قَدْ نَرٰى تَقَلُّبَ وَجْهِكَ فِي السَّمَٓاءِۚ فَلَنُوَلِّيَنَّكَ قِبْلَةً تَرْضٰيهَاۖ فَوَلِّ وَجْهَكَ شَطْرَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِۜ وَحَيْثُ مَا كُنْتُمْ فَوَلُّوا وُجُوهَكُمْ شَطْرَهُۜ وَاِنَّ الَّذ۪ينَ اُو۫تُوا الْكِتَابَ لَيَعْلَمُونَ اَنَّهُ الْحَقُّ مِنْ رَبِّهِمْۜ وَمَا اللّٰهُ بِغَافِلٍ عَمَّا يَعْمَلُونَ ١٤٤
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | قَدْ | elbette |
|
| 2 | نَرَىٰ | görüyoruz |
|
| 3 | تَقَلُّبَ | çevrilip durduğunu |
|
| 4 | وَجْهِكَ | yüzünün |
|
| 5 | فِي | doğru |
|
| 6 | السَّمَاءِ | göğe |
|
| 7 | فَلَنُوَلِّيَنَّكَ | elbette seni döndüreceğiz |
|
| 8 | قِبْلَةً | bir kıbleye |
|
| 9 | تَرْضَاهَا | hoşlanacağın |
|
| 10 | فَوَلِّ | (Bundan böyle) çevir |
|
| 11 | وَجْهَكَ | yüzünü |
|
| 12 | شَطْرَ | tarafına |
|
| 13 | الْمَسْجِدِ | Mescid-i |
|
| 14 | الْحَرَامِ | Haram’a |
|
| 15 | وَحَيْثُ | ve nerede |
|
| 16 | مَا |
|
|
| 17 | كُنْتُمْ | olursanız |
|
| 18 | فَوَلُّوا | çevirin |
|
| 19 | وُجُوهَكُمْ | yüzlerinizi |
|
| 20 | شَطْرَهُ | o yöne |
|
| 21 | وَإِنَّ | şüphesiz |
|
| 22 | الَّذِينَ | kimseler |
|
| 23 | أُوتُوا | verilen |
|
| 24 | الْكِتَابَ | kitap |
|
| 25 | لَيَعْلَمُونَ | elbette bilirler |
|
| 26 | أَنَّهُ | bunun |
|
| 27 | الْحَقُّ | bir gerçek olduğunu |
|
| 28 | مِنْ | -nden |
|
| 29 | رَبِّهِمْ | Rableri- |
|
| 30 | وَمَا | değildir |
|
| 31 | اللَّهُ | Allah |
|
| 32 | بِغَافِلٍ | habersiz |
|
| 33 | عَمَّا | -ndan |
|
| 34 | يَعْمَلُونَ | onların yaptıkları- |
|
Vecehe وجه :
وَجْهٌ sözcüğünün aslı bildiğimiz yüz organıdır. İnsanın ilk göze çarpan tarafı ve bedenindeki en değerli varlığı olduğundan her şeyin de ilk göze çarpan tarafı ve en üstün kısmı bu isimle anılmıştır.
Rahman, 55/27 ayetinde geçen وَجْهٌ kelimesi bir görüşe göre Allah'ın Zâtı (bizzat kendisi), başka bir görüşe göre ise Allah'a yönelmek, teveccüh etmektir denmiştir.
Yine başka bir ayeti kerimede (Âraf, 7/29) geçen وَجْهٌ kelimesinde ya organ olan yüz ya da istikamete yönelmek yani teveccüh kasdedilmiştir.
Niyet/kasıt için وَجْهٌ sözcüğü, gaye ve maksad içinse جِهَةٌ ve وِجْهَةٌ sözcükleri kullanılır.(Müfredat)
Kuran’ı Kerim’de farklı formlarda 78 kere geçmiştir. (Mucemul Müfehres)
Türkçede kullanılan şekilleri vecih, veche, teveccüh, tevcih, cihet, müteveccih ve muvacehedir. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi)
قَدْ نَرٰى تَقَلُّبَ وَجْهِكَ فِي السَّمَٓاءِۚ فَلَنُوَلِّيَنَّكَ قِبْلَةً تَرْضٰيهَاۖ
Fiil cümlesidir. قَدْ tahkik harfidir. Tekid ifade eder. نَرٰى elif üzere mukadder damme ile merfû muzari fiildir. Bilmek anlamında kalp fiilidir. Faili müstetir olup takdiri نحن ’dur. تَقَلُّبَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. وَجْهِكَ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. Muttasıl zamir كَ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. فِي السَّمَٓاء car mecruru تَقَلُّبَ ’ye mütealliktir.
