17 Eylül 2025
Rûm Sûresi 42-50 (408. Sayfa)

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ  ...

Rûm Sûresi 42. Ayet

قُلْ س۪يرُوا فِي الْاَرْضِ فَانْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلُۜ كَانَ اَكْثَرُهُمْ مُشْرِك۪ينَ  ٤٢


De ki: “Yeryüzünde dolaşın da önceki milletlerin sonlarının nasıl olduğuna bakın.” Onların çoğu Allah’a ortak koşan kimselerdi.

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 قُلْ de ki ق و ل
2 سِيرُوا gezin س ي ر
3 فِي
4 الْأَرْضِ yeryüzünde ا ر ض
5 فَانْظُرُوا ve bakın ن ظ ر
6 كَيْفَ nasıl ك ي ف
7 كَانَ olduğuna ك و ن
8 عَاقِبَةُ sonunun ع ق ب
9 الَّذِينَ kimselerin
10 مِنْ
11 قَبْلُ önceki ق ب ل
12 كَانَ idi ك و ن
13 أَكْثَرُهُمْ onların çoğu ك ث ر
14 مُشْرِكِينَ ortak koşanlardan ش ر ك

Kur’an’ın, yeryüzünde dolaşılması ve önceki toplumların başına gelenlerden ibret alınmasıyla ilgili ısrarlı teşvikinin yanına burada bir bilginin ilâve edildiği görülmektedir: “Onların çoğu şirke sapmış kimselerdi.” Bu, geride iz ve eserleri, harabeleri kalan toplumlarda çok tanrıcılık inancının hâkim bulunduğuna işaret olabilir.

 

Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 4 Sayfa: 325

   Keyfe : كَيْفَ

   كَيْفَ Nasıl; Hakkında: Beyaz ve siyah; benzer ve benzemez; sağlıklı ve hasta şeklinde kimi tanımlamaların yapılabildiği bir soru sözcüğüdür. Onun için Yüce Allah hakkında 'nasıl' sorusunu sormak uygun değildir.

  Yüce Allah'ın Kur'an-ı Kerim'de kendisi hakkında كَيْفَ lafzıyla haber veya bilgi verdiği sözlerin hepsi muhatabın dikkatini çekme ya da azarlama yoluyla haber veya bilgi sorma anlamı taşır. (Müfredat)

  Kuran’ı Kerim’de sadece edat olarak 83  kere geçmiştir. (Mucemul Müfehres)

  Türkçede kullanılan şekilleri keyif, keyfî ve mükeyyifedir. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi) 

قُلْ س۪يرُوا فِي الْاَرْضِ فَانْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلُۜ 

 

Fiil cümlesidir.  قُلْ  sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنت ‘dir. Mekulü’l-kavli  س۪يرُوا فِي الْاَرْضِ  ‘dır.  قُلْ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.  

س۪يرُوا  fiili  نَ  ‘un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur.  فِي الْاَرْضِ  car mecruru  س۪يرُوا  fiiline mütealliktir. 

فَ  atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder.  فَ  ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

انْظُرُوا  fiili  نَ  ‘un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul  و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ  cümlesi, amili  انْظُرُوا  ‘nun mef’ûlün bihi olarak mahallen mansubdur. 

كَانَ  nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder. 

كَيْفَ  istifhâm ismi,  كَانَ  ‘nin mukaddem haberi olarak mahallen mansubdur. عَاقِبَةُ  kelimesi  كَانَ  ‘nin muahhar ismi olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Cemi müzekker has ism-i mevsûl  الَّذ۪ينَ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.  مِنْ قَبْلُۜ  car mecruru mahzuf sılaya mütealliktir.


كَانَ اَكْثَرُهُمْ مُشْرِك۪ينَ

 

İsim cümlesidir. كَانَ  nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.  

اَكْثَرُ  kelimesi  كَانَ  ‘nin ismi olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  هُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. مُشْرِك۪ينَ  kelimesi  كَانَ  ‘nin haberi olup, nasb alameti  ي  ‘dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır. 

كَانَ  ’nin haberinin ism-i fail kalıbında gelmesi durumun devamlılığına işaret etmiştir. İsim cümlesinde yer alan ism-i fail, çoğunlukla sübut ve süreklilik anlamı ifade eder.(Muhammed Rızk, Dr. Öğr. Üyesi, Hitit Üniversitesi, İlahiyat Fakültesi, Arap Dili ve Belâgatı Anabilim Dalı, Kur’an-ı Kerim’de İsm-i Failin İfade Göstergesi (Manaya Delaleti, Hitit Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, Haziran/June 2020, 19/1: 405-426) 

مُشْرِك۪ينَ ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir.

İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

قُلْ س۪يرُوا فِي الْاَرْضِ فَانْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلُۜ 

 

Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır. 

قُلْ  fiilinin mekulü’l-kavli olan  س۪يرُوا فِي الْاَرْضِ  cümlesi de emir üslubunda talebî inşâî isnaddır. Cümle emir üslubunda gelmiş olmasına rağmen tehdit ve korkutma manası taşıdığı için mecâz-ı mürsel mürekkebdir.

فِي الْاَرْضِ  ibaresindeki  ف۪ي  harfinde istiare vardır. Bilindiği gibi  فِی  harfi zarfiye manası içerir. İçi olan bir şeye benzetilen  الْاَرْضِ , mazruf mesabesindedir. Mübalağa için bu harf,  عَلَيْ  yerine kullanılmıştır. Çünkü dünya zarfiyeye yani içine girilmeye müsait değildir. Yeryüzünde bulunan varlıklar, bir kabın içinde muhafaza edilmesine benzetilmiştir. Camî, her iki durumdaki mutlak irtibattır.

Aynı üslupla gelen  فَانْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلُ  cümlesi, mekulü’l-kavl cümlesine atıf harfi  فَ  ile atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen ittifak mevcuttur. Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.

كَانَ ’nin dahil olduğu  كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلُۜ  isim cümlesi, انْظُرْ  fiilinin iki mef’ûlü konumundadır. Istifham üslubunda talebî inşâî isnaddır. 

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır.  كَيْفَ  istifham ismi,  كَانَ ’nin mukaddem haberidir.  الَّذ۪ينَ ’ye muzâf olan  عَاقِبَةُ , nakıs fiil  كَانَ ’nin muahhar ismidir. 

عَاقِبَةُ ‘nun muzafun ileyhi konumundaki ism-i mevsûl  الَّذ۪ينَ ’nin sılası mahzuftur. Car mecrur  مِنْ قَبْلُۜ , bu mahzuf sılaya mütealliktir. Sılanın hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.

Sübut ve istimrar  ifade eden isim cümlesi, istifham üslubunda geldiği halde soru kastı taşımayıp tehdit ve korkutma manası taşıdığı için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Ayrıca cümlede tecâhül-i ârif sanatı vardır.

Bahsi geçen kişilerin ism-i mevsûlle ifade edilmeleri bilinen kişiler olduğunu belirtmesi yanında, tahkir kastına matuftur.

عَاقِبَةُ - قَبْلُۜ  kelimeleri arasında tıbâk-ı hafî sanatı vardır.

Akıbet için müzekker fiil kullanılmıştır.  كَانَتْ  buyurulmamıştır. Çünkü buradaki akıbet ‘azap’ manasındadır. Eğer müennes geldiyse cennet manasındadır. Müenneslik ve müzekkerliğin manaya göre gelmesi makamı gözetmenin hoş misallerindendir. (Fâdıl Sâlih Sâmerrâî, Murâatü’l Maqâm, S.106)

كَانَ ’nin haberi soru isimleri veya haber ifade eden  كَمْ  gibi başta gelmesi zorunlu isimlerden olursa, bu durumda haber, كَانَ ’den ve isminden önce gelir. (Vecih Uzunoğlu, Arap Dilinde  كَانَ  ’nin Fiili ve Kur'an’da Kullanımı, DEÜ İlahiyat Fak. Dergisi, Sayı 93)

Bu cümle, Neml Suresi 69. ayette bir kelime hariç aynıdır. Bu ayetler arasında reddü’l aczü ale’s sadr vardır. 

عَاقِبَةُ ‘yi anlatan  كَانَ  fiiline müenneslik alametinin bitişmeme sebebi, bunun müennesliğinin gerçek olmaması ve anlamın  كَيْفَ كَانَ آخِرُ أمرِهِمْ  (işlerinin sonu nasıl oldu!) şeklinde müzekker olmasıdır. Allah Teâlâ mücrimler ifadesiyle inkârcı kesimi kastetmiştir. İnkârın cürümkârlık ile ifade edilmesinin yegane sebebi, cerimelerin terki ve bu cerimelerin varacağı akıbetle korkutma hususunda Müslümanlar için bir lütuf olmasıdır. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t- Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)

Ayetteki  س۪يرُوا  ve  انْظُرُوا  emir fiilleri itibar yani, düşünmeye sevk etmek amacıyla gelebilir.(Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)


كَانَ اَكْثَرُهُمْ مُشْرِك۪ينَ

 

Beyanî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. 

Nakıs fiil  كان ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

اَكْثَرُهُمْ  nakıs fiil  كَانَ ’nin ismi,  مُشْرِك۪ينَ  haberidir.

Müsnedün ileyh olan  اَكْثَرُهُمْ ‘un izafetle marife olması, az sözle çok anlam ifade etme amacına matuftur.

كَانَ ’nin haberi olan  مُشْرِك۪ينَ , ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin müsnedün ileyhteki istimrar ve istikrarına işaret etmiş, isim cümlesinin sübutunu artırmıştır.

İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

İsim cümleleri, mübteda ve haberden oluşur. Zaman ifade etmez. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir.  İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu (sabit olması) veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

كَانَ ’nin haberi isim olarak geldiğinde, haberi isminin içine karışır ve adeta onun mahiyetinden bir cüz olur. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, c. 5, s.124)

Bu dünyevi azap geldiğinde, sadece müşrikler üzerine gelmez. Nitekim Cenab-ı Hak ‘’sizden, sadece zalimlere isabet etmeyecek olan fitneden korkun’’ (Enfal/25) buyurmuştur. Hatta bu, çocukları ve delileri de içine alır. Fakat azaba uğrayanların ekserisi, müşriklerdir. (Fahreddîn er- Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb) 

كَانَ اَكْثَرُهُمْ مُشْرِك۪ين "Onların çoğu müşrik idi." cümlesi, onların başına gelenlerin sebebinin, aralarında şirkin yayılması olduğunu yahut çoğunda şirk, diğerlerinde ise şirkten aşağı olan günahları olduğunu bildirmektedir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

كَانَ اَكْثَرُهُمْ مُشْرِك۪ينَ  cümlesi,  كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلُۜ  cümlesi için ta’lil cümlesidir. Yani beklenen bu akıbete maruz kalmalarının asıl nedeni, onların çoğunun müşrik olmaları idi. Nitekim ümmetler içerisinde bu korkunç akıbete uğrayanların çoğunluğu hep şirk koşanlar olmuştur ve kendileri de nihayet başlarına gelenin bu sebeple olduğunu bilmişlerdir. Bu ümmetlerin içinde müşrik olmayanlar kimseler de vardı. Fakat bunlar da kendilerine gelen elçileri yalanladıkları için, onlarla aynı güruha dahil edildiler. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  

Rûm Sûresi 43. Ayet

فَاَقِمْ وَجْهَكَ لِلدّ۪ينِ الْقَيِّمِ مِنْ قَبْلِ اَنْ يَأْتِيَ يَوْمٌ لَا مَرَدَّ لَهُ مِنَ اللّٰهِ يَوْمَئِذٍ يَصَّدَّعُونَ  ٤٣


Allah tarafından, geri çevrilmesi olmayan bir gün gelmeden önce yüzünü dosdoğru dine çevir. O gün insanlar bölük bölük ayrılacaklardır.

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 فَأَقِمْ yönelt ق و م
2 وَجْهَكَ yüzünü و ج ه
3 لِلدِّينِ dine د ي ن
4 الْقَيِّمِ dosdoğru ق و م
5 مِنْ
6 قَبْلِ önce ق ب ل
7 أَنْ
8 يَأْتِيَ gelmesinden ا ت ي
9 يَوْمٌ gün ي و م
10 لَا
11 مَرَدَّ geri çevirilmeyen ر د د
12 لَهُ
13 مِنَ -tan
14 اللَّهِ Allah-
15 يَوْمَئِذٍ o gün
16 يَصَّدَّعُونَ bölük bölük ayrılırlar ص د ع

فَاَقِمْ وَجْهَكَ لِلدّ۪ينِ الْقَيِّمِ مِنْ قَبْلِ اَنْ يَأْتِيَ يَوْمٌ لَا مَرَدَّ لَهُ مِنَ اللّٰهِ يَوْمَئِذٍ يَصَّدَّعُونَ

 

Fiil cümlesidir.  فَ  mukadder şartın cevabının başına gelen rabıta veya fasiha harfidir. Takdiri, إن أشرك بعض الناس فأقم وجهك للدين  (Bazı insanlar şirk koşsa da sen yüzünü dine çevir.) şeklindedir.

اَقِمْ  sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنت  ‘dir.  وَجْهَ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  كَ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

لِلدّ۪ينِ  car mecruru  اَقِمْ  fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. الْقَيِّمِ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. مِنْ قَبْلِ  car mecruru  اَقِمْ  fiiline mütealliktir.  اَنْ  ve masdar-ı müevvel muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.  

اَنْ  muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir.

يَأْتِيَ  fetha ile mansub muzari fiildir.  يَوْمٌ  fail olup damme ile merfûdur.  لَا مَرَدَّ لَهُ  cümlesi,  يَوْمٌ ‘nün sıfatı olarak mahallen merfûdur.

لَا  cinsi nefyeden olumsuzluk harfidir.  اِنَّ  gibi ismini nasb, haberini ref eder.

مَرَدَّ  kelimesi  لَا ‘nın ismi olup fetha ile mansubdur. لَهُ  car mecruru  لَا  ‘nın mahzuf haberine mütealliktir.  مِنَ اللّٰهِ  car mecruru  يَأْتِيَ  fiiline mütealliktir. 

يَوْمَئِذٍ  zaman zarfı,  إذ  için muzâf olup  يَصَّدَّعُونَ  fiiline mütealliktir.  إذ  mahzuf cümleye muzâftır. Kelimenin sonundaki tenvin mahzuf muzâfun ileyhten ivazdır. 

يَصَّدَّعُونَ  fiili  نَ  ‘un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul  و  ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. 

Fiil-i muzarinin başına  اَنْ  harfi geldiği zaman onu nasb ettiği gibi anlamını da masdara çevirmektedir. Bu tür masdarlara masdar anlamı içerdikleri için “tevilli masdar (masdar-ı müevvel cümlesi)” denmektedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar. 

Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur.Ayette isim cümlesi şeklindedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

مِنْ  harf-i ceri mecruruna ibtidaiyye, ba’z, tebyin, karşılaştırma, zaid, sebep, bedel – karşılık, iki şeyi birbirinden ayırt etmek gibi manalar kazandırabilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

يَصَّدَّعُونَ  fiili sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil  تَفَعَّلَ  babındadır. Sülâsîsi  صدع  ’dır. Aslı  يتصدَّعون  şeklindedir. 

Bu bab fiile mutavaat, tekellüf, ittihaz, sayruret, tecennüp (sakınma) ve talep anlamları katar.

فَاَقِمْ وَجْهَكَ لِلدّ۪ينِ الْقَيِّمِ مِنْ قَبْلِ اَنْ يَأْتِيَ يَوْمٌ لَا مَرَدَّ لَهُ مِنَ اللّٰهِ 

 

Fasılla gelen şart üslubundaki terkipte  فَ , mahzuf şartın cevabına dahil olmuş rabıta harfidir. 

Emir üslubunda talebî inşâî isnad olan  اَقِمْ وَجْهَكَ لِلدّ۪ينِ الْقَيِّمِ مِنْ قَبْلِ اَنْ يَأْتِيَ يَوْمٌ  cümlesi, mahzuf şartın cevabıdır. Takdiri, …  إن أشرك بعض الناس  (Eğer insanların bazıları şirk koşarsa..) olan şart cümlesinin hazfi, îcaz-ı hazif sanatıdır.

Mahzuf şart ve mezkür cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda talebî inşâî isnaddır. 

فَاَقِمْ وَجْهَكَ  ifadesi, cüz-kül alakasıyla mecâz-ı mürsel sanatıdır. Allah burada cüzü zikretmiş küllü kastetmiştir.  توجه الي الله بكليتك  (Allah'a tamamen yönel) demektir. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir) 

Allah Teâlâ’nın  فَاَقِمْ وَجْهَكَ لِلدّ۪ينِ حَن۪يفاًۜ  [Yüzünü hanif olarak dine doğrult] sözüyle kastedilen, başka yola sapmadan dinin açık yoluna yönel ve ona tabi ol demektir. Allah Teâlâ’nın bu ayette yer alan  الدّ۪ينُ الْقَيِّمُۗ (Doğru din) sözünde, doğru dinin anlam bakımından zikrettiğimiz hususla aynı olduğuna delil bulunmaktadır.  الدّ۪ينُ الْقَيِّمُۗ  ifadesiyle kastedilenin, dinin eğrisiz, pürüzsüz dosdoğru olmasıdır. (Şerîf er-Râdî, Kur’an Mecazları) 

الْقَيِّمِ  kelimesi, اَقِمْ  fiiline müteallik  لِلدّ۪ينِ ‘nin sıfatıdır. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.

اَقِمْ - قَيِّمِ  kelimeleri arasında cinas-ı iştikak ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatı vardır. 

Masdar harfi  اَنْ  ve akabindeki  يَأْتِيَ يَوْمٌ  cümlesi, masdar tevili ile  فَاَقِمْ  fiiline müteallik olan  مِنْ قَبْلِ ‘nin muzâfun ileyhi konumundadır. Masdar-ı müevvel cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

 يَأْتِيَ يَوْمٌ  ifadesinde istiâre sanatı vardır. İradesi olan canlılara mahsus olan gelme fiili, güne isnad edilerek, gün bir şahıs yerinde kullanılmıştır. Mübalağa için gelen bu üslupta tecessüm sanatı da vardır. 

يَوْمٌ  için sıfat olan  لَا مَرَدَّ لَهُ  cümlesi, cinsini nefyeden nefy harfi  لَا ’nın dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.  

مَرَدَّ , cinsini nefyeden  لَا ’nın ismidir. Haberi mahzuftur. Car mecrur  لَهُ , bu mahzuf habere mütealliktir. لَا ’nın haberinin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır. 

مِنَ اللّٰهِ  car mecruru  يَأْتِيَ  fiiline mütealliktir. Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde  اللّٰهِ  isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.

لَا ‘nın ismi olan  مَرَدَّ , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar, ism-i fail ve ism-i mef’ûl yerinde kullanılabilirler. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. 

Ayetteki muzari fiiller, hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar. 

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

مِنَ اللّٰهِ  ’deki  مِنَ  harf-i ceri, ibtidaiyye konumundadır. يَوْمٌ den kasıt ise, bu dünyadaki azap günü olup  geldiği gün, Allah'tan geliyor olması sebebiyle hiçbir kimse onu geri çeviremeyecektir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t- Tenvîr)  

 

 

 

 يَوْمَئِذٍ يَصَّدَّعُونَ

 

Beyanî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. 

Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan cümlede takdim-tehir ve îcâz-ı hazif sanatları vardır. 

Bütün mamullerin cümledeki yeri, aslında amilinden sonra gelmesidir. Zaman zarfı  يَوْمَئِذٍ , konudaki önemine binaen amili olan  يَصَّدَّعُونَ ’ye takdim edilmiştir.

يَوْمَئِذٍ  ifadesinde zaman zarfı  إذ ’in muzafun ileyh cümlesi mahzuftur.  ئِذٍ ’deki tenvin, mahzuf muzâfun ileyh cümlesinden ivazdır.

Ayette  يَوْمَ ‘nin tekrarlanması o güne dikkat çekerek önemini vurgulamak içindir. Bu tekrarda ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları ve ıtnâb vardır.

Sülâsîsi  صدع  olan  يَصَّدَّعُونَ  fiili  تفعّل  babındadır. Yani aslı  يتصدَّعون  şeklindedir. Bu bab fiile mutavaat, tekellüf, ittihaz, sayruret, tecennüp (sakınma) ve talep anlamları katar.

Rûm Sûresi 44. Ayet

مَنْ كَفَرَ فَعَلَيْهِ كُفْرُهُۚ وَمَنْ عَمِلَ صَالِحاً فَلِاَنْفُسِهِمْ يَمْهَدُونَۙ  ٤٤


Kim inkâr ederse, inkârı kendi aleyhinedir. Kimler de salih amel işlerse, ancak kendileri için (cennette yer) hazırlarlar.

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 مَنْ kim
2 كَفَرَ inkar ederse ك ف ر
3 فَعَلَيْهِ kendi aleyhinedir
4 كُفْرُهُ inkarı ك ف ر
5 وَمَنْ ve kim
6 عَمِلَ yapasa ع م ل
7 صَالِحًا iyi bir iş ص ل ح
8 فَلِأَنْفُسِهِمْ kendileri için ن ف س
9 يَمْهَدُونَ hazırlamaktadırlar م ه د

مَنْ كَفَرَ فَعَلَيْهِ كُفْرُهُۚ 

 

İsim cümlesidir. مَنْ  iki muzari fiili cezm eden şart ismi olup, mübteda olarak mahallen merfûdur.  Şart ve cevap cümlesi, mübteda  مَنۡ ‘ nin haberi olarak mahallen merfûdur.  

Fiil cümlesidir. كَفَرَ  şart fiili olup, fetha üzere mebni mazi fiildir. Mahallen meczumdur.

فَ  şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir.  

عَلَيْهِ  car mecruru mahzuf mukaddem habere mütealliktir.  كُفْرُهُ  muahhar mübteda olup damme ile merfûdur.  Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  هُ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

Şart ve cevap fiilleri mazi de muzari de gelebilir. Ancak aslolan ikisinin de muzari gelmesidir. Cevap cümlesi ise mazi ve muzari cümleleriyle gelebildiği gibi diğer cümlelerle de gelebilir. 

Cevap cümlesi; başına hiçbir edat gelmeyen olumlu mazi ve muzari olarak geldiğinde başına cevap (rabıt  ف ’si) gelmez. Ayrıca  لَمْ  (cahd-ı mutlak) ve  لَا (nefyi istikbal) ile menfi olan muzari olarak geldiğinde de umumiyetle başına cevap (rabıt  ف ’si) gelmez, bunun haricinde gelen cümle çeşitlerinde ise umumiyetle başına cevap (rabıt  ف ’si) gelir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)


 وَمَنْ عَمِلَ صَالِحاً فَلِاَنْفُسِهِمْ يَمْهَدُونَۙ

 

İsim cümlesidir. وَ  atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

مَنْ  iki muzari fiili cezm eden şart ismi olup, mübteda olarak mahallen merfûdur. Şart ve cevap cümlesi, mübteda  مَنۡ ‘ nin haberi olarak mahallen merfûdur. 

Fiil cümlesidir. عَمِلَ  şart fiili olup, fetha üzere mebni mazi fiildir. Mahallen meczumdur.  صَالِحاً  mahzuf mef’ûlun bihin sıfatı olup fetha ile mansubdur. Takdiri,  عملً صَالحاً  şeklindedir.

فَ  şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir. 

لِاَنْفُسِ  car mecruru  يَمْهَدُونَ  fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  هِمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

يَمْهَدُونَ  cümlesi, mahzuf mübtedanın haberi olarak mahallen merfûdur. Takdiri;  هُمْ (onlar) şeklindedir. 

يَمْهَدُونَ  fiili  نَ  ‘un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. 

صَالِحاً , sülâsi mücerredi  صلح  olan fiilin ism-i failidir.

İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

مَنْ كَفَرَ فَعَلَيْهِ كُفْرُهُۚ 

 

Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Şart üslubunda gelen terkipte şart cümlesi olan  مَنْ كَفَرَ , sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi formunda gelmiştir. مَنْ ; şart ismi mübteda, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtiadî kelam olan  كَفَرَ  cümlesi  مَنْ ’in haberidir. Mübtedanın haberinin mazi fiil sıygasında cümle olması hükmü takviye, sebat, temekkün ve istikrar ifade etmiştir.

فَ  karinesiyle gelen cevap cümlesi olan  فَعَلَيْهِ كُفْرُهُ , sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır.  عَلَيْهِ  car mecruru, mahzuf mukaddem habere mütealliktir.  كُفْرُهُ  muahhar mübtedadır.

Şart ve cevap cümlelerinden oluşan terkip, şart üslubunda haberî isnaddır. Faide-i haber ibtidaî kelam olan cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.

فَعَلَيْهِ كُفْرُهُۚ  ifadesindeki istilâ manası taşıyan  عَلٰى  harfinde istiare sanatı vardır. Çünkü istilâ; mülazemet gerektirir. Küfreden kişi, binek yerine konmuştur. Sanki küfür, kafirin üzerine binmiş, kontrol onun elindedir. Mülazemet alakasıyla mecaz-ı mürsel sanatıdır. Mübalağa için gelen bu üslupta tecessüm sanatı da vardır. 

İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

كَفَرَ - كُفْرُهُ  kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.


وَمَنْ عَمِلَ صَالِحاً فَلِاَنْفُسِهِمْ يَمْهَدُونَۙ

 

Cümle, atıf harfi  وَ ‘la şart cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır.

Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat ve tezat ilişkisi mevcuttur.

Şart üslubundaki terkipte şart cümlesi olan  مَنْ عَمِلَ صَالِحاً , sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi formunda gelmiştir. Şart ismi  مَنِ  mübtedadır. 

مَنْ  ‘in haberi konumundaki  عَمِلَ صَالِحاً  cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mübtedanın haberinin, mazi fiil sıygasında cümle olması hükmü takviye, sebat, temekkün ve istikrar ifade etmiştir.

Mef’ûl olan  صَالِحاً ’deki nekrelik tazim ve kesret ifade eder.

Burada  عَمِلَ صَالِحاً  ibaresinin aslı  عَمِلَ عملً صَالحاً şeklindedir. Mevsûf hazf edilmiş, sıfat söylenmiştir. Bu da onların (ve amellerinin) bu sıfatla ne kadar özdeşleştiklerini, kuvvetle vasıflandıklarını gösterir. Îcâz-ı hazif sanatıdır. 

فَ  karinesiyle gelen cevap cümlesi olan  فَلِاَنْفُسِهِمْ يَمْهَدُونَ ‘de takdim-tehir ve îcâz-ı hazif sanatları vardır. 

Takdiri  هم  olan mübteda mahzuftur. Bu takdire göre cümle sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Car mecrur  لِاَنْفُسِهِمْ , ihtimam için amili olan  يَمْهَدُونَ  ‘ye takdim edilmiştir. 

Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan  يَمْهَدُونَ  cümlesi, haberdir.

İsim cümlesinde müsnedin muzari fiil cümlesi olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs, istimrar, tecessüm ve teceddüt ifade eder. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Şart ve cevap cümlelerinden oluşan terkip, şart üslubunda haberî isnaddır. Faide-i haber ibtidaî kelam olan cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.

Nahivcilere göre şart fiili olarak kullanılan mazi fiil gelecek zaman ifade eder. (Fâdıl Sâlih Sâmerrâî, Beyânî Tefsîr Yolu, c. 2, s.106.)

Ayetteki iki şart cümlesi arasında mukabele sanatı vardır. 

عَلَيْ  - لِ  harfleri arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır.

