فَاَخَذَتْهُمُ الصَّيْحَةُ بِالْحَقِّ فَجَعَلْنَاهُمْ غُـثَٓاءًۚ فَبُعْداً لِلْقَوْمِ الظَّالِم۪ينَ ٤١
فَاَخَذَتْهُمُ الصَّيْحَةُ بِالْحَقِّ فَجَعَلْنَاهُمْ غُـثَٓاءًۚ فَبُعْداً لِلْقَوْمِ الظَّالِم۪ينَ
Fiil cümlesidir. فَ istînâfiyyedir. اَخَذَتْ fetha üzere mebni mazi fiildir. تْ te’nis alametidir. Muttasıl zamir هُمُ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. الصَّيْحَةُ fail olup damme ile merfûdur. بِالْحَقِّ car mecruru الصَّيْحَةُ ‘nin mahzuf haline mütealliktir.
فَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
جَعَلْنَا sükun üzere mebni mazi fiildir. Değiştirme anlamında kalp fiilidir. Mütekellim zamir نَا fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir هُمُ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. غُـثَٓاءً ikinci mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.
فَ atıf harfidir. بُعْداً mahzuf fiilin mef’ûlu mutlakı olup fetha ile mansubdur. Takdiri; ابعدوا بعدا (İyice uzaklaşın) şeklindedir. لِلْقَوْمِ car mecruru mahzuf fiile mütealliktir. Takdiri; قلنا (dedik) şeklindedir. Mekulü’l-kavli, mukadder söz ابعدوا بعدا olarak, mahallen mansubdur.
الظَّالِم۪ينَ kelimesi, قَوْمِ ‘in sıfatı olup cer alameti ي ‘dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır.
Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.
Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.
Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat 2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.
1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar 2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.
1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.
2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.
Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Mef’ûlü mutlak: Fiil ile aynı kökten gelen masdardır. Mef’ûlü mutlak harfi cer almaz. Harfi cer alırsa hal olur. Mef’ûlü mutlak cümle olmaz. Mef’ûlü mutlak 3’e ayrılır:
1) Tekid (Kuvvetlendirmek) İçin: Fiilin manasını kuvvetlendirir. Masdar olur. Daima müfreddir. Fiilinden sonra gelir. Türkçeye “muhakkak, şüphesiz, gerçekten, çok, iyice, öyle ki” diye tercüme edilir.
2) Nev’ini (Çeşidini) Belirtmek İçin: Fiilin nasıl meydana geldiğini ve nev’ini bildirir. Nev’ini bildiren mef’ûlü mutlak umumiyetle sıfat veya izafet terkibi halinde gelir. Tesniye ve cemi de olabilir. Fiilinin önüne geçebilir. Türkçeye “gibi, şeklinde, aynen, tıpkı, tam” diye tercüme edilir.
3) Adedini (Sayısını) Belirtmek İçin: Failin yaptığı işin sayısını belirtir. Adedini bildiren mef’ûlü mutlak فَعْلَةً vezninden gelen bina-ı (masdar-ı) merreden yapılır.
مَرَّةً kelimesi de mef’ûlü mutlak olur. Fiilinin önüne geçebilir. Türkçeye “kere, defa” diye tercüme edilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
الظَّالِم۪ينَ , sülâsi mücerredi ظلم olan fiilin ism-i failidir.
İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
فَاَخَذَتْهُمُ الصَّيْحَةُ بِالْحَقِّ فَجَعَلْنَاهُمْ غُـثَٓاءًۚ
فَ , istînâfiyyedir. Mütekellimin Allah Teâlâ olduğu ayetin ilk cümlesi müspet mazi fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)
بِالْحَقِّ car mecruru, الصَّيْحَةُ ’nun mahzuf haline mütealliktir. Halin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.
فَاَخَذَتْهُمُ الصَّيْحَةُ cümlesinde istiare sanatı vardır. الصَّيْحَةُ kelimesi اَخَذَ fiilinin faili yapılarak kişileştirilmiş, iradesi olan bir canlıya benzetilmiştir. Sayha’nın bir şahıs gibi gelecek olması onun şiddetini, azametini artırmaktadır. Ayrıca ayette Allah tarafından olması onun korkunçluğunu tekit etmektedir. Bu ifadede mübalağa ve tecessüm sanatları da vardır.
اَخَذَ fiilinin, الصَّيْحَةُ kelimesine isnadı mecaz-ı aklîdir.
Akabindeki فَجَعَلْنَاهُمْ غُـثَٓاءً cümlesi, makabline فَ ile atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır.
İki cümle arasında manen ve lafzen ittifak vardır.
Müspet mazi fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
فَجَعَلْنَاهُمْ fiilinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder. Azamet zamiri, ululuğu izhar etmedir.
Mef’ûl olan غُـثَٓاءً ‘deki nekrelik nev ve kesret ifade eder.