ف harfi sebebi müsebbebe bağlayan atıf harfidir. ل harfi, mahzuf kasemin cevabının başına gelen muvattiedir.
لَنُوَلِّيَنَّ fetha üzere mebni muzari fiildir. Mahallen merfûdur. Faili müstetir olup takdiri نحن ’dur. Fiilin sonundaki نَ, tekid ifade eden nûn-u sakiledir. Muttasıl zamir كَ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. قِبْلَةً ikinci mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. تَرْضٰيهَا cümlesi, قِبْلَةً ‘nin sıfatı olarak mahallen mansubdur.
تَرْضٰي elif üzere mukadder damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ‘dir. Muttasıl zamir هَا mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.
Kalp fiilleri (iki mef’ûl alan fiiller); bir mef’ûl ile manası tamamlanamayıp ikinci mef’ûle ihtiyaç duyan fiillerdir. Bu fiiller isim cümlesinin önüne gelirler, mübtedayı ve haberi iki mef’ûl yaparak nasbederler. 3 gruba ayrılırlar:
1. Bilmek manasında olanlar.
2. Sanmak manası ifade edenler, kesine yakın bilgi ifade ederler. “Sanmak, zannetmek, saymak, kendisine öyle gelmek” gibi manalara gelir.
3. grupta olan değiştirme manası ifade edenler aynı anlama gelmedikleri halde görevleri itibariyle onlara benzerliklerinden kalp fiilleri adı altına girmişlerdir.
Değiştirme manasına gelen fiiller “etti, yaptı, kıldı, edindi, dönüştürdü, değişik bir hale getirdi” gibi manalara gelir.
Bilgi ve zan fiillerinden sonra bazen اَنَّ ’li ve اَنْ ’li cümleler gelir, bu cümleler iki mef’ûl kabul edilir. Bilmek, sanmak ve değiştirme manasına gelen bu fiiller 3 şekilde gelebilir: 1) İki mef’ûl alanlar, 2) İki mef’ûlünü masdarı müevvel cümlesi olarak alanlar, 3) İki mef’ûlü hazif olanlar. Kalp fiilleri iki mamûlü arasında olduğunda amel etmeleri de etmemeleri de caizdir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.
Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.
Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat 2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.
1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar 2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.
1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.
2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.
Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette fiil cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Tekid nunları, bitiştikleri fiile istikbal manası kazandıran bir edatın veya durumun bulunması halinde muzari fiilin sonuna gelirler. (Soru, arz, tekid lamı, ummak, teşvik, nehiy, temenni ve yemin gibi.)
نُوَلِّيَنَّ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi ولي ’dir.
Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.
فَوَلِّ وَجْهَكَ شَطْرَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِۜ وَحَيْثُ مَا كُنْتُمْ فَوَلُّوا وُجُوهَكُمْ شَطْرَهُۜ
Fiil cümlesidir. فَ mukadder şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir.
وَلِّ illet harfinin hazfıyla mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri, أنت dir. وَجْهَكَ mef’ûlün bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir كَ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
شَطْرَ fetha üzere mebni mekân zarfı olup وَلِّ fiiline müteallik, mahallen mansubdur. الْمَسْجِدِ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. الْحَرَامِ kelimesi الْمَسْجِدِ ’nin sıfatı olup kesra ile mecrurdur.
وَ atıf harfidir. حَيْثُ مَا mekân zarfı, iki fiili cezmeden şart ismi olup وَلِّ fiiline mütealliktir.
كُنْتُمْ şart fiili olup, sükun üzere mebni mazi fiildir. Mahallen meczumdur. Tam fiil olarak amel eder. Muttasıl zamir تُمْ fail olarak mahallen merfûdur.
فَ şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir.
