Bakara Sûresi 197. Ayet

اَلْحَجُّ اَشْهُرٌ مَعْلُومَاتٌۚ فَمَنْ فَرَضَ ف۪يهِنَّ الْحَجَّ فَلَا رَفَثَ وَلَا فُسُوقَ وَلَا جِدَالَ فِي الْحَجِّۜ وَمَا تَفْعَلُوا مِنْ خَيْرٍ يَعْلَمْهُ اللّٰهُۜ وَتَزَوَّدُوا فَاِنَّ خَيْرَ الزَّادِ التَّقْوٰىۘ وَاتَّقُونِ يَٓا اُو۬لِي الْاَلْبَابِ  ١٩٧

Hac (ayları), bilinen aylardır.Kim o aylarda hacca başlarsa, artık ona hacda cinsel ilişki, günaha sapmak, kavga etmek yoktur. Siz ne hayır yaparsanız, Allah onu bilir. (Ahiret için) azık toplayın. Kuşkusuz, azığın en hayırlısı takva (Allah’a karşı gelmekten sakınma)dır. Ey akıl sahipleri, bana karşı gelmekten sakının.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 الْحَجُّ Hac ح ج ج
2 أَشْهُرٌ aylardadır ش ه ر
3 مَعْلُومَاتٌ bilinen ع ل م
4 فَمَنْ kim
5 فَرَضَ farz ederse (kendisine) ف ر ض
6 فِيهِنَّ onda (o aylarda)
7 الْحَجَّ haccı ح ج ج
8 فَلَا yoktur
9 رَفَثَ kadına yaklaşmak ر ف ث
10 وَلَا ve yoktur
11 فُسُوقَ günaha sapmak ف س ق
12 وَلَا yoktur
13 جِدَالَ kavga etmek ج د ل
14 فِي
15 الْحَجِّ hacda ح ج ج
16 وَمَا ne varsa
17 تَفْعَلُوا yaptığınız ف ع ل
18 مِنْ
19 خَيْرٍ iyilikten خ ي ر
20 يَعْلَمْهُ onu bilir ع ل م
21 اللَّهُ Allah
22 وَتَزَوَّدُوا ve yanınıza azık alın ز و د
23 فَإِنَّ şüphesiz
24 خَيْرَ en hayırlısı خ ي ر
25 الزَّادِ azığın ز و د
26 التَّقْوَىٰ takvadır و ق ي
27 وَاتَّقُونِ ve benden sakının و ق ي
28 يَا أُولِي sahipleri ا و ل
29 الْأَلْبَابِ akıl ل ب ب
 

Hac ayları Şevval, Zilkâde, Zilhicce aylarıdır. Hac günleri ise Zilhicce’nin 8’i ile 13’ü arasıdır. 

İslam'da cidal yoktur, münazara vardır. Kendi üstünlüğünü değil, hakkın üstünlüğünü ortaya koyma çabası vardır. TDV İslam Ansiklopedisi'nden CİDAL maddesi okunabilir. (YUSUF ŞEVKİ YAVUZ, "CEDEL", TDV İslâm Ansiklopedisi,   (04.11.2019).)

https://islamansiklopedisi.org.tr/cedel

Bu yasaklar hep nefisle alakalı şeylerdir. Cinsel ilişki; fısk Allah’a isyan; cidal de, karşındaki insana “hayır ben haklıyım” demek, insana isyan. İhramlıyken bunları yapmamak gerek. Hac ve umre bir anlamda nefis terbiyesidir.

Azık kelimesi Kur’ân’da sadece burada iki kere geçmiştir. Hacca ve umreye giderken azık olarak yiyecek, içecek hazırlamak lazım ama azığın en hayırlısı takvadır, yani önce nefsi hazırlamak gerekir. Bunlardan vaz geçebilmelisin.

