18 Haziran 2025
Mü'minûn Sûresi 28-42 (343. Sayfa)

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ  ...

Mü'minûn Sûresi 28. Ayet

فَاِذَا اسْتَوَيْتَ اَنْتَ وَمَنْ مَعَكَ عَلَى الْفُلْكِ فَقُلِ الْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذ۪ي نَجّٰينَا مِنَ الْقَوْمِ الظَّالِم۪ينَ  ٢٨


Sen ve beraberindeki kimseler, gemiye bindiğiniz zaman: “Bizi zalim kavmin elinden kurtaran Allah’a hamd olsun” de.

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 فَإِذَا zaman
2 اسْتَوَيْتَ yerleştiğiniz س و ي
3 أَنْتَ sen
4 وَمَنْ ve kimseler
5 مَعَكَ yanındaki
6 عَلَى üzerine
7 الْفُلْكِ gemi ف ل ك
8 فَقُلِ de ki ق و ل
9 الْحَمْدُ hamdolsun ح م د
10 لِلَّهِ Allah’a
11 الَّذِي
12 نَجَّانَا bizi kurtaran ن ج و
13 مِنَ -den
14 الْقَوْمِ kavim- ق و م
15 الظَّالِمِينَ zalim ظ ل م

فَاِذَا اسْتَوَيْتَ اَنْتَ وَمَنْ مَعَكَ عَلَى الْفُلْكِ فَقُلِ الْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذ۪ي نَجّٰينَا مِنَ الْقَوْمِ الظَّالِم۪ينَ

 

فَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ  ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اِذَا  şart manalı, cümleye muzâf olan, cezmetmeyen zaman zarfıdır. Vuku bulma ihtimali kuvvetli veya kesin olan durumlar için gelir. اسْتَوَيْتَ  ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.  

Fiil cümlesidir. اسْتَوَيْتَ  sükun üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir  تَ  fail olarak mahallen merfûdur.  اَنْتَ  munfasıl zamir  اسْتَوَيْتَ ‘deki zamiri tekid eder. 

مَنْ  müşterek ism-i mevsûl atıf harfi  وَ ‘la  اسْتَوَيْتَ ‘nin failine matuf, mahallen merfûdur.  مَعَكَ  mekan zarfı, mahzuf sılaya mütealliktir. Muttasıl zamir  كَ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.  عَلَى الْفُلْكِ  car mecruru  اسْتَوَيْتَ  fiiline mütealliktir. 

فَ  şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir.  

قُلِ  sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنت ‘dir. Mekulü’l-kavli,  الْحَمْدُ لِلّٰهِ ‘dir. قُلِ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur. 

İsim cümlesidir. الْحَمْدُ  mübteda olup damme ile merfûdur.  لِلّٰهِ  car mecruru mübtedanın mahzuf haberine mütealliktir. 

Müfred müzekker has ism-i mevsûl  الَّذ۪ي  lafza-i celâlin sıfatı olarak mahallen mecrurdur. İsm-i mevsûlun sılası  نَجّٰينَا ‘dir. Îrabdan mahalli yoktur. 

نَجّٰي  elif üzere mukadder fetha ile mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. Mütekellim zamir  نَا  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. مِنَ الْقَوْمِ  car mecruru  نَجّٰينَا  fiiline mütealliktir. الظَّالِم۪ينَ  kelimesi  الْقَوْمِ ‘nin sıfatı olup, cer alameti  ي ‘dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır. 

(إِذَا): Cümleye muzâf olan zarflardandır. Kendisinden sonra gelen muzâfun ileyh cümlesi aynı zamanda şart cümlesidir.  (إِذَا) dan sonraki şart cümlesinin, fiili, mazi veya muzâri manalı olur. Cevabı ise umûmiyetle muzâri olur, mazi de olsa muzâri manası verilir: 

a) (إِذَا)  fiil cümlesinden önce gelirse, zarf (zaman ismi); isim cümlesinden önce gelirse (mufâcee=sürpriz) harfi olur. b) (إِذَا)  nın cevap cümlesi, iki muzâri fiili cezmedenlerin cevap cümleleri gibi mâzi, muzâri, emir, istikbâl, isim cümlesi... şeklinde gelir. Cevabın başına (ف) ‘nın gelip gelmeme durumu, iki muzâri fiili cezmedenlerinkiyle aynıdır. c)  Sükûn üzere mebnîdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Te’kid: Tabi olduğu kelimenin veya cümlenin manasını kuvvetlendiren, pekiştiren, manasındaki kapalılığı gideren ve aynı irabı alan sözdür. Te’kide “tevkid” de denilir. Te’kid eden kelimeye veya cümleye “te’kid (müekkid- ٌمُؤَكِّد)”, te’kid edilen kelime veya cümleye de “müekked (مَؤَكَّدٌ)” denir. Te’kid, çoğunlukla muhatabın zihninde iyice yerleşmesi veya onun tereddüdünü gidermek için yapılan vurguya denir. Te’kid, lafzî ve manevi olmak üzere ikiye ayrılır.  

Lafzi te’kid: Harfin, fiilin, ismin hatta cümlenin tekrarı ile olur. Zamirler zamir ile te’kid edilebilirler. Bu durumda sayı ve cinsiyet yönünden te’kid müekkede uyar. 

Manevi te’kid: Manevi te’kit marifeyi tekit eder, belirli kelimelerle yapılır. Bu kelimeler: كُلُّ , اَجْمَعُونَ , اَجْمَعِينَ dir. Ayette lafzi tekid şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Has ism-i mevsûller marife isimden sonra geldiğinde kelimenin sıfatı olur. Cümledeki yerine göre onun unsuru (Fail, mef’ûl,muzâfun ileyh) olur. (Arapça Dil Bilgisi, Nahiv, Dr. M.Meral Çörtü,s; 44)

اسْتَوَيْتَ  fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi  سوي ’dir.

İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.

نَجّٰي  fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi  نجو ’dir.

Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.

الظَّالِم۪ينَ , sülâsî mücerredi  ظلم  olan fiilin ism-i failidir.

İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

فَاِذَا اسْتَوَيْتَ اَنْتَ وَمَنْ مَعَكَ عَلَى الْفُلْكِ فَقُلِ الْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذ۪ي نَجّٰينَا مِنَ الْقَوْمِ الظَّالِم۪ينَ

 

فَ , atıf harfidir. Ayet atıf harfi  فَ  ile önceki ayetteki  فَإِذَا جَاءَ أَمْرُنَا  cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. İki cümle arasında lafzen ve manen mutabakat vardır. 

Şart üslubundaki terkipte  اِذَا , şart manalı, cümleye muzâf olan, cezmetmeyen zaman zarfıdır. Müteallakı, şartın cevap cümlesidir. اِذَا ’nın muzâfun ileyhi konumunda olan şart cümlesi  فَاِذَا اسْتَوَيْتَ اَنْتَ , müspet mazi fiil sıygasında gelerek temekkün ve istikrar ifade etmiştir.

