وَرَفَعَ اَبَوَيْهِ عَلَى الْعَرْشِ وَخَرُّوا لَهُ سُجَّداًۚ وَقَالَ يَٓا اَبَتِ هٰذَا تَأْو۪يلُ رُءْيَايَ مِنْ قَبْلُۘ قَدْ جَعَلَهَا رَبّ۪ي حَقاًّۜ وَقَدْ اَحْسَنَ ب۪ٓي اِذْ اَخْرَجَن۪ي مِنَ السِّجْنِ وَجَٓاءَ بِكُمْ مِنَ الْبَدْوِ مِنْ بَعْدِ اَنْ نَزَغَ الشَّيْطَانُ بَيْن۪ي وَبَيْنَ اِخْوَت۪يۜ اِنَّ رَبّ۪ي لَط۪يفٌ لِمَا يَشَٓاءُۜ اِنَّهُ هُوَ الْعَل۪يمُ الْحَك۪يمُ ١٠٠
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | وَرَفَعَ | ve çıkardı |
|
| 2 | أَبَوَيْهِ | ana-babasını |
|
| 3 | عَلَى | üstüne |
|
| 4 | الْعَرْشِ | tahtın |
|
| 5 | وَخَرُّوا | ve hepsi kapandılar |
|
| 6 | لَهُ | onun için |
|
| 7 | سُجَّدًا | secdeye |
|
| 8 | وَقَالَ | ve dedi |
|
| 9 | يَا أَبَتِ | babacığım |
|
| 10 | هَٰذَا | işte bu |
|
| 11 | تَأْوِيلُ | yorumudur |
|
| 12 | رُؤْيَايَ | rü’yanın |
|
| 13 | مِنْ |
|
|
| 14 | قَبْلُ | önceki |
|
| 15 | قَدْ | muhakkak |
|
| 16 | جَعَلَهَا | onu yaptı |
|
| 17 | رَبِّي | Rabbim |
|
| 18 | حَقًّا | gerçek |
|
| 19 | وَقَدْ | ve gerçekten |
|
| 20 | أَحْسَنَ | iyilik etti |
|
| 21 | بِي | bana |
|
| 22 | إِذْ | zira |
|
| 23 | أَخْرَجَنِي | beni çıkardı |
|
| 24 | مِنَ | -dan |
|
| 25 | السِّجْنِ | zindan- |
|
| 26 | وَجَاءَ | ve getirdi |
|
| 27 | بِكُمْ | sizi de |
|
| 28 | مِنَ | -den |
|
| 29 | الْبَدْوِ | çöl- |
|
| 30 | مِنْ |
|
|
| 31 | بَعْدِ | sonra |
|
| 32 | أَنْ |
|
|
| 33 | نَزَغَ | fitne soktuktan |
|
| 34 | الشَّيْطَانُ | şeytan |
|
| 35 | بَيْنِي | aramıza |
|
| 36 | وَبَيْنَ | ve arasına |
|
| 37 | إِخْوَتِي | kardeşlerim |
|
| 38 | إِنَّ | gerçekten |
|
| 39 | رَبِّي | Rabbim |
|
| 40 | لَطِيفٌ | çok ince düzenler |
|
| 41 | لِمَا | şeyi |
|
| 42 | يَشَاءُ | dilediği |
|
| 43 | إِنَّهُ | şüphesiz O |
|
| 44 | هُوَ | O |
|
| 45 | الْعَلِيمُ | bilendir |
|
| 46 | الْحَكِيمُ | her şeyi yerli yerince yapandır |
|
وَرَفَعَ اَبَوَيْهِ عَلَى الْعَرْشِ وَخَرُّوا لَهُ سُجَّداًۚ
Fiil cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
رَفَعَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. اَبَوَيْهِ mef’ûlün bih olup müsenna olduğu için nasb alameti ى ‘dir. İzafetten dolayı ن harfi hazfedilmiştir. Muttasıl zamir هِ muzâfûn ileyh olarak mahallen mecrurdur. عَلَى الْعَرْشِ car mecruru رَفَعَ fiiline mütealliktir.