 

اَلْحَجُّ اَشْهُرٌ مَعْلُومَاتٌۚ فَمَنْ فَرَضَ ف۪يهِنَّ الْحَجَّ فَلَا رَفَثَ وَلَا فُسُوقَ وَلَا جِدَالَ فِي الْحَجِّۜ

 

İsim cümlesidir.  اَلْحَجُّ  mübteda olup damme ile merfûdur. Muzâf mahzuftur. Takdiri, أشهر الحجّ (Hac ayı) şeklindedir. اَشْهُرٌ  haber olup damme ile merfûdur. مَعْلُومَاتٌ  kelimesi اَشْهُرٌ ’ un sıfatı olup damme ile merfûdur. 

فَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ  ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

مَن  iki muzari fiili cezm eden şart ismi olup mübteda olarak mahallen merfûdur. Şart ve cevap cümlesi, mübteda  مَنۡ ‘ nin haberi olarak mahallen merfûdur.

Fiil cümlesidir. فَرَضَ  şart fiili olup, fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هُو ’dir. Mahallen meczumdur. فِیهِنَّ  car mecruru  فَرَضَ  fiiline mütealliktir.  الْحَجَّ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. 

فَ  şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir. 

لَا  cinsini nefyeden olumsuzluk harfidir. اِنَّ  gibi ismini nasb, haberini ref eder.

رَفَثَ  kelimesi  لَا nın ismi olup fetha üzere mebni, mahallen mansubdur. لَا فُسُوقَ  ve  لَا جِدَالَ  kelimeleri atıf harfi  وَ  ile  رَفَثَ ‘ ye matuftur.  فِی ٱلۡحَجِّ  car mecruru  لَا ’nın mahzuf haberine mütealliktir. 

Şart ve cevap fiilleri mazi de muzari de gelebilir. Ancak aslolan ikisinin de muzari gelmesidir. Cevap cümlesi ise mazi ve muzari cümleleriyle gelebildiği gibi diğer cümlelerle de gelebilir. 

Cevap cümlesi; başına hiçbir edat gelmeyen olumlu mazi ve muzari olarak geldiğinde başına cevap (rabıt  ف ’si) gelmez. Ayrıca  لَمْ  (cahd-ı mutlak) ve  لَا  (nefyi istikbal) ile menfi olan muzari olarak geldiğinde de umumiyetle başına cevap (rabıt  ف ’si) gelmez, bunun haricinde gelen cümle çeşitlerinde ise umumiyetle başına cevap (rabıt  ف ’si) gelir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.

Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur.Ayette müfred şeklindedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Atıf harflerinden biri kullanılarak iki kelimeyi veya iki cümleyi birbirine bağlamaya atf-ı nesak denir. Atıf harfinden önce gelene matufun aleyh, sonra gelene matuf denir. Matuf ile matufun aleyh arasında irab bakımından, siga bakımından, cümlelerin haberî veya inşaî olması bakımından uyum olur. mana bakımından aralarında uygunluk varsa fiil isme atfedilebilir. Müstetir zamir atıf olmaz.Matufun irabı her zaman için matufun aleyhe uyar.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

مَعْلُومَاتٌ ; sülâsi mücerredi  علم  olan fiilin ism-i mef’ûlüdür.


وَمَا تَفْعَلُوا مِنْ خَيْرٍ يَعْلَمْهُ اللّٰهُۜ 

 

İsim cümlesidir. وَ  atıf  harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)  

مَا  iki muzari fiili cezm eden şart ismi olup, amili  تَفۡعَلُوا۟ ‘ nun mukaddem mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur. 

تَفۡعَلُوا۟  şart fiili olup,  نَ ‘ un hazfıyla meczum muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ ı fail olarak mahallen merfûdur. مِنْ  beyaniyyedir. مِنْ خَيْرٍ  car mecruru  مَا ’ nın mahzuf haline mütealliktir. 

فَ  karînesi olmadan gelen  يَعْلَمْهُ اللّٰهُ  cümlesi şartın cevabıdır.

یَعۡلَمۡ  sükun ile meczum muzari fiildir. Muttasıl zamir  هُ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. ٱللَّهُ  lafza-i celâl fail olup damme ile merfûdur. 

