وَمَنْ اَظْلَمُ مِمَّنِ افْتَرٰى عَلَى اللّٰهِ كَذِباً اَوْ كَذَّبَ بِالْحَقِّ لَمَّا جَٓاءَهُۜ اَلَيْسَ ف۪ي جَهَنَّمَ مَثْوًى لِلْكَافِر۪ينَ ٦٨
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | وَمَنْ | ve kimdir? |
|
| 2 | أَظْلَمُ | daha zalim |
|
| 3 | مِمَّنِ | kimseden |
|
| 4 | افْتَرَىٰ | iftira atan |
|
| 5 | عَلَى | üzerine |
|
| 6 | اللَّهِ | Allah’ın |
|
| 7 | كَذِبًا | yalanı |
|
| 8 | أَوْ | veya |
|
| 9 | كَذَّبَ | yalanlayandan |
|
| 10 | بِالْحَقِّ | gerçeği |
|
| 11 | لَمَّا |
|
|
| 12 | جَاءَهُ | kendisine gelen |
|
| 13 | أَلَيْسَ | yok mudur? |
|
| 14 | فِي |
|
|
| 15 | جَهَنَّمَ | cehennemde |
|
| 16 | مَثْوًى | bir yer |
|
| 17 | لِلْكَافِرِينَ | kafirler için |
|
İslâm hâkimiyetinden önce Arap yarımadasında can ve mal emniyeti yoktu; insanlar öldürülür veya yurtlarından yuvalarından koparılıp sürülür, malları yağmalanırdı. Buna karşılık içinde kutsal Kâbe’nin bulunması sebebiyle Mekke şehri bir güvenlik merkezi olarak kabul edilir, Kureyş sûresinde de bildirildiği gibi Mekkeliler çevredeki Arap topluluklarından saygı görür, bu sayede daha güvenli bir hayat yaşarlardı. 67. âyette bu durum, Allah’ın Mekkeliler’e bir lutfu olarak gösterilmekte; bir tehlike ile yüz yüze geldiklerinde Allah’ı hatırlarken, güvenlik ortamına kavuşunca yine bâtıl inançlarına dönmelerinin bir nankörlük olduğuna işaret edilmektedir. 68. âyette ise onların uydurma tanrılar ihdas ederek bunları Allah’a ortak koşmaları, Allah’ın gönderdiği hakikati yani Peygamber’i ve vahyi inkâr etmeleri bir zulüm olarak değerlendirilmiştir. Adaletin zıddı olan zulüm teriminin asıl anlamı, “birine hak ettiği şeyi vermemek, onun hakkı olan şeyi başkasına vermek” demektir. Buna göre tanrılık yalnızca Allah’a ait olduğu halde O’ndan başkasına tanrılık isnat ederek Allah’a gösterilmesi gereken saygıyı ona göstermek bir zulümdür, haksızlıktır. Nitekim Lokmân sûresinde (31/13) “O’na ortak koşmak kesinlikle çok büyük bir haksızlıktır (zulümdür)” buyurulmaktadır.
Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 4 Sayfa: 286وَمَنْ اَظْلَمُ مِمَّنِ افْتَرٰى عَلَى اللّٰهِ كَذِباً اَوْ كَذَّبَ بِالْحَقِّ لَمَّا جَٓاءَهُۜ
İsim cümlesidir. وَ istînâfiyyedir. مَنْ istifhâm ismi, mübteda olarak mahallen merfûdur. اَظْلَمُ mübteda مَنْ ‘nin haberi olarak mahallen merfûdur. مَنْ müşterek ism-i mevsûl مِنْ harf-i ceriyle اَظْلَمُ ‘ye mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası افْتَرٰى ‘dır. Îrabdan mahalli yoktur.
افْتَرٰى elif üzere mukadder fetha ile mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. عَلَى اللّٰهِ car mecruru افْتَرٰى fiiline mütealliktir. كَذِباً mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.
اَوْ atıf harfi tahyir / tercih ifade eder. كَذَّبَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. بِالْحَقِّ car mecruru كَذَّبَ fiiline mütealliktir.