وَلُّوا fiili نَ ’un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. وُجُوهَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir كُمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
Mekân zarfı شَطْرَ fetha üzere mebni olup, وَلُّوا fiiline mütealliktir. Muttasıl zamir هُۜ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
حَيْثُ مَا mekân zarfı, iki fiili cezmeden şart edatıdır. Mebni olduğundan mahallen mansubdur. Kendi cevabının mef’ûlun fihidir. Şart edatı olarak مَا ‘sız kullanılmaz. (Arap Dilinde Edatlar, Hasan Akdağ)
Şart ve cevap fiilleri mazi de muzari de gelebilir. Ancak aslolan ikisinin de muzari gelmesidir. Cevap cümlesi ise mazi ve muzari cümleleriyle gelebildiği gibi diğer cümlelerle de gelebilir.
Cevap cümlesi; başına hiçbir edat gelmeyen olumlu mazi ve muzari olarak geldiğinde başına cevap (rabıt ف ’si) gelmez. Ayrıca لَمْ (cahd-ı mutlak) ve لَا (nefyi istikbal) ile menfi olan muzari olarak geldiğinde de umumiyetle başına cevap (rabıt ف ’si) gelmez, bunun haricinde gelen cümle çeşitlerinde ise umumiyetle başına cevap (rabıt ف ’si) gelir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَلُّوا fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi ولي ’dir.
Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.
وَاِنَّ الَّذ۪ينَ اُو۫تُوا الْكِتَابَ لَيَعْلَمُونَ اَنَّهُ الْحَقُّ مِنْ رَبِّهِمْۜ
İsim cümlesidir. وَ istînâfiyyedir. اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.
الَّذ۪ينَ cemi müzekker has ism-i mevsûl اِنَّ ‘ nin ismi olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası اُو۫تُوا الْكِتَابَ ‘ dir. Îrabtan mahalli yoktur.
Fiil cümlesidir. اُو۫تُوا damme üzere mebni meçhul mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı naib-i fail olarak mahallen merfûdur. الْكِتَابَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.
لَ harfi اِنَّ ’nin haberinin başına gelen lam-ı muzahlakadır. يَعْلَمُونَ cümlesi اِنَّ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur.
يَعْلَمُونَ fiili نَ ‘un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. اَنَّ ve masdar-ı müevvel, يَعْلَمُونَ fiilinin mef’ûlu bihi olarak mahallen mansubdur.
أَنَّ masdar harfidir. İsim cümlesine dahil olur. İsmini nasb haberini ref yapar, cümleye masdar anlamı verir.
هُ muttasıl zamiri أَنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. الْحَقُّ kelimesi, أَنَّ ’nin haberi olup damme ile merfûdur.
مِنْ رَبِّ car mecruru الْحَقُّ 'nun mahzuf haline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هِمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
Meçhul fiil gelmesinin sebepleri şunlardır: Fail bilinmediği zaman, Fail muhataptan gizlenmek istendiği zaman, Fail herkes tarafından bilindiği zaman, Failin zikredilmesine gerek olmadığı zaman, fiile vurgu yapılmak istendiği zaman. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Tekid lamı diye isimlendirilen bu lamın kullanımı oldukça yaygındır. Fethalı olarak kullanılan bu lam, sadece ismin ve muzari fiilin başına dahil olur. İsim cümlesinin başına اِنَّ edatı gelince cümlenin başında gelmesi gereken lam-ı ibtida, اِنَّ ‘nin haberinin başına kayar. Bundan dolayı lam-ı muzahlaka olarak da adlandırılır. (Mehmet Altın , Kur’ân’da Te’kid Üslupları ve Çeşitleri)
اُو۫تُوا fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi أتى ’dir.
İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.
وَمَااللّٰهُ بِغَافِلٍ عَمَّا يَعْمَلُونَ
İsim cümlesidir. وَ atıf harfidir. مَا olumsuzluk harfi olup لَيْسَ gibi amel eder. İsmini ref haberini nasb eder.
اللّٰهُ lafza-i celâl مَا ’ nın ismi olup damme ile merfûdur. بِ harf-i ceri zaiddir. غَافِلٍ lafzen mecrur, مَا ’ nın haberi olarak mahallen mansubdur.