 

وَتَزَوَّدُوا فَاِنَّ خَيْرَ الزَّادِ التَّقْوٰىۘ

 

Fiil cümlesidir. وَ  istînâfiyyedir.  تَزَوَّدُوا۟  fiili  نَ ’un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Mef’ûlun bih mahzuftur. Takdiri, ما يبلّغكم لسفركم (sizi sefere ulaştıracak) şeklindedir.

فَ  ta’liliyyedir. İsim cümlesidir. إِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder. 

خَیۡرَ  kelimesi  إِنَّ ‘ nin ismi olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. ٱلزَّادِ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. ٱلتَّقۡوَىٰ  kelimesi  إِنَّ ‘ nin haberi olup, elif üzere mukadder damme ile merfûdur. Maksur isimdir.

 Maksur isimler: Sondan bir önceki harfi fethalı olup son harfi (ى) olan isimlere “maksur isimler” denir. Maksur isimler genellikle (ى) ile biter. Fakat çok az olarak (ا) ile biten maksur isimler de vardır. Maksur isimlerin sonunda yer alan bu harflere “elif-i maksure” denir.  اَلْفَتَى – اَلْعَصَا  gibi…

Maksur isimlerin irab durumu şöyledir: Merfu halinde takdiri damme ile, mansub halinde takdiri fetha ile, mecrur halinde takdiri kesra ile irab edilir. Yani maksur isimler merfu, mansub, mecrur hallerinde hep takdiri olarak (takdiren) irab edilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

تَزَوَّدُوا۟  fiili sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil تَفَعَّلَ babındandır. Sülâsîsi  زود ’dir. 

Bu bab fiile mutavaat, tekellüf, ittihaz, sayruret, tecennüb (sakınma) ve talep anlamları katar.


 وَاتَّقُونِ يَٓا اُو۬لِي الْاَلْبَابِ

 

Fiil cümlesidir. وَ  atıf harfidir. اتَّقُونِ  fiili  نَ ’ un hazfıyla emir fiildir. Zamir olan çoğul و ’ ı fail olarak mahallen merfûdur. Sonundaki  نَ  vikayedir. Hazf edilen  يَ  mef‘ûlun bih olarak mahallen mansubdur.

يَٓا  nida harfidir. أُو۟لِی  münada olup, cemi müzekker salime kelimelere mülhak olduğundan nasb alameti  ی ’ dir. ٱلۡأَلۡبَـٰبِ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. 

Münada; kendisine seslenilen ve seslenen kişiye yönelmesi istenilen kişidir. Münada, fiili hazfedilmiş mef’ûlün bihtir. Münadaya “ey, hey” anlamlarına gelen nida harfleri ile seslenilir. En yaygın kullanılan nida edatı  يَا ’dır.

Münada irab yönünden mureb münada ve mebni münada olmak üzere 2 kısma ayrılır. 

Mureb münada lafzen mansub olur ve 3 şekilde gelir: 1) Muzaf, 2) Şibh-i muzaf, 3) Nekre-i gayrı maksude. 

Mebni münada merfu üzere mebni, mahallen mansub olur. 3 şekilde gelir: 1) Müfred alem, 2) Nekre-i maksude, 3) Harfi tarifli isim. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اتَّقُونِ  fiili sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi  وقي ’dır.İftial babının fael fiili  و ي ث  olursa fael fiili  ت  harfine çevrilir. وقي  iftiâl babına girmiş, إوتقي  olmuş, sonra و  harfi  ت ' ye dönüşmüş إتّقي olmuştur. 

Bu bab fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek anlamları katar. 

 

اَلْحَجُّ اَشْهُرٌ مَعْلُومَاتٌۚ

 

Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Mübteda ve haberden müteşekkil sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.

İsim cümleleri, mübteda ve haberden oluşur. Zaman ifade etmez. Asıl kuruluş sebebi;  müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

مَعْلُومَاتٌ  kelimesi haber olan  اَشْهُرٌ  için sıfattır. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.