اَنْتَ  muttasıl zamiri,  اسْتَوَيْتَ ‘deki zamiri tekid için gelmiştir.  مَنْ  müşterek ism-i mevsûlu,  اسْتَوَيْتَ  fiilinin failine matuftur. Sılası mahzuftur.  مَعَكَ , bu mahzuf sılaya mütealliktir. Sılanın hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.

ف  karinesiyle gelen cevap cümlesi olan  فَقُلِ الْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذ۪ي نَجّٰينَا مِنَ الْقَوْمِ الظَّالِم۪ينَ , emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.

Şart ve cevap cümlelerinden oluşmuş terkip, şart üslubunda talebî inşâî isnaddır.

Muktezayı zahire göre cemi sıygada gelmesi beklenen  قُلِ  fiilinin müfret sıygayla gelmesi, iltifat sanatıdır.

قُلْ  fiilinin mekulü’l-kavl cümlesi olan  الْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذ۪ي نَجّٰينَا مِنَ الْقَوْمِ الظَّالِم۪ينَ , sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır. Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. Mübteda olan  الْحَمْدُ ’nün haberi mahzuftur.  لِلّٰهِ  bu mahzuf habere mütealliktir.

Müsnedün ileyh  الْحَمْدُ ‘nün cins ifade eden el takısıyla gelmesi kasr ifade etmiştir.

لِلّٰهِ  lafzındaki  ل  harfi tahsis ifade eder. (Sâbûnî, Safvetü't Tefasir)

İki tekit hükmündeki kasr, mübteda ve haber arasındadır.  اَلْحَمْدُ , maksur/mevsûf, لِلّٰهِ , maksurun aleyh/sıfat, olmak üzere, kasr-ı mevsûf ale’s-sıfattır. Yani müsnedün ileyhin, bu müsnede has olduğu ifade edilmiştir.

Mecrur haber, vasıf kuvvetindedir. Haber olarak gelen mecrurlar, zarflar, mübtedanın bununla vasıflandığını ifade ederler. Nahiv alimlerinin açıkladığı gibi kelamda  كائِنٍ  benzeri bir müstekar takdiriyle husûl ve sübut ifade eder. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr Şuarâ/113)

İsim cümlesinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle  istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meani İlmi)

Lafza-i celâlin sıfatı konumundaki has ism-i mevsûl  االَّذ۪ي ’nin sıla cümlesi  نَجّٰينَا مِنَ الْقَوْمِ الظَّالِم۪ينَ , mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107) 

Mekulü’l-kavl, haber üslubunda geldiği halde dua manasındadır. Dolayısıyla muktezâ-i zâhirin hilafına durum oluşmuştur. Cümle mecaz-ı mürsel mürekkebdir.

الظَّالِم۪ينَ  kelimesi  الْقَوْمِ  için sıfattır. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır. Kafirlerin zalim olmakla sıfatlanması, tahkir ifadesinin yanında küfrün, zulüm olduğunu vurgulamıştır. 

“Şayet beraberindeki kimselerle birlikte sen de gemiye yerleştiğinde” ifadesi yerleştiğinizde anlamına geldiği için, de yerine, çoğul olarak deyiniz denmesi gerekmiyor muydu? derseniz, şöyle derim: Tekil olarak Nuh (a.s)’a hitap edilmiştir, çünkü o onların peygamberi ve önderidir, dolayısıyla onun söylemesi, hepsinin söylemesi anlamına gelir. Üstelik sadece ona hitap edilmesinde nübüvvet makamının üstünlüğüne ve rubûbiyet makamının büyüklüğüne, bu makama muhatap olma seviyesine ancak melek ya da peygamberlerin yükselebileceğine işaret bulunmaktadır. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t- Te’vîl; Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

اَنْجَيَ  fiili  اِفعال  babından olup zorluktan ve sıkıntıdan kurtarma konusunda hızlı olunması gereken durumlarda kullanılır. Aynı kökten türeyen  نَجَّي  fiili ise  تفعيل  babındandır ve çoğunlukla kurtarma fiilinde bir müddet bekleme ve ona zaman tanımanın söz konusu olduğu yerlerde kullanılır. (Fâdıl Sâlih Sâmerrâî, Kur’an Kelimelerinin Sırlı Dünyası, s. 113)

Mü'minûn Sûresi 29. Ayet

وَقُلْ رَبِّ اَنْزِلْن۪ي مُنْزَلاً مُبَارَكاً وَاَنْتَ خَيْرُ الْمُنْزِل۪ينَ  ٢٩


Yine de ki: “Ey Rabbim! Beni bereketli bir yere kondur. Sen, konuk edenlerin en hayırlısısın.”

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَقُلْ ve de ki ق و ل
2 رَبِّ Rabbim ر ب ب
3 أَنْزِلْنِي beni indir ن ز ل
4 مُنْزَلًا bir inişle ن ز ل
5 مُبَارَكًا mübarek ب ر ك
6 وَأَنْتَ ve sen
7 خَيْرُ en hayırlısısın خ ي ر
8 الْمُنْزِلِينَ konuklayanların ن ز ل

وَقُلْ رَبِّ اَنْزِلْن۪ي مُنْزَلاً مُبَارَكاً وَاَنْتَ خَيْرُ الْمُنْزِل۪ينَ

 

Fiil cümlesidir. وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

قُلْ  sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنت ‘dir. Mekulü’l-kavli, رَبِّ اَنْزِلْن۪ي ‘ dir. قُلْ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur. 

Nida harfi mahzuftur. Münada olan  رَبَّ  muzâf olup, mukadder fetha ile mansubdur. Mütekellim  يَ ’ sı mahzuf olup, kelimenin sonundaki kesra muzâfun ileyhten ivazdır. 

اَنْزِلْن۪ي  sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنت ‘dir. Sonundaki  نِ  vikayedir. Mütekellim zamiri  ي  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.  مُنْزَلاً  mef’ûlu mutlak olup fetha ile mansubdur. مُبَارَكاً  kelimesi  مُنْزَلاً ‘nin sıfatı olup fetha ile mansubdur.

وَاَنْتَ خَيْرُ الْمُنْزِل۪ينَ  cümlesi,  اَنْزِلْن۪ي ‘deki failin hali olarak mahallen mansubdur.  

İsim cümlesidir. وَ  haliyyedir. Munfasıl zamir  اَنْتَ  mübteda olarak mahallen merfûdur. خَيْرُ  mübtedanın haberi olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. الْمُنْزِل۪ينَ  muzâfun ileyh olup cer alameti  ي ‘dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır. 

Mef’ûlu mutlak: Fiil ile aynı kökten gelen masdardır. Mef’ûlu mutlak harf-i cer almaz. Harf-i cer alırsa hal olur. Mef’ûlu mutlak cümle olmaz. Mef’ûlu mutlak üçe ayrılır:

1. Tekid (Kuvvetlendirmek) İçin: Fiilin manasını kuvvetlendirir. Masdar olur. Daima müfreddir. Fiilinden sonra gelir. Türkçeye “muhakkak, şüphesiz, gerçekten, çok, iyice, öyle ki” diye tercüme edilir.