مَا müşterek ism-i mevsûl, عَنْ harfi ceriyle غَافِلٍ ‘e mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası يَعْمَلُونَ ‘ dir. Îrabtan mahalli yoktur. Aid zamir mahzuftur.
يَعْمَلُونَ fiili نَ ‘un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur.
Burada بِ harfi manayı pekiştirmek için gelmiş olup zaiddir. Olumlu cümlelerde ل harfinin tekit ifade etmesi gibi olumsuz cümlelerde de لَيْسَ ve مَا 'nın haberinin başında gelen بِ harfi tekid bildirir. (Suyûtî, İtkân fî Ulûmi’l-Kur’ân, II, 142)
Kur'an-ı Kerim'de بِ harfi 22 yerde لَيْسَ ’nin, 19 yerde de مَا ’nın haberinin başında zaid olarak gelmiştir. (Ahmet Yüksel, Biçim, Anlam ve İmlâ Yönüyle Arapçada Zaidlik)
غَافِلٍ ; sülâsi mücerredi غفل olan fiilin ism-i failidir.
İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
قَدْ نَرٰى تَقَلُّبَ وَجْهِكَ فِي السَّمَٓاءِۚ
Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Tahkik harfi قَدْ ile tekid edilmiş müspet muzari fiil sıygasında lazım-ı faide-i haber talebî kelamdır.
Hudûs, istimrar ve teceddüt ifade eden muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar. Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
نَرٰى fiili, azamet zamirine isnadla tazim edilmiştir.
Masdar vezninde gelerek mübalağa ifade eden تَقَلُّبَ , fiilin mef’ûlüdür.
Veciz ifade kastına matuf olan تَقَلُّبَ وَجْهِكَ izafeti Hz.Peygambere ait zamire muzaf olan وَجْهِ için tazim ifade eder.
فِي السَّمَٓاءِۚ ibaresindeki فِي harfinde istiare vardır. Gökyüzüne doğru bakışındaki ısrarı belirtmek için إلى yerine kullanılan فِي harfinde zarfiyet manası vardır. Gökyüzü, içi olan bir şeye benzetilmiştir. Cami’ her ikisindeki irtibattır.
Muzari fiil قَدْ harfiyle gelerek teceddüd ifade etmiştir. Maksad lazımı olan vaadin te’kidini yinelemektir. Bundan dolayı genellikle muzariye قَدْ dahil olur ve رُبَّما يَفْعَلُ (Zaman zaman yapar) sözündeki gibi teksir ifade eder. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
قَدْ vurgulama edatıdır. لَقَدْ ise ondan daha güçlü bir vurgu ifade eder. تَقَلُّبَ çevirmek demektir. Ayetin anlamı; ‘kıblenin Kâbe’ye çevrilmesini beklediğin için sürekli gökyüzüne baktığını görmekteyiz’ şeklindedir. Hz. Peygamber (s.a.v) bunu Yahudilerden farklı olmak için istiyordu. Çünkü onlar: Muhammed dinimize uymuyor ama bizim kıblemize yöneliyor, diyorlardı. Ayrıca Kâbe Hz. İbrâhim’in kıblesiydi ve Hz. Peygamber (s.a.v) bunun, Arapların İslam’a girmesine vesile olacağını düşünüyordu. (Ömer Nesefî, Et-Teysîr Fi’t-Tefsîr)
فَلَنُوَلِّيَنَّكَ قِبْلَةً تَرْضٰيهَاۖ
فَ harfi sebebi müsebbebe bağlayan rabıta, لَ , mahzuf kasemin cevabının başına gelen harftir.
Cümle, mukadder kasemin cevabıdır. Kasem cümlesinin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır. Mahzuf kasemle birlikte terkip, kasem üslubunda gayrı talebî inşâî isnaddır.
Mahzuf kasem ve nûn-u sakile ile tekid edilmiş, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber inkâri kelamdır. Muzari fiil hudûs, istimrar, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Tekid nûnu çoğu zaman sarih kasem, gizli kasem ve nehiyden sonra gelir. Hal ve istikbal ifade eden muzari fiilin manasını sadece istikbal anlamına hamleder ve bu نَّ , fiilin üç defa tekidini sağlar. (Kur’an’da Tekid Üslupları ve Çeşitleri Mehmet Altın Şırnak Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 2017/3)
قِبْلَةً ‘deki nekrelik tazim içindir.