اَلْحَجُّ اَشْهُرٌ مَعْلُومَاتٌۚ [Hac bilinen aylardır.] ifadesinde zamana isnad alakasıyla mecazî isnad sanatı vardır. Çünkü hac değil, haccın vakti belirli aylardır.

Aklî mecaz isnadda olur. Aslında aklî mecazda lafız, hakiki lügat manasında kullanılır. Ancak fiil, hakiki failine veya mef‘ûlüne isnad edilmez. Onun için buna mecazî isnad denir. 

Çünkü hac bir fiildir. Fiiller bizatihi aylardan ibaret olamazlar. Öyleyse zaruret icabı burada, o ayların vaktinin kastedildiği anlaşılmış olur. Meselâ “Sana öğlen namazı gelirim.” denilir. Öğle namazı vakti kastedilir. Hz. Peygamber (s.a.v) “Namaz nerede bana ulaşırsa teyemmüm alıp namaz kılarım.” buyurmuş ve namaz vaktinin girmesini kastetmiştir. Burada kastedilen aylar Şevval, Zilkade ve Zilhiccenin ilk on günüdür. Bu ayette ayların isimleri zikredilmemiştir. Çünkü geçmişten aldıkları bilgilerle bu ayların tarihlerini zaten biliyorlardı. Ancak onlar ertelemeye (nesî) kalkışıyorlardı. Bunun üzerine hac aylarının bilinen aylar olduğu konusunda uyarıldılar. İki aydan biraz fazla zaman için aylar ifadesi kullanılmıştır. Çünkü bu onların yukarıda tamamlanabileceği en büyük miktardır. Bir şeyin adının kendinden fazlasına kullanılması dilde var olan bir olgudur. Mesel: birisi daha üçüncü günün içinde olduğu halde “Falancayı üç gündür göremiyorum ” diyebilir. Bu ayların Şevval, Zilkade ve Zilhicce’nin dokuz günü olduğunu söyleyenler de vardır. Çünkü hac kurbanın ikinci gününün fecri ile biter. Bu da onuncu gündür. On diyenler, on geceyi kast etmişlerdir. Çünkü kurban gecesinde de Arafat’ta vakfe yapmak sahihtir ve haccı idrak etmiş sayılır. (Ömer Nesefî, Et-Teysîr Fi’t-Tefsîr)

 

فَمَنْ فَرَضَ ف۪يهِنَّ الْحَجَّ فَلَا رَفَثَ وَلَا فُسُوقَ وَلَا جِدَالَ فِي الْحَجِّۜ 

 

Cümle atıf harfi  فَ  ile istînâf cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada inşâ cümlesi haber cümlesine atfedilmiştir. Şart cümlesinin haberî manada olması, haber cümlesine atfını mümkün kılmıştır.

Şart üslubunda gelen cümlede  مَنْ فَرَضَ ف۪يهِنَّ الْحَجَّ  cümlesi, şarttır.  مَنْ  şart ismi mübteda, müspet mazi fiil sıygasındaki حَجَّ الْبَيْتَ اَوِ اعْتَمَرَ  cümlesi mübtedanın haberidir. 

Müsnedin mazi fiil sıygasında gelmesi hükmü takviye, hudûs, sebat ve istikrar ifade etmiştir.

فَ  karinesiyle gelen  فَلَا رَفَثَ وَلَا فُسُوقَ وَلَا جِدَالَ فِي الْحَجّ  şeklindeki cevap cümlesi, cinsini nefyeden nefy harfi  لَا ’nın dahil olduğu isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.  رَفَثَ kelimesi  لَا ’nın ismidir. Sübut ve istimrar ifade eden cümlede îcaz-ı hazif sanatı vardır.  فِی ٱلۡحَجِّ ’ nin müteallakı olan  لَا ’nın haberi mahzuftur.

فُسُوقَ  ve  جِدَالَ  kelimeleri masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir.