وَ atıf harfidir. خَرُّوا damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. لَهُ car mecruru خَرُّوا fiiline mütealliktir. سُجَّداً kelimesi خَرُّوا ’deki failin hali olup fetha ile mansubdur.
Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.
Hal sahibu’l-hale ya و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır:
1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَقَالَ يَٓا اَبَتِ هٰذَا تَأْو۪يلُ رُءْيَايَ مِنْ قَبْلُۘ
Fiil cümlesidir. وَ atıf harfidir. قَالَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. يَٓا اَبَتِ cümlesi itiraziyyedir. Mekulü’l-kavli, هٰذَا تَأْو۪يلُ رُءْيَايَ ’dir. قَالَ fiilinin mef’ûlün bihi olarak mahallen mansubdur.
يَا nida harfidir. Münada olan اَبَتِ muzâf olup, mukadder fetha ile mansubdur. Mütekellim يَ ’ sı mahzuf olup, kelimenin sonundaki kesra muzâfun ileyhten ivazdır. Nidanın cevabı mahzuftur.
İşaret ismi هٰذَٓا mübteda olarak mahallen merfûdur. تَأْو۪يلُ haber olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. رُءْيَايَ muzâfun ileyh olup mukadder kesra ile mecrurdur. Mütekellim zamir ى muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
مِنْ قَبْلُ car mecruru رُءْيَايَ ’ye müteallik olup, cer mahallinde muzâftır. Kelimenin merfû oluşu muzâfun ileyhin mahzuf olduğunun işaretidir. Ötre muzâfun ileyhten ivazdır.
Münada; kendisine seslenilen ve seslenen kişiye yönelmesi istenilen kişidir. Münada, fiili hazfedilmiş mef’ûlün bihtir. Münadaya “ey, hey” anlamlarına gelen nida harfleri ile seslenilir. En yaygın kullanılan nida edatı يَا ’dır.
Münada irab yönünden mureb münada ve mebni münada olmak üzere 2 kısma ayrılır.
Mureb münada lafzen mansub olur ve 3 şekilde gelir: 1) Muzaf, 2) Şibh-i muzaf, 3) Nekre-i gayrı maksude.
Mebni münada merfu üzere mebni, mahallen mansub olur. 3 şekilde gelir: 1) Müfred alem, 2) Nekre-i maksude, 3) Harfi tarifli isim. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
قَبْلَ ve بَعْدَ kelimeleri; muzâfun ileyhleri hazf edilince zamme üzere mebni olurlar: Bu durumdaki izafete izafetten munkatı’ zarflar (izafetten kesilen zarflar) denir. قَبْلَ zarfı, hem cümleye hem de tek kelimeye (müfrede) muzâf olanlar grubundandır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
قَدْ جَعَلَهَا رَبّ۪ي حَقاًّۜ
Fiil cümlesidir. قَدْ tahkik harfidir. Tekid ifade eder. جَعَلَهَا fetha üzere mebni mazi fiildir. Değiştirme anlamında kalp fiilidir. Muttasıl zamir هَا mef’ûlün bih olarak mahallen mansubdur.
رَبّ۪ي fail olup mukadder damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Mütekellim zamir ى muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. حَقاًّ ikinci mef’ûlün bih olup fetha ile mansubdur.
Kalp fiilleri (iki mef’ûl alan fiiller); bir mef’ûl ile manası tamamlanamayıp ikinci mef’ûle ihtiyaç duyan fiillerdir. Bu fiiller isim cümlesinin önüne gelirler, mübtedayı ve haberi iki mef’ûl yaparak nasbederler. 3 gruba ayrılırlar:
1. Bilmek manasında olanlar. ألفي - دري - رأي - وجد - علم fiilleridir. 2. Sanmak manası ifade edenler, kesine yakın bilgi ifade ederler. “Sanmak, zannetmek, saymak, kendisine öyle gelmek” gibi manalara gelir. ظنّ - حسب - خال - زعم - عدّ fiilleridir.
