وَلَئِنْ اَتَيْتَ الَّذ۪ينَ اُو۫تُوا الْكِتَابَ بِكُلِّ اٰيَةٍ مَا تَبِعُوا قِبْلَتَكَۚ وَمَٓا اَنْتَ بِتَابِـعٍ قِبْلَتَهُمْۚ وَمَا بَعْضُهُمْ بِتَابِـعٍ قِبْلَةَ بَعْضٍۜ وَلَئِنِ اتَّبَعْتَ اَهْوَٓاءَهُمْ مِنْ بَعْدِ مَا جَٓاءَكَ مِنَ الْعِلْمِۙ اِنَّكَ اِذاً لَمِنَ الظَّالِم۪ينَۢ ١٤٥
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | وَلَئِنْ | ve eğer |
|
| 2 | أَتَيْتَ | sen getirsen |
|
| 3 | الَّذِينَ | kimselere |
|
| 4 | أُوتُوا | verilen |
|
| 5 | الْكِتَابَ | Kitap |
|
| 6 | بِكُلِّ | her türlü |
|
| 7 | ايَةٍ | ayeti |
|
| 8 | مَا | değildir |
|
| 9 | تَبِعُوا | uyacak |
|
| 10 | قِبْلَتَكَ | senin kıblene |
|
| 11 | وَمَا | ve değilsin |
|
| 12 | أَنْتَ | sen (de) |
|
| 13 | بِتَابِعٍ | uyacak |
|
| 14 | قِبْلَتَهُمْ | onların kıblesine |
|
| 15 | وَمَا | ve değildir |
|
| 16 | بَعْضُهُمْ | onların bazısı |
|
| 17 | بِتَابِعٍ | uymazlar |
|
| 18 | قِبْلَةَ | kıblesine |
|
| 19 | بَعْضٍ | diğerlerinin |
|
| 20 | وَلَئِنِ | ve eğer |
|
| 21 | اتَّبَعْتَ | uyarsan |
|
| 22 | أَهْوَاءَهُمْ | onların keyiflerine |
|
| 23 | مِنْ | -den |
|
| 24 | بَعْدِ | sonra |
|
| 25 | مَا | şey(den) |
|
| 26 | جَاءَكَ | sana gelen |
|
| 27 | مِنَ | -den |
|
| 28 | الْعِلْمِ | ilim- |
|
| 29 | إِنَّكَ | şüphesiz sen |
|
| 30 | إِذًا | o takdirde |
|
| 31 | لَمِنَ | -den (olursun) |
|
| 32 | الظَّالِمِينَ | zalimler- |
|
وَلَئِنْ اَتَيْتَ الَّذ۪ينَ اُو۫تُوا الْكِتَابَ بِكُلِّ اٰيَةٍ مَا تَبِعُوا قِبْلَتَكَۚ
Fiil cümlesidir. Ayet, atıf harfi وَ ile önceki ayetteki istînâfiyyeye matuftur. لَ harfi, mahzuf kasemin cevabının başına gelen muvattiedir.
إِنْ iki muzari fiili cezm eden şart harfidir. Şart ve cevap cümlesinde şartın vuku bulma ihtimali şüpheli veya zayıfsa kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَتَيْتَ şart fiili olup, sükun üzere mebni mazi fiildir. Mahallen meczumdur. Muttasıl zamir تَ fail olarak mahallen merfûdur. Cemi müzekker has ism-i mevsûl الَّذ۪ينَ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası اُو۫تُوا الْكِتَابَ ’dır. Îrabtan mahalli yoktur.
اُو۫تُوا damme üzere mebni meçhul mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı naib-i fail olarak mahallen merfûdur. الْكِتَابَ mef’ûlun bih fetha ile mansubdur. بِكُلِّ car mecruru اَتَيْتَ fiiline mütealliktir. اٰيَةٍ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. Şartın cevabı, مَا تَبِعُوا قِبْلَتَكَ ‘dir.
مَا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. تَبِعُوا damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. قِبْلَتَكَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir كَ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
وَلَئِنْ اَتَيْتَ الَّذ۪ينَ اُو۫تُوا الْكِتَابَ بِكُلِّ اٰيَةٍ مَا تَبِعُوا قِبْلَتَكَ [Yemin olsun ki sen ehl-i kitaba her türlü ayeti (mucizeyi) getirsen yine de onlar senin kıblene dönmezler.] Buradaki لَئِنْ ifadesi şart anlamındaki إِنْ ile bitişmiş yemin لَ ’ıdır. Bu sebeple مَا ile cevap verilmiştir. Yeminin cevabında gelen edatlar beş tanedir:
1. مَا edatıdır. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: وَالنَّجْمِ اِذَا هَوٰىۙ مَا ضَلَّ صَاحِبُكُمْ وَمَا غَوٰىۚ [Battığı zaman yıldıza andolsun ki, arkadaşınız (Muhammed) sapmadı ve batıla inanmadı; o, arzusuna göre de konuşmaz.] [Necm 53/1-2].