ف۪يهِنَّ  ibaresindeki  ف۪ي  harfinde istiare-i tebeiyye vardır.  ف۪ي  harfindeki zarfiyet manası dolayısıyla  هِنَّ  zamirinin aid olduğu hac zamanı, içine girilebilen bir şeye benzetilmiştir. Burada  ف۪ي  harfi kendi manasında kullanılmamıştır. Çünkü hac ayları, hakiki manada zarfiyeye yani içine girilmeye müsait değildir. فِی ٱلۡحَجِّ  ibaresindeki  ف۪ي  harfinde de istiare-i tebeiyye vardır.  ف۪ي  harfindeki zarfiyet manası dolayısıyla bir eylem olan hac, içine girilebilen bir şeye benzetilmiş,  ف۪ي  harfi kendi manasında kullanılmamıştır. Çünkü hac, hakiki manada zarfiyeye yani içine girilmeye müsait değildir. Haccın önemini mübalağalı olarak ifade için bu üslup kullanılmıştır.

لَا فُسُوقَ  ve  لَا جِدَالَ  ifadeleri atıf harfi  وَ  ile  رَفَثَ ‘ ye matuftur. Atfedilen kelimeler arasındaki cihet-i camia tezayüftür. Bu kelimeler arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

Arapça'da  فَ  harfiyle başlayan fiillerde ayrılma, çıkma, kopma anlamları vardır.

Nefy harfi  لَا ’ nın tekrarı, olumsuzluğu tekid etmek için yapılan ıtnâbtır.

Şart ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda faide-i haber ibtidaî kelamdır. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.

ٱلۡحَجَّ  ayette siyaktaki önemine binaen üç kez tekrarlanmıştır. Bu tekrarda, ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

Cümlede  ٱلۡحَجَّ  kelimesinin zamir yerine zahir isimle tekrarlanması, hac ibadetinin kurallarına, hükmünün şanına gösterilmesi gereken itinanın kemâli için izmar makamında izhar olarak gelmiştir.(https://tafsir.app/aljadwal/2/197)

Arap dilinde  فسقَ , “çirkin bir çıkış” anlamına gelir. Buradan hareketle, deliğinden fesat yapmak üzere çıktığı için fareye, فُوَيسِقَ  diye isim verilmiştir. Hurma, kabuğundan dışarı çıktığında, فسقت الرطبة [taze hurma kabuğundan çıktı] denmiştir. Çünkü bu durum, hurmaların fesada uğradığını [bozulduğunu] gösterir. Bu tanımdan hareketle, büyük bir günah işleyerek Allah'a itaatten çıkmaya, فسقَ  ismi verilmiştir. (Ebû Hilâl el-Askeri, El-Furûg fi’l-Luğa)

فَلَا رَفَثَ وَلَا فُسُوقَ  cümlesinde, işin büyüklüğünü göstermek ve kalplere korku salmak için zamir yerine Allah lafzı açık isim olarak getirilmiştir. Bu ayette yasaklar olumsuz cümle şeklinde ifade edilmiştir. Bu üslup daha vurguludur. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefâsir) 

Hac vakti, bu bilinen ve kararlaştırılmış olan aylar olunca [Her kim bu aylarda haccı farz kılar;] yani ihram, telbiye veya kurbanlık göndermekle kendine gerekli kılarsa, [artık hac günlerinde ne cinsel ilişki veya cinsel ilişki ile ilgili sözler, ne yasak şeyleri işlemekle şer'î sınırlardan çıkmak, ne de hizmetçileri veya arkadaşları ile mücadele ve tartışma] hiçbiri yoktur. Sadece aslında yasak ve çirkin olan şeylerden başka normal durumlarda mübah olan şeylerin bir kısmı da hacda yasaktır. Hac böyle tam bir temizlik, tam bir bağlılık ve eşitlik üzere bir uyum ve düzen içinde yapılmalıdır. Burada haccın ahlakî gereklerine kapsamlı bir tenbih vardır ki geniş açıklaması, fıkıh ve hac ibadeti ile ilgili kitaplarda aranmalıdır. Böylece hacda namaz, oruç ve zekatta bile bulunmayan ferdî (bireysel) ve sosyal bir nefis terbiyesi, bir ahlakî alıştırma hikmetleri bulunduğu unutulmamalıdır. (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili) 