لَمَّا kelimesi حين (...dığı zaman) manasında şart anlamı taşıyan zaman zarfıdır. Cümleye muzâf olur. جَٓاءَهُ ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. Şartın cevabı öncesinin delaletiyle mahzuftur.
جَٓاءَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. Muttasıl zamir هُ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.
مِنْ harf-i ceri mecruruna ibtidaiyye, ba’z, tebyin, karşılaştırma, zaid, sebep, bedel – karşılık, iki şeyi birbirinden ayırt etmek gibi manalar kazandırabilir. Burada karşılaştırma manasındadır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَوْ ; Türkçedeki karşılığı “veya, yahut, yoksa” olan bu edat, iki unsur arasında (matuf-matufun aleyh) tahyir yani tercih (iki şeyden birini seçme) söz konusu olması durumlarında kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
(لَمَّا) edatı; a) (لَمَّا) muzari fiilden önce gelirse, muzari fiili cezm eden harf olur. b) (لَمَّا)’ya aynı zamanda cezmetmeyen şart edatı da denir. c) Bazen mana bakımından cevap olan cümleden sonra da gelebilir. d) Sükun üzere mebnidir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
افْتَرٰى fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi فري ’dir.
İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.
كَذَّبَ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi كذب ’dir.
Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.
اَظْلَمُ ism-i tafdil kalıbındandır. İsm-i tafdil; bir vasfın, bir hususun bir varlıkta diğer bir varlıktan daha fazla olduğunu ifade eder. İsm-i tafdil اَفْضَلُ veznindendir. İsm-i tafdilin sıfat-ı müşebbeheden farkı; renk, şekil, uzuv noksanlığı ifade etmemesidir. Müennesi فُعْلَى veznindedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَلَيْسَ ف۪ي جَهَنَّمَ مَثْوًى لِلْكَافِر۪ينَ
İsim cümlesidir. Hemze istifhâm harfidir. لَيْسَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.
ف۪ي جَهَنَّمَ car mecruru لَيْسَ ‘nin mahzuf mukaddem haberine mütealliktir. مَثْوًى kelimesi لَيْسَ ‘nin muahhar ismi olup mukadder damme ile merfûdur. Maksur isimdir. لِلْكَافِر۪ينَ car mecruru مَثْوًى ‘nın mahzuf sıfatına mütealliktir.
لَيْسَ isim cümlesini olumsuz yapar. Sadece mazisi çekildiği için camid bir fiildir. Mazi kipinde tüm şahıs zamirlerine çekimi yapılabilmektedir. Türkçeye “değildir, yoktur, hayır” vb. şeklinde tercüme edilir. Bazen لَيْسَ ’nin haberinin başına manayı tekid için zaid (بِ) harf-i ceri gelebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
فِي harf-i ceri mecruruna mekân zarfı, zaman zarfı, söz ve görüş konusu olarak, vardır – mevcuttur, hal, sebep, mukayese, karşılaştırma gibi manalar kazandırabilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Maksur isimler: Sondan bir önceki harfi fethalı olup son harfi (ى) olan isimlere “maksur isimler” denir. Maksur isimler genellikle (ى) ile biter. Fakat çok az olarak (ا) ile biten maksur isimler de vardır. Maksur isimlerin sonunda yer alan bu harflere “elif-i maksure” denir. اَلْفَتَى – اَلْعَصَا gibi…
Maksur isimlerin îrab durumu şöyledir: Merfû halinde takdiri damme ile, mansub halinde takdiri fetha ile, mecrur halinde takdiri kesra ile îrab edilir. Yani maksur isimler merfû, mansub, mecrur hallerinde hep takdiri olarak (takdiren) îrab edilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
كَافِر۪ينَ , sülâsi mücerredi كفر olan fiilin ism-i failidir.
İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَمَنْ اَظْلَمُ مِمَّنِ افْتَرٰى عَلَى اللّٰهِ كَذِباً اَوْ كَذَّبَ بِالْحَقِّ
وَ , istînâfiyyedir.
İstînâfiyye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine îrab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiyye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâgatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
Ayetin ilk cümlesi, istifham üslubunda talebî inşâî isnad olup, sübut ifade eden isim cümlesidir.