3. grupta olan değiştirme manası ifade edenler aynı anlama gelmedikleri halde görevleri itibariyle onlara benzerliklerinden kalp fiilleri adı altına girmişlerdir. جعل - صيّر - إتّخذ - ردّ - ترك fiilleridir. Değiştirme manasına gelen fiiller “etti, yaptı, kıldı, edindi, dönüştürdü, değişik bir hale getirdi” gibi manalara gelir.
Bilgi ve zan fiillerinden sonra bazen اَنَّ ’li ve اَنْ ’li cümleler gelir, bu cümleler iki mef’ûl kabul edilir. Bilmek, sanmak ve değiştirme manasına gelen bu fiiller 3 şekilde gelebilir:
1) İki mef’ûl alanlar, 2) İki mef’ûlünü masdarı müevvel cümlesi olarak alanlar, 3) İki mef’ûlü hazif olanlar. Kalp fiilleri iki mamûlü arasında olduğunda amel etmeleri de etmemeleri de caizdir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَقَدْ اَحْسَنَ ب۪ٓي اِذْ اَخْرَجَن۪ي مِنَ السِّجْنِ
Fiil cümlesidir. وَ atıf harfidir. قَدْ tahkik harfidir. Tekid ifade eder. اَحْسَنَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. ب۪ٓي car mecruru اَحْسَنَ fiiline mütealliktir.
اِذْ zaman zarfı, اَحْسَنَ fiiline mütealliktir. اَخْرَجَن۪ي ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
اَخْرَجَن۪ي fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Sonundaki نِ vikayedir. Mütekellim zamiri ى mef’ûlün bih olarak mahallen mansubdur. مِنَ السِّجْنِ car mecruru اَخْرَجَن۪ي fiiline mütealliktir.
(إِذْ) : Yalnız Cümleye muzâf olan zaman zarfıdır. a. (إِذْ) mef’ûlün fih, mef’ûlün bih, mef’ûlün leh olur. b. (إِذْ)’den sonra muzari fiil veya isim cümlesi gelirse gelecek zaman ifade eder. c. (بَيْنَا) ve (بَيْنَمَا)’dan sonra gelirse müfacee (sürpriz) harfi olur. Bu durumda zarf (zaman bildiren isim) değil harf olur. d. Sükun üzere mebnidir. Burda mef’ûlün fih konumunda gelmiştir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَخْرَجَ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi خرج ’dir.
اَحْسَنَ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi حسن ’dir.
İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.
وَجَٓاءَ بِكُمْ مِنَ الْبَدْوِ مِنْ بَعْدِ اَنْ نَزَغَ الشَّيْطَانُ بَيْن۪ي وَبَيْنَ اِخْوَت۪يۜ
Fiil cümlesidir. وَ atıf harfidir. جَٓاءَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. بِكُمْ car mecruru جَٓاءَ fiiline mütealliktir. مِنَ الْبَدْوِ car mecruru جَٓاءَ fiiline mütealliktir. مِنْ بَعْدِ car mecruru جَٓاءَ fiiline mütealliktir. اَنْ ve masdar-ı müevvel, بَعْدِ ’nin muzâfun ileyhi olarak mahallen mecrurdur.
اَنْ masdariyyedir. نَزَغَ fetha üzere mebni mazi fiildir. الشَّيْطَانُ fail olup damme ile merfûdur. بَيْن۪ي mekân zarfı mukadder fetha ile mansub olup, نَزَغَ fiiline mütealliktir. Mütekellim zamiri ى muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
بَيْنَ mekân zarfı, atıf harfi وَ ’la makabline matuftur. اِخْوَت۪ي muzâfun ileyh olup mukadder kesra ile mecrurdur. Aynı zamanda Mütekellim zamiri ى muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
اِنَّ رَبّ۪ي لَط۪يفٌ لِمَا يَشَٓاءُۜ
İsim cümlesidir. إِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.
