Rûm Sûresi 46. Ayet

وَمِنْ اٰيَاتِه۪ٓ اَنْ يُرْسِلَ الرِّيَاحَ مُبَشِّرَاتٍ وَلِيُذ۪يقَكُمْ مِنْ رَحْمَتِه۪ وَلِتَجْرِيَ الْفُلْكُ بِاَمْرِه۪ وَلِتَبْتَغُوا مِنْ فَضْلِه۪ وَلَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ  ٤٦

Rüzgârları, yağmurun müjdecileri olarak göndermesi, Allah’ın (varlık ve kudretinin) delillerindendir. O, bunu, size rahmetinden tattırmak, emriyle gemilerin yol alması, O’nun lütfundan rızkınızı aramanız ve şükretmeniz için yapar.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَمِنْ -nden (biri de)
2 ايَاتِهِ O’nun ayetleri- ا ي ي
3 أَنْ
4 يُرْسِلَ göndermesidir ر س ل
5 الرِّيَاحَ rüzgarları ر و ح
6 مُبَشِّرَاتٍ müjdeler olarak ب ش ر
7 وَلِيُذِيقَكُمْ size tattırması için ذ و ق
8 مِنْ -nden
9 رَحْمَتِهِ rahmeti- ر ح م
10 وَلِتَجْرِيَ ve yürümesi için ج ر ي
11 الْفُلْكُ gemilerin ف ل ك
12 بِأَمْرِهِ buyruğuyla ا م ر
13 وَلِتَبْتَغُوا ve aramanız için ب غ ي
14 مِنْ -ndan
15 فَضْلِهِ O’nun lutfu- ف ض ل
16 وَلَعَلَّكُمْ belki
17 تَشْكُرُونَ şükredersiniz (diye) ش ك ر
 

Her gün iç içe yaşadığımız ve çoğu defa sıradan durumlar olarak algıladığımız tabiat olaylarının gerçekte Allah’ın birliğinin ve kudretinin açık kanıtları olduğu ve aklını işleten kimselerin bunlardan önemli sonuçlar çıkarabileceği Kur’an’da değişik vesilelerle belirtilmiştir. Doğal çevrede ortaya çıkan bozulmaya değinilen 41. âyetten sonra bu hususa dikkat çekilmesi de oldukça mânidardır. Buna göre tabiat, Allah’ın verdiği düzenle işlerken yaratanına kanıt değeri taşıyacak kadar mükemmeldir; ne var ki bu, insan eliyle bozulabilmektedir (rüzgârların estirilmesi, gemilerin yüzmesinin sağlanması, bulutların harekete geçirilmesi, yağmurun yağdırılması, ölümünden sonra toprağa can verilmesi ile ilgili açıklamalar için bk. Bakara 2/164; İbrâhim 14/32-34; Hicr 15/22-23; Nahl 16/10-11, 14-16; İsrâ 17/66; 49. âyette geçen müblisûn kelimesinin açıklaması için bk. 12. âyetin tefsiri).

47. âyette yer alan ve “İnananlara yardım etmek de bize düşer” şeklinde tercüme edilen cümlenin lafzına bakarak, müminlerin Allah’a karşı hak iddia edebilecekleri ve O’nun da kendilerine karşı görevinin bulunduğu gibi bir anlam çıkarmamak gerekir. Zira bu, inananların Allah katındaki dereceleriyle ilgili bir iltifat ifadesi olup onlara moral verme ve onları onurlandırma amacı taşımaktadır. Hz. Peygamber’in, “Şayet müslüman bir kimse din kardeşinin namusunu müdafaa ederse, Allah’ın da kıyamet günü mutlaka onu cehennem ateşinden korumasını hak eder” buyurduktan sonra âyetin bu cümlesini okuduğu rivayet edilmiştir (Zemahşerî, III, 207).