İstifham ismi مَنْ mübteda, اَظْلَمُ مِمَّنِ افْتَرٰى عَلَى اللّٰهِ كَذِباً cümlesi haberdir.
İstifham üslubunda gelmiş olmasına rağmen, kınama ve azarlama manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Ayrıca soruda tecâhül-i ârif sanatı vardır.
Kur’ân-ı Kerîm’de sıkça başvurulan bir üslup olarak karşımıza çıkan istifhâmı inkârî ile kabul edilmeyen/edilmemesi gereken bir olgunun neden hala farkına varılmadığı sorgulanmaktadır. (İstifhâm Üslûbunun Mecâzi Kullanımları ve Meallere Yansıması Avnullah Enes Ateş)
Müsned olan اَظْلَمُ , ism-i tafdil kalıbında gelerek mübalağa ifade etmiştir.
Mecrur mahaldeki ikinci müşterek ism-i mevsûl مِمَّنِ , başındaki harf-i cerle اَظْلَمُ ‘ya mütealliktir. Sıla cümlesi olan افْتَرٰى عَلَى اللّٰهِ كَذِباً , hudus, temekkün ve istikrar ifade eden müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. عَلَى اللّٰهِ car mecruru ihtimam için mef’ûle takdim edilmiştir.
Mef’ûl olan كَذِباً ‘deki nekrelik, nev ve tahkir ifade eder.
Ayetteki istifham, Allah’a yalan iftira etmekle zulmeden bu kişilerin başına gelecek felaketi haber veren büyük bir tehdit, kınama ve azarlama anlamda mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Bilinen nefy üslubu yerine istifhamın tercih edilmesinin sebebi; istifhamda muhatabın aklını uyarmak, harekete geçirmek ve düşünmeye teşvik manası olmasıdır. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Mütekellim Allah Teâlâ olduğu için lafza-i celâlin zikrinde tecrîd sanatı vardır.
اَوْ atıf harfiyle sıla cümlesine atfedilen كَذَّبَ بِالْحَقِّ cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Bu atıf, hususun umuma atfı babında ıtnâb sanatıdır.
Ayetin sonunda muradifi zikredilen اَظْلَمُ kelimesinde irsâd sanatı vardır.
مَنْ ’in tekrarında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
كَذِباً - كَذَّبَ kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
افْتَرٰى - كَذِباً - اَظْلَمُ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
كَذِباً - بِالْحَقِّ kelimeleri arasında tıbâk-ı hafiy sanatı vardır.
كَذَّبَ fiili, تفعيل babındadır. Bu bab fiile kesret anlamı katmıştır.
كَذَّبَ fiili umumi olarak yalanlamak demektir. Ancak Kur’an-ı Kerim’de sadece Allah’ı, ahireti, dini yalanlamak konularında kullanılmıştır.
Allah’a karşı yalan uyduran ve hakkı yalanlayandan daha zalim bir grubun varlığı hakkında bir soru ile onların içerisinde bulundukları elim durumun ortaya konulması, dinleyicilerin zihinlerinde o kimselerden daha zalim bir topluluğun gerçekten olup olmadığını sorgulamayı sağlayacaktır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
مَنْ اَظْلَمُ مِمَّنِ افْتَرٰى عَلَى اللّٰهِ كَذِباً ibaresi Kur’an’da 8 kere geçer. Bu ayetler arasında tekrîr ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır. Ayette iktibas sanatı vardır.
İktibas ve telmih arasındaki fark: İkisi de bir başka ayetten/yerden alıntı yapmak demektir. Alıntı ayetten olur ama isim ve numara verilmezse iktibas, ayet ve numara bildirilirse istidlal olur. Adını zikretmeksizin bir şiir, kıssa veya meselden alıntı yapılırsa buna da telmih denir.
Tekrarlanan cümleler arasında tekrir, ıtnâb ve reddü'l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır Böyle tekrarlar, kelamdaki cüzleri birbirine bağlar, aralarında bir ilişki kurar ve dokuyu bütünleştirir. Bunlar çok tekrarlanır ki iman ve yakîn sabitleşsin. Eğer murad sadece bilmek olsaydı, bir kere söylenmesi yeterli olurdu.
