قَالَ عَمَّا قَل۪يلٍ لَيُصْبِحُنَّ نَادِم۪ينَۚ ٤٠
قَالَ عَمَّا قَل۪يلٍ لَيُصْبِحُنَّ نَادِم۪ينَۚ
Fiil cümlesidir قَالَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. Mekulü’l-kavl, mukadder kasem cümlesidir. قَالَ fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur. مَا harfi zaiddir.
عَنْ قَل۪يلٍ car mecruru نَادِم۪ينَ veya يُصْبِحُنَّ ‘ye mütealliktir.
لَ harfi, mahzuf kasemin cevabının başına gelen muvattiedir.
اَصْبَحَ nakıs, mebni mazi fiildir. كان gibi isim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.
يُصْبِحُنَّ nakıs, mahzuf ن' un sübutuyla merfû muzari fiildir. يُصْبِحُنَّ ‘nin ismi, iki sakin bir araya geldiği için zamir olan cemi و' ı mahzuftur. Fiilinin sonundaki نَّ , tekid ifade eden nûn-u sakiledir. نَادِم۪ينَ kelimesi يُصْبِحُنَّ ‘nin haberi olup nasb alameti ي ‘dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır.
Tekid nunları, bitiştikleri fiile istikbal manası kazandıran bir edatın veya durumun bulunması halinde muzari fiilin sonuna gelirler. (Soru, arz, tekid lamı, ummak, teşvik, nehiy, temenni ve yemin gibi.)
يُصْبِحُنَّ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi صبح ’dır.
İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.
نَادِم۪ينَ , sülâsi mücerredi ندم olan fiilin ism-i failidir.
İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
قَالَ عَمَّا قَل۪يلٍ لَيُصْبِحُنَّ نَادِم۪ينَۚ
Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Halidî, Vakafat, S.107)
قَالَ fiilinin mekulü’l-kavli kasem üslubunda gelmiştir. Kasem fiilinin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
Nun-u sakile ve mahzuf kasem ile tekid edilmiş عَمَّا قَل۪يلٍ لَيُصْبِحُنَّ نَادِم۪ينَۚ cümlesi, mukadder kasemin cevabıdır. Nakıs fiil اصبح ‘nın dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır. Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. لَيُصْبِحُنَّ ‘ya veya نَادِم۪ينَۚ ‘ye müteallik olan car mecrur عَمَّا قَل۪يلٍ siyaktaki önemine binaen amiline takdim edilmiştir.
Harfi cerin dahil olduğu مَّا , tekit ifade eden zaid harftir.
قَل۪يلٍ ‘deki nekrelik kıllet manasını tekit etmiştir.
Tekid ifade eden şeddeli نَّ , muzari fiilin sonuna bitişir. Tekid nunları bitiştikleri fiillere istikbal manası kazandıran bir edatın veya durumun bulunması halinde muzari fiilin sonuna gelirler. Bu ayette mahzuf kaseme işaret eden lam gelmiştir.
اصبح ’nın haberi olan نَادِم۪ينَ , ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin müsnedün ileyhteki istimrar ve istikrarına işaret etmiş, isim cümlesinin sübutunu artırmıştır.
İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Tekid nûnu çoğu zaman sarih kasem, gizli kasem ve nehiyden sonra gelir. Hal ve istikbal ifade eden muzari fiilin manasını sadece istikbal anlamına hamleder ve bu نَّ , fiilin üç defa tekidini sağlar. (Mehmet Altın, Kur’an’da Tekid Üslupları ve Çeşitleri, Şırnak Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 2017/3)
Bilinen ve tahmini kolay olan hususları zikrederek ibareyi uzatmamak, dikkati asıl önemli yere yönlendirmek, karineye dayanarak terk edilen şeyleri muhatabın düşünce ve hayal gücüne bırakarak anlam zenginliği kazanmak gibi sebeplerle hazfe başvurulur. (TDV İslam Ansiklopedisi Îcâz Bah.)
Kasem cümlesinin mahzuf olduğu durumda vurgu kasemin cevabına yapılır. Kasem cümlesini oluşturan kasem fiili, kasem edatı ve kasem edilen isim üçü birlikte hazf edilir. Fakat kasemin varlığı kasem cevabından anlaşılmaktadır. Bu form, Kur'an’da sıkça kullanılmıştır. (Nihat Tarı, Arap Dilinde Kasem Formları ve Kur'an-ı Kerim’e Özgü “La Uksimu” Formu ile İlgili Tartışmalar)
قَالَ عَمَّا قَل۪يلٍ [Rabbi dedi: Az bir zaman sonra] cümlesinde مَّا , azlık manasını tekid için zaid kılınmıştır ya da nekre-i mevsûfedir. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)
مَا ; tekid için zaid olarak gelmiştir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
قَل۪يلٍ (az) ifadesi tıpkı ماَرَأيْتُهُ قَديمًا وَحديثاً (onu ne eskiden ne de yakın zamanda gördüm) ifadesindeki قَديمًا ve حديثاً kelimeleri gibi zamanı nitelemektedir; عَنْ قَرِيباَ (yakında) ifadesi de bu manadadır. مَّا , sözü edilen sürenin azlığını ve kısalığını tekid eder. (Zemahşeri,Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t- Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t - Te’vîl)
عَمّا قَلِيلٍ car mecrurundaki عَنْ harfi mücaveze ifade eder. Bu tecavüz عَنْ harfinin mecazi anlamda gelerek بَعْدَ manasında müstear olmasıdır. İstiâre-i tebeiyyedir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
قَلِيلٍ kelimesi mahzuf bir mevsuf için sıfattır. Siyak veya zaman ifade eden fiillerden biri olan الإصْباح fiili bu mahzufa delalet eder. Bu yüzden Allah bu resule hemen bir zafer vadetmiştir. (Âşûr, Et- Tahrîr Ve’t-Tenvîr)