Herkesin yapmış olduğunun karşılığını eksiksiz olarak alacağının ifade edildiği bu ayeti Beyzâvî şöyle izah eder: “Kim inkar ederse küfrünün ve suçunun vebali onun üzerine olup akıbeti ebedi cehennemdir. Kim de iyi bir şey yaparsa cennette kendisine güzel bir yer ve makam hazırlamış olur. Görüldüğü gibi ayette geçen kelimelerle onlardan kast edilen manalar birbirinden fazla veya noksan olmayıp, birbirine eşittirler. Yani lafız ve mana birbirine denk düşmüştür. (Süleyman Gür, Kâzî Beyzâvî Tefsîrinde Belâgat İlmi Ve Uygulanışı) 

فَلِاَنْفُسِهِمْ يَمْهَدُونَۙ [Kendileri için kalacak yer hazırlarlar] cümlesinde latif bir istiare vardır. Yüce Allah, iyi amel işleyip gönderenleri, yatağını serip, onda kendisine herhangi rahatsız edici bir şey dokunmasın ve rahatını kaçırmasın diye uyumak üzere onu düzelten kimseye benzetti. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefâsir)

مْهَدُ  ifadesinde istiare vardır. Burada  يَمْهَدُونَۙ  (yatak yayacakları) sözcüğü, “Ölüm anlarında ve ölümden sonraki diriliş aşamalarında kaymasın diye ayaklarını pekleştirirler, yanlarını yaslayıp yatacakları ve dinlenecekleri imkânları hazırlarlar” demektir. Bu anlatım, yumuşak döşekler, çok sayıda yastıklar sererek yattığı yeri dinlenmeye hazır hale getiren kimseye benzetme yaparak, kazançlı ticaret olan sâlih amellerin ölmeden önce ahirete gönderilmesinden kinâyedir. (Şerîf er-Râdî, Kur’an Mecazları)  

Meydânî’ye göre bu ayet-i kerîme müsâvât için uygunmuş gibi dursa da îcâz-ı hazf (hazifle îcâz) başlığı altında incelenmesi gerekmektedir. Yazar  فَعَلَيْهِ كُفْرُهُ  ibaresine  فَعَلَيْهِ يَنْزِلُ عِقَابُ كُفْرِهِ  ‘’Küfrünün cezası kendi başına gelir” şeklinde bir takdirde bulunarak ayetin bu kısmının hazifle îcâz konusu için daha uygun bir misal olduğunu savunmaktadır. İkinci olarak  فَلِاَنْفُسِهِمْ يَمْهَدُونَۙ  ibaresine de  فَلِلْخَيْرِأنْفُسَهُمْ مصحلةِ أنْفُسَهُمْ يَمْهَدُونَ  (Nefislerinin iyiliği ya da menfaati için hazırlık yaparlar) şeklinde bir takdir getirerek ayetin bu kısmının da hazifle îcâz ile ilgili olduğunu َsöylemektedir. Ayrıca  وَمَنْ عَمِلَ صَالِحاً  kısmına da  وَمَنْ عَمِلَ صَالِحاً هُوَ سَمَرَات إيماَنِ صَحِحين  (Kim de doğru bir imanın meyvesi olan salih amel işlerse) şeklinde bir takdirde bulunarak ayetin genel olarak îcâzla ilgili olduğu kanaatindedir. 

İbn Âşûr’a göre istilâ ifade eden  عَلَيْ  َharf-i ceri bu bağlamda kâfirin küfrünün kendine çok şiddetli bir şekilde zarar vereceği anlamını taşımaktadır.

Ayetin devam eden kısmında ise  عَلَيْ ‘َnın ihtiva ettiği anlamın tersi olarak “ل “ harf-i cerrinin kişiye yönelik bir faydanın hasıl olması manasının, bünyesinde şâmil olduğunu vurgulamaktadır. Kendisi bu düşüncesini şu ayet-i kerimeyi örnek verir: O halde kazandığı iyilik lehine, kötülük ise aleyhinedir. (Bakara 2/286) Bununla birlikte Yüce Allah ayette  مَنْ  lafzına riayet etmek için  كُفْرُهُۚ  kelimesinde zamiri tekil olarak kullanmıştır. Bu terkip ise kâfirin küfrünün sayılamayacak kadar çok olan zararının sadece kendisine yönelik olacağını ifade eden son derece îcâzlı bir beyandır. Ayet-i kerime küfrü tercih eden kimse için bir tehdit de içermektedir. Çünkü İbn Âşûr  مَنْ كَفَرَ فَعَلَيْهِ كُفْرُهُۚ  ibaresini  مَنْ كَفَرَ فَجَزَاءُهُ عِقَابُ اللَّهِ  (Kim küfre girerse karşılığı Allah’ın cezalandırmasıdır) şeklinde takdir etmektedir. Ancak Allah Teâlâ bütün bu lafızları açıkça zikretmektense  عَلَيْ harf-i cerinin bu anlamlara delaleti nedeniyle sadece bu harfi zikretmekle yetinmiştir. Ayetin devam eden kısmında Yüce Allah kim salih amel işlerse ifadesini zikrederken önceki kısımda geçen küfrün karşılığı olan imanı zikretmemiştir. Zira Allah bu üslupla, iman etmenin salih amel olmaksızın tam anlamıyla kurtuluşu sağlamak için yeterli olmadığını ifade etmektedir. Dolayısıyla burada iman etmiş olan müminler salih amel etmeye teşvik edilmektedir.

İbn Âşûr,  فَلِاَنْفُسِهِمْ يَمْهَدُونَ  ibaresini dilsel olarak bir kişinin uyuyacağı zaman döşeğini, vücudunu rahat ettirecek şekilde hazırlaması şeklinde açıklamıştır. (İbrahim Kara, Abdurrahman Hasan Habenneke El-Meydânî Ve Belâgat İlmine Katkıları)

Allah Teâlâ zamiri müfred getirerek, "Kendi aleyhine" buyurmuş; "Kendileri için" ifadesinde ise, zamiri cemi getirmiştir. Bu, rahmetinin gazabından daha  genel olduğuna ve rahmetinin, o kimsenin kendisini ve çoluk-çocuğunu kapsadığına bir işarettir. Gazabına gelince, rahmeti onu geçmiş olup, sadece kötülük yapanlara mahsustur. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

فَعَلَيْهِ كُفْرُهُ  [İnkârı kendi aleyhinedir.] demiş, ama herhangi bir açıklamada bulunmamıştır. Müminler için ise, onlara rahmetinin mükemmelliğini göstermek gayesi ile, (açıklama yaparak) "Kendileri için hazırlık yapmış olurlar" buyurmuştur. Çünkü Cenab-ı Allah, iyiliklerden bahsedince, orada bir müjdenin bulunduğunu anlatır. Ama başka şeylerden sadece işaret ederek, kısaca temas eder, geçer. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

Rûm Sûresi 45. Ayet

لِيَجْزِيَ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ مِنْ فَضْلِه۪ۜ اِنَّهُ لَا يُحِبُّ الْكَافِر۪ينَ  ٤٥


Bu hazırlığı Allah’ın; iman edip salih amel işleyenleri kendi lütfundan mükâfatlandırması için yaparlar. Şüphesiz O, inkâr edenleri sevmez.

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 لِيَجْزِيَ mükafatlandırması için ج ز ي
2 الَّذِينَ kimseleri
3 امَنُوا inanan(ları) ا م ن
4 وَعَمِلُوا ve yapanları ع م ل
5 الصَّالِحَاتِ iyi işler ص ل ح
6 مِنْ -ndan
7 فَضْلِهِ lutfu- ف ض ل
8 إِنَّهُ doğrusu O
9 لَا
10 يُحِبُّ sevmez ح ب ب
11 الْكَافِرِينَ kafirleri ك ف ر

لِيَجْزِيَ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ مِنْ فَضْلِه۪ۜ

 

 


لِ  harfi,  يَجْزِيَ  fiilini gizli  اَنْ  ’le nasb ederek manasını sebep bildiren masdara çeviren cer harfidir.  اَنْ  ve masdar-ı müevvel,  لِ  harf-i ceriyle  يَمْهَدُونَ  fiiline mütealliktir.

يَجْزِيَ  fetha ile mansub muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. Cemi müzekker has ism-i mevsûl  الَّذ۪ينَ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası  اٰمَنُوا  ‘dur. Îrabdan mahalli yoktur. 

اٰمَنُوا  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.  عَمِلُوا  fiili atıf harfi  وَ  ‘la makabline matuftur.  

عَمِلُوا damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. الصَّالِحَاتِ mef’ûlun bih olup, nasb alameti kesradır. Cemi müennes salim kelimeler hareke ile irablanır. مِنْ فَضْلِ  car mecruru  يَجْزِيَ  fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  هُ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

اَنْ  harfi 6 yerde gizli olarak gelebilir: Harf-i cer olan (حَتّٰٓى)’dan sonra,  Atıf olan اَوْ ’den sonra,  Lamul cuhuddan sonra, Lamu-ta’lilden (sebep bildiren لِ) sonra, Vav-ı maiyye (وَ)’ den sonra, Sebep fe (فَ)’sinden sonra. Ayette lamu-ta’lilden (sebep bildiren لِ) sonra gizlenmiştir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

اٰمَنُوا  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi  أمن  ’dir.

İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), ta’riz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.  

الصَّالِحَاتِ , sülâsî mücerredi  صلح  olan fiilin ism-i failidir.

İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)


 اِنَّهُ لَا يُحِبُّ الْكَافِر۪ينَ

 

İsim cümlesidir. Mukadder söz için ta’liliyyedir. Takdiri;  يجزي الكافرين إنّه لا يحبّهم (Kâfirleri cezalandırır, çünkü onları sevmez.) şeklindedir. 

اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.  

هُ  muttasıl zamiri  اِنَّ  ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. لَا يُحِبُّ الْكَافِر۪ينَ  cümlesi,  اِنَّ  ’nin haberi olarak mahallen merfûdur.

لَا  nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır.  يُحِبُّ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir.  الْكَافِر۪ينَ  mef’ûlun bih olup, nasb alameti  ي ‘dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır. 

يُحِبُّ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi  حبب  ’dir.

الْكَافِر۪ينَ , sülâsî mücerredi  كفر  olan fiilin ism-i failidir.

لِيَجْزِيَ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ مِنْ فَضْلِه۪ۜ 

 

Önceki ayetin devamı olan ayette sebep bildiren harf-i cer  لِ ’nin gizli  أنْ ’le masdar yaptığı  لِيَجْزِيَ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا  cümlesi, masdar teviliyle önceki ayetteki  يَمْهَدُونَ  fiiline mütealliktir.

Masdar-ı müevvel cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Muzari fiil teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. 

لِيَجْزِيَ  fiilinin mef’ûlü konumundaki cemi müzekker has ism-i mevsûl  الَّذ۪ينَ ‘nin sıla cümlesi olan اٰمَنُوا , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Bahsi geçenlerin ism-i mevsûlle ifade edilmeleri sonraki haberin önemine işaret ve onlara tazim içindir.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Halidî, Vakafât, S.107)

Ayetin sonunda zıddı zikredilen  اٰمَنُوا  kelimesinde irsâd sanatı vardır.

Aynı üslupta gelen  وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ  cümlesi, hükümde ortaklık nedeniyle mevsûlün sılası olan  اٰمَنُوا ’ya atfedilmiştir.

يَجْزِيَ  fiiline müteallik olan car mecrur  مِنْ فَضْلِه۪  izafetinde Allah Teâlâ’ya ait zamire muzâf olan  فَضْلِ  şan ve şeref kazanmıştır.

Muzaf olan  فَضْلِ , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar, ism-i fail ve ism-i mef’ûl yerinde kullanılabilirler. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. 

Burada  عملوا الصالحات  ibaresinin aslı  عَمِلُوا الأعمال الصالحات  şeklindedir. Mevsûf hazf edilmiş, sıfat söylenmiştir. Bu da onların (ve amellerinin) bu sıfatla ne kadar özdeşleştiklerini, kuvvetle vasıflandıklarını gösterir. Îcâz-ı hazif sanatıdır. 

Ayette masdar-ı müevvel tercih edilmiştir. Bunun sebebi; açık masdarın, olayın bir kere gerçekleşmiş olması ihtimaline işaret etmesidir. Oysa burada, bir kere gerçekleşme manası murad edilmeyip, teceddüt ve devama delalet eden fiil cümlesi getirilmiştir.

لِيَجْزِيَ  kelimesi  يَمْهَدُونَ  filine müteallik olup, onun niçin yapıldığını gösterir.  مِنْ فَضْلِه۪  yani onlara verilmesi gereken sevap ve karşılığını tam olarak verdikten sonra fazladan vererek. Bu ifade, kinayeye benzemektedir; çünkü fazlalık, asıl sevaba tabidir. Dolayısıyla bu ancak, tabi olduğu sevap hasıl olduktan sonra olur. Veya Allah bununla, sevabı demek olan bağış ve ihsanını (atasını) kastetmiştir; çünkü Araplara göre füzul ve fevazıl, bağış ve ihsanlar anlamındadır. 

İman edip salih amel işleyenler ifadesinin, (daha önce geçtiği halde) yerine zamir kullanılmayarak sarih isim halinde tekrar edilmesi, salih müminden başkasının Allah katında felah bulamayacağını iyice anlatmak içindir. O, inkârcı nankörleri elbette sevmez! sözü, mefhûm-i muhalifleriyle biri diğerinin anlamını gösteren sözleri karşılıklı kullanmak (tard ve aks) suretiyle, tekrar tekrar anlatmak içindir. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t- Te’vîl)


اِنَّهُ لَا يُحِبُّ الْكَافِر۪ينَ

 

Ayetin son cümlesi ta’liliyye olarak fasılla gelmiştir. Cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldır.

Ta’lil, kelamın bir sebebe bağlanarak ifade edilmesidir. Kastedilen mananın nedenini beyan etmek maksadıyla ziyade sözlerle yapılan ıtnâb sanatıdır. 

اِنَّ  ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkâri kelamdır.

Menfî muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan  لَا يُحِبُّ الْكَافِر۪ينَ cümlesi, müsneddir.

Müsnedin, menfî muzari fiil sıygasında gelmesi cümleye hükmü takviye, hudûs, teceddüt ve istimrar anlamları katmıştır. 

الْكَافِر۪ينَ  ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin hudûs ve yenilenmesine işaret etmiştir.

اٰمَنُوا - كَافِر۪ينَ  kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır.

Muzari fiiller muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar. 

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Nefy harfinin müsnedün ileyhden sonra gelmesi ve müsnedin de fiil olması halinde bu terkip; hükmü takviye ifade eder. Ancak bazı karineler vasıtasıyla tahsis de ifade edebilir. Hükmü takviye demek; hükmü tekid etmek ve hükmün gerçeğe mutabık olduğunu ifade etmek demektir.(Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meâni İlmi)

Allah, onları iki fırkaya ayırır ki, her fırkaya ameline göre karşılık versin. Maksut olan bizzat müminlerin mükâfatı olduğu için, gaye konusunda o zikredilmiştir. Bu mükâfat, lütuf olarak ifade edilmiş; çünkü mükâfatlar, zorunluluk değil lütuf kabilindendir.

İkinci fırkanın cezasına da, "şüphesiz Allah, kâfirleri sevmez’’ cümlesiyle işaret edilmiştir. Zira Allah'ın sevmemesi, O'nun öfkelenmesinden kinayedir ki, o da, mutlaka cezayı gerektirmektedir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

اِنَّهُ لَا يُحِبُّ الْكَافِر۪ينَ  cümlesi, kendisinden önce gelen cümleye ta’lil olarak kafirlerin lütuftan mahrum bırakılacaklarını bildirmektedir. Yani mü’minlerin mükafatı kendilerine lütuf ve ihsan olarak bol bol verilecek, kafirlerin cezası ise belirli olup adilane bir şekilde o cezaya uğratılacaklardır. (Âşûr, Et- Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  

Rûm Sûresi 46. Ayet

وَمِنْ اٰيَاتِه۪ٓ اَنْ يُرْسِلَ الرِّيَاحَ مُبَشِّرَاتٍ وَلِيُذ۪يقَكُمْ مِنْ رَحْمَتِه۪ وَلِتَجْرِيَ الْفُلْكُ بِاَمْرِه۪ وَلِتَبْتَغُوا مِنْ فَضْلِه۪ وَلَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ  ٤٦


Rüzgârları, yağmurun müjdecileri olarak göndermesi, Allah’ın (varlık ve kudretinin) delillerindendir. O, bunu, size rahmetinden tattırmak, emriyle gemilerin yol alması, O’nun lütfundan rızkınızı aramanız ve şükretmeniz için yapar.

