Rûm Sûresi 47. Ayet

وَلَقَدْ اَرْسَلْنَا مِنْ قَبْلِكَ رُسُلاً اِلٰى قَوْمِهِمْ فَجَٓاؤُ۫هُمْ بِالْبَيِّنَاتِ فَانْتَقَمْنَا مِنَ الَّذ۪ينَ اَجْرَمُواۜ وَكَانَ حَقاًّ عَلَيْنَا نَصْرُ الْمُؤْمِن۪ينَ  ٤٧

Andolsun, senden önce biz nice peygamberleri kendi kavimlerine gönderdik. Peygamberler onlara apaçık mucizeler getirdiler. Biz de suç işleyenlerden intikam aldık. Mü’minlere yardım etmek ise üzerimizde bir haktır.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَلَقَدْ andolsun ki
2 أَرْسَلْنَا biz gönderdik ر س ل
3 مِنْ
4 قَبْلِكَ senden önce ق ب ل
5 رُسُلًا elçileri ر س ل
6 إِلَىٰ
7 قَوْمِهِمْ kavimlerine ق و م
8 فَجَاءُوهُمْ onlara geldiler ج ي ا
9 بِالْبَيِّنَاتِ delillerle ب ي ن
10 فَانْتَقَمْنَا ve biz öc aldık ن ق م
11 مِنَ -den
12 الَّذِينَ kimseler-
13 أَجْرَمُوا suç işleyen(ler) ج ر م
14 وَكَانَ ve idi ك و ن
15 حَقًّا borç ح ق ق
16 عَلَيْنَا üzerimize
17 نَصْرُ yardım etmek ن ص ر
18 الْمُؤْمِنِينَ mü’minlere ا م ن
 

Her gün iç içe yaşadığımız ve çoğu defa sıradan durumlar olarak algıladığımız tabiat olaylarının gerçekte Allah’ın birliğinin ve kudretinin açık kanıtları olduğu ve aklını işleten kimselerin bunlardan önemli sonuçlar çıkarabileceği Kur’an’da değişik vesilelerle belirtilmiştir. Doğal çevrede ortaya çıkan bozulmaya değinilen 41. âyetten sonra bu hususa dikkat çekilmesi de oldukça mânidardır. Buna göre tabiat, Allah’ın verdiği düzenle işlerken yaratanına kanıt değeri taşıyacak kadar mükemmeldir; ne var ki bu, insan eliyle bozulabilmektedir (rüzgârların estirilmesi, gemilerin yüzmesinin sağlanması, bulutların harekete geçirilmesi, yağmurun yağdırılması, ölümünden sonra toprağa can verilmesi ile ilgili açıklamalar için bk. Bakara 2/164; İbrâhim 14/32-34; Hicr 15/22-23; Nahl 16/10-11, 14-16; İsrâ 17/66; 49. âyette geçen müblisûn kelimesinin açıklaması için bk. 12. âyetin tefsiri).

47. âyette yer alan ve “İnananlara yardım etmek de bize düşer” şeklinde tercüme edilen cümlenin lafzına bakarak, müminlerin Allah’a karşı hak iddia edebilecekleri ve O’nun da kendilerine karşı görevinin bulunduğu gibi bir anlam çıkarmamak gerekir. Zira bu, inananların Allah katındaki dereceleriyle ilgili bir iltifat ifadesi olup onlara moral verme ve onları onurlandırma amacı taşımaktadır. Hz. Peygamber’in, “Şayet müslüman bir kimse din kardeşinin namusunu müdafaa ederse, Allah’ın da kıyamet günü mutlaka onu cehennem ateşinden korumasını hak eder” buyurduktan sonra âyetin bu cümlesini okuduğu rivayet edilmiştir (Zemahşerî, III, 207).

51. âyetteki “onu” anlamına gelen zamirin, bitkinin ve rüzgârın veya bulutun yerini tuttuğuna dair görüşler vardır (Şevkânî, IV, 265). Bütün bu yorumların ortak noktası şudur: Allah Teâlâ insanları sınamak üzere onlara bazı sıkıntılar verdiğinde, meselâ onlara zarar veren bir rüzgâr gönderdiğinde hemen tavırları değişir, kendilerine verilen nimetleri unutup inkâra kalkışırlar veya nankörlüğe yeltenirler (52 ve 53. âyetlerin açıklaması için bk. Neml 27/80-81. âyetlerin tefsiri).