2. Nev’ini (Çeşidini) Belirtmek İçin: Fiilin nasıl meydana geldiğini ve nev’ini bildirir. Nev’ini bildiren mef’ûlu mutlak umumiyetle sıfat veya izafet terkibi halinde gelir. Tesniye ve cemi de olabilir. Fiilinin önüne geçebilir. Türkçeye “gibi, şeklinde, aynen, tıpkı, tam” diye tercüme edilir.

3. Adedini (Sayısını) Belirtmek İçin: Failin yaptığı işin sayısını belirtir. Adedini belirten mef’ûlu mutlak  فَعْلَةً  vezninden gelen bina-ı (masdar-ı) merreden yapılır.

مَرَّةً  kelimesi de mef’ûlu mutlak olur. Fiilinin önüne geçebilir. Türkçeye “kere, defa” diye tercüme edilir. Burada tekid için gelmiştir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.

Hal sahibu’l-hale ya  و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 

1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette isim cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)  

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar. 

Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

اَنْزِلْن۪ي  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi نزل ’dir. 

İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.

مُنْزِل۪ينَ ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir. 

İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

مُبَارَكاً , sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan mufâ’ale babının ism-i mef’ûlüdür. مُنْزَلاً , sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i mef’ûlüdür.  

خَيْرُ  ; ism-i tafdil kalıbıdır. İsmi tafdil; bir vasfın, bir hususun bir varlıkta diğer bir varlıktan daha fazla olduğunu ifade eder. İsmi tafdil  اَفْضَلُ  veznindendir. İsmi tafdilin sıfatı müşebbeheden farkı; renk, şekil, uzuv noksanlığı ifade etmemesidir. Müennesi  فُعْلَى  veznindedir. 

İsmi tafdilden önce gelen isme “mufaddal”, sonra gelen isme “mufaddalun aleyh’’ denir. Mufaddal ve mufaddalun aleyhi bazen açıkça cümlede göremeyebiliriz. Bu durumda mufaddal ve mufaddalun aleyh cümlenin gelişinden anlaşılır. 

خَيْرٌ  ve  شَرٌّ  kelimeleri Kur’an-ı Kerim’de umumiyetle ismi tafdil manasında gelmiştir. Bunların asılları  اَخْيَرُ  ve  اَشْرَرُ  veznindedir. Çok kullanıldıklarından dolayı Arap dilbilgisinde bu şekilde gelmektedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

وَقُلْ رَبِّ اَنْزِلْن۪ي مُنْزَلاً مُبَارَكاً وَاَنْتَ خَيْرُ الْمُنْزِل۪ينَ

 

Ayet, atıf harfi وَ  ’la önceki ayetteki …  وَقُلْ  cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Bu ayette de Allah Teâlâ, Hz. Nuh’a dua etmesini emrediyor. Emir üslubunda talebî inşaî isnaddır.  

قُلْ  fiilinin mekulü’l-kavli olan  رَبِّ  cümlesi, nida üslubunda talebî inşaî isnaddır.

Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. Nida harfi ve münada olan  رَبِّ  izafetinde muzâfun ileyhin hazfi, mütekellimin münadaya yakın olma isteğine işarettir.

Veciz anlatım kastıyla gelen,  رَبّ۪  izafetinde Rab ismine muzâfun ileyh olan mütekellim zamiri dolayısıyla Hz. Peygamber şan ve şeref kazanmıştır. Kelimenin sonundaki esre muzafun ileyhten ivazdır. 

Nidanın cevabı olan  اَنْزِلْن۪ي مُنْزَلاً مُبَارَكاً  cümlesi, emir üslubunda talebî inşaî isnaddır. 

Emir üslubunda gelmiş olmasına rağmen dua manasında olduğu için cümle, mecaz-ı mürsel mürekkebdir.

مُبَارَكاً  mef’ûlu mutlak olan  مُنْزَلاً  için sıfattır. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.

Ayetin sonunda müştakı zikredilen  اَنْزِلْن۪ي  kelimesinde irsâd sanatı vardır.   

Ayetin sonundaki hal  وَ ‘ıyla gelen  وَاَنْتَ خَيْرُ الْمُنْزِل۪ينَ  cümlesi, mübteda ve haberden müteşekkil sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Müsned olan  خَيْرُ , ism-i tafdil kalıbında gelerek mübalağa ifade etmiştir. 

Bu kalıp bu vasfın müsnedün ileyhteki sürekli varlığına, sıfatın, mevsufun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret ederek isim cümlesinin sübutunu artırmıştır.

İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Müsnedin  خَيْرُ الْمُنْزِل۪ينَ  şeklindeki izafet formu, faydayı çoğaltmak, daha kâmil bir hale getirmek içindir. Bu izafette خَيْرُ  sıfat olmasına rağmen  الْمُنْزِل۪ينَ ‘nin önüne geçmiş ve mevsufuna muzâf olmuştur. ‘Hayırlı ağırlayan, yerine [ağırlayanların en hayırlısı] buyrulmuştur. Bu ifadede mübalağa vardır. Sıfat tamlaması, izafetin verdiği manayı karşılayamaz.

İzafette bu kişinin bu özelliği ile tanındığı, meşhur olduğu ve bu özelliğin onun tabiatı, karakteri haline geldiği manası vardır. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri C.7 S. 238) 

اَنْزِلْن۪ي - مُنْزَلاً - مُنْزِل۪ينَ  kelimeleri arasında cinâs-ı iştikak ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

وَاَنْتَ خَيْرُ الْمُنْزِل۪ينَ [Sen indirenlerin en hayırlısısın] duaya uygun bir övgüdür. Duasına bunu katmasını emretmiştir, çünkü bunda mübalağa ve icabete vesile vardır. Gemidekilerle dediği halde burada tekil kullanılması faziletini göstermek içindir ve şunu da belirtmek içindir ki, duası onlarınkinin de yerine geçer. Çünkü onları da kuşatır. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)

Hz. Nuh'un yanındakiler de kendisiyle beraber gemiye yerleşip kurtuldukları halde bu emrin yalnız kendisine verilmesi, onun faziletini göstermek ve onun duasının, başkasının duasına ihtiyaç bırakmadığını zımnen bildirmek içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

Mü'minûn Sûresi 30. Ayet

اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ وَاِنْ كُنَّا لَمُبْتَل۪ينَ  ٣٠


Şüphesiz bu olayda ibretler vardır. Biz gerçekten (kullarımızı) imtihan ederiz.

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 إِنَّ şüphesiz
2 فِي vardır
3 ذَٰلِكَ bunda
4 لَايَاتٍ nice ibretler ا ي ي
5 وَإِنْ gerçi
6 كُنَّا biz ك و ن
7 لَمُبْتَلِينَ (onları) sınıyorduk ب ل و

اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ وَاِنْ كُنَّا لَمُبْتَل۪ينَ

 

İsim cümlesidir.  اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir, ismini nasb haberini ref eder.  