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَمِنْ -nden (biri de)
2 ايَاتِهِ O’nun ayetleri- ا ي ي
3 أَنْ
4 يُرْسِلَ göndermesidir ر س ل
5 الرِّيَاحَ rüzgarları ر و ح
6 مُبَشِّرَاتٍ müjdeler olarak ب ش ر
7 وَلِيُذِيقَكُمْ size tattırması için ذ و ق
8 مِنْ -nden
9 رَحْمَتِهِ rahmeti- ر ح م
10 وَلِتَجْرِيَ ve yürümesi için ج ر ي
11 الْفُلْكُ gemilerin ف ل ك
12 بِأَمْرِهِ buyruğuyla ا م ر
13 وَلِتَبْتَغُوا ve aramanız için ب غ ي
14 مِنْ -ndan
15 فَضْلِهِ O’nun lutfu- ف ض ل
16 وَلَعَلَّكُمْ belki
17 تَشْكُرُونَ şükredersiniz (diye) ش ك ر

Her gün iç içe yaşadığımız ve çoğu defa sıradan durumlar olarak algıladığımız tabiat olaylarının gerçekte Allah’ın birliğinin ve kudretinin açık kanıtları olduğu ve aklını işleten kimselerin bunlardan önemli sonuçlar çıkarabileceği Kur’an’da değişik vesilelerle belirtilmiştir. Doğal çevrede ortaya çıkan bozulmaya değinilen 41. âyetten sonra bu hususa dikkat çekilmesi de oldukça mânidardır. Buna göre tabiat, Allah’ın verdiği düzenle işlerken yaratanına kanıt değeri taşıyacak kadar mükemmeldir; ne var ki bu, insan eliyle bozulabilmektedir (rüzgârların estirilmesi, gemilerin yüzmesinin sağlanması, bulutların harekete geçirilmesi, yağmurun yağdırılması, ölümünden sonra toprağa can verilmesi ile ilgili açıklamalar için bk. Bakara 2/164; İbrâhim 14/32-34; Hicr 15/22-23; Nahl 16/10-11, 14-16; İsrâ 17/66; 49. âyette geçen müblisûn kelimesinin açıklaması için bk. 12. âyetin tefsiri).

47. âyette yer alan ve “İnananlara yardım etmek de bize düşer” şeklinde tercüme edilen cümlenin lafzına bakarak, müminlerin Allah’a karşı hak iddia edebilecekleri ve O’nun da kendilerine karşı görevinin bulunduğu gibi bir anlam çıkarmamak gerekir. Zira bu, inananların Allah katındaki dereceleriyle ilgili bir iltifat ifadesi olup onlara moral verme ve onları onurlandırma amacı taşımaktadır. Hz. Peygamber’in, “Şayet müslüman bir kimse din kardeşinin namusunu müdafaa ederse, Allah’ın da kıyamet günü mutlaka onu cehennem ateşinden korumasını hak eder” buyurduktan sonra âyetin bu cümlesini okuduğu rivayet edilmiştir (Zemahşerî, III, 207).

51. âyetteki “onu” anlamına gelen zamirin, bitkinin ve rüzgârın veya bulutun yerini tuttuğuna dair görüşler vardır (Şevkânî, IV, 265). Bütün bu yorumların ortak noktası şudur: Allah Teâlâ insanları sınamak üzere onlara bazı sıkıntılar verdiğinde, meselâ onlara zarar veren bir rüzgâr gönderdiğinde hemen tavırları değişir, kendilerine verilen nimetleri unutup inkâra kalkışırlar veya nankörlüğe yeltenirler (52 ve 53. âyetlerin açıklaması için bk. Neml 27/80-81. âyetlerin tefsiri).

وَمِنْ اٰيَاتِه۪ٓ اَنْ يُرْسِلَ الرِّيَاحَ مُبَشِّرَاتٍ وَلِيُذ۪يقَكُمْ مِنْ رَحْمَتِه۪

 

İsim cümlesidir. وَ  istînâfiyyedir.  مِنْ اٰيَاتِ  car mecruru mahzuf mukaddem habere mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  هُ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. اَنْ  ve masdar-ı müevvel muahhar mübteda olarak mahallen merfûdur. 

اَنْ  muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir.

يُرْسِلَ  fetha ile mansub muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  هو ‘dir.  الرِّيَاحَ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.  مُبَشِّرَاتٍ  kelimesi  الرِّيَاحَ ‘ın hali olup, nasb alameti kesradır. Cemi müennes salim kelimeler hareke ile îrablanır. 

وَ  atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

لِ  harfi,  يُذ۪يقَ  fiilini gizli  اَنْ  ’le nasb ederek manasını sebep bildiren masdara çeviren cer harfidir.  اَنْ  ve masdar-ı müevvel,  لِ  harf-i ceriyle mukadder fiile mütealliktir. Takdiri;  يرسلها  (Onları gönderir.) şeklindedir. 

يُذ۪يقَ  fetha ile mansub muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  هو ‘dir. Muttasıl zamir  كُمْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. مِنْ رَحْمَتِه۪  car mecruru  يُذ۪يقَكُمْ  fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  ه۪  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

مِنْ  harf-i ceri mecruruna ibtidaiyye, ba’z, tebyin, karşılaştırma, zaid, sebep, bedel – karşılık, iki şeyi birbirinden ayırt etmek gibi manalar kazandırabilir. Burada baz (bir kısım) manasındadır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

اَنْ  harfi 6 yerde gizli olarak gelebilir: Harf-i cer olan (حَتّٰٓى)’dan sonra,  Atıf olan اَوْ ’den sonra,  Lamul cuhuddan sonra, Lamu-ta’lilden (sebep bildiren لِ) sonra, Vav-ı maiyye (وَ)’ den sonra, Sebep fe (فَ)’sinden sonra. Ayette lamu-ta’lilden (sebep bildiren لِ) sonra gizlenmiştir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

Fiil-i muzarinin başına  اَنْ  harfi geldiği zaman onu nasb ettiği gibi anlamını da masdara çevirmektedir. Bu tür masdarlara masdar anlamı içerdikleri için “tevilli masdar (masdar-ı müevvel cümlesi)” denmektedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

يُرْسِلَ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi  رسل  ’dir. 

يُذ۪يقَ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi  ذوق  ‘dır.

İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), ta'riz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder. 

مُبَشِّرَاتٍ ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan tef’il babının ism-i failidir.

İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)


 وَلِتَجْرِيَ الْفُلْكُ بِاَمْرِه۪ وَلِتَبْتَغُوا مِنْ فَضْلِه۪

 

وَ  atıf harfidir.  لِ  harfi,  تَجْرِيَ  fiilini gizli  اَنْ  ’le nasb ederek manasını sebep bildiren masdara çeviren cer harfidir.  اَنْ  ve masdar-ı müevvel,  لِ  harf-i ceriyle mukadder fiile mütealliktir. Takdiri,  يرسلها  (Onları gönderir.) şeklindedir. 

Fiil cümlesidir. تَجْرِيَ  fetha ile mansub muzari fiildir.  الْفُلْكُ  fail olup damme ile merfûdur.  بِاَمْرِه۪  car mecruru  تَجْرِيَ  fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  ه۪  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. تَبْتَغُوا  atıf harfi  وَ  ‘la  تَجْرِيَ  fiiline matuftur. 

لِ  harfi,  تَبْتَغُوا  fiilini gizli  اَنْ  ’le nasb ederek manasını sebep bildiren masdara çeviren cer harfidir.  اَنْ  ve masdar-ı müevvel,  لِ  harf-i ceriyle mukadder fiile mütealliktir. Takdiri;  يرسلها (Onları gönderir.) şeklindedir. 

تَبْتَغُوا  fiili  نَ ‘un hazfıyla mansub muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. مِنْ فَضْلِه۪  car mecruru  تَبْتَغُوا  fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  ه۪ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

تَبْتَغُوا  fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi  بغي  ’dir.

İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.


وَلَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ

 

İsim cümlesidir. Atıf harfi  وَ  ‘la mukadder ta’lil cümlesine matuftur. Takdiri;  فعل ذلك لعلّكم تفلحون ولعلّكم تشكرون (Felaha ermeniz ve şükretmeniz için bunu yaptı.) şeklindedir.

لَعَلَّ  terecci harfidir. Vukuu mümkün durumlarda kullanılır. İsim cümlesinin önüne gelir.  إنّ  gibi ismini nasb haberini ref eder. Tereccî, husûlü arzu edilen ve sevilen, imkân dahilinde olan bir şeyin istenmesidir.

كُمْ  muttasıl zamir  لَعَلَّ  ‘nin ismi olarak mahallen mansubdur. تَشْكُرُونَ  cümlesi, لَعَلَّ ‘nin haberi olarak mahallen merfûdur. 

تَشْكُرُونَ  fiili  نَ  ‘un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur.

وَمِنْ اٰيَاتِه۪ٓ اَنْ يُرْسِلَ الرِّيَاحَ مُبَشِّرَاتٍ

وَ , istînâfiyyedir. 

İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)

Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Cümlede îcâz-ı hazif ve takdim-tehir sanatları vardır. Car mecrur  مِنْ اٰيَاتِه۪ٓ  mahzuf mukaddem habere mütealliktir. 

Veciz ifade kastına matuf  اٰيَاتِه۪ٓ  izafeti, Allah Teâlâya ait  zamire muzaf olan  اٰيَاتِ ‘ye tazim içindir.

Masdar harfi  اَنْ  ve akabindeki  يُرْسِلَ الرِّيَاحَ مُبَشِّرَاتٍ  cümlesi, masdar teviliyle muahhar mübtedadır. Masdar-ı müevvel cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

وَمِنْ اٰيَاتِه۪ٓ  ibaresi, bu sûrede 7. kez geçmiştir. Öncekilerle arasında tekrîr ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatı vardır. Adeta bu mana zihnimize kazınmıştır.

مُبَشِّرَاتٍ , mef’ûl olan  الرِّيَاحَ ‘dan haldir. Hal; cümlede failin, mefulün veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır.

Kurân-ı Kerîm’de rüzgarlar manasındaki  الرِّيَاحَ  kelimesi Kur’ânda genellikle çoğul olarak hayır ve rahmet için kullanılırken tekil sıygada  رِّيح , şer ve ceza için kullanılır. 

تَبْشيرألرِّياح  ifadesinde istiare vardır. Bununla kastedilen, yağmurlardan önceki olağan rüzgâr esmeleridir. Burada  الرِّيَاحَ , müjdeler söyleyen konuşma  رَحْمَتِ ‘ten (yağmurdan) önce gelmesi beklenen yağmur yerine kullanılmıştır. Birçok ayette geçen rahmet yağmurdan kinayedir. Rahmet yağmura sebep olduğundan, onun yağmur anlamında kullanılması sebebiyye ilgisi ile mürsel mecaz olur. (Şerîf er-Râdî, Kur’an Mecazları)

الإرْسالُ (göndermek) kelimesi, الوُصُولِ (ulaşma)’ya takdiren müsteardır. Yani rüzgârların oluşumunu ve onları yağmura ihtiyacı olan bir beldelere yönlendiren nizamı takdir etmek demektir. (Âşûr, Et- Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  

المُبَشِّراتُ (Müjdeler): Hayır ve bereketin habercisidir. O da yağmurdur. Müjdenin aslı: Mutluluk veren haberdir. Bu sebeple rüzgârlar, sevindirici haberler veren elçilere benzetilmiştir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  

Bu rüzgarlardan murad, sabâ, kuzey ve güney rüzgârlardır. Zira bunlar rahmet rüzgarlarıdır. Günbatısı rüzgarı ise, azap rüzgarıdır. Peygamberimizin: "Allah'ım! Onları rüzgârlar (üç rüzgar) kıl; tek rüzgâr kılma!" hadisi de, bunu anlatmaktadır. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

ولِيُذِيقَكُمْ  sözü  مُبَشِّراتٍ ‘e matuftur. Çünkü مُبَشِّراتٍ (müjdeciler) kelimesi ulaştırma(gönderme) kelimesi için ta’lil olarak gelmiştir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  

مِنْ  ibtidaiyye manasındadır. Allah’ın rahmeti ise, yağmurdur. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  

Tattırılan rahmetten murad, ilâhi rahmetin sonuçlardır. Diğer bir rivayete göre ise, yağmur yağmasına bağlı olarak meydana gelen bolluktan yahut rüzgârın esmesiyle beraber hasıl olan ferahlıktır. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

 

وَلِيُذ۪يقَكُمْ مِنْ رَحْمَتِه۪ وَلِتَجْرِيَ الْفُلْكُ بِاَمْرِه۪ وَلِتَبْتَغُوا مِنْ فَضْلِه۪

 

İstinafa atfedilen cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. Cümlenin başında takdiri  يرسلها  (Onları gönderir.) olan fiil mahzuftur. Bu takdire göre cümle, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Sebep bildiren harf-i cer lam-ı ta’lil,  لِيُذ۪يقَكُمْ مِنْ رَحْمَتِه۪  cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Aynı üsluptaki masdar-ı müevvel olan  وَلِتَجْرِيَ الْفُلْكُ بِاَمْرِه۪  cümlesi ve  وَلِتَبْتَغُوا مِنْ فَضْلِه۪  cümlesi ilk masdar-ı müevvele matuf ve onun gibi mukadder  يرسلها  (Onları gönderir.) fiiline mütealliktir.

Rahmeti tattırmak ifadesinde istiare vardır. Rahmet arzu edilen lezzetli bir yemeğe benzetilmiştir. Müşebbeh bih (müstear minh) hazf edilmiş ve kendisine onunla ilgili bir şey (lâzımı) olan tatma ifadesiyle işaret edilmiştir. Yani “tatmak” rahmetin tesirini idrak etmek anlamında müsteâr olarak kullanılmıştır. Bu üslupta mübalağa ve tecessüm sanatları da vardır.

Allah Teâlâ’ya ait zamire muzâf olmaları  فَضْلِ , اَمْر , رَحْمَتِ  için tazim ve teşrif ifade eder. Bu üç kelime de bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar, ism-i fail ve ism-i mef’ûl yerinde kullanılabilirler. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. 

