Yusuf Sûresi 99. Ayet

فَلَمَّا دَخَلُوا عَلٰى يُوسُفَ اٰوٰٓى اِلَيْهِ اَبَوَيْهِ وَقَالَ ادْخُلُوا مِصْرَ اِنْ شَٓاءَ اللّٰهُ اٰمِن۪ينَۜ  ٩٩

(Mısır’a gidip) Yûsuf’un huzuruna girdiklerinde; Yûsuf ana babasını bağrına bastı ve “Allah’ın iradesi ile güven içinde Mısır’a girin” dedi.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 فَلَمَّا nihayet
2 دَخَلُوا vardıklarında د خ ل
3 عَلَىٰ yanına
4 يُوسُفَ Yusuf’un
5 اوَىٰ çekip kucakladı ا و ي
6 إِلَيْهِ kendine
7 أَبَوَيْهِ ana-babasını ا ب و
8 وَقَالَ ve dedi ق و ل
9 ادْخُلُوا girin د خ ل
10 مِصْرَ Mısır’a م ص ر
11 إِنْ
12 شَاءَ dileğiyle ش ي ا
13 اللَّهُ Allah’ın
14 امِنِينَ güven içinde ا م ن
 
Ya‘kub aleyhisselâm, yakınlarıyla birlikte kendi ülkesinden ayrılarak Mısır’a Hz. Yûsuf’un yanına gitti. Rivayete göre Hz. Yûsuf ile Mısır hükümdarı, kalabalık bir asker topluluğu, devlet adamları ve Mısır halkı ile birlikte Hz. Ya‘kub’u şehrin dışında karşıladılar. Hz. Yûsuf, ana babasını kucaklayıp bağrına bastıktan sonra onları özel bir konakta dinlendirdi; sonra da güven içinde şehre girmelerini söyledi (Râzî, XVIII, 210-211).

Kaynak :Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 3 Sayfa: 258
 

فَلَمَّا دَخَلُوا عَلٰى يُوسُفَ اٰوٰٓى اِلَيْهِ اَبَوَيْهِ وَقَالَ ادْخُلُوا مِصْرَ اِنْ شَٓاءَ اللّٰهُ اٰمِن۪ينَۜ

 

فَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ  ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

لَمَّا  kelimesi  حين  (...dığı zaman) manasında şart anlamı taşıyan zaman zarfıdır. Cümleye muzâf olur. دَخَلُوا  ile başlayan fiil cümlesi muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

دَخَلُوا  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. عَلٰى يُوسُفَ  car mecruru  دَخَلُوا  fiiline müteallik olup, gayri munsarif olduğundan cer alameti fethadır. Şartın cevabı  اٰوٰٓى اِلَيْهِ اَبَوَيْهِ ’dır. 

اٰوٰٓى  elif üzere mukadder fetha ile mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. اِلَيْهِ  car mecruru  اٰوٰٓى  fiiline mütealliktir.  اَبَوَيْهِ  mef’ûlün bih olup müsenna olduğu için nasb alameti  ى ‘ dir. İzafetten dolayı  ن  harfi hazf edilmiştir. Muttasıl zamir  هِ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

قَالَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هُوَ ’dir. Mekulü’l-kavli,  ادْخُلُوا مِصْرَ ’dir. قَالَ  fiilinin mef’ûlün bihi olarak mahallen mansubdur.

ادْخُلُوا  fiili  ن ’un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. مِصْرَ mef’ûlün bih olup fetha ile mansubdur. Tenvin almadığıdan gayri munsariftir. اِنْ شَٓاءَ اللّٰهُ اٰمِن۪ينَ  cümlesi itiraziyyedir.

اِنْ  iki muzari fiili cezm eden şart harfidir. Şart ve cevap cümlesinde şartın vuku bulma ihtimali şüpheli veya zayıfsa kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

شَٓاءَ  şart fiili olup, fetha üzere mebni mazi fiildir. Mahallen meczumdur.  اللّٰهُ  lafza-i celâl fail olup damme ile merfûdur. اٰمِن۪ينَ  hal olup fetha ile mansubdur. 

Şartın cevap cümlesi öncesinin delaletiyle mahzuftur. Takdiri,  إن شاء الله دخولكم آمنين دخلتم (Allah dilerse güvenle girersiniz) şeklindedir.