Tekrarlanan cümlelerin manasının nefiste yerleşmesi arzu edilir, hatta zatın bir cüzü haline gelinceye kadar tekit edilir. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, Ahkaf/28, C. 7, S. 314)
لَمَّا جَٓاءَهُۜ
Şart üslubundaki terkip, müstenefe olarak fasılla gelmiştir.
لَمَّا ; mazi fiile dahil olduğunda iki ayrı cümlenin varlığını gerektirir. Birinci cümlenin bulunması ikinci cümlenin de bulunmasını gerektirir. لَمَّا harfi var olan birşeyden dolayı var olmayı gerektiren harftir. Bazı ulema bu takdirde لَمَّا ’nın حين manasında zarf olduğunu kabul eder.(Suyûtî, İtkân fî Ulûmi’l-Kur’ân)
لَمَّا ; maziden önce vakta ki,...dığı zaman, manalarına gelen, cezmetmeyen, şart manalı zaman zarfıdır. Şart fiili de cevap fiili de mazi veya mazi manalı olmalıdır. (Meral Çörtü, Cümle Kuruluşu ve Tercüme Tekniği)
Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan جَٓاءَهُ şart cümlesidir ve şart edatı لَمَّا ’nın muzâfun ileyhi konumundadır.
Öncesinin delaletiyle cevap cümlesinin hazfi, icâz-ı hazif sanatıdır. حين manasındaki لَمَّا bu mahzuf cevaba mütealliktir.
Bu hazif, muhatabın muhayyilesini kısıtlamadan serbestçe düşünebilmesini sağlar.
Mahzuf cevap ve mezkûr şart cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda haberî isnaddır. Cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecâz-ı mürsel mürekkeptir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.
Haynûne manasındaki لَمَّا aslında şartının bilindiği durumlarda gelir ve şartla cevap arasındaki kuvvetli irtibatı ve tertipteki sürati ifade eder. (Muhammed Ebu Mûsa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, Ahkâf/29, s. 424)
Ayette cevabın mahzuf olması farklı yönlerden düşünmeyi gerektirdiği, ayrıca dinleyici ve okuyucuyu düşünce ve hayal ufkuna yönlendirdiği için mübalağa içermektedir. Îcâz metoduyla cümleye daha yoğun anlamlar yüklenmiştir.(Hasan Uçar, Kur’an-ı Kerîm’deki Anlamsal Bedî‘ Sanatları, Doktora Tezi)
Bu ayetteki soru; belâğat gereği sorulan ve cevap beklenmeyen bir sorudur. Yani kötü amellerine karşılık bu ceza kâfirlere kafidir. Ayrıca ahiretteki azabın bütün günahkârlar için kaçınılmaz bir kader olduğunu bu istifhamdan anlamaktayız. (Sahip Aktaş, Kur’an’da İstifhâm Üslûbu)
Hakkı yalanlıyor oluşlarının لَمّا جاءَهُ ifadesi ile kayıtlanması; Kıymetini takdir edemeyerek kendilerine gönderilen peygamber ve kitabı inkâr edip nankörlük yapan yalancıların yerilmesi manasını da idmâc içindir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
اَلَيْسَ ف۪ي جَهَنَّمَ مَثْوًى لِلْكَافِر۪ينَ
İstînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. İstifham üslubunda, talebî inşâî isnaddır. Hemze takrîri istifham harfidir.
Takrirde muhatabın bildiği bir şey soru şeklinde dile getirilir ve ondan bunu tasdik etmesi istenir. Bunda ikna edici, inandırıcı delil vardır. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Nakıs fiil لَيْسَ ’nin dahil olduğu sübut ifade eden isim cümlesinde takdim-tehir ve îcâz-ı hazif sanatları vardır. ف۪ي جَهَنَّمَ , nakıs fiil لَيْسَ ’nin mahzuf mukaddem haberine müteallıktır. مَثْوًى , muahhar ismidir.