Rüzgârı gönderme sebeplerinin sıralanması taksim sanatıdır.

مُبَشِّرَاتٍ - رَحْمَتِه۪ - فَضْلِه۪  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

Masdar-ı müevvel, مُبَشِّرَاتٍ ‘ye matuftur. (Âşûr, Et- Tahrîr Ve’t-Tenvîr) 

Atıf da  مُبَشِّرَاتٍ 'in gösterdiği mahzuf illete veya mana itibariyle  مُبَشِّرَاتٍ ' adır ya da sebep bildiren fiili gizlemekle  (يُرْسِلَ ( لِتَجْرِيَ  fiilinedir ki, onu da gemilerin onun emriyle akması ve onun lütfundan aramanız için kavli göstermektedir. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)

Aranan rızıktan murad da deniz ticaretiyle elde edilen rızıktır. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

وَمِنْ اٰيَاتِه۪ٓ اَنْ يُرْسِلَ الرِّيَاحَ مُبَشِّرَاتٍ وَلِيُذ۪يقَكُمْ مِنْ رَحْمَتِه۪  [Rüzgârları müjdeleyici olarak göndermesi onun delillerindendir. Rahmetinden size tattırma­sı... için böyle yaptı] ayetinde ıtnâb vardı. Bu ıtnâb, birçok nimeti saymak için yapılmıştır. Halbuki  وَلِتَبْتَغُوا مِنْ فَضْلِه۪  (lütfunu aramanız için) demek yeter­liydi. Fakat Allah, kullarına nimetlerini hatırlatmak için sözü uzattı. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefâsir) 

يُذ۪يقَ /Tattırma ifadesinin, az olan şeyler hakkında kullanıldığını daha evvel söylemiştik. Binaenaleyh dünyanın işi ve menfaati aslında az, rahatı geçici ve yetersiz olduğu için, burada  يُذ۪يقَ  kullanılmıştır. Ahirette ise Cenab-ı Hak, onları bol bol rızıklandıracak ve onlara beka verecektir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

Ayetteki muzari fiiller hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar. 

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

 

وَلَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ

 

Ayetin fasılası, takdiri  فعل ذلك  (Felaha ermeniz için) olan mukadder istînâfa matuftur. 

لَعَلَّ ‘nin dahil olduğu cümle, gayr-ı talebî inşâî isnaddır. لَعَلَّ , terecci harfidir. Vukuu mümkün durumlarda kullanılır. 

لَعَلَّ ’nin haberi olan  تَشْكُرُونَ ’nin, müspet muzari sıygada faide-i haber ibtidaî kelam olan cümle şeklinde gelmesi hükmü takviye, hudûs, istimrar, tecessüm ve teceddüt ifade etmiştir.

لَعَلَّ  gerçek kullanımında ümit ve beklenti tesis etmek içindir. Bazen mecâz-ı mürsel yoluyla inkâr ve tahzir (sakındırma) manasında da kullanılabilmektedir. (Âşûr, Et- Tahrîr Ve’t-Tenvîr) 

لَعَلَّ  edatı, terecci içindir yani “ümitvar olma” manasını ifade eder ve bir de beklenti içinde olmak demektir ki her ikisi de aynı manaya gelir demektir. Fakat bu beklenti Kerîm olan bir zattan olmalı, kişi O’ndan beklemelidir. İşte bu, yerine getirmesi kesin olan vaadinin yerine olan bir ifadedir. İmam Sîbeveyhi de bu görüştedir. Ancak Kutrub ise  لَعَلَّ  kelimesi “için” manasındadır der. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

لَعَلَّ  kelimesi ihtimal ilişkisi kurar. َTevakku anlamı da vardır. Tevakku istenilen bir şeyin gerçekleşmesini ummak/beklemek, istenmeyen bir şeyden de endişe duymaktır.

لَعَلَّ  edatı gerçekleşmesi mümkün olan şeylere hastır.  لَعَلَّ ’nin ifade ettiği ihtimal, bir şeyin gerçekleşmesiyle gerçekleşmemesinin eşit olması durumudur. el-Mâleki İbni Hişam gibi bazı nahivciler buna tevakku demektedirler. (Abdullah Hacıbekiroğlu, Arap Dilinde Edatların Metinde Kurduğu Anlamsal İlişkiler, Doktora Tezi)

Burada asıl temenni harfi yerine terecci harfinin gelmesi bu isteğin ne kadar şiddetli olduğuna delalet eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

لعل  harfi gibi ümit ifade eden bir lafız getirmekten murad tezekkür etmeye teşviktir. Kur’an’da Allah’a isnad edilen  لَعَلَّ  sözleri “muhakkak ki” anlamına gelir. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâğî Tefsiri 5, Duhan/58)

Rûm Sûresi 47. Ayet

وَلَقَدْ اَرْسَلْنَا مِنْ قَبْلِكَ رُسُلاً اِلٰى قَوْمِهِمْ فَجَٓاؤُ۫هُمْ بِالْبَيِّنَاتِ فَانْتَقَمْنَا مِنَ الَّذ۪ينَ اَجْرَمُواۜ وَكَانَ حَقاًّ عَلَيْنَا نَصْرُ الْمُؤْمِن۪ينَ  ٤٧


Andolsun, senden önce biz nice peygamberleri kendi kavimlerine gönderdik. Peygamberler onlara apaçık mucizeler getirdiler. Biz de suç işleyenlerden intikam aldık. Mü’minlere yardım etmek ise üzerimizde bir haktır.

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَلَقَدْ andolsun ki
2 أَرْسَلْنَا biz gönderdik ر س ل
3 مِنْ
4 قَبْلِكَ senden önce ق ب ل
5 رُسُلًا elçileri ر س ل
6 إِلَىٰ
7 قَوْمِهِمْ kavimlerine ق و م
8 فَجَاءُوهُمْ onlara geldiler ج ي ا
9 بِالْبَيِّنَاتِ delillerle ب ي ن
10 فَانْتَقَمْنَا ve biz öc aldık ن ق م
11 مِنَ -den
12 الَّذِينَ kimseler-
13 أَجْرَمُوا suç işleyen(ler) ج ر م
14 وَكَانَ ve idi ك و ن
15 حَقًّا borç ح ق ق
16 عَلَيْنَا üzerimize
17 نَصْرُ yardım etmek ن ص ر
18 الْمُؤْمِنِينَ mü’minlere ا م ن

   Cerame جرم:

  جَرْمٌ sözcüğü temelde ağaçtan meyve koparmak demektir. جُرامٌ ise toplamış hurmanın çürük olanıdır. İf'al babı formu أجْرَمَ - مُجْرِمٌ, kerih ve fena görülen her türlü kazanmayla ilgili müstear olarak kullanılmaktadır. (Müfredat)

  Kuran’ı Kerim’de çeşitli fiil ve isim kalıplarında 66 kere geçmiştir. (Mucemul Müfehres)

  Türkçede kullanılan şekilleri cürüm, cürm-ü (meşhud), cereme, cirm ve mücrimdir. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi) 

وَلَقَدْ اَرْسَلْنَا مِنْ قَبْلِكَ رُسُلاً اِلٰى قَوْمِهِمْ فَجَٓاؤُ۫هُمْ بِالْبَيِّنَاتِ فَانْتَقَمْنَا مِنَ الَّذ۪ينَ اَجْرَمُواۜ 

 

Fiil cümlesidir. وَ  istînâfiyyedir.  لَ  harfi, mahzuf kasemin cevabının başına gelen muvattiedir. قَدْ  tahkik harfidir. Tekid ifade eder.

اَرْسَلْنَا  sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir  نَا  fail olarak mahallen merfûdur. مِنْ قَبْلِ  car mecruru  اَرْسَلْنَا  fiiline mütealliktir. Muttasıl zamir  كَ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

رُسُلاً  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.  اِلٰى قَوْمِ  car mecruru  اَرْسَلْنَا  fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  هِمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.  

فَ  atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder.  فَ  ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

جَٓاؤُ۫  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir  هُمْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. بِالْبَيِّنَاتِ  car mecruru  جَٓاؤُ۫  fiiline mütealliktir. 

فَ  atıf harfidir.  انْتَقَمْنَا  sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir  نَا  fail olarak mahallen merfûdur.  الَّذ۪ينَ  cemi müzekker has ism-i mevsûl  مِنَ  harf-i ceriyle  انْتَقَمْنَا  fiiline müteallik olup mahallen mecrurdur. İsm-i mevsûlun sılası  اَجْرَمُواۜ  ‘dur. Îrabdan mahalli yoktur.

اَجْرَمُوا  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. 

اَرْسَلْنَا  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi  رسل  ’dir. 

اَجْرَمُوا  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi  جرم  ‘dir.

İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), ta’riz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.  

فَانْتَقَمْنَا  fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi  نقم  ’dir.

İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.


 وَكَانَ حَقاًّ عَلَيْنَا نَصْرُ الْمُؤْمِن۪ينَ

 

İsim cümlesidir. Atıf harfi  وَ  ‘la mukadder kaseme matuftur. كَانَ  nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.  

حَقاًّ  kelimesi  كَانَ  ’nin mukaddem haberi olup fetha ile mansubdur. عَلَيْنَا  car mecruru  حَقاًّ ‘a mütealliktir.  نَصْرُ  kelimesi  كَانَ  ’nin muahhar mübtedası olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. الْمُؤْمِن۪ينَ  muzâfun ileyh olup, cer alameti  ي  ’dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır.

الْمُؤْمِن۪ينَ ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir.

İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

وَلَقَدْ اَرْسَلْنَا مِنْ قَبْلِكَ رُسُلاً اِلٰى قَوْمِهِمْ فَجَٓاؤُ۫هُمْ بِالْبَيِّنَاتِ فَانْتَقَمْنَا مِنَ الَّذ۪ينَ اَجْرَمُواۜ 

 

وَ , istinafiyyedir. 

İstînâfiyye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine îrab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiyye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâgatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı) 

لَ , mukadder kasemin cevabına dahil olan harftir.  قَدْ  tahkik içindir. Kasem fiilinin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır. Mahzufla birlikte cümle kasem üslubunda gayr-ı talebî inşâî isnaddır. Mahzuf kasem ve  قَدْ  ile tekid edilmiş cevap cümlesi olan  وَلَقَدْ اَرْسَلْنَا مِنْ قَبْلِكَ رُسُلاً اِلٰى قَوْمِهِمْ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber inkârî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)

Bu cümle itiraz cümlesidir. وَ  ise itiraziyye olup atıf değildir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr) 

Kasem cümlesinin mahzuf olduğu durumda vurgu kasem cevabına yapılır. Kasem cümlesini oluşturan kasem fiili, kasem edatı ve kasem edilen isim üçü birlikte hazf edilir. Fakat kasemin varlığı kasem cevabından anlaşılmaktadır. Bu form, Kur'an’da sıkça kullanılmıştır. (Nihat Tarı, Arap Dilinde Kasem Formları ve Kur'an-ı Kerim’e Özgü “La Uksimu” Formu ile İlgili Tartışmalar)

اَرْسَلْنَا  fiilinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder. Azamet zamiri, ululuğu izhar etmedir.

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Car mecrur  مِنْ قَبْلِكَ , konudaki önemine binaen mef’ûl olan رُسُلاً ’ye takdim edilmiştir.

Mef’ûl olan  رُسُلاً ‘deki nekrelik, kesret ve tazim içindir.

فَجَٓاؤُ۫هُمْ بِالْبَيِّنَاتِ  cümlesi, kasemin cevabına matuftur. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Geldi anlamındaki  جَٓاؤُ۫  fiili,  بِ  harfiyle kullanıldığında getirdi manasına gelir. Harf-i cerin fiile mana kazandırması tazmin sanatıdır.

 فَانْتَقَمْنَا مِنَ الَّذ۪ينَ اَجْرَمُواۜ  cümlesi, makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Mecrur mahaldeki cemi müzekker has ism-i mevsûl  الَّذ۪ينَ  harf-i cerle  انْتَقَمْنَا  fiiline mütealliktir.  Sılası olan  اَجْرَمُوا  cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Bahsi geçenlerin ism-i mevsûlle ifade edilmeleri sonraki haberin önemine işaret ve onlara tahkir içindir.

اَرْسَلْنَا - رُسُلاً  kelimeleri arasında cinâs-ı iştikak ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

رُسُلاً - بِالْبَيِّنَاتِ  ve  جَٓاؤُ۫هُمْ - اَرْسَلْنَا  gruplarındaki kelimeler arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

الِانْتِقامُ : İntikam,  النَّقْمِ  kelimesinin iftial babıdır. Kin ve öfke demektir. Hoşlanılmayan bir şeyi yapan kimseye verilen cezadır. Sanki var olan öfke ve kinin etkisinin meydana gelişini belirtmek için iftiâl siygasıyla oluşturulmuştur. Daha önce Allah Teâlâ’nın  وما تَنْقِمُ مِنّا  şeklinde ve Araf suresi 136. Ayette  فانْتَقَمْنا مِنهُمْ  (Onlardan intikam aldık) buyurduğu gibi. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr) 

فَجَٓاؤُ۫هُمْ بِالْبَيِّنَاتِ فَانْتَقَمْنَا  [Peygamberler onları mucizeleri getirdi de biz intikam aldık] cümlesinde hazif yoluyla îcâz vardır. ‘’Onlar peygamberleri yalanladılar ve onlarla alay ettiler’’ bölümü ibarede zikredilmemiştir. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir) 


 

 وَكَانَ حَقاًّ عَلَيْنَا نَصْرُ الْمُؤْمِن۪ينَ

 

Ayetin son cümlesinde  وَ , istinafiyyedir.  Nakıs fiil  كَانَ ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır. Cümlede takdim-tehir vardır.  حَقاًّ  kelimesi  كَانَ ’nin mukaddem haberi,  نَصْرُ الْمُؤْمِن۪ينَ  izafeti  كَانَ ’nin muahhar ismidir.

Müsnedün ileyh olan  نَصْرُ الْمُؤْمِن۪ينَ , veciz ifade kastıyla izafet formunda gelmiştir.

Müsned olan  حَقاًّ , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar, ism-i fail ve ism-i mef’ûl yerinde kullanılabilirler. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. 