ف۪ي ذٰلِكَ  car mecruru  اِنَّ ‘nin mahzuf mukaddem haberine mütealliktir. ل  harfi buud yani uzaklık bildiren harf,  ك  muhatap zamiridir.

لَ  harfi  اِنَّ ’nin haberinin başına gelen lam-ı muzahlakadır. اِنَّ ‘nin ismi haberinden sonra gelmesi halinde bu lam, ismin başına gelebilir. (Hasan Akdağ, Arap Dilinde Edatlar)  

اٰيَاتٍ  kelimesi  اِنَّ ’nin muahhar ismi olup nasb alameti kesradır. Cemi müennes salim kelimeler hareke ile îrablanır.

وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اِنْ  tekid ifade eden muhaffefe  اِنَّ ’dir. İsmi olan şan zamiri mahzuftur. Takdiri;  أنه  şeklindedir. كُنَّا ‘nın dahil olduğu cümle muhaffefe  اِنْ ‘in haberi olarak mahallen merfûdur. 

كَانَ  nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder. 

كُنَّا  nakıs, sükun üzere mebni mazi fiildir. نَّا  mütekellim zamiri  كُنَّا ’nın ismi olarak mahallen merfûdur. 

لَ  harfi,  اِنْ ‘in muhaffefe  اِنَّ  olduğuna delalet eden lam-ı farikadır. 

مُبْتَل۪ينَ  kelimesi  كُنَّا ’nın haberi olup nasb alameti  ي ‘dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır. 

Tekid lamı diye isimlendirilen bu lamın kullanımı oldukça yaygındır. Fethalı olarak kullanılan bu lam, sadece ismin ve muzari fiilin başına dahil olur. İsim cümlesinin başına  اِنَّ  edatı gelince cümlenin başında gelmesi gereken lam-ı ibtida, اِنَّ ‘nin haberinin başına kayar. Bundan dolayı lam-ı muzahlaka olarak da adlandırılır. (Mehmet Altın , Kur’ân’da Te’kid Üslupları ve Çeşitleri ) 

Şan zamirleri: Müfred gaib ve gaibe (3. tekil şahıs zamiri)nde kendisine dikkat çekilmek istenen bir iş için kullanılır. İkisine birden iş zamiri denir.

Müzekkerine > zamiruş şan (هُوَ – هُ) Müennesine > zamirul kıssa (هِيَ – هَا)

Zamirler normalde kendinden önceki ismi açıklarken, zamiruş-şan/kıssa ise kendinden sonraki kısma dikkat çeker. Şan zamiri “Benden sonra bir cümle gelecek; gelecek olan o cümle çok önemli” mesajı verir. İş zamirleri 3’e ayrılır: Munfasıl (ayrı iş zamirleri >هُوَ – هِيَ) mübteda olarak kullanılır. Muttasıl (bitişik iş zamirleri >ىهُ – هَا) huruf-u müşebbehe bil fiil veya efali kulûb ile kullanılır. Mahzuf iş zamiri (hazfolmuş iş zamiri)  كَأَنَّ ، أَنَّ ، إنَّ ‘nin muhaffefleri olan كَأَنْ , أَنْ , إِنْ ’den sonra hazfedilmiş olarak gelir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

مُبْتَل۪ينَ , sülâsi mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan iftiâl babının ism-i failidir.

İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ وَاِنْ كُنَّا لَمُبْتَل۪ينَ

 

Ayet istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. 

Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.

Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden  اِنَّ  ve lam-ı muzahlaka ile tekid edilmiş isim cümleleri, çok muhkem/sağlam cümlelerdir.

Cümlede takdim-tehir ve îcâz-ı hazif sanatları vardır.  ف۪ي ذٰلِكَ , mahzuf mukaddem habere mütealliktir.  اِنَّ ’nin muahhar ismi olan  لَاٰيَاتٍ ’e dahil olan  لَ , tekid ifade eden lam-ı muzahlakadır.

Ayetin başında söylenen hususları net bir şekilde göstererek dikkati çekmek, muhatabın zihnine iyice yerleştirmek ve onları yüceltmek kastıyla gelen işaret ismi  ذٰلِكَ ’de istiare sanatı vardır. ذٰلِكَ  ile Allah’ın hükümleri, elle tutulur gözle görülür maddi bir şey yerine konmuştur. Bu ifadede mübalağa ve tecessüm sanatları da vardır. اِنَّ ’nin haberi olarak takdimi de önemine işaret etmektedir. 

Bilindiği gibi işaret ismi, mahsus şeyler için kullanılır. Ama burada olduğu gibi aklî şeyler için kullanıldığında istiare olur. Câmi’; her ikisinde de “vücudun tahakkuku”dur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Beyan İlmi)

ذٰلِكَ  ile muşârun ileyh en kâmil bir şekilde ayırt edilir. Dil alimleri sadece mühim bir haber vermek istedikleri zaman muşârun ileyhi bu işaret ismiyle kamil olarak temyiz ederler. Çünkü bu şekilde işaret ederek verdikleri haber başka hiçbir kelamdan bu kadar açık bir şekilde ortaya konmaz. (Muhammed Ebu Mûsâ, Hâ-Mîm Sûreleri Belâgî Tefsiri, Duhan/57, C. 5, s.190)

İşaret ismine dahil olan  ف۪ي  harfinde istiare-i tebeiyye vardır. ف۪ي  harfindeki zarfiyet manası dolayısıyla işaret edilenler içine girilebilen bir şeye benzetilmiştir. Burada  ف۪ي  harfi kendi manasında kullanılmamıştır. İşaret edilenler hakiki manada zarfiyeye yani içine girilmeye müsait değildir. Bahsedilenlerin derecesinin yüksekliğini ifade etmek üzere bu harf kullanılmıştır. Câmi’, her ikisindeki mutlak irtibattır.

وَاِنْ كُنَّا لَمُبْتَل۪ينَ  cümlesi, atıf harfi  وَ ‘la makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Muhaffefe  اِنَّ ‘nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.   

اِنْ ’nin haberi olan  كُنَّا لَمُبْتَل۪ينَ  cümlesi,  nakıs fiil  كَان ‘nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden  isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır.

كَان ’nin haberine dahil olan lâm-ı farika,  اِنْ ‘in muhaffefe  اِنَّ  olduğuna işaret eder.

İsim cümlesinde müsned   لَمُبْتَل۪ينَ , ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin müsnedün ileyhteki istimrar ve istikrarına işaret ederek isim cümlesinin sübutunu artırmıştır.

İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

كَانَ ’nin haberi isim olarak geldiğinde, haberi isminin içine karışır ve adeta onun mahiyetinden bir cüz olur. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâğî Tefsiri 5, Duhan s. 124)

Gerçekten bunda yani Nuh'un ve geminin durumu ile kâfirlerin helak edilmesinde ayetler vardır, yani Yüce Allah'ın kudretinin kemâline belgeler vardır. O'nun peygamberlerine yardımcı olup düşmanlarını helak edeceğine dair deliller vardır. (Kurtubî, El-Câmi’ li-Ahkâmi’l-Kur’ân)

وَاِنْ كُنَّا لَمُبْتَل۪ينَ [Biz elbette deneyenleriz.] Yani Bizler, sizden önceki ümmetleri mutlaka denemişizdir. Onlara peygamberler göndermek suretiyle onları sınadık. Böylelikle kimin itaat ettiği, kimin isyan ettiği ortaya çıksın ve melekler onların hallerini açıkça bilsin. Yoksa yüce Rabbin bilmediği birşey ortaya çıksın, manasına değildir. (Kurtubî, El-Câmi’ li-Ahkâmi’l-Kur’ân)

İsim cümleleri sübut ifade eder. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Mü'minûn Sûresi 31. Ayet

ثُمَّ اَنْشَأْنَا مِنْ بَعْدِهِمْ قَرْناً اٰخَر۪ينَۚ  ٣١


Sonra onların (Nûh kavminin) ardından başka bir nesil yarattık.

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 ثُمَّ sonra
2 أَنْشَأْنَا yetiştirdik ن ش ا
3 مِنْ -ndan
4 بَعْدِهِمْ onların ardı- ب ع د
5 قَرْنًا bir nesil ق ر ن
6 اخَرِينَ başka ا خ ر
Eski müfessirlerin bir kısmı, bu âyetlerde ismi verilmeden kendisinden söz edilen neslin Semûd kavmi ve onlara gönderilen peygamberin Sâlih aleyhisselâm olduğu kanaatindedirler (meselâ bk. Taberî, XVIII, 19); çoğunluk tarafından ise bu neslin Âd kavmi, peygamberin de Hûd aleyhisselâm olduğu söylenmiştir (bk. Zemahşerî, III, 47; Râzî, XXIII, 97). Bununla birlikte burada sözü edilen peygamberin davet ettiği tevhid ilkesi, esasen Kur’an’da adı geçen peygamberlerin gerçekleştirmeye çalıştıkları ortak davadır. Hz. Muhammed de dahil olmak üzere bütün peygamberlere karşı mücadele verenler, bu kıssadakiler gibi genellikle eşraftan hali vakti yerinde, çıkarlarına uygun düştüğü için mevcut sistem ve telakkiden memnun olan kesimlerdi. Bunlar umumiyetle hak peygamberin getirdiği sistemi kendi toplumsal ve ekonomik statüleri için tehlikeli görmüşler; özellikle herkes gibi bu mütegallibe zümresinin de yapıp ettiklerinden dolayı sorumlu tutulacaklarını bildiren, böylece toplumda mutlak bir hak ve adalet bilincinin uyanmasını hedefleyen âhiret inancıyla ilgili tebliğleri reddetmişlerdir. Bunlar, âhiret inancının toplum tarafından benimsenmesini kendi konumları için tehlikeli ve rahatsız edici bulmuşlar; bunu yaparken de ilgili peygamberin Allah’tan haberler getirecek olağan üstü özellikler taşımadığını, herkes gibi onun da sıradan biri olduğunu ileri sürerek onu gözden düşürmeye çalışmışlardır. Aslında bu iddialar, peygamberin görünürdeki insanî özelliklerini abartılı ifadelerle öne çıkararak insanların dikkatlerini peygamberin tebliğlerindeki dinî ve ahlâkî ilkelerde bulunan gerçekliğe çevirmelerini önlemeyi amaçlayan kurnazca bir plandan, bir saptırmadan başka bir şey değildi. Sonuç olarak söz konusu âyetlerde pek çok peygamberin yaşadığı ortak bir tecrübenin dile getirildiği görülmektedir. Bu durumda Muhammed Esed’in, bu âyetlerde belli bir peygamber ve kavimden söz edilmediği, burada anlatılanların, “Allah’ın bütün peygamberlerine ve onların her birinin peygamber olarak yaşadıkları tecrübelerde tekrarlanan benzer çizgilere ilişkin genel bir atıf durumunda” olduğu şeklindeki görüşüne (II, 694) katılmak mümkündür.
 
 Bu âyetlerde sözü edilen inkârcı zümrenin, peygamberin kişiliğine ve âhiret hayatına ilişkin iddiaları Kur’an’da muhtelif vesilelerle cevaplandırılıp reddedildiği için burada bir defa daha tekrarlanmasına gerek görülmemiş, sadece uğrayacakları acı âkıbete dikkat çekilmekle yetinilmiştir.

ثُمَّ اَنْشَأْنَا مِنْ بَعْدِهِمْ قَرْناً اٰخَر۪ينَۚ

 

Fiil cümlesidir.  ثُمَّ  tertip ve terahi ifade eden atıf harfidir. اَنْشَأْنَا  sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir  نَا  fail olarak mahallen merfûdur. مِنْ بَعْدِ  car mecruru  اَنْشَأْنَا  fiiline mütealliktir. Muttasıl zamir  هِمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

قَرْناً  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.  اٰخَر۪ينَۚ  kelimesi  قَرْناً ‘ın sıfatı olup, nasb alameti ي ‘dir. Cemi müzekker salim kelimeler harf ile irablanır.

ثُمَّ ; Matuf ve matufun aleyh arasında hem sıra olduğunu hem de fiillerin meydana gelişi arasında uzun bir sürenin bulunduğunu gösterir. Süre bakımından  فَ   harfinin zıttıdır.  ثُمَّ  ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar. 

Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اَنْشَأْنَا  fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi  نشأ ’dir.

İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.

ثُمَّ اَنْشَأْنَا مِنْ بَعْدِهِمْ قَرْناً اٰخَر۪ينَۚ

 

Ayet, tertip ve terahi ifade eden  ثُمَّ  ile makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Halidî, Vakafât, S.107)

اَنْشَأْنَا  fiilinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder. Azamet zamiri, ululuğu izhar etmedir. 

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. اَنْشَأْنَا  fiiline müteallik  مِنْ بَعْدِهِمْ  car mecruru, konu bu kavim olduğu için mef’ûle takdim edilmiştir.

Mef’ûl olan  قَرْناً ’ deki nekrelik, cins ve tazim ifade eder. 

اٰخَر۪ينَ  kelimesi  قَرْناً  için sıfattır. Sıfat, mevsûfunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır.

قَرْن  kelimesinin tekil olmasına rağmen manasının çoğul olması dolayısıyla  اٰخَر۪ينَ  çoğul olarak gelmiştir.

قرن ; bir zamanda bir araya gelen birlikte yaşamış olan insanlardır. İçinde bir topluluğun bir araya geldiği ve ölümle birbirinden ayrıldığı zamana karn, nesil ve asır denir. Akran kelimesi de bu köktendir. Bu  kelimede zamaniye alakası ile mecaz-ı mürsel vardır. 

بَعْدِ - اٰخَر۪ينَۚ - ثُمَّ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır. 