51. âyetteki “onu” anlamına gelen zamirin, bitkinin ve rüzgârın veya bulutun yerini tuttuğuna dair görüşler vardır (Şevkânî, IV, 265). Bütün bu yorumların ortak noktası şudur: Allah Teâlâ insanları sınamak üzere onlara bazı sıkıntılar verdiğinde, meselâ onlara zarar veren bir rüzgâr gönderdiğinde hemen tavırları değişir, kendilerine verilen nimetleri unutup inkâra kalkışırlar veya nankörlüğe yeltenirler (52 ve 53. âyetlerin açıklaması için bk. Neml 27/80-81. âyetlerin tefsiri).

 

وَمِنْ اٰيَاتِه۪ٓ اَنْ يُرْسِلَ الرِّيَاحَ مُبَشِّرَاتٍ وَلِيُذ۪يقَكُمْ مِنْ رَحْمَتِه۪

 

İsim cümlesidir. وَ  istînâfiyyedir.  مِنْ اٰيَاتِ  car mecruru mahzuf mukaddem habere mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  هُ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. اَنْ  ve masdar-ı müevvel muahhar mübteda olarak mahallen merfûdur. 

اَنْ  muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir.

يُرْسِلَ  fetha ile mansub muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  هو ‘dir.  الرِّيَاحَ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.  مُبَشِّرَاتٍ  kelimesi  الرِّيَاحَ ‘ın hali olup, nasb alameti kesradır. Cemi müennes salim kelimeler hareke ile îrablanır. 

وَ  atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

لِ  harfi,  يُذ۪يقَ  fiilini gizli  اَنْ  ’le nasb ederek manasını sebep bildiren masdara çeviren cer harfidir.  اَنْ  ve masdar-ı müevvel,  لِ  harf-i ceriyle mukadder fiile mütealliktir. Takdiri;  يرسلها  (Onları gönderir.) şeklindedir. 

يُذ۪يقَ  fetha ile mansub muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  هو ‘dir. Muttasıl zamir  كُمْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. مِنْ رَحْمَتِه۪  car mecruru  يُذ۪يقَكُمْ  fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  ه۪  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

مِنْ  harf-i ceri mecruruna ibtidaiyye, ba’z, tebyin, karşılaştırma, zaid, sebep, bedel – karşılık, iki şeyi birbirinden ayırt etmek gibi manalar kazandırabilir. Burada baz (bir kısım) manasındadır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

اَنْ  harfi 6 yerde gizli olarak gelebilir: Harf-i cer olan (حَتّٰٓى)’dan sonra,  Atıf olan اَوْ ’den sonra,  Lamul cuhuddan sonra, Lamu-ta’lilden (sebep bildiren لِ) sonra, Vav-ı maiyye (وَ)’ den sonra, Sebep fe (فَ)’sinden sonra. Ayette lamu-ta’lilden (sebep bildiren لِ) sonra gizlenmiştir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

Fiil-i muzarinin başına  اَنْ  harfi geldiği zaman onu nasb ettiği gibi anlamını da masdara çevirmektedir. Bu tür masdarlara masdar anlamı içerdikleri için “tevilli masdar (masdar-ı müevvel cümlesi)” denmektedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

يُرْسِلَ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi  رسل  ’dir. 

يُذ۪يقَ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi  ذوق  ‘dır.

İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), ta'riz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder. 

مُبَشِّرَاتٍ ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan tef’il babının ism-i failidir.

İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)


 وَلِتَجْرِيَ الْفُلْكُ بِاَمْرِه۪ وَلِتَبْتَغُوا مِنْ فَضْلِه۪

 

وَ  atıf harfidir.  لِ  harfi,  تَجْرِيَ  fiilini gizli  اَنْ  ’le nasb ederek manasını sebep bildiren masdara çeviren cer harfidir.  اَنْ  ve masdar-ı müevvel,  لِ  harf-i ceriyle mukadder fiile mütealliktir. Takdiri,  يرسلها  (Onları gönderir.) şeklindedir. 

