfun ileyh cümlesi aynı zamanda şart cümlesidir. (إِذَا) dan sonraki şart cümlesinin, fiili, mazi veya muzâri manalı olur. Cevabı ise umûmiyetle muzâri olur, mazi de olsa muzâri manası verilir: a)  (إِذَا)  fiil cümlesinden önce gelirse, zarf (zaman ismi); isim cümlesinden önce gelirse (mufâcee=sürpriz) harfi olur. b)  (إِذَا)  nın cevap cümlesi, iki muzâri fiili cezmedenlerin cevap cümleleri gibi mâzi, muzâri, emir, istikbâl, isim cümlesi... şeklinde gelir. Cevabın başına (ف) ‘nın gelip gelmeme durumu, iki muzâri fiili cezmedenlerinkiyle aynıdır. c)  Sükûn üzere mebnîdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.

Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اَفَضْتُمْ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi  فيض ’ dir.

İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.  


وَاذْكُرُوهُ كَمَا هَدٰيكُمْۚ وَاِنْ كُنْتُمْ مِنْ قَبْلِه۪ لَمِنَ الضَّٓالّ۪ينَ

 

Fiil cümlesidir. وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اذْكُرُو  fiili  نَ ’ un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ’ ı fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir  هُ  mef’ûlun bih olup mahallen mansubdur. ما  ve masdar-ı müevvel, كَ  harfi ceriyle  ٱذۡكُرُو  fiiline mütealliktir. Takdiri, لأجل هدايته إيّاكم (Size hidayet etmesi için )şeklindedir. 

هَدٰي  elif üzere mukadder fetha ile mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هُو ’ dir. Muttasıl zamir  كُمۡ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.

İsim cümlesidir. وَ  istînâfiyyedir. اِنْ  tekid ifade eden muhaffefe  اِنَّ ’ dir. 

كَانَ  nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.

تُمْ  muttasıl zamir  كان ’nin ismi olarak mahallen merfûdur. مِّن قَبۡلِهِ  car mecruru ٱلضَّاۤلِّینَ ‘e veya ona delalet eden lafza mütealliktir. Muttasıl zamir  ه۪  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

لَ  harfi,  اِنْ ‘in muhaffefe  اِنَّ  olduğuna delalet eden lam-ı farikadır.

مِنَ ٱلضَّاۤلِّینَ  car mecruru  كَانَ ’ nin mahzuf haberine müteallik olup, cer alameti  ى ‘ dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar.

Bir görüşe göre ayetin anlamı şöyledir: Sizi Hak dine hidayet ettiği için O’nu şükürle zikredin. Önceden bu hidayetin yolunu bilmiyordunuz. إِن  edatı burada  قَدْ  anlamında kesinlik ifade etmektedir. لَ  da pekiştirmek için gelmiştir. Bir görüşe göre buradaki  إِن nefiy, لَ  ise istisnadır. Bundan önce yolu şaşırmıştınız. اِنْ كَانَ وَعْدُ رَبِّنَا لَمَفْعُولًا [Rabbimizin vaadi ancak gerçekleşecektir.] [İsrâ 17/108] Ayetinde de olduğu gibi. (Ömer Nesefî, Et-Teysîr Fi’t-Tefsîr)

لَ  harfi, اِنَّ ’den hafifletilen  اِنْ ’in diğer  اِنْ ’ lerden ayırt edilmesi için, haberinin başına getirilen farika (ayırt edici) lamdır.

Atıf harflerinden biri kullanılarak iki kelimeyi veya iki cümleyi birbirine bağlamaya atf-ı nesak denir. Atıf harfinden önce gelene matufun aleyh, sonra gelene matuf denir. Matuf ile matufun aleyh arasında irab bakımından, siga bakımından, cümlelerin haberî veya inşaî olması bakımından uyum olur. mana bakımından aralarında uygunluk varsa fiil isme atfedilebilir. Müstetir zamir atıf olmaz.Matufun irabı her zaman için matufun aleyhe uyar.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

ٱلضَّاۤلِّینَ , sülâsi mücerredi  ضلل  olan fiilin ism-i failidir. 

İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

لَيْسَ عَلَيْكُمْ جُنَاحٌ اَنْ تَبْتَغُوا فَضْلاً مِنْ رَبِّكُمْۜ 


Ayet istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Nakıs fiil  لَيْسَ ’ nin dahil olduğu isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Sübut ifade eden cümlede takdim-tehir ve îcâz-ı hazif sanatları vardır.  عَلَيْكُمْ  car mecruru  لَيْسَ ’ nin mahzuf mukaddem haberine mütealliktir.  جُنَاحٌ  muahhar ismidir. 