تَرْضٰيهَا cümlesi قِبْلَةً için sıfattır. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır. Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
لَنُوَلِّيَنَّكَ fiilinin başındaki لَ harfi ile sonundaki şeddeli نَّ harfi yemin için getirilmiştir. Yeminin gayesi de anlamı vurgulamaktır. Yani ‘seni mutlaka yönlendireceğiz’ demektir. فَلَنُوَلِّيَنَّكَ ...." ibaresinde فَ ‘ den sonra gelen لَ harfi, kaseme delâlet eder. Bu فوََلله نُوَلِّيَنَّكَ yani "Allah'a yemin olsun ki artık seni çevireceğiz; sana onu vereceğiz, seni aşkla, şevkle beklediğin, hoşnud ve razı olacağın o Kıble'ye döndüreceğiz, ona yönelme imkânını sana bahşedeceğiz" demektir.(Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
فَلَنُوَلِّيَنَّكَ fiilinin sonunda gelen نَّ harfi, haberin tazim (yüce) ve tefhimine (büyük) delalet eder. (Âdil Ahmet Sâbır er-Ruveyni, Min Ğarîbi’l Ku’ani’l Kerim, Soru;1149)
قِبْلَةً kelimesi ikinci mef‘ûlün bihtir. Tenvinli gelişi tazim ifade eder. (Âdil Ahmet Sâbır er-Ruveyni, Min Ğarîbi’l Kur’ani’l Kerim, Soru;1148)
تَرْضٰيهَا yani ‘seveceğin ve hoşlanacağın bir kıbleye seni çevireceğiz.’ Bir görüşe göre önceki peygamberlerin kıblesi olduğu için hoşnut kalacağın denmiştir. Bu söz Hz. Peygamber’in başka bir kıbleye rıza göstermeyeceği anlamına gelmez. (Ömer Nesefî, Et-Teysîr Fi’t-Tefsîr)
قَدْ نَرٰى [çoğu kez görüyoruz] تَقَلُّبَ وَجْهِكَ فِي السَّمَٓاء [yüzünü göğe çevirdiğini] vahyi bekleyerek gök tarafına baktığını demektir. [Seni bir kıbleye çevireceğiz] sana bu imkanı vereceğiz. Bu da وليته كذا deyiminden gelir ki, onu mütevelli yapmaktır ya da seni o cihete yaklaştıracağız, demektir. [Hoşnut olacağın] seveceğin ve şevk duyacağın kıbleye demektir, çünkü onda Allah'ın dileme ve hikmetine uygun dini maksatlar vardır. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)
(Yüzünü çevir) Burada vech (yüz) zikredilmiş, zat murat edilmiştir. (Rabbinin zatı bakidir) ayetinde de durum böyledir. Bu sanata, edebiyatta mecaz-ı mürsel denilir. Zikr-i cüz irade-i kül kabilindendir.(Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir, Âdil Ahmet Sâbır er- Ruveyni, Min Ğarîbi’l Kur’ani’l Kerim, soru;1145)
تَقَلُّبَ tekrar tekrar dönmek, o fiili defalarca yapmaktır. Şeddeli fiillerde ya fiilde, ya da mef’ûlde mübalağa vardır. Ya o fiil bir mef’ûl üzerinde çok yapılır, ya da farklı mef’ûller üzerinde yapılır. Mesela; vurmak fiilini düşünelim, ya 30 kişiye vururum veya aynı kişiye defalarca vururum demektir. Ya fiil, ya da mef’ûl çoğalır.
Göğe bakmak, dua etmekten kinayedir. Tecessüm sanatı vardır. Manzara gözünün önünde canlanır.
فَوَلِّ وَجْهَكَ شَطْرَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِۜ
فَ , mukadder şartın cevabının başına gelen rabıtadır. Cevap olan وَلِّ وَجْهَكَ شَطْرَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ cümlesi, emir üslubunda talebî inşaî isnaddır.
Mahzuf şart ve mezkûr cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda talebî inşâî isnaddır. Şart cümlesinin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
وَجْهَكَ ve شَطْرَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِۜ izafetleri, iki mef’ûle müteaddi olan فَوَلِّ fiilinin mef’ûlleridir.