Fiil cümlesidir. تَجْرِيَ  fetha ile mansub muzari fiildir.  الْفُلْكُ  fail olup damme ile merfûdur.  بِاَمْرِه۪  car mecruru  تَجْرِيَ  fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  ه۪  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. تَبْتَغُوا  atıf harfi  وَ  ‘la  تَجْرِيَ  fiiline matuftur. 

لِ  harfi,  تَبْتَغُوا  fiilini gizli  اَنْ  ’le nasb ederek manasını sebep bildiren masdara çeviren cer harfidir.  اَنْ  ve masdar-ı müevvel,  لِ  harf-i ceriyle mukadder fiile mütealliktir. Takdiri;  يرسلها (Onları gönderir.) şeklindedir. 

تَبْتَغُوا  fiili  نَ ‘un hazfıyla mansub muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. مِنْ فَضْلِه۪  car mecruru  تَبْتَغُوا  fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  ه۪ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

تَبْتَغُوا  fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi  بغي  ’dir.

İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.


وَلَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ

 

İsim cümlesidir. Atıf harfi  وَ  ‘la mukadder ta’lil cümlesine matuftur. Takdiri;  فعل ذلك لعلّكم تفلحون ولعلّكم تشكرون (Felaha ermeniz ve şükretmeniz için bunu yaptı.) şeklindedir.

لَعَلَّ  terecci harfidir. Vukuu mümkün durumlarda kullanılır. İsim cümlesinin önüne gelir.  إنّ  gibi ismini nasb haberini ref eder. Tereccî, husûlü arzu edilen ve sevilen, imkân dahilinde olan bir şeyin istenmesidir.

كُمْ  muttasıl zamir  لَعَلَّ  ‘nin ismi olarak mahallen mansubdur. تَشْكُرُونَ  cümlesi, لَعَلَّ ‘nin haberi olarak mahallen merfûdur. 

تَشْكُرُونَ  fiili  نَ  ‘un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur.

 

وَمِنْ اٰيَاتِه۪ٓ اَنْ يُرْسِلَ الرِّيَاحَ مُبَشِّرَاتٍ

وَ , istînâfiyyedir. 

İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)

Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Cümlede îcâz-ı hazif ve takdim-tehir sanatları vardır. Car mecrur  مِنْ اٰيَاتِه۪ٓ  mahzuf mukaddem habere mütealliktir. 

Veciz ifade kastına matuf  اٰيَاتِه۪ٓ  izafeti, Allah Teâlâya ait  zamire muzaf olan  اٰيَاتِ ‘ye tazim içindir.

Masdar harfi  اَنْ  ve akabindeki  يُرْسِلَ الرِّيَاحَ مُبَشِّرَاتٍ  cümlesi, masdar teviliyle muahhar mübtedadır. Masdar-ı müevvel cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

وَمِنْ اٰيَاتِه۪ٓ  ibaresi, bu sûrede 7. kez geçmiştir. Öncekilerle arasında tekrîr ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatı vardır. Adeta bu mana zihnimize kazınmıştır.

مُبَشِّرَاتٍ , mef’ûl olan  الرِّيَاحَ ‘dan haldir. Hal; cümlede failin, mefulün veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır.

Kurân-ı Kerîm’de rüzgarlar manasındaki  الرِّيَاحَ  kelimesi Kur’ânda genellikle çoğul olarak hayır ve rahmet için kullanılırken tekil sıygada  رِّيح , şer ve ceza için kullanılır. 

تَبْشيرألرِّياح  ifadesinde istiare vardır. Bununla kastedilen, yağmurlardan önceki olağan rüzgâr esmeleridir. Burada  الرِّيَاحَ , müjdeler söyleyen konuşma  رَحْمَتِ ‘ten (yağmurdan) önce gelmesi beklenen yağmur yerine kullanılmıştır. Birçok ayette geçen rahmet yağmurdan kinayedir. Rahmet yağmura sebep olduğundan, onun yağmur anlamında kullanılması sebebiyye ilgisi ile mürsel mecaz olur. (Şerîf er-Râdî, Kur’an Mecazları)