İbnü’l Arabî ayet-i kerimedeki ( فَلَا رَفَثَ وَلَا فُسُوقَ وَلَا جِدَالَ فِی ٱلۡحَجِّ ) ibaresiyle ilgili şu ifadelere yer verir: Bu ibare, cinselliği nefy değildir, ayet onun meşruiyetini nefyeder. Allah’ın haberlerinin de gerçeğe aykırı olması caiz değildir. Buradaki nefy, cinselliğin duygusal /hissî olarak değil, şer‘î olarak yasaklanmasıdır. Alimler bu inceliğe dikkat etmeyerek şöyle demişlerdir: “Haber nehiy anlamındadır.” Böyle bir şey kesinlikle yoktur, olması da doğru değildir. Çünkü ikisi hakikaten farklı şeylerdir ve nitelik olarak birbirlerinden ayrılırlar.” 

İbnü’l-Arabî, düşüncesini örneklendirmek için şu ayet-i kerimeyi delil olarak sunmaktadır: وَالْمُطَلَّقَاتُ يَتَرَبَّصْنَ بِاَنْفُسِهِنَّ ثَلٰثَةَ قُرُٓوءٍۜ [Boşanmış kadınlar kendileri için üç hayız / temizlik süresi beklerler.] (Bakara 2/228) Ona göre boşanan kadınların evlenmeden önce üç hayız / temizlik süresi beklemeleri şer‘î bir gereklilik olup hissi değildir. Çünkü vakıada bazı kadınlar hissi olarak sabredememektedirler. Bu durum da boşanan kadınların iddet süresince evlenmemelerinin hissi anlamda değil şer‘î anlamda bir gereklilik olduğunu ortaya koymaktadır.

İbnü’l-Arabî, cinselliğin insanda hissî olarak bulunabileceğini, ayet-i kerimenin ise bunun fiili olarak yapılmasını yasakladığını ifade ederek, haber cümlesinin nehiy ifade eden inşâî anlamında kullanıldığını reddeder.

Meydânî ise İbnü’l-Arabî’ye şu ifadeleriyle itiraz eder: “İbnü’l-Arabî’nin söylediği kabul edilmesi mümkün bir görüştür. Ancak nefyin nehiy anlamında kullanılması insanlar arasında yaygın bir durumdur. Bu duruma birçok belâgî gerekçe kapı aralamaktadır. Bunlardan bir tanesi de muhataba yumuşak davranmaktır.Mesela ev sahibi misafirlerine: “Kanepelerin üzerinde uyunmaz, yemek odasının dışında yemek yenmez ve odalara ayakkabıyla girilmez” der. Ev sahibi misafirlerine yumuşak davranarak haber üslubuyla nehyetmektedir.”

Konuyla ilgili bazı alimlerin fikirlerine bakıldığında Meydânî’nin, onların düşüncesine yakın bir tutum sergilediği görülmektedir. Zemahşerî’ye göre nefy sıygasının kullanılmasından kasıt, ayette sayılan şeylerden kaçınma zaruretine işaret etmektir. Ayrıca İbn Kesîr (ö. 774/1373) ve Ebû Amr (ö. 154/771) ayette ilk iki olumsuzluğu cinsini nefyeden  لا  değil  لَيْسَ  ‘ye benzeyen  لا  olarak merfû okumuşlardır. Ebû Amr’dan rivayet edildiğine göre kendisi, bu ibareyi, لَا يَكُونُ رَفَثٌ وَ لَا فُسُوقٌ  olarak takdir etmiştir. Kelam burada bitmiş ve yeni bir cümleye başlanarak bu kez cinsini nefyeden  لا  ile  وَلَا جِدَالَ denmiştir. Dolayısıyla haberin her iki kıraate göre de nehiy ifade ettiği belirtilmiştir. Çağdaş müfessirlerden Sâbûnî’ye göre de ayet-i kerime nefy sıygasıyla gelmiş olsa bile nehiy ifade etmektedir. Nefy formundaki nehiy, bir kimseyi açık lafızlarla nehyetmekten daha belîğdir. (İbrahim Kara, Abdurrahman Hasan Habenneke El-Meydânî Ve Belâgat İlmine Katkıları)