Mü'minûn Sûresi 32. Ayet

فَاَرْسَلْنَا ف۪يهِمْ رَسُولاً مِنْهُمْ اَنِ اعْبُدُوا اللّٰهَ مَا لَكُمْ مِنْ اِلٰهٍ غَيْرُهُۜ اَفَلَا تَتَّقُونَ۟  ٣٢


Onlara, kendilerinden, “Allah’a kulluk edin, sizin O’ndan başka hiçbir ilâhınız yoktur, hâlâ O’na karşı gelmekten sakınmaz mısınız?” diye öğüt veren bir peygamber gönderdik.

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 فَأَرْسَلْنَا ve gönderdik ر س ل
2 فِيهِمْ kendi içlerinden
3 رَسُولًا bir elçi ر س ل
4 مِنْهُمْ onlara
5 أَنِ diye
6 اعْبُدُوا kulluk edin ع ب د
7 اللَّهَ Allah’a
8 مَا yoktur
9 لَكُمْ sizin için
10 مِنْ hiçbir
11 إِلَٰهٍ ilah ا ل ه
12 غَيْرُهُ O’ndan başka غ ي ر
13 أَفَلَا
14 تَتَّقُونَ korunmaz mısınız? و ق ي

فَاَرْسَلْنَا ف۪يهِمْ رَسُولاً مِنْهُمْ اَنِ اعْبُدُوا اللّٰهَ مَا لَكُمْ مِنْ اِلٰهٍ غَيْرُهُۜ 

 

Fiil cümlesidir.  فَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ  ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اَرْسَلْنَا  sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir  نَا  fail olarak mahallen merfûdur. ف۪يهِمْ  car mecruru  اَرْسَلْنَا ‘ya mütealliktir.  رَسُولاً  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.  مِنْهُمْ  car mecruru  رَسُولاً ‘nin mahzuf sıfatına mütealliktir.

اَنِ  tefsiriyyedir.  اعْبُدُوا  fiili  نَ ‘un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.  اللّٰهَ  lafza-i celâl mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. 

İsim cümlesidir. مَا  nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır.  لَكُمْ  car mecruru mahzuf mukaddem habere mütealliktir.  مِنْ  harf-i ceri zaiddir.  اِلٰهٍ  lafzen mecrur, muahhar mübteda olarak mahallen merfûdur. 

غَيْرُ  kelimesi  اِلٰهٍ  sıfatı olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  هُ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

غَيْرُ  edatı nekre bir ismin peşinden geldiğinde onun sıfatı olur. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Tefsiriyye; kelamdaki kapalılığı veya karışıklığı ortadan kaldırmak maksadıyla getirilen açıklayıcı kelamla yapılan ıtnâb türüne verilen isimdir. Tefsir, ifadeyi eksik ve fazla olmamak kaydıyla sadece kullanılan önceki ibareyi izah etmeyi amaçlar; ek bir mana getirmez. (Ar. Gör. Ömer Kara, Belâgat İlminde İki İfade Biçimi: Itnâb-Îcâz (I) Kur’an Metninin Anlaşılmasındaki Rolü Üzerine Bir Deneme)

اَرْسَلْنَا  fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi  رسل ’dir.

İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.


 اَفَلَا تَتَّقُونَ۟

 

Fiil cümlesidir. Hemze istifham harfidir. Atıf harfi  فَ  ile mukadder istînâfa matuftur. Takdiri, أعصيتم فلا تتّقون  (İsyan ettiniz ve ittikâ etmeyecek misiniz?) şeklindedir.

لَا  nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır.  تَتَّقُونَ  fiili  نَ ‘un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. 

تَتَّقُونَ  fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi  وقي ’dir. İftial babının fael fiili  و ي ث  olursa fael fiili  ت  harfine çevrilir. وقي fiili iftiâl babına girmiş, إوتقي  olmuş, sonra و  harfi  ت 'ye dönüşmüş إتّقي  olmuştur. 

İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.

فَاَرْسَلْنَا ف۪يهِمْ رَسُولاً مِنْهُمْ اَنِ اعْبُدُوا اللّٰهَ 

 

Ayet, atıf harfi  فَ  ile önceki ayetteki  ثُمَّ اَنْشَأْنَا مِنْ بَعْدِهِمْ قَرْناً اٰخَر۪ينَ  cümlesine atfedilmiştir. Cümle müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)

اَرْسَلْنَا  fiilinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder. Azamet zamiri, ululuğu izhar etmedir.

Mef’ûl olan  رَسُولاً ‘deki nekrelik tazim ve kesret ifade eder.

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Car mecrur  ف۪يهِمْ , ihtimam için mef’ûle takdim edilmiştir.

مِنْهُمْ  car-mecruru, رَسُولاً ‘in mahzuf sıfatına mütealliktir. Sıfatın hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.

اَنِ اعْبُدُوا اللّٰهَ  cümlesine dahil olan  اَنِ  tefsiriyye,  اعْبُدُوا اللّٰهَ  cümlesi, müfessiriyedir. Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.

Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde  اللّٰهِ  isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.

اَرْسَلْنَا - اللّٰهَ  kelimeleri arasında mütekellimden gaibe geçişte güzel bir iltifat sanatı vardır. 

اَرْسَلْنَا - رَسُولاً  kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır. 

اَنِ  (diye) edatı,  اَرْسَلْنَا  [gönderdik] fiilini izah eder, yani onlara peygamberlerin diliyle “Allah’a kulluk edin, dedik” demektir.

أرْسل [gönderdi] fiili tıpkı benzerleri olan  وَجَّهَ  , أنْفذَ  ve  بعث  fiilleri gibi mef‘ûlünü  إلى  ile alır. Peki, bu fiil Kur’an’da neden bazen  إلى  ile kullanılırken bazen  ف۪ي  ile kullanılmıştır? Sözgelimi  كَذَلِكَ أرْسلْناَكَ في أُمَّةٍ  [İşte, seni de bir topluluğa gönderdik ki] (Ra’d 13/30);  وَماََ أرسَلناَ فيِ قَرْيَةٍ مِنْ نَذيرٍ  [Biz herhangi bir şehre bir uyarıcı gönderdiğimiz zaman] (Sebe 34/34) ve  فَأرْسَلْنا فيهمْ رَسوُلاً  [Onlara da peygamber gönderdik] (Mü’minûn 23/32) denilmiş, bir başka yerde ise  وَإلى عادٍ أخاهُمْ هوداً  [Âd’a da kardeşleri Hûd’u gönderdik.] (A‘râf 7/65) denilmiştir? derseniz, şöyle derim: Aslında bu fiil  ف۪ي  ile,  إلى  ile olduğu gibi mef‘ûl almış, onunla ilişkilendirilmiş değildir. Aksine (örnek verilen ayetlerde geçen) toplum ve şehir gibi kelimeler, gönderme fiilinin mekânı olarak ifade edilmiştir. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl; Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

Kendilerine gelen Resulün onlardan biri olduğunu ve aralarında büyüdüğünü belirtmek için  أرْسَلْنا  fiili  إلى  değil de  في  harf-i ceri ile gelmiştir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  

 


مَا لَكُمْ مِنْ اِلٰهٍ غَيْرُهُۜ 

 

Beyanî istînâf veya ta’liliyye olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Ta’lil cümleleri kastedilen mananın sebebini beyan etmek maksadıyla ziyade sözlerle yapılan ıtnâb sanatıdır.

