هُنَالِكَ الْوَلَايَةُ لِلّٰهِ الْحَقِّۜ هُوَ خَيْرٌ ثَوَاباً وَخَيْرٌ عُقْباً۟ ٤٤
هُنَالِكَ الْوَلَايَةُ لِلّٰهِ الْحَقِّۜ
İsim cümlesidir. İşaret ismi هُنَالِكَ mekân zarfı, mahzuf mukaddem habere mütealliktir. الْوَلَايَةُ muahhar mübteda olup damme ile merfûdur.
لِلّٰهِ car mecruru الْوَلَايَةُ ’nin mahzuf haline mütealliktir. الْحَقِّۜ kelimesi لِلّٰهِ lafza-i celâlin sıfatı olup kesra ile mecrurdur.
Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.
Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.
Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat 2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.
1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar 2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.
1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.
2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.
Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
هُوَ خَيْرٌ ثَوَاباً وَخَيْرٌ عُقْباً۟
İsim cümlesidir. Munfasıl zamir هُوَ mübteda olarak mahallen merfûdur. خَيْرٌ mübtedanın haberi olup damme ile merfûdur. ثَوَاباً temyiz olup fetha ile mansubdur. خَيْرٌ atıf harfi وَ ’la ilkine matuftur. عُقْباً temyiz olup fetha ile mansubdur.
Temyiz; kendisinden önce geçen mübhem (manası açık olmayan) bir ismin manasına açıklık getiren camid, nekre bir isimdir. Yani çeşitli manalar kastedilmeye elverişli önceki isim veya cümleden asıl maksadın ne olduğunu açıklamak üzere zikredilen camid (türememiş), mansub ve nekre isme temyiz denir. Temyizin manasını açıkladığı önceki isme veya cümleye de mümeyyez denir. Temyiz harf-i cerli ve izafetle gelmediği müddetçe mansubdur. Mümeyyezin îrabı ise cümledeki yerine göredir. Temyiz Türkçeye “bakımından, …yönünden” şeklinde tercüme edilebilir. Temyizi bulmak için “ne bakımdan, hangi açıdan?” soruları sorulur. Temyiz ikiye ayrılır:
1. Melfûz mümeyyez: Söylenmiş, cümlede görülen mümeyyez.
2. Melhûz mümeyyez: Düşünülen, cümlede açık olarak görülemeyen mümeyyez. Ayette melfûz mümeyyez şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
خَيْرٌ ism-i tafdil kalıbındandır. İsm-i tafdil; bir vasfın, bir hususun bir varlıkta diğer bir varlıktan daha fazla olduğunu ifade eder. İsmi tafdil اَفْضَلُ veznindendir. İsm-i tafdilin sıfat-ı müşebbeheden farkı; renk, şekil, uzuv noksanlığı ifade etmemesidir. Müennesi فُعْلَى veznindedir. İsm-i tafdilden önce gelen isme “mufaddal”, sonra gelen isme “mufaddalun aleyh’’ denir. Mufaddal ve mufaddalun aleyhi bazen açıkça cümlede göremeyebiliriz. Bu durumda mufaddal ve mufaddalun aleyh cümlenin gelişinden anlaşılır.
هُنَالِكَ الْوَلَايَةُ لِلّٰهِ الْحَقِّۜ
Mütekellim Allah Teâlâ, muhatap Peygamber (s.a.v) dir. Cümle, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir.
Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.
Cümlede takdim-tehir ve îcâz-ı hazif sanatları vardır. İşaret ismi هُنَالِكَ mübteda, الْوَلَايَةُ لِلّٰهِ الْحَقِّۜ cümlesi, haberdir. (Âşûr, Et- Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Müsnedün ileyh, işaret ismiyle marife olmuştur. İşaret ismi, işaret edilen manayı kâmil bir şekilde tarif edip ortaya çıkarır. Öyle ki kendisinden bahsedilen şey çok net olarak ortaya çıkar. Ayrıca uzağı işaret etmede kullanılan bu işaret ismi, bahsedilen şeyin açıklanmasının çok önemli olduğuna ve mertebesinin yüksekliğine delalet ederek tazim ifade eder.