جُنَاحٌ ’daki tenvin kıllet ifade eder. Olumsuz siyakta nekre, selbin umumuna işarettir.

Masdar harfi  اَنْ  ve akabindeki  تَبْتَغُوا فَضْلاً مِنْ رَبِّكُمْ   cümlesi, masdar tevili ile takdir edilen  في  harf-i ceriyle  جُنَاحٌ ‘ un mahzuf sıfatına mütealliktir. Sıfatın ve harf-i cerin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.

Masdar-ı müevvel müspet muzari fiil sıygasında gelerek hudûs, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

مِنْ رَبِّكُمْ  car mecruru  تَبْتَغُوا  fiiline veya  فَضْلاً ’ in mahzuf sıfatına mütealliktir. 

تَبْتَغُوا  fiilinin mef’ûlü olan  فَضْلاً ’deki tenvin nev, kesret ve tazim ifade eder. 

رَبِّكُمْ  izafetinde Rabb ismine muzâf olan  كُمْ  zamiri dolayısıyla muhataplar, şan ve şeref kazanmıştır. Ayrıca bu izafet, Allah Teâlâ’nın onları rububiyet vasfıyla desteklediğinin işaretidir. 

Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde, رَّبّ  isminin zikrinde tecrîd sanatı vardır.

Böyle takva hissi ile ihtiyaçlarınızı iyi hazırlamak ilâhî emir ve tam akıl gereği olduğu için, Rabbinizin herhangi bir lütuf ve ihsanını istemenizde size hiçbir vebal ve günah yoktur. Yani hac aylarında bile kazanç ve ticaretle rızıklarınızı, ihtiyaçlarınızı kazanmaktan yasaklanmış değilsiniz. Geçen emirlere uymak şartıyla hac ticarete, kazanca engel değildir. (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili) 


فَاِذَٓا اَفَضْتُمْ مِنْ عَرَفَاتٍ فَاذْكُرُوا اللّٰهَ عِنْدَ الْمَشْعَرِ الْحَرَامِۖ


فَ , istînâfiyyedir.  اِذَا  şart manalı, cümleye muzâf olan, cezmetmeyen zaman zarfıdır. Müteallakı şartın cevap cümlesidir.  اِذَٓا ’nın muzâfun ileyhi olan şart cümlesi  اَفَضْتُمْ مِنْ عَرَفَاتٍ  , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

فَ  karinesiyle gelen cevap olan  فَاذْكُرُوا اللّٰهَ عِنْدَ الْمَشْعَرِ الْحَرَامِ  cümlesi, emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.

Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde  اللّٰهِ  isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.

الْحَرَامِ  kelimesi  الْمَشْعَرِ  için sıfattır. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.

Şart ve cevap cümlelerinden oluşmuş terkip, şart üslubunda talebî inşâî isnaddır.

اَفَضْتُمْ مِنْ عَرَفَاتٍ  ifadesinde istiare sanatı vardır.  اَفَضْتُمْ , aslında suyun sel gibi akması manasındadır. Ayette, kalabalık manasında müstear olmuştur.

Arafat, vakfeye durulan yerin adıdır. Kelime çoğul gibiyse de çoğul değildir. Bu, sırf anlamındaki manayı fazlalaştırmak için harfleri arttırılan kelimelerdendir. Bu ifade Arafat'ta vakfenin vacip olduğunu gösterir. (İsmâil Hakkı Bursevî, Tenvîru'l-Ezhân Min Rûhu-l Beyân)

فَاذْكُرُوا اللّٰهَ عِنْدَ الْمَشْعَرِ الْحَرَامِۖ [Meş'ar-i Harâm'da Allah'ı zikredin…] yani; Meş'ar-i Harâm'da dua ve telbiye getirmek suretiyle Allah'ı anın, demektir. Meş'ar-i Harâm'a "Cem’’ ismi de verilir. Çünkü orada akşam ve yatsı namazları birlikte (cem' ile) kılınır. Bu açıklamayı Katâde yapmıştır. Bir görüşe göre de Âdem, Havva ile birlikte orada bir araya geldiğinden Cem' adını aldığı, orada ona yaklaştığından (izdilâf) dolayı da Müzdelife ismini almıştır. (Kurtubî, El-Câmi’ li-Ahkâmi’l-Kur’ân)


وَاذْكُرُوهُ كَمَا هَدٰيكُمْۚ


Ayetin son cümlesi atıf harfi  وَ ’ la  فَاذْكُرُوا اللّٰهَ عِنْدَ الْمَشْعَرِ الْحَرَامِ  cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.