Sübut ve istimrar ifade eden menfi isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır. 

Cümlede îcaz-ı hazif ve takdim-tehir sanatları vardır.  مَا  nafiyedir.  لَكُمْ  mahzuf mukaddem habere mütealliktir. 

Muahhar mübteda olan  اِلٰهٍ , zaid  مِنْ  sebebiyle lafzen mecrur, mahallen merfûdur. 

غَيْرُهُ  kelimesi  اِلٰهٍ  için sıfattır. Sıfat, mevsûfunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır.

اِلٰهٍ ’deki nekrelik nev, kıllet ve tahkir ifade eder. Zaid harf  مِنْ , kelimeye ‘hiçbir’ anlamı katmıştır. Menfi siyakta nekre selbin umum ve şümulüne işarettir.

Allah Teâlâ’ya ait zamirin muzâfun ileyh olduğu  غَيْرُهُ  izafeti, gayrının tahkiri içindir. 

مَا لَكُمْ مِنْ اِلٰهٍ غَيْرُهُۜ [Sizin O'ndan başka hiçbir ilâhınız yoktur.] cümlesi, emredilen ibadetin veya bu ibadeti emretmenin, ya da bu emre uymak zorunluluğunun illetini beyan etmektedir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)


 اَفَلَا تَتَّقُونَ۟

 

İstifham üslubunda talebî inşâî isnad olan  اَفَلَا تَتَّقُونَ  cümlesi, takdiri  أعصيتم  (İsyan mı ettiniz?) olan mukadder istînâfa  فَ  ile atfedilmiştir. 

Cümle istifham üslubunda gelmiş olmasına rağmen uyarı, kınama, taaccüp manasında olup, cevap bekleme kastı taşımamaktadır. İstifham manasından çıktığı için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Ayrıca soruda tecâhül-i ârif sanatı vardır.

تَتَّقُونَ - اعْبُدُوا  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

Muzari fiil sıygasında gelerek hudûs, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Kur’ân-ı Kerîm’de sıkça başvurulan bir üslup olarak karşımıza çıkan istifhâmı inkârî ile kabul edilmeyen/edilmemesi gereken bir olgunun neden hala farkına varılmadığı sorgulanmaktadır. (Avnullah Enes Ateş, İstifhâm Üslûbunun Mecâzi Kullanımları ve Meallere Yansıması)

تَتَّقُونَ  -  اعْبُدُوا  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

Ayetin fasılası 23. ayetin fasılasının tekrarıdır. Aralarında tekrir, ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır. Böyle tekrarlanan öğeler kelamdaki cüzleri birbirine bağlar, aralarında bir ilişki kurar ve dokuyu bütünleştirir. Bunlar çok tekrarlanır ki iman ve yakîn sabitleşsin. Eğer murad sadece bilmek olsaydı, bir kere söylenmesi yeterli olurdu. Tekrarlanan cümleler arasında tekrir, ıtnâb ve reddü'l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır

Tekrarlanan cümlelerin manasının nefiste yerleşmesi arzu edilir, hatta zatın bir cüzü haline gelinceye kadar tekid edilir. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, Ahkaf/28, c. 7, S. 314)

اَفَلَا تَتَّقُونَ  şu manalara gelir: Niçin düşünmüyorsunuz? Niçin gaflet içinde yaşıyorsunuz? Niçin sakınmıyor, takva sahibi olmuyorsunuz?  Niçin anlamıyor yada anlamak istemiyorsunuz?   

Davet o kavme fayda vermeyip, Allah'tan başkasına ibadetlerine devam edince, Hazret-i Nuh onları, ‘’ittikâ etmeyecek misiniz?’’ diye sakındırmıştır. Çünkü bu, onların içinde bulunduktan inanç ve hareketlerden vazgeçmeleri için bir men ve ilâhi cezaya düşmekten sakındırmayla yapılan bir tehdittir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

Mü'minûn Sûresi 33. Ayet

وَقَالَ الْمَلَأُ مِنْ قَوْمِهِ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا وَكَذَّبُوا بِلِقَٓاءِ الْاٰخِرَةِ وَاَتْرَفْنَاهُمْ فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَاۙ مَا هٰذَٓا اِلَّا بَشَرٌ مِثْلُكُمْۙ يَأْكُلُ مِمَّا تَأْكُلُونَ مِنْهُ وَيَشْرَبُ مِمَّا تَشْرَبُونَ  ٣٣


O peygamberin kavminden, Allah’ı inkâr eden, ahireti yalanlayan ve bizim dünya hayatında kendilerine bol bol nimet verdiğimiz ileri gelenler şöyle dediler: “O da ancak sizin gibi bir insandır. Sizin yediğiniz şeylerden yiyor, içtiğiniz şeylerden içiyor.”

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَقَالَ ve dedi ki ق و ل
2 الْمَلَأُ ileri gelenler م ل ا
3 مِنْ -nden
4 قَوْمِهِ kavmi- ق و م
5 الَّذِينَ
6 كَفَرُوا inkar edenler ك ف ر
7 وَكَذَّبُوا ve yalanlayanlar ك ذ ب
8 بِلِقَاءِ buluşmasını ل ق ي
9 الْاخِرَةِ ahiret ا خ ر
10 وَأَتْرَفْنَاهُمْ ve kendilerine refah verdiklerimiz ت ر ف
11 فِي
12 الْحَيَاةِ hayatında ح ي ي
13 الدُّنْيَا dünya د ن و
14 مَا değildir
15 هَٰذَا bu
16 إِلَّا başka bir şey
17 بَشَرٌ bir insandan ب ش ر
18 مِثْلُكُمْ sizin gibi م ث ل
19 يَأْكُلُ yiyor ا ك ل
20 مِمَّا -den
21 تَأْكُلُونَ sizin yediğiniz- ا ك ل
22 مِنْهُ ondan
23 وَيَشْرَبُ ve içiyor ش ر ب
24 مِمَّا -den
25 تَشْرَبُونَ sizin içtiğiniz- ش ر ب

وَقَالَ الْمَلَأُ مِنْ قَوْمِهِ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا وَكَذَّبُوا بِلِقَٓاءِ الْاٰخِرَةِ وَاَتْرَفْنَاهُمْ فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَاۙ 

 

Fiil cümlesidir. وَ  istînâfiyyedir. قَالَ  fetha üzere mebni mazi fiildir.  الْمَلَأُ  fail olup damme ile merfûdur. مِنْ قَوْمِهِ  car mecruru  الْمَلَأُ ‘nun mahzuf haline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  هُ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

الَّذ۪ينَ  cemi müzekker has ism-i mevsûl  قَوْمِهِ ‘nin sıfatı olarak mahallen mecrurdur. İsm-i mevsûlun sılası  كَفَرُوا ‘dur. Îrabdan mahalli yoktur.