رَبّ۪ي kelimesi اِنَّ ’nin ismi olup, mukadder fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Mütekellim zamir ي muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. لَط۪يفٌ kelimesi اِنَّ ’nin haberi olup damme ile merfûdur.
مَا müşterek ism-i mevsûl لِ harf-i ceri ile لَط۪يفٌ ’e mütealliktir. İsm-i mevsûlün sılası يَشَٓاءُ ’dur. Îrabdan mahalli yoktur.
يَشَٓاءُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir.
اِنَّهُ هُوَ الْعَل۪يمُ الْحَك۪يمُ
İsim cümlesidir. اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.
هُ muttasıl zamiri اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. هُوَ fasıl zamiridir. الْعَل۪يمُ kelimesi اِنَّ ’nin haberi olup damme ile merfûdur. الْحَك۪يمُ ikinci haberi olup damme ile merfûdur.
Zamiru’l Fasl (Ayırma Zamiri): Umumiyetle mübteda marife, haber nekre gelir. Ancak, haber mübteda gibi marife olunca çoğu defa aralarında -îrabdan mahalli olmayan- bir zamir bulunur. Haber ile sıfatı birbirinden ayırdığı için buna “zamiru’l fasl” (ayırma zamiri) denir.
Zamirler ne mevsuf ne de sıfat olurlar. Bundan dolayı marife olan iki ismin arasına girince iki ismin arası açılır; sıfat - mevsuf olma durumları ortadan kalkar, mevsuf mübteda, sıfat da haber olur. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
الْحَك۪يمُ - الْعَلٖيمُ ; mübalağalı ism-i fail kalıbındandır. Bu kalıp bu vasfın mevsufta sürekli varlığına, sıfatın, mevsufun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.
Mübalağalı ism-i fail: Bir varlıkta bir niteliğin aşırı derecede bulunduğunu gösteren, fiilden türeyen, sıfat cinsinden isimlerdir. Mübalağalı ism-i failler Allah için kullanılırsa sıfat, insanlar için kullanılırsa mübalağa ya da lakap olurlar. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَرَفَعَ اَبَوَيْهِ عَلَى الْعَرْشِ وَخَرُّوا لَهُ سُجَّداًۚ
Ayet mukadder cümleye atfedilmiştir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, s. 107)
وَخَرُّوا لَهُ سُجَّداً cümlesi atıf harfi وَ ‘la makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
سُجَّداً kelimesi خَرُّوا ’deki failin halidir. Hal; cümlede failin, mefulün veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır.
رَفَعَ - الْعَرْشِ ve سُجَّداً - خَرُّوا gruplarındaki kelimeler arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
رَفَعَ - خَرُّوا ve السِّجْنِ - الْعَرْشِ gruplarındaki kelimeler arasında tıbâk-ı hafîy sanatı vardır.
وَرَفَعَ اَبَوَيْهِ عَلَى الْعَرْشِ وَخَرُّوا لَهُ سُجَّداً [Ana ve babasını tahtın üstüne çıkarıp oturttu ve hepsi onun için secdeye kapandılar.] Burada اَبَوَيْهِ kelimesinden maksat ana ve baba olup tağlîb sanatı vardır. Tahta çıkarmayı ifade eden رَفَعَ kelimesi, ana babaya gösterilecek saygının önemine binaen her ne kadar lafız bakımından secdeye kapanma manasına gelen, خَرُّوا kelimesinden önce gelmişse de mana itibariyle ondan sonradır. Ona secde ettiler, sonra ana babasını kral tahtına oturttu, demektir. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir)
وَقَالَ يَٓا اَبَتِ هٰذَا تَأْو۪يلُ رُءْيَايَ مِنْ قَبْلُۘ قَدْ جَعَلَهَا رَبّ۪ي حَقاًّۜ
Cümle atıf harfi وَ ile, وَرَفَعَ اَبَوَيْهِ عَلَى الْعَرْشِ cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
İtiraziyye olan يَٓا اَبَتِ cümlesi, nida üslubunda talebî inşaî isnaddır. Ana cümlenin anlamına tesiri olmayan itiraz cümleleri, parantez arası cümleler vasıtasıyla yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır.