Teşbih harfi  ك  sebebiyle mecrur mahaldeki  مَا  masdar harfi ve sılası masdar tevilinde,  اذْكُرُوهُ  fiiline mütealliktir. Takdiri, لأجل هدايته إيّاكم (Size hidayet etmesi için) şeklindedir. 

Masdar-ı müevvel olan  هَدٰيكُمْ cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Cümlede temsilî teşbih sanatı vardır.  ٱذۡكُرُوهُ  müşebbeh, هَدَىٰكُمۡ  müşebbehu bihdir.

اذْكُرُوا  kelimesinin tekrarında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

وَاِنْ كُنْتُمْ مِنْ قَبْلِه۪ لَمِنَ الضَّٓالّ۪ينَ


 

وَ , istînâfiyyedir. İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)  

اِنْ  harfi,  اِنَّ ’den hafifletilmiş olup amel etmemiştir. كُنْتُمْ مِنْ قَبْلِه۪ لَمِنَ الضَّٓالّ۪ينَ , nakıs fiil  كَانَ ’nin dahil olduğu isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır.  لَمِنَ الضَّٓالّ۪ينَ car-mecrurunun müteallakı olan كَانَ ‘nin haberi mahzuftur. 

لَمِنَ الضَّٓالّ۪ينَ ‘daki lam,  اِنْ ‘in muhaffefe olduğuna işaret eden lam-ı farikadır.

قَبْلِه۪  car-mecruru mahzuf hale mütealliktir. Halin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır. 

الضَّٓالّ۪ينَ - هَدٰيكُمْ  kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab vardır.

الضَّٓالّ۪ينَ , ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin istimrar ve istikrarına işaret etmiştir.

İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

İsm-i fail sübuta, istikrara ve sıfatın mevsûfa olan bağlılığına delalet eder. (Halidî, Vakafat, s. 80)

[Sonra, Arafat'tan akıp gittiğinizde] yani arefe günü [Arafat dağında cemaatle birlikte vakfeden boşanıp aktığınızda, Meş'ar-i Harâm yanında] yani Müzdelife'de [Allah'ı zikredin] ki bu gece, akşam ve yatsı namazlarının burada birlikte kılınması bu zikir emrinin yerine getirilmesidir. Çünkü namaz en büyük zikirdir. Bundan başka ve Allah size böyle güzel hidayetler bahşettiği gibi, siz de orada vakfe yapıp telbiye, tehlil ve dualarla, bilebildiğiniz güzel güzel zikirlerle O'nu anın. Bilirsiniz ya siz bundan önce sapkınlıklar içindeydiniz. iman ve ibadetten haberiniz yok, ne yaptığını bilmez şaşkınlar topluluğundandınız. Arafat: Arefe günü hacıların vakfeye durdukları dağın adıdır ki Mekke'ye on iki mil mesafededir ve oradaki dağların en yükseğidir. Zilhiccenin sekizinci gününe "terviye günü" dendiği gibi, dokuzuncu gününe de "arefe günü" denir ve bu gün Arafat'ta vakfeye çıkılır. (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili)  

وَاذْكُرُوهُ كَمَا هَدٰيكُمْۚ وَاِنْ كُنْتُمْ مِنْ قَبْلِه۪ لَمِنَ الضَّٓالّ۪ينَ  [O’nu size gösterdiği şekilde anın. Şüphesiz siz daha önce yanlış gidenlerden idiniz.] Yani onu size öğrettiği şekilde dillerinizle zikredin. Önceden bu konuda doğru yolda değildiniz. Bir görüşe göre ayetin anlamı şöyledir: ‘’Sizi Hak dine hidayet ettiği için O’nu şükürle zikredin. Önceden bu hidayetin yolunu bilmiyordunuz.’’ إِن  edatı burada  قد  anlamında kesinlik ifade etmektedir. لَ  da pekiştirmek için gelmiştir. Bir görüşe göre buradaki  إِن  nefy, لَ  ise istisnadır. [Bundan önce yolu şaşırmıştınız.] Önceden, yani hidayet edilmeden önce bu haldeydiniz. Bu durum [Sizi hidayet ettiği gibi] ifadesinin delaletiyle sabittir. Zikir ifadesini lisana hamledenler tekrarın tekit için olduğunu söylerler. Birincisi genel bir zikretme emri, ikincisi ise onu gerektiren sebebi ve nasıl olacağını da açıklayarak daha tafsilatlı bir zikretme emridir. Çünkü bu, zikri nimetlerin sürekli olması sebebiyle devamlı şükre bağlayan bir emirdir. (Ömer Nesefî, Et-Teysîr Fi’t-Tefsîr)