Rûm Sûresi 48. Ayet

اَللّٰهُ الَّذ۪ي يُرْسِلُ الرِّيَاحَ فَتُث۪يرُ سَحَاباً فَيَبْسُطُهُ فِي السَّمَٓاءِ كَيْفَ يَشَٓاءُ وَيَجْعَلُهُ كِسَفاً فَتَرَى الْوَدْقَ يَخْرُجُ مِنْ خِلَالِه۪ۚ فَاِذَٓا اَصَابَ بِه۪ مَنْ يَشَٓاءُ مِنْ عِبَادِه۪ٓ اِذَا هُمْ يَسْتَبْشِرُونَ  ٤٨

Allah, rüzgârları gönderendir. Onlar da bulutları harekete geçirir. Allah, onları dilediği gibi, (bazen) yayar ve (bazen) yoğunlaştırır. Nihayet yağmurun onların arasından çıktığını görürsün. Onu kullarından dilediklerine uğrattığı zaman bir de bakarsın sevinirler.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 اللَّهُ Allah
2 الَّذِي ki
3 يُرْسِلُ gönderir ر س ل
4 الرِّيَاحَ rüzgarları ر و ح
5 فَتُثِيرُ kaldırır ث و ر
6 سَحَابًا bulutu س ح ب
7 فَيَبْسُطُهُ sonra onu yayar ب س ط
8 فِي
9 السَّمَاءِ gökte س م و
10 كَيْفَ nasıl ك ي ف
11 يَشَاءُ diliyorsa ش ي ا
12 وَيَجْعَلُهُ ve eder ج ع ل
13 كِسَفًا parça parça ك س ف
14 فَتَرَى ve görürsün ر ا ي
15 الْوَدْقَ yağmurun و د ق
16 يَخْرُجُ çıktığını خ ر ج
17 مِنْ
18 خِلَالِهِ arasından خ ل ل
19 فَإِذَا derken
20 أَصَابَ uğratınca ص و ب
21 بِهِ onu
22 مَنْ
23 يَشَاءُ dilediğine ش ي ا
24 مِنْ -ndan
25 عِبَادِهِ kulları- ع ب د
26 إِذَا hemen
27 هُمْ onlar
28 يَسْتَبْشِرُونَ sevinirler ب ش ر
 

Her gün iç içe yaşadığımız ve çoğu defa sıradan durumlar olarak algıladığımız tabiat olaylarının gerçekte Allah’ın birliğinin ve kudretinin açık kanıtları olduğu ve aklını işleten kimselerin bunlardan önemli sonuçlar çıkarabileceği Kur’an’da değişik vesilelerle belirtilmiştir. Doğal çevrede ortaya çıkan bozulmaya değinilen 41. âyetten sonra bu hususa dikkat çekilmesi de oldukça mânidardır. Buna göre tabiat, Allah’ın verdiği düzenle işlerken yaratanına kanıt değeri taşıyacak kadar mükemmeldir; ne var ki bu, insan eliyle bozulabilmektedir (rüzgârların estirilmesi, gemilerin yüzmesinin sağlanması, bulutların harekete geçirilmesi, yağmurun yağdırılması, ölümünden sonra toprağa can verilmesi ile ilgili açıklamalar için bk. Bakara 2/164; İbrâhim 14/32-34; Hicr 15/22-23; Nahl 16/10-11, 14-16; İsrâ 17/66; 49. âyette geçen müblisûn kelimesinin açıklaması için bk. 12. âyetin tefsiri).

47. âyette yer alan ve “İnananlara yardım etmek de bize düşer” şeklinde tercüme edilen cümlenin lafzına bakarak, müminlerin Allah’a karşı hak iddia edebilecekleri ve O’nun da kendilerine karşı görevinin bulunduğu gibi bir anlam çıkarmamak gerekir. Zira bu, inananların Allah katındaki dereceleriyle ilgili bir iltifat ifadesi olup onlara moral verme ve onları onurlandırma amacı taşımaktadır. Hz. Peygamber’in, “Şayet müslüman bir kimse din kardeşinin namusunu müdafaa ederse, Allah’ın da kıyamet günü mutlaka onu cehennem ateşinden korumasını hak eder” buyurduktan sonra âyetin bu cümlesini okuduğu rivayet edilmiştir (Zemahşerî, III, 207).