2. اِنَّ edatıdır. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: لَعَمْرُكَ اِنَّهُمْ لَف۪ي سَكْرَتِهِمْ يَعْمَهُونَ [(Resulüm!) Hayatın hakkı için onlar, sarhoşlukları içinde bocalıyorlardı.] [Hicr 15/72].
3. Fethalı لَ harfidir. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: فَوَرَبِّكَ لَنَحْشُرَنَّهُمْ [Rabbine andolsun ki, muhakkak surette onları mahşerde toplayacağız.] [Meryem 19/68].
4. Muhaffef اِنْ edatıdır. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: تَاللّٰهِ اِنْ كُنَّا لَف۪ي ضَلَالٍ مُب۪ينٍ [Allah’a Andolsun ki biz gerçekten apaçık bir sapıklık içindeymişiz.” [Şuara 26/97].
5. لَا edatıdır. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: الٓمٓۚ ذٰلِكَ الْكِتَابُ لَا رَيْبَۚۛ ف۪يهِۚۛ هُدًى لِلْمُتَّق۪ينَۙ [Elif lâm mîm. O kitap (Kur’an), onda asla şüphe yoktur. O, muttakiler için bir yol göstericidir.] [Bakara, 2/1-2] (Ömer Nesefî, Et-Teysîr Fi’t-Tefsîr)
Şart ve cevap fiilleri mazi de muzari de gelebilir. Ancak aslolan ikisinin de muzari gelmesidir. Cevap cümlesi ise mazi ve muzari cümleleriyle gelebildiği gibi diğer cümlelerle de gelebilir.
Cevap cümlesi; başına hiçbir edat gelmeyen olumlu mazi ve muzari olarak geldiğinde başına cevap (rabıt ف ’si) gelmez. Ayrıca لَمْ (cahd-ı mutlak) ve لَا (nefyi istikbal) ile menfi olan muzari olarak geldiğinde de umumiyetle başına cevap (rabıt ف ’si) gelmez, bunun haricinde gelen cümle çeşitlerinde ise umumiyetle başına cevap (rabıt ف ’si) gelir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Meçhul fiil gelmesinin sebepleri şunlardır: Fail bilinmediği zaman, Fail muhataptan gizlenmek istendiği zaman, Fail herkes tarafından bilindiği zaman, Failin zikredilmesine gerek olmadığı zaman, fiile vurgu yapılmak istendiği zaman. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اُو۫تُوا fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi أتى ’dir.
İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.
وَمَٓا اَنْتَ بِتَابِعٍ قِبْلَتَهُمْۚ وَمَا بَعْضُهُمْ بِتَابِعٍ قِبْلَةَ بَعْضٍۜ
İsim cümlesidir. وَ itiraziyyedir. مَا olumsuzluk harfi olup لَيْسَ gibi amel eder. İsmini ref haberini nasb eder.
اَنْتَ munfasıl zamir مَا ’ nın ismi olarak mahallen merfûdur. بِ harf-i ceri zaiddir. تَابِعٍ lafzen mecrur, مَا ’ nın haberi olarak mahallen mansubdur. قِبْلَتَهُمْۚ ism-i fail تَابِعٍ ’in mef’ûlün bihi olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هُمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
مَا olumsuzluk harfi olup لَيْسَ gibi amel eder. İsmini ref haberini nasb eder.
بَعْضُهُمْ izafeti مَا ’ nın ismi olarak damme ile merfûdur. Muttasıl zamir هُمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. بِ harf-i ceri zaiddir. تَابِعٍ lafzen mecrur, مَا ’ nın haberi olarak mahallen mansubdur.
قِبْلَةَ ism-i fail تَابِعٍ ’in mef’ûlün bihi olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. بَعْضٍۜ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.