كَانَ ’nin haberi isim olarak geldiğinde, haberi isminin içine karışır ve adeta onun mahiyetinden bir cüz olur. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâğî Tefsiri 5, Duhan s.124)

İsim cümleleri, mübteda ve haberden oluşur. Zaman ifade etmez. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu (sabit olması) veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meâni İlmi )

Bu cümle müminleri yüceltmekte, makam ve mevkilerini yükseltmekte, büyük bir saygınlığa ehil olduklarını ifade etmekte ve onların fazilet ve meziyette önde olduklarını göstermektedir; zira onları, Allah’ın yardımını hak etmiş, üstün kılınıp zafere ulaştırılması gereken kişiler konumuna getirmiştir. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)

حَقاًّ  kelimesi üzerinde de durulabilir ki o zaman; Bunların cezalandırıldığı gerçektir dedikten sonra; Bize müminlere yardım etmek düşer diye yeni cümleye başlamış olacaktır. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)  

وَكَانَ حَقاًّ عَلَيْنَا نَصْرُ الْمُؤْمِن۪ينَ [Zaten müminlere yardım etmek, üzerimize düşen bir haktır] kelamı, müminler için ziyadesiyle teşrif ve ikramdır. Nitekim müminler, Allah katında kendilerine yardım edilmesi hakkına sahip kılınmışlardır. Bir de bu cümle, kâfirlerden öç almanın müminlere yardım etmek için olduğunu zımnen bildirmektedir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

Belki de bu ayetin rüzgârların hallerini ve hükümlerini bildiren mezkûr ayet ile gelecek ayet arasında zikredilmesi, kâfirleri uyarıp onları istenen şükrün gereklerini ihlal etmekten sakındırmak içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

Rûm Sûresi 48. Ayet

اَللّٰهُ الَّذ۪ي يُرْسِلُ الرِّيَاحَ فَتُث۪يرُ سَحَاباً فَيَبْسُطُهُ فِي السَّمَٓاءِ كَيْفَ يَشَٓاءُ وَيَجْعَلُهُ كِسَفاً فَتَرَى الْوَدْقَ يَخْرُجُ مِنْ خِلَالِه۪ۚ فَاِذَٓا اَصَابَ بِه۪ مَنْ يَشَٓاءُ مِنْ عِبَادِه۪ٓ اِذَا هُمْ يَسْتَبْشِرُونَ  ٤٨


Allah, rüzgârları gönderendir. Onlar da bulutları harekete geçirir. Allah, onları dilediği gibi, (bazen) yayar ve (bazen) yoğunlaştırır. Nihayet yağmurun onların arasından çıktığını görürsün. Onu kullarından dilediklerine uğrattığı zaman bir de bakarsın sevinirler.

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 اللَّهُ Allah
2 الَّذِي ki
3 يُرْسِلُ gönderir ر س ل
4 الرِّيَاحَ rüzgarları ر و ح
5 فَتُثِيرُ kaldırır ث و ر
6 سَحَابًا bulutu س ح ب
7 فَيَبْسُطُهُ sonra onu yayar ب س ط
8 فِي
9 السَّمَاءِ gökte س م و
10 كَيْفَ nasıl ك ي ف
11 يَشَاءُ diliyorsa ش ي ا
12 وَيَجْعَلُهُ ve eder ج ع ل
13 كِسَفًا parça parça ك س ف
14 فَتَرَى ve görürsün ر ا ي
15 الْوَدْقَ yağmurun و د ق
16 يَخْرُجُ çıktığını خ ر ج
17 مِنْ
18 خِلَالِهِ arasından خ ل ل
19 فَإِذَا derken
20 أَصَابَ uğratınca ص و ب
21 بِهِ onu
22 مَنْ
23 يَشَاءُ dilediğine ش ي ا
24 مِنْ -ndan
25 عِبَادِهِ kulları- ع ب د
26 إِذَا hemen
27 هُمْ onlar
28 يَسْتَبْشِرُونَ sevinirler ب ش ر

اَللّٰهُ الَّذ۪ي يُرْسِلُ الرِّيَاحَ فَتُث۪يرُ سَحَاباً فَيَبْسُطُهُ فِي السَّمَٓاءِ كَيْفَ يَشَٓاءُ وَيَجْعَلُهُ كِسَفاً

 

İsim cümlesidir.  اَللّٰهُ  lafza-i celâl mübteda olup damme ile merfûdur. Müfred müzekker has ism-i mevsûl  الَّذ۪ي  mübtedanın haberi olarak mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlun sılası  يُرْسِلُ  ‘dur. Îrabdan mahalli yoktur. 

يُرْسِلُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir.  الرِّيَاحَ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. 

فَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ  ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

تُث۪يرُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir.  سَحَاباً  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. يَبْسُطُ  fiili atıf harfi  فَ  ile makabline matuftur.

يَبْسُطُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. Muttasıl zamir  هُ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.  فِي السَّمَٓاءِ  car mecruru  يَبْسُطُ  fiiline mütealliktir. 

كَيْفَ  gayr-i cazım şart ismi olup, amili  يَشَٓاءُ  ‘nun hali olarak mahallen mansubdur. 

يَشَٓاءُ  cümlesi,  يَبْسُطُ  ‘daki failin hali olarak mahallen mansubdur.

يَشَٓاءُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. يَجْعَلُ  fiili atıf harfi  وَ ‘la makabline matuftur.  

يَجْعَلُ  damme ile merfû muzari fiildir. Değiştirme anlamında kalp fiilidir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. Muttasıl zamir  هُ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.  كِسَفاً  ikinci mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.  

Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.

Hal sahibu’l-hale ya  و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 

1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette fiil cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)  

Değiştirme manasına gelen  جَعَلَ  kelimesi 3 şekilde gelir: 1. Bir şeyden başka bir şey meydana getirmek. 2. Bir halden başka bir hale geçmek  3. Bir şeyle başka bir şeye hükmetmek. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

يُرْسِلُ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi  رسل  ’dir. 

تُث۪يرُ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi  ثور  ‘dir.

İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), ta’riz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder. 


فَتَرَى الْوَدْقَ يَخْرُجُ مِنْ خِلَالِه۪ۚ 

 

Fiil cümlesidir. فَ  atıf harfidir.  تَرَى  elif üzere mukadder damme ile merfû muzari fiildir. Bilmek anlamında kalp fiilidir. Faili müstetir olup takdiri  أنت  ‘dir.  الْوَدْقَ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.  يَخْرُجُ مِنْ خِلَالِه۪  cümlesi,  الْوَدْقَ  ‘nın hali olarak mahallen mansubdur.

يَخْرُجُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir.  مِنْ خِلَالِ  car mecruru  يَخْرُجُ  fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  ه۪ۚ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

Kalp fiilleri (iki mef’ûl alan fiiller); bir mef’ûl ile manası tamamlanamayıp ikinci mef’ûle ihtiyaç duyan fiillerdir. Bu fiiller isim cümlesinin önüne gelirler, mübtedayı ve haberi iki mef’ûl yaparak nasbederler. 3 gruba ayrılırlar:

1. Bilmek manasında olanlar.  ألفي -  دري -  رأي -  وجد - علم fiilleridir. 2. Sanmak manası ifade edenler, kesine yakın bilgi ifade ederler. “Sanmak, zannetmek, saymak, kendisine öyle gelmek” gibi manalara gelir. ظنّ -  حسب -  خال - زعم - عدّ  fiilleridir.

3. grupta olan değiştirme manası ifade edenler aynı anlama gelmedikleri halde görevleri itibariyle onlara benzerliklerinden kalp fiilleri adı altına girmişlerdir. جعل - صيّر - إتّخذ  - ردّ  -  ترك  fiilleridir. Değiştirme manasına gelen fiiller “etti, yaptı, kıldı, edindi, dönüştürdü, değişik bir hale getirdi” gibi manalara gelir.

Bilgi ve zan fiillerinden sonra bazen  اَنَّ ’li ve  اَنْ ’li cümleler gelir, bu cümleler iki mef’ûl kabul edilir. Bilmek, sanmak ve değiştirme manasına gelen bu fiiller 3 şekilde gelebilir: 

1) İki mef’ûl alanlar, 2) İki mef’ûlünü masdarı müevvel cümlesi olarak alanlar, 3) İki mef’ûlü hazif olanlar. Kalp fiilleri iki mamûlü arasında olduğunda amel etmeleri de etmemeleri de caizdir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.

Hal sahibu’l-hale ya  و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 

1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette fiil cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 


 فَاِذَٓا اَصَابَ بِه۪ مَنْ يَشَٓاءُ مِنْ عِبَادِه۪ٓ اِذَا هُمْ يَسْتَبْشِرُونَ

 

Fiil cümlesidir. فَ  atıf harfidir.  اِذَا  şart manalı, cümleye muzâf olan, cezmetmeyen zaman zarfıdır.Vuku bulma ihtimali kuvvetli veya kesin olan durumlar için gelir. اَصَابَ  ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

اَصَابَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. بِ  sebebiyyedir.  بِه۪  car mecruru  اَصَابَ  fiiline mütealliktir. مَنْ  müşterek ism-i mevsûl mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası  يَشَٓاءُ  ‘dur. Îrabdan mahalli yoktur.

يَشَٓاءُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir.  مِنْ عِبَادِه۪ٓ  car mecruru mahzuf aid zamirin mahzuf haline mütealliktir. Takdiri, يشاء إصابته من عباده  şeklindedir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  ه۪ٓ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

اِذَا  müfacee harfidir.  اِذَا  isim cümlesinin önüne geldiğinde “birdenbire, ansızın” manasında müfacee harfi olur. Şartın cevabı  هُمْ يَسْتَبْشِرُونَ ‘dir.

İsim cümlesidir. Munfasıl zamir  هُمْ  mübteda olarak mahallen merfûdur. يَسْتَبْشِرُونَ  cümlesi, mübtedanın haberi olarak mahallen merfûdur.  

يَسْتَبْشِرُونَ  fiili  نَ  ‘un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. 

إِذَا): Cümleye muzâf olan zarflardandır. Kendisinden sonra gelen muzâfun ileyh cümlesi aynı zamanda şart cümlesidir.  (إِذَا) dan sonraki şart cümlesinin, fiili, mazi veya muzâri manalı olur. Cevabı ise umûmiyetle muzâri olur, mazi de olsa muzâri manası verilir: 

a)(إِذَا)  fiil cümlesinden önce gelirse, zarf (zaman ismi); isim cümlesinden önce gelirse (mufâcee=sürpriz) harfi olur. b) (إِذَا)  nın cevap cümlesi, iki muzâri fiili cezmedenlerin cevap cümleleri gibi mâzi, muzâri, emir, istikbâl, isim cümlesi... şeklinde gelir. Cevabın başına (ف) ‘nın gelip gelmeme durumu, iki muzâri fiili cezmedenlerinkiyle aynıdır. c) Sükûn üzere mebnîdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اَصَابَ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi  صوب  ’dir.

İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), ta’riz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.  

يَسْتَبْشِرُونَ  fiili sülâsi mücerrede üç harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil istif’âl babındandır. Sülâsîsi بشر  ‘dir. 

Bu bab fiile talep, tahavvül, vicdan, mutavaat, ittihaz ve itikat gibi anlamlar katar.

اَللّٰهُ الَّذ۪ي يُرْسِلُ الرِّيَاحَ فَتُث۪يرُ سَحَاباً فَيَبْسُطُهُ فِي السَّمَٓاءِ كَيْفَ يَشَٓاءُ

 

Ayet, istînâfiye olarak fasılla gelmiştir. Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

İsim cümleleri mübteda ve haberden oluşur. Zaman ifade etmez. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir.  İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu (sabit olması) veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meâni İlmi)

Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olması telezzüz, teberrük ve haşyet duyguları uyandırmak içindir.

Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde  اللّٰهِ  isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.

Önceki ayetteki azamet zamirinden bu ayette Allah’ın kudret ve azametine dikkat çekmek için Allah ismine geçişte, iltifat sanatı vardır. 

Arkadan gelecek habere dikkat çekmek için müsned ism-i mevsûlle gelmiştir.  الَّذ۪ي ’nin sılası muhatabın yabancı olmadığı bir konudur. İsm-i mevsûller müphem yapıları nedeniyle sıla cümlesine ihtiyaç duyarlar. 

Müsned konumundaki müfred müzekker has ism-i mevsûl  الَّذ۪ي ‘nin sıla cümlesi olan  يُرْسِلُ الرِّيَاحَ , müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Muzari fiil teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. 

Aynı üslupta gelerek sıla cümlesine atfedilen  فَتُث۪يرُ سَحَاباً  ve  فَيَبْسُطُهُ فِي السَّمَٓاءِ كَيْفَ يَشَٓاءُ  cümlelerinin atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Mef’ûl olan  سَحَاباً ‘deki nekrelik, kesret ifade eder.

فِي السَّمَٓاءِ  ifadesinde istiare sanatı vardır. Zarfiye olan  ف۪ٓي  harfi kendi manasında kullanılmamıştır. Çünkü gökyüzü hakiki manada içine girilmeye müsait değildir. Sema, burada zarfa benzetilmiştir. Sema ve onun kapladığı şeyler arasındaki ilişki, zarfla mazruf arasındaki irtibata benzetilmiştir. Câmi, her iki durumdaki mutlak irtibattır. Mübalağa için gelen bu üslupta tecessüm sanatı da vardır.

Hal konumunda müstenefe olan  كَيْفَ يَشَٓاءُ  cümlesi, öncesinin delaletiyle cevabı mahzuf şart cümlesidir. كَيْفَ  gayr-i cazim şart ismi, nasb mahallinde haldir. Amili şart fiili olan  يَشَٓاءُ ’dur. 

Cümlenin takdiri; كيف يشاء يبسطه  (Nasıl dilerse onu genişletir.) şeklindedir. Şartın cevabının hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.

Bu takdire göre mahzuf cevap ve mezkur şart cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda haberî isnaddır. Cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecâz-ı mürsel mürekkeptir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.

كَيْفَ  burada istifham manasında değildir  يَبْسُطُهُ  fiilinden mef'ûlu mutlak konumundadır. Çünkü masdarın yerine geçmiştir. Yani “dilediği şekilde onu (bulutları) bir yayışla yayar” demektir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

إثَارَاتُ السَحاب  ifadesinde istiare vardır. Rüzgârların bulutu kaldırması ile kastedilen, onların bulut parçalarını birleştirmesi, kesinti ve kopuklarını eklemesi onu gizliliklerinden çıkarmasıdır ki, az ve önemsiz vaziyetinden sonra onu belirgin halde ortaya çıkarması demektir. Bu ifadede rüzgâr avcıya benzetilmiş oluyor. Yani avcı avları gizlendiği yerlerinden kaldırır, gözünün görüp de onu avlamanın mümkün olması için, onu avlama fırsatı elde edebilmek için onu bulunduğu yerden açığa çıkarır. (Şerîf er-Râdî, Kur’an Mecazları)

Kur’an’da çoğu yerde bu ayette olduğu gibi şartın cevabı mahzuftur.   