Münadadaki mütekellim zamirinin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır. Bu hazif, mütekellimin münadaya yakın olma isteğine işarettir. Kesra muzâfun ileyhten ivazdır.
قَالَ fiilinin mekulü’l-kavli olan هٰذَا تَأْو۪يلُ رُءْيَايَ مِنْ قَبْلُ cümlesi, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
هٰذَا mübteda, تَأْو۪يلُ رُءْيَايَ مِنْ قَبْلُ haberdir. Müsnedün ileyhin işaret ism-i هٰذَا ile marife olması, işaret edilenin önemini belirterek tazim ifade eder.
هٰذَا ile rüyanın teviline işaret eden işaret isminde istiare sanatı vardır.
Bilindiği gibi işaret ismi mahsus şeyler için kullanılır. Ama burada olduğu gibi aklî şeyler için kullanıldığında istiare olur. Câmi’; her ikisinde de “vücudun tahakkuku”dur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Beyân İlmi)
Müsned az sözle çok anlam ifade etme amacıyla izafet formunda gelmiştir.
Veciz ifade kastına matuf رُءْيَايَ izafetinde, Hz. Yusuf’a aid zamire muzâf olan رُءْيَا , tazim ve şeref kazanmıştır.
تَأْو۪يلُ fiiline müteallik قَبْلُۚ , cer mahallinde muzaftır. Kelimenin merfû oluşu muzâfun ileyhin mahzuf olduğunun işaretidir. Ötre muzâfun ileyhten ivazdır. Muzâfun ileyhin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.
İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
قَدْ جَعَلَهَا رَبّ۪ي حَقاّ cümlesi, رُءْيَايَ ’dan haldir. Tahkik harfi قَدْ ile tekid edilmiş müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber talebî kelamdır. قَدْ mazi fiile dahil olduğunda kesinlik ifade eder.
رَبّ۪ي izafetinde Hz. Yusuf’a ait mütekellim zamirinin, Rab ismine muzâfun ileyh olması sebebiyle Hz. Yusuf, şan ve şeref kazanmıştır.
حَقاًّ , mahzuf mef’ûlu mutlak için sıfattır. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.
قَبْلُۘ - بَعْدِ kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab, رُءْيَايَ - حَقاًّۜ kelimeleri arasında tıbâk-ı hafî sanatı vardır.
قَدْ sadece fiilin başına gelen bir tekid harfidir. Muzari fiilin başına geldiği zaman bazen azlık bazen de çokluğa delâlet eder. Ancak belâgat alimlerinin sözlerinden anladığımıza göre; fiilin gerçekleştiği anlatılmak isteniyorsa قَدْ harfi, başına geldiği fiil için ister mazî ister muzari olsun tekid ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
وَقَدْ اَحْسَنَ ب۪ٓي اِذْ اَخْرَجَن۪ي مِنَ السِّجْنِ وَجَٓاءَ بِكُمْ مِنَ الْبَدْوِ مِنْ بَعْدِ اَنْ نَزَغَ الشَّيْطَانُ بَيْن۪ي وَبَيْنَ اِخْوَت۪يۜ
Cümle atıf harfi وَ ‘la قَدْ جَعَلَهَا رَبّ۪ي حَقاًّ cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Tahkik harfi قَدْ ile tekid edilmiş müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber talebî kelamdır.