الإرْسالُ (göndermek) kelimesi, الوُصُولِ (ulaşma)’ya takdiren müsteardır. Yani rüzgârların oluşumunu ve onları yağmura ihtiyacı olan bir beldelere yönlendiren nizamı takdir etmek demektir. (Âşûr, Et- Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  

المُبَشِّراتُ (Müjdeler): Hayır ve bereketin habercisidir. O da yağmurdur. Müjdenin aslı: Mutluluk veren haberdir. Bu sebeple rüzgârlar, sevindirici haberler veren elçilere benzetilmiştir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  

Bu rüzgarlardan murad, sabâ, kuzey ve güney rüzgârlardır. Zira bunlar rahmet rüzgarlarıdır. Günbatısı rüzgarı ise, azap rüzgarıdır. Peygamberimizin: "Allah'ım! Onları rüzgârlar (üç rüzgar) kıl; tek rüzgâr kılma!" hadisi de, bunu anlatmaktadır. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

ولِيُذِيقَكُمْ  sözü  مُبَشِّراتٍ ‘e matuftur. Çünkü مُبَشِّراتٍ (müjdeciler) kelimesi ulaştırma(gönderme) kelimesi için ta’lil olarak gelmiştir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  

مِنْ  ibtidaiyye manasındadır. Allah’ın rahmeti ise, yağmurdur. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  

Tattırılan rahmetten murad, ilâhi rahmetin sonuçlardır. Diğer bir rivayete göre ise, yağmur yağmasına bağlı olarak meydana gelen bolluktan yahut rüzgârın esmesiyle beraber hasıl olan ferahlıktır. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

 

وَلِيُذ۪يقَكُمْ مِنْ رَحْمَتِه۪ وَلِتَجْرِيَ الْفُلْكُ بِاَمْرِه۪ وَلِتَبْتَغُوا مِنْ فَضْلِه۪

 

İstinafa atfedilen cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. Cümlenin başında takdiri  يرسلها  (Onları gönderir.) olan fiil mahzuftur. Bu takdire göre cümle, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Sebep bildiren harf-i cer lam-ı ta’lil,  لِيُذ۪يقَكُمْ مِنْ رَحْمَتِه۪  cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Aynı üsluptaki masdar-ı müevvel olan  وَلِتَجْرِيَ الْفُلْكُ بِاَمْرِه۪  cümlesi ve  وَلِتَبْتَغُوا مِنْ فَضْلِه۪  cümlesi ilk masdar-ı müevvele matuf ve onun gibi mukadder  يرسلها  (Onları gönderir.) fiiline mütealliktir.

Rahmeti tattırmak ifadesinde istiare vardır. Rahmet arzu edilen lezzetli bir yemeğe benzetilmiştir. Müşebbeh bih (müstear minh) hazf edilmiş ve kendisine onunla ilgili bir şey (lâzımı) olan tatma ifadesiyle işaret edilmiştir. Yani “tatmak” rahmetin tesirini idrak etmek anlamında müsteâr olarak kullanılmıştır. Bu üslupta mübalağa ve tecessüm sanatları da vardır.

Allah Teâlâ’ya ait zamire muzâf olmaları  فَضْلِ , اَمْر , رَحْمَتِ  için tazim ve teşrif ifade eder. Bu üç kelime de bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar, ism-i fail ve ism-i mef’ûl yerinde kullanılabilirler. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. 

Rüzgârı gönderme sebeplerinin sıralanması taksim sanatıdır.

مُبَشِّرَاتٍ - رَحْمَتِه۪ - فَضْلِه۪  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

Masdar-ı müevvel, مُبَشِّرَاتٍ ‘ye matuftur. (Âşûr, Et- Tahrîr Ve’t-Tenvîr) 

Atıf da  مُبَشِّرَاتٍ 'in gösterdiği mahzuf illete veya mana itibariyle  مُبَشِّرَاتٍ ' adır ya da sebep bildiren fiili gizlemekle  (يُرْسِلَ ( لِتَجْرِيَ  fiilinedir ki, onu da gemilerin onun emriyle akması ve onun lütfundan aramanız için kavli göstermektedir. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)