Veciz ifade kastına matuf bu izafetlerde Hz.Peygambere aid zamire muzaf olan وَجْهَ , ve الْمَسْجِدِ الْحَرَامِۜ ‘ye muzaf olan شَطْرَ , şan ve şeref kazanmıştır.
الْحَرَامِ kelimesi الْمَسْجِدِ için sıfattır. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.
وَجْهَكَ kelimesinin tekrarında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
وَحَيْثُ مَا كُنْتُمْ فَوَلُّوا وُجُوهَكُمْ شَطْرَهُۜ
وَ , istînâfiyedir. İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
Şart üslubundaki terkipte وَحَيْثُ مَا كُنْتُمْ cümlesi şarttır. Cümlede îcâz-ı hazif ve takdim-tehir sanatları vardır. Şart ifade eden zaman zarfı حَيْثُ مَا, amili olan كُنْتُمْ ‘ün mahzuf mukaddem haberine mütealliktir. كُنْتُمْ , muzâfun ileyh konumundadır.
Bu cümlede müfred muhatap zamirinden, cemi muhatab zamirine iltifat vardır.
فَ karinesiyle gelen cevap cümlesi فَوَلُّوا وُجُوهَكُمْ شَطْرَهُ cümlesi, emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Şart ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda talebî inşâî isnaddır.
شَطْرَ kelimesinin tekrarında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
وُجُوهَكُمْ - وَجْهَكَ ve وَلُّوا - وَلِّ gruplarındaki kelimeler arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
Ayette geçen وَجْهَ kelimelerinde cüz-kül alakasıyla mecâz-ı mürsel sanatı vardır.
Dönme veya yönelmenin yüze tahsis edilmesi insan yüzünün yönelme ölçüsü (medarı ve mi'yarı) olmasındandır. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
[Nerede olursanız yüzlerinizi onun tarafına çevirin]. Özellikle Efendimize hitap edilmesi, onu yüceltmek ve isteğine cevap vermek içindir. Sonra hükmün genelliğini açıklamak, kıble meselesini tekit etmek ve ümmeti uymaya teşvik etmek için genelleme yapıldı. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)
شَطْرَ kelimesinin gelmesi büyük kolaylıktır, kıbleye yönelmede 45 derece bir yanılma payı olmasına cevaz verir.
شَطْرَ الْمَسْجِدِ ifadesindeki شَطْرَ kelimesinin bu'd (boyut) anlamında olduğunu söyleyen görüşe -yani (Yüzünü Mescid-i Haram 'ın boyutu cihetine çevir) anlamına -göre istiaredir. Çünkü (bir kimsenin) yüzünü gerçek anlamda Mescid'in boyutuna çevirmesi doğru olmaz. (Şerîf er-Râdî, Kur’an Mecazları)
شَطْرَ الْمَسْجِدِ zarf olması hasebiyle nasb edilmiş olup, bu zarfiyet anlamı doğrultusunda ilgili kısım “Yüzünü döndürme işini Mescid-i Haram tarafına; yani onun yönü ve semti dahilinde kıl” şeklinde yorumlanır. Zira kıblenin aynına dönmek uzakta bulunan için büyük zorluk içerecektir. Ayette Kâbe yerine Mescid-i Haram ismine yer verilmesi, kıble işinde Kâbe’nin aynına değil de yönüne riayet edilmesinin vacip olduğuna bir delildir. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t - Te’vîl, Âdil Ahmet Sâbır er-Ruveynî, Min Ğarîbi’l Kur’ani’l Kerim, Soru;1152 - Ebüssuûd , İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
وَاِنَّ الَّذ۪ينَ اُو۫تُوا الْكِتَابَ لَيَعْلَمُونَ اَنَّهُ الْحَقُّ مِنْ رَبِّهِمْۜ
و , istînâfiyyedir. اِنَّ ve lam-ı muzahlaka ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.
Yalnızca isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden bu ve benzeri cümleler, اِنّ , isim cümlesi, lam-ı muzahlaka ve kasr sebebiyle birden fazla tekid ifade eden çok muhkem cümlelerdir.
İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
اِنَّ ’nin isminin ism-i mevsûlle gelmesi, bilinen kişiler olmasını belirtmesi yanında tahkir ifade eder.
اِنَّ ‘nin haberi olan لَيَعْلَمُونَ اَنَّهُ الْحَقُّ مِنْ رَبِّهِمْۜ , müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Müsnedin muzari fiil cümlesi olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs ve teceddüt ifade eder. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Tekid ve masdar harfi اَنَّ ’yi takip eden isim cümlesi olan اَنَّهُ الْحَقُّ مِنْ رَبِّهِمْ , masdar teviliyle يَعْلَمُونَ fiilinin iki mef’ûlü yerindedir. Faide-i haber inkârî kelamdır.
Müsnedin الْ takısıyla marife gelmesi, kasr ifadesi ve biliniyor olması yanında bu vasfın müsnedün ileyhte kemâl derecede olduğunu belirtir. İki tekid hükmündeki kasr, mübteda ve haber arasındadır. هُ maksûr/mevsûf, الْحَقُّ maksurun aleyh/sıfat, yani kasr-ı mevsûf ale’s-sıfattır.
الْحَقُّ bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir.
الْحَقُّ ‘daki elif-lam, kasr ifade etmiştir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Masdarlar bütün cinslere, çoğullar fertlerin toplamına delalet eder. (Fâdıl Sâlih Sâmerrâî, Beyânî Tefsir Yolu, c. 1, s. 234)
رَبِّهِمْۚ izafetinde Rabb isminin ehl-i kitaba ait zamire muzâf olmasında, Rablerinin onlar üzerindeki rububiyetini ve itirazlarının yersizliğini hatırlatmak manası vardır.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde رَبِّ isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.
مِنْ رَبِّهِمْ ifadesiyle maksat, hiçbir şeyin Hazret-i Peygamber (s.a.v) tarafından kendi hevasına uyularak yapılmadığını bildirmektir. Çünkü bu iki fırka, kıblenin Kâbe yönüne çevirilmesinin Hazret-i Peygamber tarafından olduğunu ileri sürüyorlardı. (İsmâil Hakkı Bursevî, Tenvîru'l-Ezhân Min Rûhu-l Beyân)
[Kendilerine kitap verilenler bunun Rablerinden bir hak olduğunu iyi bilirler] özet olarak, çünkü bilirler ki her şeriate bir kıble vermek Allah'ın adetidir. Genel olarak da bilirler, çünkü Resulullah (s.a.v) 'in iki kıbleye de namaz kılacağı kitaplarında vardır. اَنَّهُ zamiri dönmek yahut yüz çevirmek fiiline racidir. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)
Yahudilerle Hristiyanlar, tahvil-i kıblenin Rabblerinden gelen bir gerçek olduğunu, başka seçenek, olmadığını hiç şüphesiz biliyorlardı. Çünkü onlar Allah'ın âdetinin (sünnetullahın) her şeriate bir kıble tahsis etmek şeklinde cereyan ettiğini de biliyorlardı. Bir de onlar, kendi mukaddes kitaplarında, gelecek son Peygamberin, iki kıbleye namaz kılacağını da okuyorlardı. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
وَمَااللّٰهُ بِغَافِلٍ عَمَّا يَعْمَلُونَ
وَ , istînâfiyyedir.
Nefy harfi مَا ’nın dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır. مَا harfi ليس gibi amel etmiştir. مَا ‘nın haberi olan بِغَافِلٍ عَمَّا تَعْمَلُونَ ’deki بِ harfi tekid ifade eden zaid harftir.
Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olması telezzüz, teberrük ve haşyet duyguları uyandırmak içindir.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ’dır. Dolayısıyla lafza-i celâlde tecrîd sanatı, hükmün illetini belirtmek ve ikazı artırmak için zamir makamında zahir ismin tekrarlanmasında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
عن harf-i ceriyle بِغَافِلٍ ‘ye müteallik olan masdar harfi مَا ‘nın sılası olan يَعْمَلُونَ cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır. Teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Haber olan غَافِلٍ , ism-i fail sıygasında gelerek isim cümlesindeki sübut ve istimrar anlamını kuvvetlendirmiştir.