اَخْرَجَن۪ي مِنَ السِّجْنِ cümlesi, اَحْسَنَ ’ye müteallık zaman zarfı اِذْ ’in, muzâfun ileyhidir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Aynı üsluptaki وَجَٓاءَ بِكُمْ مِنَ الْبَدْوِ مِنْ بَعْدِ اَنْ نَزَغَ الشَّيْطَانُ بَيْن۪ي وَبَيْنَ اِخْوَت۪يۜ cümlesi, atıf harfi وَ ‘la makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Geldi manasındaki جَٓاءَ fiili, بِ harf-i ceri ile kullanıldığında getirdi manasına gelir. Bu tazmin sanatıdır.
اَنْ ve akabindeki نَزَغَ الشَّيْطَانُ cümlesi, masdar teviliyle, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. Masdar-ı müevvel olan cümle müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
بَعْدِ ‘nin muzâfun ileyhi olan masdar harfi اَنْ ve akabindeki نَزَغَ الشَّيْطَانُ بَيْن۪ي وَبَيْنَ اِخْوَت۪ي cümlesi masdar tevilindedir. Masdar-ı müevvel, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)
Muzafun ileyh olan اِخْوَت۪ي izafetinde, Hz. Yusuf’a aid zamire muzâf olan اِخْوَت۪ , tazim ve şeref kazanmıştır.
اَبَتِ - اَبَوَيْهِ - اِخْوَت۪يۜ kelimeler arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
اَبَوَيْهِ - اَبَتِ kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
بَيْنَ - اِنَّ - قَدْ kelimelerinin tekrarında reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatı vardır.
Vahidî ve daha bazılarının beyanına göre الْبَدْوِ kelimesi iki anlama gelir: Birincisi, şahsın uzaktan göründüğü düzlük ve açık yer demektir ki dilimizde buna “alan” denir. Bunun aslı ( بدي يبدو بدواً ) fiilinden zuhur manasına mastar olup sonra ism-i mekan gibi kullanılmıştır. “Bedv”in karşıtı “hazar”dır. Bunlar nispet ي ‘sı ile kullanıldıkları zaman “bedevî” ve “hazarî” denilmiştir. İkincisi ise Abdullah b. Abbas'tan rivayet olunduğuna göre Hz. Yakup, “Beda” adı verilen yere yerleşip orada yaşıyormuş ve Yusuf'un yanına işte oradan gelmişti. O yerde dağın dibinde kendisinin bir mescidi vardı. İbnu'l Enbarî de demiştir ki: “Beda bilinen bir yerdir. Filan, Şi'b ile Beda arasındadır.” denilir. Bu iki meşhur yer, şiirlerde birlikte anılagelmiş olan yerlerdir. (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili)
اِنَّ رَبّ۪ي لَط۪يفٌ لِمَا يَشَٓاءُۜ
İstînâfiye veya ta’lîliyye olarak fasılla gelen اِنَّ رَبّ۪ي لَط۪يفٌ لِمَا يَشَٓاءُ cümlesinin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Ta’lil, kelamın bir sebebe bağlanarak ifade edilmesidir. Kastedilen mananın sebebini beyan etmek maksadıyla ziyade sözlerle yapılan ıtnâb sanatıdır.
اِنَّ ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkâri kelamdır.
اِنَّ ’nin ismi olan رَبّ۪ٓي, veciz ifade yollarından olan izafetle gelmiştir.
Zamir yerinde Rab isminin, Allah’ın rububiyet vasfını öne çıkarmak ve zihne yerleştirmek için zahir olarak tekrarlanmasında iltifat, ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
رَبّ۪ي izafetinde Hz. Yusuf’a ait mütekellim zamirinin, Rab ismine muzâfun ileyh olması sebebiyle Hz. Yusuf, şan ve şeref kazanmıştır.
Mecrur mahaldeki müşterek ism-i mevsûl مَا , haber olan لَط۪يفٌ ‘a mütealliktir. Sıla cümlesi olan يَشَٓاءُ , müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
لَط۪يفٌ , mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın müsnedün ileyhteki sürekli varlığına, onun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.