Aranan rızıktan murad da deniz ticaretiyle elde edilen rızıktır. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

وَمِنْ اٰيَاتِه۪ٓ اَنْ يُرْسِلَ الرِّيَاحَ مُبَشِّرَاتٍ وَلِيُذ۪يقَكُمْ مِنْ رَحْمَتِه۪  [Rüzgârları müjdeleyici olarak göndermesi onun delillerindendir. Rahmetinden size tattırma­sı... için böyle yaptı] ayetinde ıtnâb vardı. Bu ıtnâb, birçok nimeti saymak için yapılmıştır. Halbuki  وَلِتَبْتَغُوا مِنْ فَضْلِه۪  (lütfunu aramanız için) demek yeter­liydi. Fakat Allah, kullarına nimetlerini hatırlatmak için sözü uzattı. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefâsir) 

يُذ۪يقَ /Tattırma ifadesinin, az olan şeyler hakkında kullanıldığını daha evvel söylemiştik. Binaenaleyh dünyanın işi ve menfaati aslında az, rahatı geçici ve yetersiz olduğu için, burada  يُذ۪يقَ  kullanılmıştır. Ahirette ise Cenab-ı Hak, onları bol bol rızıklandıracak ve onlara beka verecektir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

Ayetteki muzari fiiller hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar. 

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

 

وَلَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ

 

Ayetin fasılası, takdiri  فعل ذلك  (Felaha ermeniz için) olan mukadder istînâfa matuftur. 

لَعَلَّ ‘nin dahil olduğu cümle, gayr-ı talebî inşâî isnaddır. لَعَلَّ , terecci harfidir. Vukuu mümkün durumlarda kullanılır. 

لَعَلَّ ’nin haberi olan  تَشْكُرُونَ ’nin, müspet muzari sıygada faide-i haber ibtidaî kelam olan cümle şeklinde gelmesi hükmü takviye, hudûs, istimrar, tecessüm ve teceddüt ifade etmiştir.

لَعَلَّ  gerçek kullanımında ümit ve beklenti tesis etmek içindir. Bazen mecâz-ı mürsel yoluyla inkâr ve tahzir (sakındırma) manasında da kullanılabilmektedir. (Âşûr, Et- Tahrîr Ve’t-Tenvîr) 

لَعَلَّ  edatı, terecci içindir yani “ümitvar olma” manasını ifade eder ve bir de beklenti içinde olmak demektir ki her ikisi de aynı manaya gelir demektir. Fakat bu beklenti Kerîm olan bir zattan olmalı, kişi O’ndan beklemelidir. İşte bu, yerine getirmesi kesin olan vaadinin yerine olan bir ifadedir. İmam Sîbeveyhi de bu görüştedir. Ancak Kutrub ise  لَعَلَّ  kelimesi “için” manasındadır der. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

لَعَلَّ  kelimesi ihtimal ilişkisi kurar. َTevakku anlamı da vardır. Tevakku istenilen bir şeyin gerçekleşmesini ummak/beklemek, istenmeyen bir şeyden de endişe duymaktır.

لَعَلَّ  edatı gerçekleşmesi mümkün olan şeylere hastır.  لَعَلَّ ’nin ifade ettiği ihtimal, bir şeyin gerçekleşmesiyle gerçekleşmemesinin eşit olması durumudur. el-Mâleki İbni Hişam gibi bazı nahivciler buna tevakku demektedirler. (Abdullah Hacıbekiroğlu, Arap Dilinde Edatların Metinde Kurduğu Anlamsal İlişkiler, Doktora Tezi)

Burada asıl temenni harfi yerine terecci harfinin gelmesi bu isteğin ne kadar şiddetli olduğuna delalet eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

لعل  harfi gibi ümit ifade eden bir lafız getirmekten murad tezekkür etmeye teşviktir. Kur’an’da Allah’a isnad edilen  لَعَلَّ  sözleri “muhakkak ki” anlamına gelir. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâğî Tefsiri 5, Duhan/58)