Mekan ifade eden işaret ismi هُنَالِكَ ile duruma işaret edilmiştir. Allah’ın yardımına olan ihtiyaç, elle tutulur gözle görülür maddi bir şey yerine konmuştur. Bu ifadede mübalağa ve tecessüm sanatları da vardır.
Bilindiği gibi işaret ismi, mahsus şeyler için kullanılır. Ama burada olduğu gibi aklî şeyler için kullanıldığında istiare olur. Câmi’; her ikisinde de “vücudun tahakkuku”dur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Beyan İlmi)
Haber olan الْوَلَايَةُ لِلّٰهِ الْحَقِّۜ cümlesi, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır. Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. لِلّٰهِ car mecruru, mahzuf mukaddem habere mütealliktir.
Lafza-ı celâldeki cins ifade eden لِ sebebiyle cümlede kasr (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr) oluşmuştur. İki tekit hükmündeki kasr, mübteda ile haber arasındadır. لِلّٰهِ sıfat/maksurun aleyh, الْوَلَايَةُ. mevsûf/maksur olmak üzere kasr-ı mevsûf, ale’s sıfattır.
Mecrur haber, vasıf kuvvetindedir. Haber olarak gelen mecrurlar, zarflar, mübtedanın bununla vasıflandığını ifade ederler. Nahiv alimlerinin açıkladığı gibi kelamda كائِنٍ benzeri bir müstekar takdiriyle husûl ve sübut ifade eder. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr, Şuarâ/113)
الْحَقّ kelimesi لِلّٰهِ için sıfattır. Sıfat, mevsufunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde اللّٰهِ isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.
Hal olan الْوَلَايَةُ ve الْحَقِّۜ , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mef’ûlü de ifade eder.
Uzak için kullanılan ism-i işaret, hali -sahibini çevrelediği için- mekana benzetmek suretiyle acayip duruma işaret etmek manasında müstear olmuştur. Garipliğin uzaklığa benzetilmesi nadiren meydana gelir. Mana, “Böyle bir durumda velayet Allah’a mahsustur.” anlamındadır. (Âşûr, Et- Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Ebu Amr, Hamze ve Kisâî ref ile الحقُّ okumuşlardır ki الْوَلَايَةُ ’nün sıfatı olur. Tekid eden masdar olmak üzere de nasb ile الحقَّ şeklinde okunmuştur. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)
Mezkûr وَلَايَةُ kelimesi, وِلاية olarak da okunmuştur. Buna göre hakimiyet ve saltanat yegâne olan Allah'ındır manasına gelir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
هُوَ خَيْرٌ ثَوَاباً وَخَيْرٌ عُقْباً۟
Ta’liliyye olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Ta’lil, kelamın bir sebebe bağlanarak ifade edilmesidir. Kastedilen mananın nedenini beyan etmek maksadıyla ziyade sözlerle yapılan ıtnâb sanatıdır.
Mübteda ve haberden oluşmuş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
وَخَيْرٌ عُقْباً۟ , tezayüf nedeniyle haber olan خَيْرٌ ثَوَاباً ‘e atfedilmiştir.
خَيْرٌ , ism-i tafdil vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir.
ثَوَاباً ve عُقْباً۟ kelimeleri, temyizdir. Temyiz anlamı kuvvetlendiren ıtnâb sanatıdır. Bu şekilde kapalıyı açma özelliği yanında kaplama ve abartı özelliği de bulunduğundan anlam düz ifadeye oranla daha çarpıcı olarak yansıtılır.
Arapçada temyizli ifadeler tekid bildirir. Müsnedün ileyhin muhtevasında kapalı olarak bulunan birim temyizle açıkça belirtildiğinden tekrar dolayısıyla tekid ifade eder. (TDV. Tekid)
خَيْرٌ kelimesinin tekrarının sebebi; manayı muhatabın nefsinde pekiştirmek, hayrın azametini muhataba hissettirmek olabilir.
Ayrıca bu tekrarda ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları, خَيْرٌ - ثَوَاباً kelimeleri arasında ise mürâât-ı nazîr sanatı vardır.