51. âyetteki “onu” anlamına gelen zamirin, bitkinin ve rüzgârın veya bulutun yerini tuttuğuna dair görüşler vardır (Şevkânî, IV, 265). Bütün bu yorumların ortak noktası şudur: Allah Teâlâ insanları sınamak üzere onlara bazı sıkıntılar verdiğinde, meselâ onlara zarar veren bir rüzgâr gönderdiğinde hemen tavırları değişir, kendilerine verilen nimetleri unutup inkâra kalkışırlar veya nankörlüğe yeltenirler (52 ve 53. âyetlerin açıklaması için bk. Neml 27/80-81. âyetlerin tefsiri).

 

اَللّٰهُ الَّذ۪ي يُرْسِلُ الرِّيَاحَ فَتُث۪يرُ سَحَاباً فَيَبْسُطُهُ فِي السَّمَٓاءِ كَيْفَ يَشَٓاءُ وَيَجْعَلُهُ كِسَفاً

 

İsim cümlesidir.  اَللّٰهُ  lafza-i celâl mübteda olup damme ile merfûdur. Müfred müzekker has ism-i mevsûl  الَّذ۪ي  mübtedanın haberi olarak mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlun sılası  يُرْسِلُ  ‘dur. Îrabdan mahalli yoktur. 

يُرْسِلُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir.  الرِّيَاحَ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. 

فَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ  ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

تُث۪يرُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir.  سَحَاباً  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. يَبْسُطُ  fiili atıf harfi  فَ  ile makabline matuftur.

يَبْسُطُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. Muttasıl zamir  هُ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.  فِي السَّمَٓاءِ  car mecruru  يَبْسُطُ  fiiline mütealliktir. 

كَيْفَ  gayr-i cazım şart ismi olup, amili  يَشَٓاءُ  ‘nun hali olarak mahallen mansubdur. 

يَشَٓاءُ  cümlesi,  يَبْسُطُ  ‘daki failin hali olarak mahallen mansubdur.

يَشَٓاءُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. يَجْعَلُ  fiili atıf harfi  وَ ‘la makabline matuftur.  

يَجْعَلُ  damme ile merfû muzari fiildir. Değiştirme anlamında kalp fiilidir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. Muttasıl zamir  هُ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.  كِسَفاً  ikinci mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.  

Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.

Hal sahibu’l-hale ya  و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 

1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette fiil cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)  

Değiştirme manasına gelen  جَعَلَ  kelimesi 3 şekilde gelir: 1. Bir şeyden başka bir şey meydana getirmek. 2. Bir halden başka bir hale geçmek  3. Bir şeyle başka bir şeye hükmetmek. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

يُرْسِلُ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi  رسل  ’dir. 

تُث۪يرُ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi  ثور  ‘dir.

İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), ta’riz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder. 


فَتَرَى الْوَدْقَ يَخْرُجُ مِنْ خِلَالِه۪ۚ 

 

Fiil cümlesidir. فَ  atıf harfidir.  تَرَى  elif üzere mukadder damme ile merfû muzari fiildir. Bilmek anlamında kalp fiilidir. Faili müstetir olup takdiri  أنت  ‘dir.  الْوَدْقَ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.  يَخْرُجُ مِنْ خِلَالِه۪  cümlesi,  الْوَدْقَ  ‘nın hali olarak mahallen mansubdur.

يَخْرُجُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir.  مِنْ خِلَالِ  car mecruru  يَخْرُجُ  fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  ه۪ۚ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

Kalp fiilleri (iki mef’ûl alan fiiller); bir mef’ûl ile manası tamamlanamayıp ikinci mef’ûle ihtiyaç duyan fiillerdir. Bu fiiller isim cümlesinin önüne gelirler, mübtedayı ve haberi iki mef’ûl yaparak nasbederler. 3 gruba ayrılırlar:

1. Bilmek manasında olanlar.  ألفي -  دري -  رأي -  وجد - علم fiilleridir. 2. Sanmak manası ifade edenler, kesine yakın bilgi ifade ederler. “Sanmak, zannetmek, saymak, kendisine öyle gelmek” gibi manalara gelir. ظنّ -  حسب -  خال - زعم - عدّ  fiilleridir.