İsmi failin fiil gibi amel şartları şunlardır: 1.Harfi tarifli (ال) olmalıdır. 2.Haber olmalıdır. 3.Sıfat olmalıdır. 4.Hal olmalıdır. 5. Kendisinden önce nefy (olumsuzluk) edatı bulunmalıdır. 6. Kendisinden önce istifham (soru) edatı bulunmalıdır. Şartlardan birinin bulunması amel etmesi için yeterlidir. Bu amel şartlarından birini taşıyan ismi fail kendisinden sonra fail ve meful alabilir. Bu fail veya meful bazen ismi failin muzafun ileyhi konumunda da gelebilir. İsmi fail tercüme edilirken umumiyetle muzari manası verir. Nadiren mazi manası da olabilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
تَابِعٍ , sülâsi mücerredi تبع olan fiilin ism-i failidir.
İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَلَئِنِ اتَّبَعْتَ اَهْوَٓاءَهُمْ مِنْ بَعْدِ مَا جَٓاءَكَ مِنَ الْعِلْمِۙ
Cümle, atıf harfi وَ ile itiraziyye cümlesine matuftur. لَ harfi, mahzuf kasemin cevabının başına gelen muvattiedir.
إِنْ iki muzari fiili cezm eden şart harfidir. Şart ve cevap cümlesinde şartın vuku bulma ihtimali şüpheli veya zayıfsa kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اتَّبَعْتَ şart fiili olup, sükun üzere mebni mazi fiildir. Mahallen meczumdur. Muttasıl zamir تَ fail olarak mahallen merfûdur. اَهْوَٓاءَهُمْ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هُمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. Kasemin cevabının delaletiyle şartın cevabı mahzuftur.
بَعْدَ zaman zarfı مِنْ harfi ceriyle اتَّبَعْتَ fiiline mütealliktir. Müşterek ism-i mevsûl مَا muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. İsm-i mevsûlun sılası جَٓاءَكَ مِنَ الْعِلْمِۙ ‘dir. Îrabtan mahalli yoktur.
جَٓاءَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هُو ’dir. Muttasıl zamir كَ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. مِنَ الْعِلْمِ car mecruru جَٓاءَ ‘ deki failin mahzuf haline mütealliktir.
اِنَّكَ اِذًا لَمِنَ الظَّالِم۪ينَۢ
İsim cümlesidir. اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.
كَ muttasıl zamir اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. اِذًا cevap harfidir.
لَ harfi اِنَّ ’nin haberinin başına gelen lam-ı muzahlakadır. مِنَ الظَّالِم۪ينَ car mecruru اِنَّ ’nin mahzuf haberine müteallik olup, cer alameti ي ‘dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar.
الظَّالِم۪ينَ , sülâsi mücerredi ظلم olan fiilin ism-i failidir.
وَلَئِنْ اَتَيْتَ الَّذ۪ينَ اُو۫تُوا الْكِتَابَ بِكُلِّ اٰيَةٍ مَا تَبِعُوا قِبْلَتَكَۚ
وَ , istînâfiyyedir. İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
ل ; mahzuf kasemin cevabının başına gelen muvattiedir. Kasem üslubunda gayrı talebî inşâî isnad olan terkipte لَئِنْ اَتَيْتَ الَّذ۪ينَ اُو۫تُوا الْكِتَابَ cümlesi, şart üslubunda haberî isnaddır. Şart cümlesi mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Şartın cevabı, kasemin cevabının delaletiyle mahzuftur. Şartın cevabının ve kasemin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır. Mezkûr şart ve mahzuf cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, faide-i haber talebî kelamdır. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.
Mef’ûl konumundaki cemi müzekker has ism-i mevsûl الَّذ۪ينَ ‘nin sıla cümlesi olan اُو۫تُوا الْكِتَابَ بِكُلِّ اٰيَةٍ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtida-i kelamdır.
اُو۫تُوا fiili, meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime meçhul binada naib-i fail olur. Kuran-ı Kerim’de tehdit, uyarı ve korkutma manası olan fiiller genellikle meçhul sıyga ile gelir.
Meçhul bina, naib-i failin bu fiilde bir dahli olmadığına da işaret eder. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er-Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i İbrahim, s. 127)
اٰيَةٍ ’deki tenvin kesret, tazim ve nev ifade eder.