(لَمَّا) edatı; a) (لَمَّا) muzari fiilden önce gelirse, muzari fiili cezm eden harf olur.  b) (لَمَّا)’ya aynı zamanda cezmetmeyen şart edatı da denir. c) Bazen mana bakımından cevap olan cümleden sonra da gelebilir. d) Sükun üzere mebnidir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

Şart ve cevap fiilleri mazi de muzari de gelebilir. Ancak aslolan ikisinin de muzari gelmesidir. Cevap cümlesi ise mazi ve muzari cümleleriyle gelebildiği gibi diğer cümlelerle de gelebilir. 

Cevap cümlesi; başına hiçbir edat gelmeyen olumlu mazi ve muzari olarak geldiğinde başına cevap (rabıt  ف ’si) gelmez. Ayrıca  لَمْ  (cahd-ı mutlak) ve  لَا  (nefyi istikbal) ile menfi olan muzari olarak geldiğinde de umumiyetle başına cevap (rabıt  ف ’si) gelmez, bunun haricinde gelen cümle çeşitlerinde ise umumiyetle başına cevap (rabıt  ف ’si) gelir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.

Hal sahibu’l-hale ya  و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 

1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)  

اٰوٰٓى  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi  أوي ’dir. 

İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.

اٰمِن۪ينَ ; sülâsî mücerredi  أمن  olan fiilin ism-i failidir. 

İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

فَلَمَّا دَخَلُوا عَلٰى يُوسُفَ اٰوٰٓى اِلَيْهِ اَبَوَيْهِ وَقَالَ ادْخُلُوا مِصْرَ


وَ  atıf harfidir. 

Şart üslubunda gelen terkipte  لَمَّا  edatı, حين (...dığı zaman) manasında şart anlamı da taşıyan zaman zarfıdır. 

Haynûne manasındaki  لَمَّا  aslında şartının bilindiği durumlarda gelir ve şartla cevap arasındaki kuvvetli irtibatı ve tertipteki sürati ifade eder. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, Ahkâf/29, c. 7, s. 424)

لَمَّا ; maziden önce ‘vakta ki,...dığı zaman’ manalarına gelen, cezmetmeyen, şart manalı zaman zarfıdır. Şart fiili de, cevap fiili de mazi veya mazi manalı olmalıdır. (Meral Çörtü, Cümle Kuruluşu ve Tercüme Tekniği) 

Müspet mazi fiil sıygasında gelerek istikrar ve temekkün ifade eden şart cümlesi olan  دَخَلُوا عَلٰى يُوسُفَ  şart edatı,  لَمَّا ’nın muzâfun ileyhidir.

دَخَلُوا عَلٰى يُوسُفَ  ifadesinde, mahalliyet alakasıyla mecaz-ı mürsel sanatı vardır. Yusuf’un makamına girdiler demektir.

فَ  karinesi olmadan gelen cevap cümlesi  اٰوٰٓى اِلَيْهِ اَبَوَيْهِ  , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Şart ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda haberî isnaddır. Faide-i haber ibtidaî kelam olan cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır.  اِلَيْهِ  car mecruru, ihtimam için mef’ûle takdim edilmiştir.

Mef’ûl olan  اَبَوَيْهِ  izafetinde, Hz. Yusuf’a aid zamire muzâf olan  اَبَوَيْ , tazim ve şeref kazanmıştır.

اٰوٰٓى اِلَيْهِ اَبَوَيْهِ  ifadesinde istiare sanatı vardır. Geri dönmek manasındaki  اٰوٰٓى  fiili kucak açmak manasında müsteardır. Kavuşmak geri dönmeye benzetilmiştir. Sebep müsebbep alakasıyla mecâz-ı mürseldir.

الإيواءُ, “geri dönmek” demektir. Burada yakınlık ve yakınlaşma anlamında mecazdır. Sanki o sığındığı yere geri dönmüştür. Arkadan zikredilen  اِنّ۪ٓي اَنَا۬ اَخُوكَ  şeklindeki ifade de içinde olanı söylediği söze hazırlık içindir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr, Yunus/69) 

وَقَالَ ادْخُلُوا مِصْرَ  cümlesi, atıf harfi  وَ  ile makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

قَالَ  fiilinin mekulü’l-kavli olan  ادْخُلُوا مِصْرَ  cümlesi, emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.