Ayette cevabın mahzuf olması farklı yönlerden düşünmeyi gerektirdiği, ayrıca dinleyici ve okuyucuyu düşünce ve hayal ufkuna yönlendirdiği için mübalağa içermektedir. Îcâz metoduyla cümle daha yoğun anlamlar yüklenmiştir. (Hasan Uçar, Kur’an-ı Kerîm’deki Anlamsal Bedî‘ Sanatları, Doktora Tezi)

 

وَيَجْعَلُهُ كِسَفاً فَتَرَى الْوَدْقَ يَخْرُجُ مِنْ خِلَالِه۪ۚ

 

Aynı üslupta gelerek birbirine atfedilen  وَيَجْعَلُهُ كِسَفاً  ve  فَتَرَى الْوَدْقَ يَخْرُجُ مِنْ خِلَالِه۪ۚ  cümleleri …فَيَبْسُطُهُ فِي  cümlesine, atfedilmiştir. Her iki cümlenin atıf sebebi de hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

İkinci mef’ûl olan  كِسَفاً  ‘deki nekrelik, kesret ifade eder.

Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan  يَخْرُجُ مِنْ خِلَالِه۪ۚ  cümlesi,  الْوَدْقَ ‘dan haldir.

الْوَدْقَ - السَّمَٓاءِ - سَحَاباً - الرِّيَاحَ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.


 فَاِذَٓا اَصَابَ بِه۪ مَنْ يَشَٓاءُ مِنْ عِبَادِه۪ٓ اِذَا هُمْ يَسْتَبْشِرُونَ

 

Cümle, atıf harfi  فَ  ile  فَتَرَى الْوَدْقَ  cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada haber cümlesi inşâ cümlesine atfedilmiştir. Matufun aleyhin haberî manada olması, haber cümlesinin inşâ cümlesine atfını mümkün kılmıştır. Inşâ üslubundan haber üslubuna geçişte iltifat sanatı vardır.

Şart üslubunda gelen terkipte şart cümlesi olan  اَصَابَ بِه۪ مَنْ يَشَٓاءُ مِنْ عِبَادِه۪ٓ , müstakbel şart manalı zaman zarfı  إِذَا ’nın muzâfun ileyhi konumundadır. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Sebat, temekkün ve istikrar ifade etmiştir. إِذَا ’nın müteallakı, cevap cümlesidir.

Nahivcilere göre şart fiili olarak kullanılan mazi fiil gelecek zaman ifade eder. (Fâdıl Sâlih Sâmerrâî, Beyânî Tefsîr Yolu, c. 2, s. 106.)

Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107) 

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. اَصَابَ  fiiline müteallik  بِه۪  car mecruru, konudaki önemine binaen mef’ûle takdim edilmiştir.

اَصَابَ  fiilinin mef’ûlü konumundaki müşterek ism-i mevsûl  مَنْ ‘in sıla cümlesi  يَشَٓاءُ , müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil teceddüt ve istimrar ifade etmiştir.

Veciz anlatım kastıyla gelen  عِبَادِه۪ٓ  izafetinde Allah Teâlâ’ya ait zamire muzâf olan  عِبَادِ  şan ve şeref kazanmıştır.

مِنْ عِبَادِه۪ٓ  car mecruru  يَشَٓاءُ  fiiline mütealliktir.

Genel olarak  شَٓاءُ  fiilinin mef'ûlü bu cümlede olduğu gibi hazf edilir. Çünkü ibham; ilgi uyandırır, muhatabı dinlemeye teşvik eder. Ancak mef'ûl alışılmadık garîb birşey olursa bu kuralın dışına çıkılarak zikredilir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi )

Şartın  فَ  karinesi olmadan gelen cevabı  اِذَا هُمْ يَسْتَبْشِرُونَ , müfacee harfi  اِذَا ’nın dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır. Cümleye muzâf olan zaman zarfı  اِذَا , isim cümlesinin önüne geldiğinde birden bire, aniden manasına gelir.

هُمْ  mübteda, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan يَسْتَبْشِرُونَ  haberdir.

İsim cümlesinde müsnedin muzari fiil olarak gelmesi hükmü takviye etmiştir.

Şart ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.

يَشَٓاءُ  ve  مِنْ ’in tekrarında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr,  مِنْ - مَنْ  arasında cinas-ı nakıs ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

Ayette ‘bir anlam için söylenen sözün içine başka bir anlam yerleştirmek şeklinde açıklanan idmâc sanatı vardır. Bulutların ruzgarın hallerinin sıralanmasında asıl amaç Allah Teâlâ’nın yüce kudretini muhataba göstermektir. Kevni ayetlerin sayılmasının altında bu yüceliği vurgulama amacı vardır. 

يَسْتَبْشِرُونَ  fiilinin  استفعال  babında gelmesi anlama istemek manası katmıştır.

Ayette muzari sıygada gelen fiiller, hudûs, istimrar, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meâni İlmi)

يُرْسِلُ،  وتُثِيرُ،  ويَبْسُطُهُ،  ويَجْعَلُهُ  fiillerinin muzari olarak gelmesi, bu hayret verici fiil ve eylemlere ait sahnelerin muhatabın gözünde canlandırılabilmesi içindir. Böylelikle dinleyici bu eylemlerin oluşumunu ve deveranını gözleri önüne getirebilecektir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  

Rûm Sûresi 49. Ayet

وَاِنْ كَانُوا مِنْ قَبْلِ اَنْ يُنَزَّلَ عَلَيْهِمْ مِنْ قَبْلِه۪ لَمُبْلِس۪ينَ  ٤٩


Oysa onlar daha önce kendilerine yağmur yağdırılmadan evvel kesin bir ümitsizliğe kapılmışlardı.

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَإِنْ halbuki
2 كَانُوا onlar idiler ك و ن
3 مِنْ -den
4 قَبْلِ daha önce- ق ب ل
5 أَنْ
6 يُنَزَّلَ (yağmurun) indirilmesinden ن ز ل
7 عَلَيْهِمْ kendilerine
8 مِنْ
9 قَبْلِهِ önce ق ب ل
10 لَمُبْلِسِينَ umutsuz(dular) ب ل س

وَاِنْ كَانُوا مِنْ قَبْلِ اَنْ يُنَزَّلَ عَلَيْهِمْ مِنْ قَبْلِه۪ لَمُبْلِس۪ينَ

 

İsim cümlesidir. وَ  haliyyedir. اِنْ  tekid ifade eden muhaffefe  اِنْ  ’dir. 

كَانَ  nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.

كَانُوا  nakıs, damme üzere mebni mazi fiildir. كَانُوا  ’nun ismi, cemi müzekker olan و  muttasıl zamirdir, mahallen merfûdur. مِنْ قَبْلِ  car mecruru  مُبْلِس۪ينَ  ‘e mütealliktir. اَنْ  ve masdar-ı müevvel muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

اَنْ  muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir.

يُنَزَّلَ  fetha ile mansub meçhul muzari fiildir. Naib-i faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. عَلَيْهِمْ  car mecruru  يُنَزَّلَ  fiiline mütealliktir.  مِنْ قَبْلِ  car mecruru öncekini tekid eder. Muttasıl zamir  هُ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

لَ  harfi,  اِنْ  ‘in muhaffefe  اِنَّ  olduğuna delalet eden lam-ı farikadır.

مُبْلِس۪ينَ  kelimesi  كَانُوا  ‘un haberi olarak mahallen mansub olup, nasb alameti  ي ‘dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır. 

Fiil-i muzarinin başına  اَنْ  harfi geldiği zaman onu nasb ettiği gibi anlamını da masdara çevirmektedir. Bu tür masdarlara masdar anlamı içerdikleri için “tevilli masdar (masdar-ı müevvel cümlesi)” denmektedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Meçhul fiil gelmesinin sebepleri şunlardır: Fail bilinmediği zaman,  Fail muhataptan gizlenmek istendiği zaman, Fail herkes tarafından bilindiği zaman, Failin zikredilmesine gerek olmadığı zaman, fiile vurgu yapılmak istendiği zaman. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

يُنَزَّلَ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi  نزل  ’dir.

Bu bab fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.

مُبْلِس۪ينَ ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir.

İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

وَاِنْ كَانُوا مِنْ قَبْلِ اَنْ يُنَزَّلَ عَلَيْهِمْ مِنْ قَبْلِه۪ لَمُبْلِس۪ينَ

 

Önceki ayetin devamı olan ayet, يَسْتَبْشِرُونَ ‘deki failin halidir. Hal; cümlede failin, mef’ûlün veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır.

وَ  haliyedir.  اِنْ  ise muhaffefe  اِنَّ ’dir. Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelam olan cümlede şan zamiri mahzuftur.

كَانَ ’nin haberi olan  لَمُبْلِس۪ينَ ‘ye dahil olan lam,  اِنْ  harfinin şartiyye ve olumsuzluk için olmadığını, muhaffefe olduğuna işaret eden lam-ı farikadır. 

Muhaffefe  اِنَّ ‘nin haberi konumundaki  كَانُوا مِنْ قَبْلِ اَنْ يُنَزَّلَ عَلَيْهِمْ مِنْ قَبْلِه۪ لَمُبْلِس۪ينَ cümlesi, nakıs fiil  كَانَ ’nin dahil olduğu isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Bütün mamullerin cümledeki yeri, aslında amilinden sonra gelmesidir. Car mecrur  مِنْ قَبْلِ اَنْ يُنَزَّلَ عَلَيْهِمْ مِنْ قَبْلِه۪ , amili olan  لَمُبْلِس۪ينَ ’ye ihtimam için takdim edilmiştir.

Masdar harfi  اَنْ  ve akabindeki  اَنْ يُنَزَّلَ عَلَيْهِمْ مِنْ قَبْلِه۪ cümlesi masdar teviliyle  قَبْلِ ’nin muzâfun ileyhidir. Masdar-ı müevvel, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Cümledeki ikinci  مِنْ قَبْلِ , birinciyi tekid için gelmiştir, bu tekrarda ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

يُنَزَّلَ  fiili meçhul bina edilerek mef’ûle dikkat çekilmiştir. Fiilin müstetir zamir olan naib-i faili önceki ayetteki  الْوَدْقَ  ‘ya aittir.

مُبْلِس۪ينَ ,ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin istimrar ve istikrarına işaret etmiştir.

İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

İsm-i fail sübuta, istikrara ve sıfatın mevsûfa olan bağlılığına delalet eder. (Halidî, Vakafat, s.80)

Muzari fiil, hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime meçhul binada naib-i fail olur. Kuran-ı Kerim’de tehdit, uyarı ve korkutma manası olan fiiller genellikle meçhul sıyga ile gelir.

Meçhul bina, naib-i failin bu fiilde bir dahli olmadığına da işaret eder.(Dr. Adil Ahmet Sâbir er- Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i İbrahim, s.127)

كَانَ ’nin haberi isim olarak geldiğinde, haberi isminin içine karışır ve adeta onun mahiyetinden bir cüz olur. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâğî Tefsiri 5, Duhan s.124)

مِنْ قَبْلِه۪  [Bundan önce] Ahfeş'e göre tekid anlamı ifade eden bir tekrarlama (tekrir)dır. Nahivcilerin çoğunluğu da bu görüştedir. Bu açıklamayı Nehhâs yapmıştır. (Kurtubî, El-Câmi’ li-Ahkâmi’l- Kur’ân)

وإنْ كانُوا  sözündeki  إنَّ , amelden düşürülmüş olan muhaffefe (hafifletilmiş) إنَّ ‘dir. لِمُبْلِسِينَ  kelimesindeki lâm ise: harfi muhaffef olan  إن  ile şart olan  إنْ  harfini birbirinden ayıran lâm-ı farikadır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  

مِن قَبْلِهِ  ifadesinin tekrarlaması, yağmur yağmadan önceki sürenin gerçekten uzun bir süre olduğuna işaret eder ve tekid ifade ederek gelen yağmurun kuvvetine işaret eder. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  

Rûm Sûresi 50. Ayet

فَانْظُرْ اِلٰٓى اٰثَارِ رَحْمَتِ اللّٰهِ كَيْفَ يُحْـيِ الْاَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَاۜ اِنَّ ذٰلِكَ لَمُحْـيِ الْمَوْتٰىۚ وَهُوَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ  ٥٠


Allah’ın rahmetinin eserlerine bak! Yeryüzünü ölümünden sonra nasıl diriltiyor. Şüphe yok ki O, ölüleri de elbette diriltecektir. O, her şeye hakkıyla gücü yetendir.

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 فَانْظُرْ bir bak ن ظ ر
2 إِلَىٰ
3 اثَارِ eserlerine ا ث ر
4 رَحْمَتِ rahmetinin ر ح م
5 اللَّهِ Allah’ın
6 كَيْفَ nasıl ك ي ف
7 يُحْيِي diriltiyor ح ي ي
8 الْأَرْضَ yeri ا ر ض
9 بَعْدَ -nden sonra ب ع د
10 مَوْتِهَا ölümü- م و ت
11 إِنَّ şüphe yok ki
12 ذَٰلِكَ böylece
13 لَمُحْيِي diriltecektir ح ي ي
14 الْمَوْتَىٰ ölüleri م و ت
15 وَهُوَ ve O
16 عَلَىٰ üzerine
17 كُلِّ her ك ل ل
18 شَيْءٍ şey ش ي ا
19 قَدِيرٌ kadirdir ق د ر

فَانْظُرْ اِلٰٓى اٰثَارِ رَحْمَتِ اللّٰهِ كَيْفَ يُحْـيِ الْاَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَاۜ 

 

Fiil cümlesidir.  فَ  mukadder şartın cevabının başına gelen rabıta veya fasiha harfidir. Takdiri;  إن أرسل الله الرياح فانظر إلى آثار (Allah rüzgar gönderirse etkisine bak) şeklindedir.

انْظُرْ  sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنت ‘dir.  اِلٰٓى اٰثَارِ  car mecruru  انْظُرْ  fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır.  رَحْمَتِ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.  اللّٰهِ  lafza-i celâl muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. 

كَيْفَ  istifham ismi olup amili  يُحْـيِ  ‘nin hali olarak mahallen mansubdur.

يُحْـيِ  fiili  يِ  üzere damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  هو ‘dir. الْاَرْضَ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. بَعْدَ  zaman zarfı  يُحْـيِ  fiiline mütealliktir.  مَوْتِ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. Aynı zamanda muz’aftır. Muttasıl zamir  هَاۜ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.  

Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.

Hal sahibu’l-hale ya  و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 

1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

يُحْـيِ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi  حيي  ’dir.

İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder. 