[Kendilerine kitap verilenler] cümlesinde zamir yerine ism-i mevsûl kullanılması, Ehl-i kitab'ın, inatlarından dolayı son derece kötü bir durumda bulunduklarını açıklamak içindir. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefâsir)
مَا تَبِعُوا قِبْلَتَكَ mukadder kasemin cevabıdır. Menfî mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidâî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)
مَا تَبِعُوا قِبْلَتَكَ gizli kasemin cevabıdır. Bu cevap da şartın cevabının yerini tutmuştur. mana da, senin kıbleni delilin ortadan kaldıracağı bir şüphe için terk etmezler, bilakis kibir ve inatlarından sana muhalefet ederler. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)
Andolsun ki Resûlüm! Sen o kötü halk, inatçı Ehl-i Kitab'a kıble tahvilinin hak olduğuna dâir bütün kesin hüccetleri getirsen de yine onlar senin kıblene dönmezler. Bu, onların kötü hallerinde ne kadar inatçı olduklarını gösterir. Yani ey Resûlüm! Onlar, hüccet ile giderilecek bir şüphe için senin kıbleni terk etmediler; onların sana muhalefeti, sırf kibir ve inatlarından dolayıdır. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
وَمَٓا اَنْتَ بِتَابِـعٍ قِبْلَتَهُمْۚ وَمَا بَعْضُهُمْ بِتَابِـعٍ قِبْلَةَ بَعْضٍۜ
و , itiraziyyedir. İtiraz cümleleri, parantez arası cümleler (cümle-i mu‘teriza) vasıtasıyla yapılan ıtnâbtır.
Sübut ve istimrar ifade eden menfi isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.
مَٓا nefy harfi ليس gibi amel etmiştir. مَا ‘nın haberi olan بِتَابِـعٍ ‘deki بِ , tekid ifade eden zaid harftir.
Burada بِ harfi manayı pekiştirmek için gelmiş olup zâiddir. Olumlu cümlelerde lâm harfinin tekid ifade ettiği gibi, olumsuz cümlelerde de لَيْسَ ve ما 'nın haberinin başında gelen بِ harfi tekid bildirir.
Kasemin cevabı olan مَا تَبِعُوا قِبْلَتَكَۚ cümlesiyle مَٓا اَنْتَ بِتَابِـعٍ قِبْلَتَهُمْۚ cümlesi arasında mukabele sanatı vardır.
Kur'an-ı Kerim'de بِ harfi 22 yerde لَيْسَ ’nin, 19 yerde de ما ’nın haberinin başında zaid olarak gelmiştir. (Ali Bulut, Kur’an-ı Kerim’de Itnâb Üslûbu)
Aynı üslupta gelen وَمَا بَعْضُهُمْ بِتَابِـعٍ قِبْلَةَ بَعْضٍ cümlesi hükümde ortaklık sebebiyle öncesine atfedilmiştir. Sübut ve istimrar ifade eden menfi isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.
Her iki cümledeki بِتَابِـعٍ , ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin istimrar ve istikrarına işaret etmiştir.
İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
İsm-i fail sübuta, istikrara ve sıfatın mevsûfa olan bağlılığına delalet eder. (Halidî, Vakafat, s. 80)
تَبِعُوا - تَابِـعٍ kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
قِبْلَةَ - مَٓا - تَابِعٍ - بَعْضُ kelimelerinin tekrarında reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatı vardır.
وَمَٓا اَنْتَ بِتَابِعٍ قِبْلَتَهُمْ [Sen onların kıblesine uymazsın] cümlesi olumsuzluk ifadesinde,
مَا تَبِعُوا قِبْلَتَكَۚ [Onlar senin kıblene uymazlar] cümlesinden daha mübalağalıdır. Çünkü hem isim cümlesidir hem de olumsuzluğu بِ harf-i ceri ile tekit edilmiştir. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefâsir)
Bu kelâm Ehl-i Kitab'ın boş umutlarını tamamen kesmek için söylenmiştir. Nitekim Yahudiler, Peygambere : "Bizim kıblemizde sebat gösterseydin, senin, o beklediğimiz Peygamber olabileceğini umardık" demişlerdi. Yahudiler bunu, Peygamberi yanıltmak ve kıblesinden dönmesini sağlamak için yapıyorlardı.
Ehl-i Kitab'ın kıblesi tek olmadığı hâlde "sen de onların kıblesine" ifadesinde kıblenin tekil olarak zikredilmesi, onların kıblelerinin bâtıl ve halika muhalif olma vasfında birleştikleri içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
Bu ayette mukabele vardır. Kafirun suresini hatırlatır. Kimse kimsenin kıblesine tabi olmaz. Şart harfi olarak إنْ gelmesi bu fiillerin vuku bulma ihtimallerinin düşük olduğuna delalet eder.