3. grupta olan değiştirme manası ifade edenler aynı anlama gelmedikleri halde görevleri itibariyle onlara benzerliklerinden kalp fiilleri adı altına girmişlerdir. جعل - صيّر - إتّخذ  - ردّ  -  ترك  fiilleridir. Değiştirme manasına gelen fiiller “etti, yaptı, kıldı, edindi, dönüştürdü, değişik bir hale getirdi” gibi manalara gelir.

Bilgi ve zan fiillerinden sonra bazen  اَنَّ ’li ve  اَنْ ’li cümleler gelir, bu cümleler iki mef’ûl kabul edilir. Bilmek, sanmak ve değiştirme manasına gelen bu fiiller 3 şekilde gelebilir: 

1) İki mef’ûl alanlar, 2) İki mef’ûlünü masdarı müevvel cümlesi olarak alanlar, 3) İki mef’ûlü hazif olanlar. Kalp fiilleri iki mamûlü arasında olduğunda amel etmeleri de etmemeleri de caizdir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.

Hal sahibu’l-hale ya  و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 

1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette fiil cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 


 فَاِذَٓا اَصَابَ بِه۪ مَنْ يَشَٓاءُ مِنْ عِبَادِه۪ٓ اِذَا هُمْ يَسْتَبْشِرُونَ

 

Fiil cümlesidir. فَ  atıf harfidir.  اِذَا  şart manalı, cümleye muzâf olan, cezmetmeyen zaman zarfıdır.Vuku bulma ihtimali kuvvetli veya kesin olan durumlar için gelir. اَصَابَ  ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

اَصَابَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. بِ  sebebiyyedir.  بِه۪  car mecruru  اَصَابَ  fiiline mütealliktir. مَنْ  müşterek ism-i mevsûl mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası  يَشَٓاءُ  ‘dur. Îrabdan mahalli yoktur.

يَشَٓاءُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir.  مِنْ عِبَادِه۪ٓ  car mecruru mahzuf aid zamirin mahzuf haline mütealliktir. Takdiri, يشاء إصابته من عباده  şeklindedir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  ه۪ٓ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

اِذَا  müfacee harfidir.  اِذَا  isim cümlesinin önüne geldiğinde “birdenbire, ansızın” manasında müfacee harfi olur. Şartın cevabı  هُمْ يَسْتَبْشِرُونَ ‘dir.

İsim cümlesidir. Munfasıl zamir  هُمْ  mübteda olarak mahallen merfûdur. يَسْتَبْشِرُونَ  cümlesi, mübtedanın haberi olarak mahallen merfûdur.  

يَسْتَبْشِرُونَ  fiili  نَ  ‘un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. 

إِذَا): Cümleye muzâf olan zarflardandır. Kendisinden sonra gelen muzâfun ileyh cümlesi aynı zamanda şart cümlesidir.  (إِذَا) dan sonraki şart cümlesinin, fiili, mazi veya muzâri manalı olur. Cevabı ise umûmiyetle muzâri olur, mazi de olsa muzâri manası verilir: 

a)(إِذَا)  fiil cümlesinden önce gelirse, zarf (zaman ismi); isim cümlesinden önce gelirse (mufâcee=sürpriz) harfi olur. b) (إِذَا)  nın cevap cümlesi, iki muzâri fiili cezmedenlerin cevap cümleleri gibi mâzi, muzâri, emir, istikbâl, isim cümlesi... şeklinde gelir. Cevabın başına (ف) ‘nın gelip gelmeme durumu, iki muzâri fiili cezmedenlerinkiyle aynıdır. c) Sükûn üzere mebnîdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اَصَابَ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi  صوب  ’dir.

İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), ta’riz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.  

يَسْتَبْشِرُونَ  fiili sülâsi mücerrede üç harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil istif’âl babındandır. Sülâsîsi بشر  ‘dir. 

Bu bab fiile talep, tahavvül, vicdan, mutavaat, ittihaz ve itikat gibi anlamlar katar.

 

اَللّٰهُ الَّذ۪ي يُرْسِلُ الرِّيَاحَ فَتُث۪يرُ سَحَاباً فَيَبْسُطُهُ فِي السَّمَٓاءِ كَيْفَ يَشَٓاءُ

 

Ayet, istînâfiye olarak fasılla gelmiştir. Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

İsim cümleleri mübteda ve haberden oluşur. Zaman ifade etmez. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir.  İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu (sabit olması) veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meâni İlmi)

Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olması telezzüz, teberrük ve haşyet duyguları uyandırmak içindir.

Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde  اللّٰهِ  isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.

Önceki ayetteki azamet zamirinden bu ayette Allah’ın kudret ve azametine dikkat çekmek için Allah ismine geçişte, iltifat sanatı vardır. 

Arkadan gelecek habere dikkat çekmek için müsned ism-i mevsûlle gelmiştir.  الَّذ۪ي ’nin sılası muhatabın yabancı olmadığı bir konudur. İsm-i mevsûller müphem yapıları nedeniyle sıla cümlesine ihtiyaç duyarlar. 

Müsned konumundaki müfred müzekker has ism-i mevsûl  الَّذ۪ي ‘nin sıla cümlesi olan  يُرْسِلُ الرِّيَاحَ , müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Muzari fiil teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. 

Aynı üslupta gelerek sıla cümlesine atfedilen  فَتُث۪يرُ سَحَاباً  ve  فَيَبْسُطُهُ فِي السَّمَٓاءِ كَيْفَ يَشَٓاءُ  cümlelerinin atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Mef’ûl olan  سَحَاباً ‘deki nekrelik, kesret ifade eder.

فِي السَّمَٓاءِ  ifadesinde istiare sanatı vardır. Zarfiye olan  ف۪ٓي  harfi kendi manasında kullanılmamıştır. Çünkü gökyüzü hakiki manada içine girilmeye müsait değildir. Sema, burada zarfa benzetilmiştir. Sema ve onun kapladığı şeyler arasındaki ilişki, zarfla mazruf arasındaki irtibata benzetilmiştir. Câmi, her iki durumdaki mutlak irtibattır. Mübalağa için gelen bu üslupta tecessüm sanatı da vardır.

Hal konumunda müstenefe olan  كَيْفَ يَشَٓاءُ  cümlesi, öncesinin delaletiyle cevabı mahzuf şart cümlesidir. كَيْفَ  gayr-i cazim şart ismi, nasb mahallinde haldir. Amili şart fiili olan  يَشَٓاءُ ’dur. 

Cümlenin takdiri; كيف يشاء يبسطه  (Nasıl dilerse onu genişletir.) şeklindedir. Şartın cevabının hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.

Bu takdire göre mahzuf cevap ve mezkur şart cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda haberî isnaddır. Cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecâz-ı mürsel mürekkeptir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.

كَيْفَ  burada istifham manasında değildir  يَبْسُطُهُ  fiilinden mef'ûlu mutlak konumundadır. Çünkü masdarın yerine geçmiştir. Yani “dilediği şekilde onu (bulutları) bir yayışla yayar” demektir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

إثَارَاتُ السَحاب  ifadesinde istiare vardır. Rüzgârların bulutu kaldırması ile kastedilen, onların bulut parçalarını birleştirmesi, kesinti ve kopuklarını eklemesi onu gizliliklerinden çıkarmasıdır ki, az ve önemsiz vaziyetinden sonra onu belirgin halde ortaya çıkarması demektir. Bu ifadede rüzgâr avcıya benzetilmiş oluyor. Yani avcı avları gizlendiği yerlerinden kaldırır, gözünün görüp de onu avlamanın mümkün olması için, onu avlama fırsatı elde edebilmek için onu bulunduğu yerden açığa çıkarır. (Şerîf er-Râdî, Kur’an Mecazları)

Kur’an’da çoğu yerde bu ayette olduğu gibi şartın cevabı mahzuftur.   

Ayette cevabın mahzuf olması farklı yönlerden düşünmeyi gerektirdiği, ayrıca dinleyici ve okuyucuyu düşünce ve hayal ufkuna yönlendirdiği için mübalağa içermektedir. Îcâz metoduyla cümle daha yoğun anlamlar yüklenmiştir. (Hasan Uçar, Kur’an-ı Kerîm’deki Anlamsal Bedî‘ Sanatları, Doktora Tezi)

 

وَيَجْعَلُهُ كِسَفاً فَتَرَى الْوَدْقَ يَخْرُجُ مِنْ خِلَالِه۪ۚ

 

Aynı üslupta gelerek birbirine atfedilen  وَيَجْعَلُهُ كِسَفاً  ve  فَتَرَى الْوَدْقَ يَخْرُجُ مِنْ خِلَالِه۪ۚ  cümleleri …فَيَبْسُطُهُ فِي  cümlesine, atfedilmiştir. Her iki cümlenin atıf sebebi de hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

İkinci mef’ûl olan  كِسَفاً  ‘deki nekrelik, kesret ifade eder.

Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan  يَخْرُجُ مِنْ خِلَالِه۪ۚ  cümlesi,  الْوَدْقَ ‘dan haldir.

الْوَدْقَ - السَّمَٓاءِ - سَحَاباً - الرِّيَاحَ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.


 فَاِذَٓا اَصَابَ بِه۪ مَنْ يَشَٓاءُ مِنْ عِبَادِه۪ٓ اِذَا هُمْ يَسْتَبْشِرُونَ

 

Cümle, atıf harfi  فَ  ile  فَتَرَى الْوَدْقَ  cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada haber cümlesi inşâ cümlesine atfedilmiştir. Matufun aleyhin haberî manada olması, haber cümlesinin inşâ cümlesine atfını mümkün kılmıştır. Inşâ üslubundan haber üslubuna geçişte iltifat sanatı vardır.

Şart üslubunda gelen terkipte şart cümlesi olan  اَصَابَ بِه۪ مَنْ يَشَٓاءُ مِنْ عِبَادِه۪ٓ , müstakbel şart manalı zaman zarfı  إِذَا ’nın muzâfun ileyhi konumundadır. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Sebat, temekkün ve istikrar ifade etmiştir. إِذَا ’nın müteallakı, cevap cümlesidir.

Nahivcilere göre şart fiili olarak kullanılan mazi fiil gelecek zaman ifade eder. (Fâdıl Sâlih Sâmerrâî, Beyânî Tefsîr Yolu, c. 2, s. 106.)

Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107) 

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. اَصَابَ  fiiline müteallik  بِه۪  car mecruru, konudaki önemine binaen mef’ûle takdim edilmiştir.

اَصَابَ  fiilinin mef’ûlü konumundaki müşterek ism-i mevsûl  مَنْ ‘in sıla cümlesi  يَشَٓاءُ , müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil teceddüt ve istimrar ifade etmiştir.

Veciz anlatım kastıyla gelen  عِبَادِه۪ٓ  izafetinde Allah Teâlâ’ya ait zamire muzâf olan  عِبَادِ  şan ve şeref kazanmıştır.

مِنْ عِبَادِه۪ٓ  car mecruru  يَشَٓاءُ  fiiline mütealliktir.

Genel olarak  شَٓاءُ  fiilinin mef'ûlü bu cümlede olduğu gibi hazf edilir. Çünkü ibham; ilgi uyandırır, muhatabı dinlemeye teşvik eder. Ancak mef'ûl alışılmadık garîb birşey olursa bu kuralın dışına çıkılarak zikredilir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi )

Şartın  فَ  karinesi olmadan gelen cevabı  اِذَا هُمْ يَسْتَبْشِرُونَ , müfacee harfi  اِذَا ’nın dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır. Cümleye muzâf olan zaman zarfı  اِذَا , isim cümlesinin önüne geldiğinde birden bire, aniden manasına gelir.

هُمْ  mübteda, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan يَسْتَبْشِرُونَ  haberdir.

İsim cümlesinde müsnedin muzari fiil olarak gelmesi hükmü takviye etmiştir.

Şart ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.

يَشَٓاءُ  ve  مِنْ ’in tekrarında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr,  مِنْ - مَنْ  arasında cinas-ı nakıs ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

Ayette ‘bir anlam için söylenen sözün içine başka bir anlam yerleştirmek şeklinde açıklanan idmâc sanatı vardır. Bulutların ruzgarın hallerinin sıralanmasında asıl amaç Allah Teâlâ’nın yüce kudretini muhataba göstermektir. Kevni ayetlerin sayılmasının altında bu yüceliği vurgulama amacı vardır. 

يَسْتَبْشِرُونَ  fiilinin  استفعال  babında gelmesi anlama istemek manası katmıştır.

Ayette muzari sıygada gelen fiiller, hudûs, istimrar, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meâni İlmi)

يُرْسِلُ،  وتُثِيرُ،  ويَبْسُطُهُ،  ويَجْعَلُهُ  fiillerinin muzari olarak gelmesi, bu hayret verici fiil ve eylemlere ait sahnelerin muhatabın gözünde canlandırılabilmesi içindir. Böylelikle dinleyici bu eylemlerin oluşumunu ve deveranını gözleri önüne getirebilecektir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)