فَجَعَلْنَاهُمْ غُـثَٓاءً ifadesinde istiare sanatı vardır. Helak edilen insanlar, atılmış, işe yaramaz süprüntüye benzetilmiştir.Mübalağa için gelen bu üslupta tecessüm sanatı da vardır.
Sarsıntı Cebrail (a.s)’ın sarsıntısıdır, onları sarsmış ve yerle bir etmiştir.
اَخَذَ fiilinin, الصَّيْحَةُ kelimesine isnadı mecaz-ı aklîdir. Ya da burdada istiare vardır.
الصَّيْحَةُ bir görüşe göre, azap ve ölümün kendisidir. Diğer bir görüş göre ise tamamen yok edici şiddetli azaptır. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
بِالْحَقِّ , hak ettikleri demektir. Çünkü onlar helak edilmesi gereken kimselerdi. Ya da bu ifade (Allah’ın adaleti olarak) anlamındadır. Bu durumda بِالْحَقِّ car mecruru bir kimse kararlarında adil olduğu zaman kullanılan فُلاَنٌ يَقضى بِالْحَقِّ (falan kişi adilce karar verir) ifadesindeki kullanıma benzer. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)
Bu sayhanın hak olması, engellenmesi mümkün olmayan sabit hadise demektir, yahut Allah'tan (c.c) adalet olarak, yahut doğru vaat olarak, demektir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
فَجَعَلْنَاهُمْ غُـثَٓاءً [Onları çer-çöp kıldık] cümlesinde teşbîhi belîğ vardır. Zira vech-i şebeh (benzetme yönü) ile teşbih edatı hazf edilmiştir. "Hızla yok olma ve değersizlik hususunda onları çer çöp gibi kıldık" demektir. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefâsîr)
فَبُعْداً لِلْقَوْمِ الظَّالِم۪ينَ
فَبُعْداً لِلْقَوْمِ الظَّالِم۪ينَ cümlesi, takdiri قلنا (dedik) olan mahzuf fiilin mekulü’l kavlidir. Bu takdire göre müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan cümle فَاَخَذَتْهُمُ الصَّيْحَةُ cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Mekulü’l kavl cümlesinde îcâz-ı hazif sanatı vardır. بُعْداً , takdiri ابعدوا olan mahzuf fiilin mef’ûlu mutlakıdır. Bu takdire göre cümle, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber talebî kelamdır.
الظَّالِم۪ينَ kelimesi لِلْقَوْمِ için sıfattır. Sıfat, mevsûfunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır.
Ayetin son cümlesi, haber formunda olduğu halde, beddua manasına geldiği için muktezâ-i zâhirin hilafına olarak mecaz-ı mürsel mürekkebdir.
بُعْداً (uzak olsun), سُحْقاً (defolsun), دَفَراً (pis kokulu) vb. kelimeler fiil yerine kullanılan masdarlardandır. Sîbeveyhi bu mastarlar hakkında, açıkça ifade edilerek kullanılmayan fiillerle mansubdurlar demiştir. Ayette بُعْداً kelimesi, بعدوا (helâk oldular) anlamındadır. Bu kelime tıpkı رَشِداً - رُشْداً / رَشَداً gibi, بَعِد - بُعْداً / بَعَدًا şeklinde gelir. (Zemahşeri,Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t- Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t - Te’vîl)
ظَّالِم۪ينَ [Zalimler] ifadesi, def olup gitmeleri yönünde beddua edilen kimseleri açıklamakta olup tıpkı هَيْتَ لَكَ [Sen! Gel haydi!”] (Yûsuf 12/23) ifadesindeki ve لِمَا تُوعَدُون (size vadedilen şey) ifadesindeki kullanım gibidir. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t- Te’vîl)
فَبُعْداً لِلْقَوْمِ الظَّالِم۪ينَ [Zalimler kavmi için artık uzaklık!] ifadesinin habere de duaya da ihtimali vardır. بُعْداً kelimesi, بَعُدَ 'nin masdarıdır ki helak olmaktır. Bu, fiili açık kullanılmayan masdarlardandır. لِ da uzak olması için beddua edileni beyan etmek içindir. هُمْ zamiri yerine zahir ismin kullanılması bunun illetini bildirmek içindir. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)
بُعْداً : Bu ifade, "hayır ve iyiliklerden uzaklaştırma" demek olan, "lanet" kelimesi gibidir. Allah Teâlâ bunu, onları hafife alıp onları hor ve hakir kılma üslubunda getirmiştir. Allah, onların başına bu azabı, ahirette onların başına gelecek olan nimet ve mükâfatlardan uzak olma azabının, kendilerinden sonrakilere bir ibret olsun diye, şu anda başlarına gelenden daha büyük olduğunu göstersin diye indirmiştir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)