 

   Cerame جرم:

  جَرْمٌ sözcüğü temelde ağaçtan meyve koparmak demektir. جُرامٌ ise toplamış hurmanın çürük olanıdır. İf'al babı formu أجْرَمَ - مُجْرِمٌ, kerih ve fena görülen her türlü kazanmayla ilgili müstear olarak kullanılmaktadır. (Müfredat)

  Kuran’ı Kerim’de çeşitli fiil ve isim kalıplarında 66 kere geçmiştir. (Mucemul Müfehres)

  Türkçede kullanılan şekilleri cürüm, cürm-ü (meşhud), cereme, cirm ve mücrimdir. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi) 

 

وَلَقَدْ اَرْسَلْنَا مِنْ قَبْلِكَ رُسُلاً اِلٰى قَوْمِهِمْ فَجَٓاؤُ۫هُمْ بِالْبَيِّنَاتِ فَانْتَقَمْنَا مِنَ الَّذ۪ينَ اَجْرَمُواۜ 

 

Fiil cümlesidir. وَ  istînâfiyyedir.  لَ  harfi, mahzuf kasemin cevabının başına gelen muvattiedir. قَدْ  tahkik harfidir. Tekid ifade eder.

اَرْسَلْنَا  sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir  نَا  fail olarak mahallen merfûdur. مِنْ قَبْلِ  car mecruru  اَرْسَلْنَا  fiiline mütealliktir. Muttasıl zamir  كَ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

رُسُلاً  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.  اِلٰى قَوْمِ  car mecruru  اَرْسَلْنَا  fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  هِمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.  

فَ  atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder.  فَ  ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

جَٓاؤُ۫  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir  هُمْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. بِالْبَيِّنَاتِ  car mecruru  جَٓاؤُ۫  fiiline mütealliktir. 

فَ  atıf harfidir.  انْتَقَمْنَا  sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir  نَا  fail olarak mahallen merfûdur.  الَّذ۪ينَ  cemi müzekker has ism-i mevsûl  مِنَ  harf-i ceriyle  انْتَقَمْنَا  fiiline müteallik olup mahallen mecrurdur. İsm-i mevsûlun sılası  اَجْرَمُواۜ  ‘dur. Îrabdan mahalli yoktur.

اَجْرَمُوا  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. 

اَرْسَلْنَا  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi  رسل  ’dir. 

اَجْرَمُوا  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi  جرم  ‘dir.

İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), ta’riz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.  

فَانْتَقَمْنَا  fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi  نقم  ’dir.

İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.


 وَكَانَ حَقاًّ عَلَيْنَا نَصْرُ الْمُؤْمِن۪ينَ

 

İsim cümlesidir. Atıf harfi  وَ  ‘la mukadder kaseme matuftur. كَانَ  nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.  

حَقاًّ  kelimesi  كَانَ  ’nin mukaddem haberi olup fetha ile mansubdur. عَلَيْنَا  car mecruru  حَقاًّ ‘a mütealliktir.  نَصْرُ  kelimesi  كَانَ  ’nin muahhar mübtedası olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. الْمُؤْمِن۪ينَ  muzâfun ileyh olup, cer alameti  ي  ’dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır.

الْمُؤْمِن۪ينَ ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir.

İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

وَلَقَدْ اَرْسَلْنَا مِنْ قَبْلِكَ رُسُلاً اِلٰى قَوْمِهِمْ فَجَٓاؤُ۫هُمْ بِالْبَيِّنَاتِ فَانْتَقَمْنَا مِنَ الَّذ۪ينَ اَجْرَمُواۜ 

 

وَ , istinafiyyedir. 

İstînâfiyye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine îrab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiyye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâgatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı) 

لَ , mukadder kasemin cevabına dahil olan harftir.  قَدْ  tahkik içindir. Kasem fiilinin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır. Mahzufla birlikte cümle kasem üslubunda gayr-ı talebî inşâî isnaddır. Mahzuf kasem ve  قَدْ  ile tekid edilmiş cevap cümlesi olan  وَلَقَدْ اَرْسَلْنَا مِنْ قَبْلِكَ رُسُلاً اِلٰى قَوْمِهِمْ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber inkârî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)

Bu cümle itiraz cümlesidir. وَ  ise itiraziyye olup atıf değildir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr) 

Kasem cümlesinin mahzuf olduğu durumda vurgu kasem cevabına yapılır. Kasem cümlesini oluşturan kasem fiili, kasem edatı ve kasem edilen isim üçü birlikte hazf edilir. Fakat kasemin varlığı kasem cevabından anlaşılmaktadır. Bu form, Kur'an’da sıkça kullanılmıştır. (Nihat Tarı, Arap Dilinde Kasem Formları ve Kur'an-ı Kerim’e Özgü “La Uksimu” Formu ile İlgili Tartışmalar)

اَرْسَلْنَا  fiilinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder. Azamet zamiri, ululuğu izhar etmedir.

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Car mecrur  مِنْ قَبْلِكَ , konudaki önemine binaen mef’ûl olan رُسُلاً ’ye takdim edilmiştir.