Emir üslubunda gelmiş olmasına rağmen dua manasında olduğu için mecaz-ı mürsel mürekkebtir. 

ادْخُلُوا مِصْرَ  ifadesinde cüz-kül alakasıyla mecâz-ı mürsel sanatı vardır. 

اَبَوَيْهِ  kelimesinden maksat ana ve baba olup tağlîb sanatı vardır.

دَخَلُوا - ادْخُلُوا  kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

اِنْ شَٓاءَ اللّٰهُ اٰمِن۪ينَۜ

 

İtiraziyye olarak fasılla gelen terkipte  اِنْ شَٓاءَ اللّٰهُ اٰمِن۪ينَ  cümlesi şarttır.  Ana cümlenin anlamına tesiri olmayan itiraz cümleleri, parantez arası cümleler vasıtasıyla yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır. 

Şart cümlesi olan  اِنْ شَٓاءَ اللّٰهُ اٰمِن۪ينَ , müspet mazi fiil sıygasında gelerek temekkün ve istikrar ifade etmiştir.

Şart fiili  شَاۤءَ ’nin mef’ûlü mahzuftur. Bu hazif muhatabın muhayyilesini sınırlamadan düşünmesini sağlayan îcaz sanatıdır.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107) 

Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. Takdiri  آمنين دخلتم (güvenle girersiniz.) olan cevap cümlesi öncesinin delaletiyle hazf edilmiştir.

Mahzuf cevap ve mezkûr şart cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda haberî isnaddır. Cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.

Kur’an’da çoğu yerde bu ayette olduğu gibi şartın cevabı mahzuftur.

Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olması telezzüz, teberrük ve haşyet duyguları uyandırmak içindir.

اٰمِن۪ينَ  kelimesi haldir. Hal; cümlede failin, mefulün veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır. 

اٰمِن۪ينَۜ - اٰوٰٓى  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

ادْخُلُوا مِصْرَ اِنْ شَٓاءَ اللّٰهُ اٰمِن۪ينَ  [Emin olarak Allah’ın iradesiyle Mısır’a girin.] cümlesindeki  اِنْ شَٓاءَ اللّٰهُ  ifadesi dua cümlesi olup bereket isteğiyle getirilmiştir. Ayette takdim ve tehir vardır. Takdiri,  ادْخُلُوا مِصْرَ اٰمِن۪ينَ اِنْ شَٓاءَ اللّٰهُ  şeklindedir. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir)

Ayette cevabın mahzuf olması farklı yönlerden düşünmeyi gerektirdiği, ayrıca dinleyici ve okuyucuyu düşünce ve hayal ufkuna yönlendirdiği için mübalağa içermektedir. Îcâz metoduyla cümle daha yoğun anlamlar yüklenmiştir. (Hasan Uçar, Kur’an-ı Kerîm’deki Anlamsal Bedî‘ Sanatları, Doktora Tezi) 

Bilinen ve tahmini kolay olan hususları zikrederek ibareyi uzatmamak, dikkati asıl önemli yere yönlendirmek, karineye dayanarak terk edilen şeyleri muhatabın düşünce ve hayal gücüne bırakarak anlam zenginliği kazanmak gibi sebeplerle hazfe başvurulur. (TDV İslam Ansiklopedisi Îcâz Bah.)

Genel olarak  شَٓاءَ  fiilinin mef'ûlü bu cümlede olduğu gibi hazfedilir. Çünkü ibham; ilgi uyandırır, muhatabı dinlemeye teşvik eder. Ancak mef'ûl alışılmadık, garîb bir şey olursa bu kuralın dışına çıkılarak zikredilir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

اٰمِن۪ينَ, “emin olarak” ifadesinin manası, “canınızdan, malınızdan ve ailenizden emin olarak; hiç kimseden korkmadan” şeklindedir. Çünkü daha önce onlar, Mısır krallarından korkarlardı. Bunun, “kıtlıktan, sıkıntıdan ve ihtiyaç halinden emin olarak, korkusuzca” manasında veya “Daha önce işledikleri o suçtan dolayı, Yusuf'un zarar vermesinden emin olarak ve korkmadan” manasına geldiği de söylenmiştir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)