لَط۪يفٌ - اَحْسَنَ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden, اِنَّ ile tekit edilen isim cümleleri çok muhkem/sağlam cümlelerdir.
İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Genel olarak شَٓاءَ fiilinin mef'ûlü bu cümlede olduğu gibi hazfedilir. Çünkü ibham; ilgi uyandırır, muhatabı dinlemeye teşvik eder. Ancak mef'ûl alışılmadık, garîb bir şey olursa bu kuralın dışına çıkılarak zikredilir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
“Şüphesiz ki Rabbim, dilediğini çok ince ve çok güzel olarak tedbir edendir.” demiştir. Bu, “Yusuf ile babasının ve kardeşlerinin muhabbet, ülfet, güzel bir geçim ve gönül huzuru içinde yeniden bir araya gelmeleri, aklen son derece uzak bir ihtimaldi. Fakat Allah Teâlâ latiftir; bir şeyin meydana gelmesini murad ederse onun sebeplerini kolaylaştırır, meydana gelmesi aklen ne kadar uzak dahi olsa o şey meydana gelir.” demektir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
اِنَّهُ هُوَ الْعَل۪يمُ الْحَك۪يمُ
Ta’liliyye olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Ta’lil, kelamın bir sebebe bağlanarak ifade edilmesidir. Kastedilen mananın nedenini beyan etmek maksadıyla ziyade sözlerle yapılan ıtnâb sanatıdır.
Tekit harfi اِنَّ ve fasıl zamiriyle tekit edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.
Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelam olan هُوَ الْعَل۪يمُ الْحَك۪يمُ cümlesi, اِنَّ ’nin haberidir. Fasıl zamiri هُوَ mübteda, الْعَل۪يمُ haberdir.
الْحَك۪يمُ , mübteda için ikinci haberdir.
Her iki haberin de الْ takısıyla marife olması, bu vasıfların müsnedün ileyhte kemâl derecede olduğunu belirtir.
Fasl zamiri kasr ifade etmekle birlikte; kasr ifade etmeyip kelamın mazmûnunu te'kîd için de gelebilir. Bu durumda isim olur ve îrâbı ikinci mübteda olarak yapılır. Yani, fasl zamiri her zaman ihtisas ifade etmez.
Önceki cümleye ta’lil olan bu cümledeki fasıl zamiri, manayı takviye içindir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Muttasıl zamirin, munfasıl zamirle tekid edilmesi lafzî tekiddir.
Haber olan iki vasfın aralarında و olmadan gelmesi her ikisinin birden müsnedün ileyhte mevcut olduğuna işaret eder.
الْحَك۪يمُ , الْعَل۪يمُ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr ve muvazene sanatları vardır. Bu iki kelimenin ayetin anlamıyla olan mükemmel uyumu, teşâbüh-i etrâf sanatıdır.
Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden fasıl zamiri, isim cümlesi ve müsnedin harf-i tarifle marife gelmesi olmak üzere üç tekid içeren bu ve benzeri cümleler çok muhkem/sağlam cümlelerdir.
الْحَك۪يمُ , الْعَل۪يمُ kelimeleri mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın müsnedün ileyhteki sürekli varlığına, onun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.
حَقاًّ - الْحَك۪يمُ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
Bu cümle, Kur’an-ı Kerim’in birçok suresinde ufak farklılıklarla veya aynen tekrarlanmıştır. Tekrarlanan cümleler arasında tekrir, ıtnâb ve reddü'l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır Böyle tekrarlar, kelamdaki cüzleri birbirine bağlar, aralarında bir ilişki kurar ve dokuyu bütünleştirir. Bunlar çok tekrarlanır ki iman ve yakîn sabitleşsin. Eğer murad sadece bilmek olsaydı, bir kere söylenmesi yeterli olurdu.
Tekrarlanan cümlelerin manasının nefiste yerleşmesi arzu edilir, hatta zatın bir cüzü haline gelinceye kadar tekid edilir. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, Ahkaf/28, C. 7, S. 314)