Mef’ûl olan  رُسُلاً ‘deki nekrelik, kesret ve tazim içindir.

فَجَٓاؤُ۫هُمْ بِالْبَيِّنَاتِ  cümlesi, kasemin cevabına matuftur. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Geldi anlamındaki  جَٓاؤُ۫  fiili,  بِ  harfiyle kullanıldığında getirdi manasına gelir. Harf-i cerin fiile mana kazandırması tazmin sanatıdır.

 فَانْتَقَمْنَا مِنَ الَّذ۪ينَ اَجْرَمُواۜ  cümlesi, makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Mecrur mahaldeki cemi müzekker has ism-i mevsûl  الَّذ۪ينَ  harf-i cerle  انْتَقَمْنَا  fiiline mütealliktir.  Sılası olan  اَجْرَمُوا  cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Bahsi geçenlerin ism-i mevsûlle ifade edilmeleri sonraki haberin önemine işaret ve onlara tahkir içindir.

اَرْسَلْنَا - رُسُلاً  kelimeleri arasında cinâs-ı iştikak ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

رُسُلاً - بِالْبَيِّنَاتِ  ve  جَٓاؤُ۫هُمْ - اَرْسَلْنَا  gruplarındaki kelimeler arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

الِانْتِقامُ : İntikam,  النَّقْمِ  kelimesinin iftial babıdır. Kin ve öfke demektir. Hoşlanılmayan bir şeyi yapan kimseye verilen cezadır. Sanki var olan öfke ve kinin etkisinin meydana gelişini belirtmek için iftiâl siygasıyla oluşturulmuştur. Daha önce Allah Teâlâ’nın  وما تَنْقِمُ مِنّا  şeklinde ve Araf suresi 136. Ayette  فانْتَقَمْنا مِنهُمْ  (Onlardan intikam aldık) buyurduğu gibi. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr) 

فَجَٓاؤُ۫هُمْ بِالْبَيِّنَاتِ فَانْتَقَمْنَا  [Peygamberler onları mucizeleri getirdi de biz intikam aldık] cümlesinde hazif yoluyla îcâz vardır. ‘’Onlar peygamberleri yalanladılar ve onlarla alay ettiler’’ bölümü ibarede zikredilmemiştir. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir) 


 

 وَكَانَ حَقاًّ عَلَيْنَا نَصْرُ الْمُؤْمِن۪ينَ

 

Ayetin son cümlesinde  وَ , istinafiyyedir.  Nakıs fiil  كَانَ ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır. Cümlede takdim-tehir vardır.  حَقاًّ  kelimesi  كَانَ ’nin mukaddem haberi,  نَصْرُ الْمُؤْمِن۪ينَ  izafeti  كَانَ ’nin muahhar ismidir.

Müsnedün ileyh olan  نَصْرُ الْمُؤْمِن۪ينَ , veciz ifade kastıyla izafet formunda gelmiştir.

Müsned olan  حَقاًّ , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar, ism-i fail ve ism-i mef’ûl yerinde kullanılabilirler. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. 

كَانَ ’nin haberi isim olarak geldiğinde, haberi isminin içine karışır ve adeta onun mahiyetinden bir cüz olur. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâğî Tefsiri 5, Duhan s.124)

İsim cümleleri, mübteda ve haberden oluşur. Zaman ifade etmez. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu (sabit olması) veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meâni İlmi )

Bu cümle müminleri yüceltmekte, makam ve mevkilerini yükseltmekte, büyük bir saygınlığa ehil olduklarını ifade etmekte ve onların fazilet ve meziyette önde olduklarını göstermektedir; zira onları, Allah’ın yardımını hak etmiş, üstün kılınıp zafere ulaştırılması gereken kişiler konumuna getirmiştir. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)

حَقاًّ  kelimesi üzerinde de durulabilir ki o zaman; Bunların cezalandırıldığı gerçektir dedikten sonra; Bize müminlere yardım etmek düşer diye yeni cümleye başlamış olacaktır. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)  

وَكَانَ حَقاًّ عَلَيْنَا نَصْرُ الْمُؤْمِن۪ينَ [Zaten müminlere yardım etmek, üzerimize düşen bir haktır] kelamı, müminler için ziyadesiyle teşrif ve ikramdır. Nitekim müminler, Allah katında kendilerine yardım edilmesi hakkına sahip kılınmışlardır. Bir de bu cümle, kâfirlerden öç almanın müminlere yardım etmek için olduğunu zımnen bildirmektedir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

Belki de bu ayetin rüzgârların hallerini ve hükümlerini bildiren mezkûr ayet ile gelecek ayet arasında zikredilmesi, kâfirleri uyarıp onları istenen şükrün gereklerini ihlal etmekten sakındırmak içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)