  اِنَّ ذٰلِكَ لَمُحْـيِ الْمَوْتٰىۚ

 

 

İsim cümlesidir.  اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.

ذٰلِكَ  işaret ismi  اِنَّ  ‘nin ismi olarak mahallen mansubdur.  ل  harfi buud, yani uzaklık bildiren harf,  ك  muhatap zamiridir. 

لَ  harfi  اِنَّ  ’nin haberinin başına gelen lam-ı muzahlakadır.  

مُحْـيِ  kelimesi  اِنَّ ‘nin haberi olup  يِ  üzere mukadder damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır.  الْمَوْتٰى  muzâfun ileyh olup, elif üzere mukadder kesra ile mecrurdur. Maksur isimdir.

Tekid lamı diye isimlendirilen bu lamın kullanımı oldukça yaygındır. Fethalı olarak kullanılan bu lam, sadece ismin ve muzari fiilin başına dahil olur. İsim cümlesinin başına  اِنَّ  edatı gelince cümlenin başında gelmesi gereken lam-ı ibtida, اِنَّ ‘nin haberinin başına kayar. Bundan dolayı lam-ı muzahlaka olarak da adlandırılır. (Mehmet Altın , Kur’ân’da Te’kid Üslupları ve Çeşitleri )

Maksur isimler: Sondan bir önceki harfi fethalı olup son harfi (ى) olan isimlere “maksur isimler” denir. Maksur isimler genellikle (ى) ile biter. Fakat çok az olarak (ا) ile biten maksur isimler de vardır. Maksur isimlerin sonunda yer alan bu harflere “elif-i maksure” denir.  اَلْفَتَى – اَلْعَصَا  gibi…

Maksur isimlerin irab durumu şöyledir: Merfu halinde takdiri damme ile, mansub halinde takdiri fetha ile, mecrur halinde takdiri kesra ile irab edilir. Yani maksur isimler merfu, mansub, mecrur hallerinde hep takdiri olarak (takdiren) irab edilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

مُحْـيِ ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir.

İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)


 وَهُوَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ

 

İsim cümlesidir. وَ  atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Munfasıl zamir  هُوَ  mübteda olarak mahallen merfûdur.  عَلٰى كُلِّ  car mecruru قَد۪يرٌ  ‘e mütealliktir.  شَيْءٍ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. قَد۪يرٌ  mübtedanın haberi olup damme ile merfûdur. 

قَد۪يرٌ , mübalağalı ism-i fail kalıbıdır. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın, mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.

Mübalağalı ism-i fail: Bir varlıkta bir niteliğin aşırı derecede bulunduğunu gösteren, fiilden türeyen, sıfat cinsinden isimlerdir. Mübalağalı ism-i failler Allah için kullanılırsa sıfat, insanlar için kullanılırsa mübalağa ya da lakap olurlar. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

فَانْظُرْ اِلٰٓى اٰثَارِ رَحْمَتِ اللّٰهِ كَيْفَ يُحْـيِ الْاَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَاۜ 

 

Fasılla gelen şart üslubundaki terkipte  فَ , mahzuf şartın cevabına dahil olmuş rabıta harfidir. 

Takdiri,  إن أرسل الله الرياح (Allah, rüzgarı gönderirse...) olan şart cümlesinin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır. Cevap cümlesi  فَانْظُرْ اِلٰٓى اٰثَارِ رَحْمَتِ اللّٰهِ , emir üslubunda talebî inşâî isnaddır. 

Mahzuf şart ve mezkür cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda talebî inşâî isnaddır. 

فَانْظُرْ  fiilinde istiare sanatı vardır. Bilmek anlamak manasında müstear olmuştur. Zikredilen rüyet, kastedilen ise Allah’ın kudretini idraktir. Manevi, akli ve görünmez olan bir durum, gözle görülen, bir şey menziline konulmuştur. Bu ifadede mübalağa ve tecessüm sanatları da vardır.

Veciz ifade kastına matuf  اٰثَارِ رَحْمَتِ اللّٰهِ  izafeti, lafza-i celâle muzâf olan rahmet eserlerine tazim ve teşrif ifade eder.

Istifham üslubunda talebî inşâî isnad olan  كَيْفَ يُحْـيِ الْاَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَاۜ  cümlesi, lafzaı celâlden hal konumundadır. Muzari fiil sıygasında gelerek hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir.

كَيْفَ  istifham ismi, amili  يُحْـيِ  fiili olan mukaddem haldir. Takdim, istifham isimlerinin sadaret hakkı nedeniyledir. 

İstifham üslubunda gelmiş olmasına rağmen kınama ve azarlama amacı taşıyan cümle mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Kur'an-ı Kerim’de istifham edatlarının asli manalarını terk edip mecazi anlam kazandıkları sıklıkla görülür. Ayrıca soruda tecâhül-i ârif sanatı vardır.

Istifham cümlesi muzari fiil sıygasında gelerek hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir.

كَيْفَ يُحْـيِ… cümlesinin,  اٰثَارِ  ’den bedel olması da caizdir.

يُحْـي  - مَوْتِ  kelimeleri arasında tıbâk-ı icâb sanatı vardır. 

Birçok ayette geçen rahmet yağmurdan kinayedir. Rahmet yağmura sebep olduğundan, onun yağmur anlamında kullanılması sebebiyye ilgisi ile mürsel mecaz olur. Allah Teâlâ’nın  فَانْظُرْ اِلٰٓى اٰثَارِ رَحْمَتِ اللّٰهِ  [Allah’ın rahmetinin eserlerine bir bak] sözü bu anlamdadır. Yani yağmurların ardından otların yeşermesi, bitkilerin bitmesi, ovaların yeşillere bürünmesi gibi eserlere [bir bak].(Şerîf er-Râdî, Kur’an Mecazları) 

اُنْظُرْ  fiili ile, akledilen bir durum görünen bir şeye benzetilerek ilim anlamı için müstear oluşmuştur. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  

Bu bakma emrinden murad, Allah'ın kudretinin büyüklüğüne ve rahmetinin genişliğine dikkat çekmek, bir de bundan sonra gelecek olan yeniden dirilme konusuna hazırlık olması içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)


اِنَّ ذٰلِكَ لَمُحْـيِ الْمَوْتٰىۚ

 

Beyanî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. 

اِنَّ  ve lam-ı muzahlaka ile tekid edilmiş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.

Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden  اِنَّ  ve lam-ı muzahlaka ile tekid edilmiş isim cümleleri, çok muhkem/sağlam cümlelerdir.

İsim cümleleri sübut ifade eder. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

ذٰلِكَ  işaret ismi  اِنَّ ’nin ismi,  مُحْـيِ الْمَوْتٰى  izafeti,  اِنَّ ’nin haberidir. Müsnedün ileyhin ism-i işaretle gelmesi işaret edilenin önemini vurgulamak akıllara yerleştirmek ve tazim içindir.

ذٰلِكَ  ile yeryüzüne hayat veren lafza-ı celâle işaret edilmiştir. 

Müsned olan  مُحْـيِ , rubaî fiilin ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin müsnedün ileyhteki istimrar ve istikrarına işaret etmiş, isim cümlesinin sübutunu artırmıştır.

مُحْـيِ - يُحْـيِ  kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

لَمُحْـيِ - الْمَوْتٰىۚ  kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır.

ذٰلِكَ  ile muşârun ileyh en kâmil bir şekilde ayırt edilir. Dil alimleri sadece mühim bir haber vermek istedikleri zaman muşârun ileyhi bu işaret ismiyle kamil olarak temyiz ederler. Çünkü bu şekilde işaret ederek verdikleri haber başka hiçbir kelamdan bu kadar açık bir şekilde ortaya konmaz. (Muhammed Ebu Mûsâ, Hâ-Mîm Sûreleri Belâgi Tefsiri, Duhan/57, C. 5, s. 190)

اِنَّ ذٰلِكَ لَمُحْـيِ الْمَوْتٰىۚ  cümlesinin ‘’ölümünden sonra arzı diriltir’’ sözünden sonra gelişi ba’se işaret ettiği için bu cümlede idmâc vardır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr) 

İsm-i Fail ile Fiilin Farkı:

Daha sonra Allah Teâlâ, bu ayrıntılı açıklamanın peşinden  فَانْظُرْ اِلٰى اٰثَارِ رَحْمَتِ اللّٰهِ كَيْفَ يُحْيِ الْاَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا اِنَّ ذٰلِكَ لَمُحْيِ الْمَوْتٰى  [Şimdi Allah'ın şu rahmet eserlerine bak: Yeryüzünü, ölümünün ardından nasıl diriltiyor. Şüphe yok ki ölüleri dirilticidir.] buyurmuştur. O, delillerden bahsedince, hem lâm-ı tekid ile hem de ism-i fail sıygasıyla,  لَمُحْيِ الْمَوْتٰى  [Şüphesiz O,  ölüleri dirilticidir] buyurmuştur. Çünkü insan, "Hükümdar, sana veriyor" dediğinde, bu sözü "O, sana vericidir" şeklindeki, ism-i fail ile söylenen sözünün ifade ettiği tekidli manayı ifade etmez. Çünkü ikinci şekil, "vermeyi kendine şiar edinmiş bir kimse olarak O, sana verecektir" manasına gelirken, birinci şekil, "O, verme işini kendine sıfat edinecek" manasına gelir. Bu mesele, senin "Sen ölüsün" sözünün, "Sen ölüyorsun" sözünden daha tekidli oluşu ile de anlaşılır. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

 

وَهُوَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ 

 

Makabline matuf  وَهُوَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ  cümlesinin atıf sebebi hükümde ortaklıktır.

Mübteda ve haberden müteşekkil, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır. Cümle takdim kasrıyla tekid edilmiştir.

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Car mecrur  عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ , ihtimam için amili  قَد۪يرٌ۟ ‘a takdim edilmiştir.

شَيْءٍ ’deki tenvin nekrelik, tazim ve nev ifade eder.

قَد۪يرٌ۟ , mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın müsnedün ileyhteki sürekli varlığına, sıfatın onun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret etmiş, isim cümlesinin sübutunu artırmıştır.

İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

İsm-i fail sübuta, istikrara ve sıfatın mevsûfa olan bağlılığına delalet eder. (Halidî, Vakafat, s. 80)

İsim cümleleri, mübteda ve haberden oluşur. Zaman ifade etmez. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu (sabit olması) veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

وَهُوَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ "Zaten o, her şeye kādirdir." Bu cümle, makablinin mefhumunu açıklayan bir zeyil mahiyetindedir. Yani Allah, her şeye ve ezcümle onları diriltmeye de son derece kādirdir. Çünkü O'nun kudretinin her şeye nispeti eşittir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)


Günün Mesajı
Kur'an ahirette dirilmeyi kışta olan yeryüzünün baharda dirilmesine benzetir. Nasıl “tabiat”ta ve bizzat vücudumuzda her an ve sürekli yenilenme, ölne ve yaratılma cereyan ediyor ve nasıl vücudumuzun hemen bütün hücreleri altı ayda bir yenileniyorsa, aynı şekilde yeryüzünde de her yıl adeta topyekün bir yenilenme, ölüp-dirilme gerçekleşmektedir.
Kış, hiçbir zaman sürekli değildir ve her zamatı arkasından bahar gelir. Havalar ısınıp da bitkilerin, ağaçların gövdelerine su yürümeye başlayınca, “tabiat” o güzelim elbiseleriyle Yaratıcısı'nın, Şahid-i Ezeli'nin huzurunda resm-i geçit yapar. Toprak kabarır, çimenler ve çiçekler her tarafta çıkmaya başlar. Sonbaharda toprağa düşen ve kışın karların altında korunan tohumlar yeryüzüne çıkar ve büyümeye yüz tutar. Geniş yeryüzü sahasında sayısız denecek derecede otların, çiçeklerin, bitkilerin tohumlarının, ağaçların çekirdeklerinin yeryüzünü süslemesi işinde hiçbir karışıklık görülmez. Her tohum, kendi bitkisine açılır. Bu diriliş, her yıl tekrarlanır ve her baharda gelenler, bir önceki baharda gelenlerin aynısı değil, mislidir; dolayısıyla “tabiat”, sürekli misliyle dirilme yaşar. İşte, ölümle toprağa giren insanlar da Haşir sabahında veya mevsiminde böyle dirileceklerdir. Her yıl “tabiat”ı dirilten Allah (c.c.), ölmüş insanları da diriltecek ve huzuruna alacaktır.
Sayfadan Gönüle Düşenler

Allahım! İman ederiz ki: ‘Allah’ın rızasını kazanmaya çalışan kulun iyiliği kendisinedir. Allah’ın yolundan sapan ve nankörlüğünde ısrar eden kulun kötülüğü kendisinedir.’ Bizi; yeryüzünde amelleriyle kendisine iyilik edenlerden ve iki cihanda da iyiliklerinin karşılığını rızan ve rahmetin ile alanlardan eyle. 

Allahım! Bizi; bulunduğumuz yere ‘Çıkmaz Sokak’ levhası asılmadan, geçerken ağırdan aldığımız köprüler yıkılmadan, ısrarla ertelediğimiz yarınlar bitmeden, dünyadaki bugünlerimizin sonu gelmeden, sahip olduklarımız yitip gitmeden, nefeslerimiz tükenmeden ve geri dönüşü olmayan mahşer günü gelmeden; bütün varlığımızla İslam dinine yönelmiş olanlardan eyle.

Allahım! Gülümsediğimiz, kapıyı tuttuğumuz, çöpü yerden kaldırdığımız, yardım ettiğimiz, hayrı düşündüğümüz, kötü sözden sakındığımız, öfkemizi yendiğimiz, hatır sorduğumuz ve saygıdan sustuğumuz gibi - kolaydan zora - nice amelleri yaptığımız anların hepsi Senin rızan için olsun. Öyle ki rızanı kazanmanın heyecanıyla, karşılık beklentisine girmeden başka hayırlarla meşgul olalım. Ancak, bize yapılan en ufak iyiliğin Senden geldiğini bilerek fark edenlerden; önce Sana şükür edip, sonra da gönlümüzde yeşeren hoş duygulara vesile kıldığın kuluna teşekkür edenlerden eyle. 

Allahım! Canımızı; imanımızın en tatlı kıvamında olduğu, bedenimizin Senin huzurunda teslimiyetle eğildiği, dilimizin ‘la ilahe illallah, Muhammedun Rasulullah’ dediği ve kalbimizin de muhabbetinle titrediği anda al. Merhametin ile yürüdüğümüz yollar kolaylaşsın ve her şeyin sonunda; önce rızana çıksın ve sonra cennetine varsın.

Amin.

Zeynep Poyraz  @zeynokoloji