وَلَئِنِ اتَّبَعْتَ اَهْوَٓاءَهُمْ مِنْ بَعْدِ مَا جَٓاءَكَ مِنَ الْعِلْمِۙ اِنَّكَ اِذاً لَمِنَ الظَّالِم۪ينَۢ
وَ , istînâfiyye, ل ; mahzuf kasemin cevabının başına gelen muvattiedir. Kasem üslubunda gayrı talebî inşâî isnad olan terkipte لَئِنِ اتَّبَعْتَ اَهْوَٓاءَهُمْ مِنْ بَعْدِ مَا جَٓاءَكَ مِنَ الْعِلْمِ cümlesi, şart üslubunda haberî isnaddır. Şart cümlesi mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
بَعْدِ ‘nin muzâfun ileyhi konumundaki müşterek ism-i mevsûl مَا ‘nın sılası جَٓاءَكَ مِنَ الْعِلْمِۙ cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında gelerek temekkün ve istikrar ifade etmiştir.
مِنْ بَعْدِ مَا جَٓاءَكَ مِنَ الْعِلْمِۙ [Sana ilim geldikten sonra] ibaresindeki ilim, vahiyden kinayedir.
جَٓاءَ fiilinin الْعِلْمِۙ ‘ ye nisbet edilmesi istiare sanatıdır. Canlılara mahsus olan gelme fiili ilme nispet edilmiş, böylece cansız olan bir şey canlı yerinde kullanılmıştır. Mübalağa için gelen bu üslupta tecessüm sanatı vardır.
Şartın cevabı, kasemin cevabının delaletiyle mahzuftur. Şartın cevabının ve kasemin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır. Mezkûr şart ve mahzuf cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, faide-i haber inkârî kelamdır. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.
Kasemin cevabı olan اِنَّكَ اِذاً لَمِنَ الظَّالِم۪ينَ cümlesi, اِنَّٓ ve lam-ı muzahlaka olmak üzere iki unsurla tekid edilmiş isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır. Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. مِنَ الظَّالِم۪ينَ mahzuf habere müteallıktır. Bu cümlede amel etmeyen cevap harfi اِذًا , kasemi tekid için gelmiştir.
İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı [devamlılığı] ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
اتَّبَعْتَ - تَابِعٍ - تَبِعُوا kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
مِنَ الْعِلْمِ ibaresindeki مِنَ kısım bildirir. Bu harf bazen de ibtidaî gaye olur. Bir şeyin başlangıcını ifade eder.
Buradaki اَهْوَٓاءَ kelimesi هوَٓى kelimesinin çoğuludur. هوَٓى irade ve istek anlamına gelir. Burada muhaliflerin isteklerinin farklı ve birden fazla olması sebebiyle kelime tekil olarak kullanılmamıştır. Ayet “onları idare edebilmen ve iman etmelerini sağlaman için onların kıblesine tabi olsaydın” anlamına gelir.
مِنْ بَعْدِ مَا جَٓاءَكَ مِنَ الْعِلْمِۙ [Sana gelen ilimden sonra] ifadesi sana kıble beyan edildikten sonra demektir. اِنَّكَ اِذًا [Sen o vakit] ifadesinde zaman açıklanmaktadır. ‘’Sen bu işi yaptığın anda’’ demektir.
لَئِنِ اتَّبَعْتَ اَهْوَٓاءَهُمْ (Sen onların arzularına uyarsan) cümlesi, hakta sebatı sağlamak için yapılan teşvik ve tahrik kabilindendir. (Sâbûnî, Safvetü't Tefasir)
اِنَّكَ اِذًا لَمِنَ الظَّالِم۪ينَۢ [Şüphesiz zalimlerden olursun.] Yani “kendisine zarar verenlerden biri olursun.” demektir. Şöyle de denilmiştir: Yerinde iş yapmayanlardan olursun.Bir görüşe göre burada hitap Hz. Peygamber (s.a.v)’e yapılsa da kastedilen başkasıdır. Peygamberlerdeki günahsızlık özelliği Allah Teâlâ’nın onları bazı şeylerden nehyetmesine mani sayılmadığı için Hz. Peygamber (s.a.v) masum olmakla birlikte hitabın ona yapılmış olması da mümkündür. (Ömer Nesefî, Et-Teysîr Fi’t-Tefsîr)
الظَّالِم۪ينَۢ kelimesinin marifeliği, bu sıfatı taşıyan ve kendisinin karakteri olmuş kimseleri gösterir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)