وَمَا تَفْعَلُوا مِنْ خَيْرٍ يَعْلَمْهُ اللّٰهُۜ

 

وَ , istînâfiyyedir. İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı ol duğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)

Şart üslubunda gelen terkipte şart ismi olan  مَا , mukaddem mef’ûldür. Müspet muzari fiil sıygasındaki  تَفْعَلُوا مِنْ خَيْرٍ  cümlesi, şarttır. 

خَيْرٍ  deki nekrelik, muayyen olmayan nev ifade etmiştir. مِنْ  beyaniyyedir. مِنْ خَيْرٍ  car mecruru  مَا ’ nın mahzuf haline mütealliktir. 

فَ  karinesi olmadan gelen cevap cümlesi olan  يَعْلَمْهُ اللّٰهُ  , meczum muzari sıygada gelmiş hudûs, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir.

Şart ve cevap cümlelerinden oluşmuş terkip, şart üslubunda faide-i haber ibtidaî kelamdır. Haberin şart üslubunda verilmesi daha beliğ ve etkilidir. 

Cümlelerde fiiller muzari sıygada gelerek teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir.

Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnayı ve kemâl sıfatları bünyesinde toplayan lafza-i celâlle marife olması, haşyet duyguları uyandırmak içindir.

Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde  اللّٰهِ  isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.

تَفْعَلُوا - يَعْلَمْهُ  kelimeleri arasında cinas-ı nakıs ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.


وَتَزَوَّدُوا فَاِنَّ خَيْرَ الزَّادِ التَّقْوٰىۘ

 

وَ , istînâfiyyedir. Cümle emir üslubunda talebî inşâî isnaddır. Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. Fiilin mef’ûlü mahzuftur. 

فَاِنَّ خَيْرَ الزَّادِ التَّقْوٰىۘ  cümlesine dahil olan  فَ  ta’liliyedir. Tezyil hükmündeki cümle  اِنَّ  ile tekid edilmiş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır. 

اِنَّ ’nin ismi olan  خَيْرَ الزَّادِ  izafeti, sözü kısaltmış ve veciz (az sözle çok şey ifade etmek) hale getirmiştir. Bu izafet sıfatın mevsufuna muzâf olması şeklinde lafzî izafettir. Bu üslup, mübalağa içerir. Sıfat tamlaması, izafetin verdiği manayı karşılayamaz.

Müsnedün ileyh olan  خَيْرَ  mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir.

İzafette bu kişinin bu özelliği ile tanındığı, meşhur olduğu ve bu özelliğin onun tabiatı, karakteri haline geldiği manası vardır. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri C.7 S. 238) 

إِنَّ ’nin haberi olan  التَّقْوٰىۘ ‘nın  ٱل  takısıyla marife gelmesi bu özelliğin kemal derecede olduğuna işaret eder. Ayrıca masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir.

تَزَوَّدُوا۟ - ٱلزَّادِ  kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

فَاِنَّ خَيْرَ الزَّادِ التَّقْوٰىۘ [En hayırlı azık takvadır.] ifadesinde istiare vardır. Takva, insanın olmazsa olmaz ihtiyacı olan azığa benzetilmiştir. Câmi’ her ikisine olan mutlak ihtiyaçtır. Azık dünya için, takva ahiret için gerekli olandır.

Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden,  اِنَّ  ve isim cümlesi olmak üzere iki tekid içeren bu ve benzeri cümleler çok muhkem/sağlam cümlelerdir.

İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Ayette geçen  الزاد  kelimesi yiyecek, içecek, giyecek, binecek ve diğer ihtiyaçlara harcanacak mal demektir ki dilimizde "levazım" denir. Bunun azık diye tercümesi de bilinmektedir. Gerçi azık, daha çok yiyecek ve içeceğe denmektedir. Fakat  الزاد  da bu şekilde kullanılmaktadır. Çünkü bunlar en zorunlu olanlarıdır. Deniyor ki; Yemenliler hacca azıksız olarak gelirler ve "Biz Allah'a tevekkül ediyoruz, O'na güveniyoruz." derler, neticede halka yük olurlardı. Bu bölüm onlar hakkında inmiş, dilencilikten ve halka yük olmaktan korunup sakınmaları için azık edinme emri verilmiştir. Bu şekilde bu ayet-i celile gösteriyor ki takva, istenilen şeylerin en özelidir. Her fenalıktan korunup takva mertebesine ermek için de azığını ve gerekli şeylerini hazırlamak lazımdır. Bunu hazırlamayan ve hazırlamak için çalışmayanlar, ihtiyacın sevki ile kötülüğe düşebilirler. Aynı zamanda insanların diğer azıkları ne kadar bol olsa, takva hisleri bulunmadıkça yine mutlu olamazlar, kötülükten korunamazlar, helak edici şehvetlere bir ihtiyaç gibi atılırlar.(Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili) 

ٱلزَّادِ [Azık kelimesi] Kur’an’da sadece burada iki kere geçmiştir. Hacca ve umreye giderken azık olarak yiyecek, içecek hazırlamak lazım ama azığın en hayırlısı takvadır, yani önce nefsi hazırlamak gerekir. 


 وَاتَّقُونِ يَٓا اُو۬لِي الْاَلْبَابِ

وَ , atıf harfidir. Cümle atıf harfi  وَ ‘la   وَتَزَوَّدُوا۟  cümlesine atfedilmiştir. Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Fiilin sonundaki mef’ûl mütekellim zamiri, tahfif için hazfedilmiştir. Vikaye nunundaki esre, bu zamirden ivazdır. Mef’ûlün hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.

Lafz-ı celâlden mütekellim zamirine iltifat sanatı vardır.

İstînâfiyye olarak gelen  يَٓا اُو۬لِي الْاَلْبَابِ   cümlesi nida üslubunda talebî inşaî isnaddır.  يَٓا  nida,  اُو۬لِي الْاَلْبَابِۚۛ  münadadır. Müzekkerin müennesi de kapsadığı bu nidada tağlib sanatı vardır.

ٱتَّقُونِ - ٱلتَّقۡوَىٰۖ  kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

وَاتَّقُونِ يَٓا اُو۬لِي الْاَلْبَابِ  [Ey saf akıl sahipleri, benden korkun] çünkü aklın hükmü Allah'tan korkmak ve ondan çekinmektir. Onları takvaya özendirdi, sonra da bundan maksadın Allah’u Teâlâ olmasını emretti ki, ondan başka her şeyden el çeksinler. Nefsî arzulardan arınmış saf aklın gereği de budur. Bunun içindir ki, özellikle akıl sahiplerine böyle hitap etmiştir. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)

وَاتَّقُونِ يَٓا اُو۬لِي الْاَلْبَابِ  [Benden sakının ey akıl sahipleri.] Yani; ‘’Benden korkun, hesabımdan sakının, ey kendilerine mahlûkatta yarattığım en üstün nimeti yani aklı verdiğim kullarım!’’ Bir şeyin özü onun en has noktasıdır. ‘’Size doğruyu yanlıştan ayırt etmeye yarayan, tedbirin madeni olan aklı verdim.’’ Akıl sayesinde takva ve tefekkür de kolay hale gelir. Bu yorumun doğruluğuna dair delil şudur: Azık hazırlama ifadesi mutlak olarak verilse de “Azıklanın, en hayırlı azık takvadır.” ifadesi ona atfedilmiştir. فَ  harfi ikinci cümleyi birinciye bağlamakta ve birbirleriyle irtibatlı olduklarını göstermektedir. (Ömer Nesefî, Et-Teysîr Fi’t-Tefsîr)