İsim cümlesinde yer alan ism-i fail, çoğunlukla sübut ve süreklilik anlamı ifade eder. Fiil cümlesinde yer alan ism-i fail ise hudûs ve yenilenme anlamı ifade eder. İsm-i fail, isim cümlesi bağlamında kullanılıp başında tekid lamı (lâm-ı muzahlaka) bulunursa, bu durum sübut manasını artırır. (Muhammed Rızk, Dr. Öğr. Üyesi, Hitit Üniversitesi, İlahiyat Fakültesi, Arap Dili ve Belâgatı Anabilim Dalı, Kur’an-ı Kerim’de İsm-i Fail’in İfade Göstergesi (manaya Delâleti), Hitit Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi)
İsim cümleleri, mübteda ve haberden oluşur. Zaman ifade etmez. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu (sabit olması) veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
[Allah gafil değildir.] sözü “Allah onların yaptıklarını bilir.” ifadesinden daha güçlüdür. Olumsuz cümlelerde daha fazla vurgu vardır. Olumsuz isim cümlesi ve zaid بِ tekid unsurlarıdır.
[Allah yapmakta olduğunuz şeylerden gafil değildir] ifadesi amellerin karşılığının verilmesi konusunda bir vaîd, yani tehdittir. Bu ifadenin altında “Her davranışınız değerlendirilmektedir” anlamı yatmaktadır. Bir anlamın içine başka bir anlamın gizlenmesi idmâc sanatıdır. Lâzım zikredilmiş, melzûm kastedilmiştir. Mecaz-ı mürsel mürekkebdir.
اللّٰهُ - رَبِّ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
غَـٰفِلٍ - يَعْلَمُونَ kelimeleri arasında tıbâk-ı hafî sanatı vardır.
یَعۡلَمُونَ - یَعۡمَلُونَ kelimeleri arasında cinas-ı kalb, muvazene ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
Bu ilâhî hitab bütün insanlaradır ve hak fırka için mükâfat vaadi, bâtıl fırka için ceza vaididir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
Burada بِ harfi manayı pekiştirmek için zaid olarak gelmiştir. Olumlu cümlelerde ل harfinin tekid ifade etmesi gibi olumsuz cümlelerde de لَيْسَ ve مَا ’nın haberinin başında gelen بِ harfi tekid bildirir. (Suyûtî, İtkân fî Ulûmi’l Kur’an, c.2, II, 142)
Kur’an-ı Kerim’de بِ harfi 22 yerde لَيْسَ ’nin, 19 yerde de مَا ’nın haberinin başında zaid olarak gelmiştir. (Ahmet Yüksel, Biçim, Anlam ve İmla Yönüyle Arapçada Zaidlik)
Ayetin bu son cümlesi mesel tarikinde tezyîldir. Tezyîl cümleleri ıtnâb babındandır. Önceki cümleyi tekid için gelmiştir. Mesel tarikinde olanlar müstakil olarak da bir mana ifade eder. Yani müstakil olarak dillerde dolaşır, atasözü gibi halk arasında bilinir.
Tezyîl, bir cümlenin diğer bir cümleyi takip etmesi ve tekid etmek amacıyla birincinin manasını kapsaması ve onu sağlamlaştırmasına verilen isimdir. Bu iki şekilde olmaktadır: Birinci cümle, ikinci cümlenin ya mantukunu ya da mefhumunu tekid etmektedir. (Ar. Gör. Ömer Kara, Belâgat İlminde İki İfade Biçimi: Itnâb-Îcâz Kur’an Metninin Anlaşılmasındaki Rolü Üzerine Bir Deneme)
Bu cümle, Bakara Suresinde 5 kez tekrarlanmıştır. Tekrarlanan cümleler arasında tekrir, ıtnâb ve reddü'l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır Böyle tekrarlar, kelamdaki cüzleri birbirine bağlar, aralarında bir ilişki kurar ve dokuyu bütünleştirir. Bunlar çok tekrarlanır ki iman ve yakîn sabitleşsin. Eğer murad sadece bilmek olsaydı, bir kere söylenmesi yeterli olurdu.
Tekrarlanan cümlelerin manasının nefiste yerleşmesi arzu edilir, hatta zatın bir cüzü haline gelinceye kadar tekit edilir. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâğî Tefsiri, Ahkaf/28, C. 7, S. 314)