Cümle istifham üslubunda geldiği halde gerçek manada soru olmayıp tahkir, tevbih, korkutma amacı taşıdığı için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Ayrıca soruda tecâhül-i ârif sanatı vardır.
لِلْكَافِر۪ينَ car mecruru, مَثْوًى ’in mahzuf sıfatına mütealliktir. Sıfatın hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
Bu ifadede istiare vardır. مَثْوًى , aslında sığınılacak yer demektir. Burada Cehennemin, insanın huzur bulmak, rahatlamak için ve hiç itiraz etmeden gittiği bir yere benzetilmesi, cehennemin korkunçluğunu mübalağa içindir. Ayette cehennemin onların مَثْوًى ’sı olduğunu söylemekle; aynı “cehennemle müjdele“ cümlesinde olduğu gibi tehekküm ve alay üslubu ile uyarma söz konusudur. Aralarındaki zıddiyet, tehekküm ve alay maksadıyla tenasübe benzetilmiştir. Mübalağa için gelen bu üslupta tecessüm sanatı da vardır.
جَهَنَّمَ - مَثْوًى kelimeleri arasında tıbâk-ı hafîy sanatı vardır.
لِلْكَافِر۪ينَ - اَظْلَمُ - كَذِباً kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
ف۪ي جَهَنَّمَ ibaresindeki ف۪ي harfinde istiare sanatı vardır. Bilindiği gibi فِی harfi zarfiye manası içerir. İçi olan bir şeye benzetilen cehennem, mazruf mesabesindedir. Mübalağa için bu harf kullanılmıştır. Cehennemdeki günahkarlar, adeta bir şeyin, bir kabın içinde muhafaza edilmesine benzetilmiştir. Camî, her iki durumdaki mutlak irtibattır. Mübalağa ifade eden bu üslupta tecessüm sanatı da vardır.
Sığınma, himaye manaları narda hayalen vardır. ألَيْسَ في جَهَنَّمَ مَثْوًى cümlesindeki hemze, takrir-i istifham içindir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
"O kâfirlere cehennemde bir yer mi yok!" Bu kelam, bütün kafirler için cehennemde bir yer olduğunun takrir ve beyanıdır. Yahut bu kelam, onların, kâfirlerin halini bildikleri halde zikredilen iftira ve tekzibe cüret etmelerini inkâr ve yadırgamak anlamındadır. Yani onlar, kâfirlerin, cehennemi boylayacaklarını bilmediler mi ki bu büyük cürüme cüret ettiler? (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
ألَيْسَ في جَهَنَّمَ مَثْوًى لِلْكافِرِينَ cümlesi, ومَن أظْلَمُ مِمَّنِ افْتَرى عَلى اللَّهِ كَذِبًا cümlesi için beyan ve takrir mesabesindedir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
İnkâr anlamı içeren soru edatlarının nefy adatıyla kullanıldığında takrîr yani kesinlik ifade ettiğine de değinen müfessir, اَلَيْسَ ف۪ي جَهَنَّمَ مَثْوًى لِلْكَافِر۪ينَ ayetini bu bağlamda tefsir etmektedir. Buna göre, cehennemde kâfirler için çok fazla yer var anlamı dikkatlerimize sunulmaktadır. (İsmail Bayer, Keşşâf Tefsirinde Belâgat Uygulamaları)
Bilinen nefy üslubu yerine istifhamın tercih edilmesinin sebebi; istifhamda muhatabın aklını uyarmak, harekete geçirmek ve düşünmeye teşvik manası olmasıdır. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
الكافِرِينَ ifadesindeki marifelik ahd içindir. Bunlar daha önceden Allah’a karşı yalan uydurdukları ve hakkı yalanladıkları zikredilmiş olan kâfirlerdir, demektir. Normalde bu kimselerin zamir olarak zikredilmesi cümle yapısına daha uygun iken, küfür vasfının açık olarak belirtilmesi için burada zahir isim olarak zikredilmişlerdir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Bunların küfürlerinden dolayı bu vasfı hak ettiklerine işaret için bu kimseler bir nevi الْكَافِر۪ينَ başlığı altında zikredilmişlerdir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)