كَفَرُوا  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul  و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. كَذَّبُوا  atıf harfi  وَ ‘la sılaya matuftur. 

كَذَّبُوا  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul  و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. بِلِقَٓاءِ  car mecruru  كَذَّبُوا ‘ya mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır.  الْاٰخِرَةِ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. اَتْرَفْنَا  atıf harfi  وَ ‘la sıla cümlesine matuftur.  

اَتْرَفْنَا  sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir  نَا  fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir  هُمْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. فِي الْحَيٰوةِ  car mecruru  اَتْرَفْنَا  fiiline mütealliktir.  الدُّنْيَا  kelimesi  الْحَيٰوةَ ‘nin sıfatı olup, elif üzere mukadder fetha ile mansubdur. Maksur isimdir.

Maksûr isimler: Sondan bir önceki harfi fethalı olup son harfi ( ى ) olan isimlere “maksûr isimler” denir. Maksûr isimler genellikle ( ى ) ile biter. Fakat çok az olarak (  ا  ) ile biten maksûr isimler de vardır. Maksûr isimlerin sonunda yer alan bu harflere “elif-i maksûre” denir.  اَلْفَتَى  –  اَلْعَصَا  gibi…

Maksûr isimlerin îrab durumu şöyledir: Merfû halinde takdiri damme ile, mansub halinde takdiri fetha ile, mecrur halinde takdiri kesra ile îrab edilir. Yani maksûr isimler merfû, mansub, mecrur hallerinde hep takdiri olarak (takdiren) îrab edilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

Has ism-i mevsûller marife isimden sonra geldiğinde kelimenin sıfatı olur. Cümledeki yerine göre onun unsuru (Fail, mef’ûl,muzâfun ileyh) olur. (Arapça Dil Bilgisi, Nahiv, Dr. M.Meral Çörtü,s; 44)

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar. 

Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

كَذَّبُوا  fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi  كذب ’dir.

Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.     

اَتْرَفْنَا  fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi  ترف ’dir.

İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.


 مَا هٰذَٓا اِلَّا بَشَرٌ مِثْلُكُمْۙ يَأْكُلُ مِمَّا تَأْكُلُونَ مِنْهُ وَيَشْرَبُ مِمَّا تَشْرَبُونَ

 

İsim cümlesidir. مَا  nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. İşaret ismi  هٰذَٓا  mübteda olarak mahallen merfûdur. اِلَّا  hasr edatıdır. بَشَرٌ  haber olup damme ile merfûdur.  مِثْلُكُمْ  kelimesi  بَشَرٌ ‘un sıfatı olup damme ile merfûdur. Muttasıl zamir  كُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

يَأْكُلُ  cümlesi, بَشَرٌ ‘in hali olarak mahallen mansubdur.

يَأْكُلُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  هو ‘dir. مَا  müşterek ism-i mevsûl  مِنْ  harf-i ceriyle  يَأْكُلُ  fiiline mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası  تَأْكُلُونَ ‘dir. Îrabdan mahalli yoktur. 

تَأْكُلُونَ  fiili  نَ ‘un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. مِنْهُ  car mecruru  تَأْكُلُونَ  fiiline mütealliktir.  يَشْرَبُ  fiili, atıf harfi  وَ ‘la  يَأْكُلُ  fiiline mütealliktir. 

يَشْرَبُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir.  مَا  müşterek ism-i mevsûl  مِنْ  harf-i ceriyle  يَشْرَبُ  fiiline mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası  تَشْرَبُونَ ‘dir. Îrabdan mahalli yoktur. 

تَشْرَبُونَ  fiili  نَ ‘un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur.

Hal, cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal, “nasıl?” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zül-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l hal marife olur. Hal mansubdur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde  iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hali sahibu’l hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazf edilmiş) olarak gelir.

Hal sahibu’l-hale ya  و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harf-i cerli veya zarflı isim).Ayette fiil cümlesi şeklindedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

وَقَالَ الْمَلَأُ مِنْ قَوْمِهِ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا وَكَذَّبُوا بِلِقَٓاءِ الْاٰخِرَةِ وَاَتْرَفْنَاهُمْ فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَاۙ مَا هٰذَٓا اِلَّا بَشَرٌ مِثْلُكُمْۙ يَأْكُلُ مِمَّا تَأْكُلُونَ مِنْهُ وَيَشْرَبُ مِمَّا تَشْرَبُونَ

 

وَ , istînâfiyyedir. 

İstînâfiyye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine îrab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiyye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâgatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)

Cümle, mazi fiil sıygasında, faide-i haber ibtidâi kelamdır. 

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)

مِنْ قَوْمِهِ  car mecruru  الْمَلَأُ ‘nun mahzuf haline mütealliktir. Halin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.

مِنْ قَوْمِهِ ’nin sıfatı konumundaki has ism-i mevsûl  الَّذ۪ينَ ’nin sıla cümlesi  كَفَرُوا , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. وَ ’la sılaya atfedilen  وَكَذَّبُوا بِلِقَٓاءِ الْاٰخِرَةِ  ve  وَاَتْرَفْنَاهُمْ فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَاۙ  cümleleri de aynı üsluptadır. 

لِقَٓاءِ  kelimesinin  الْاٰخِرَةِ  kelimesine izafeti  في  manasındadır. Yani ahirette kavuşmak demektir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  

الدُّنْيَا  kelimesi,  الْحَيٰوةَ  için sıfattır. Sıfat, mevsûfunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır.

فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَاۙ  ifadesindeki  ف۪ٓي  harfinde istiare vardır.  ف۪ٓي  hakiki manasında kullanılmamıştır. Bilindiği gibi bu harfte zarfiyet manası vardır. Fakat zarfa benzetilmiş olan dünya hayatının zarfiyet özelliği yoktur. Dünya hayatıyla insanın ilişkisi, zarfla mazruf arasındaki mutlak irtibata benzetilmiştir. Câmi’ her ikisinin tahakkukudur. 

Harflerde istiare kurulurken harfe değil, müteallakına itibar edilir. Müteallak müştak olduğu için de istiare; tebeiyye olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kuran Işığında Belâgat Dersleri Beyân İlmi)

قَالَ  fiilinin mekulü’l-kavli olan   مَا هٰذَٓا اِلَّا بَشَرٌ مِثْلُكُمْۙ يَأْكُلُ مِمَّا تَأْكُلُونَ مِنْهُ وَيَشْرَبُ مِمَّا تَشْرَبُونَ  cümlesi, kasrla tekid edilmiş sübut ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır. Nefy harfi  مَا  ve istisna edatı  اِلَّا  ile oluşan kasr mübteda ve haber arasındadır.  هٰذَٓا mevsuf/maksûr,  بَشَرٌ  sıfat/maksûrun aleyh olmak üzere kasr-ı mevsûf ale’s-sıfattır.  Yani, sen beşerden başka hiçbirşey değilsin demek istemişlerdir.

مِثْلُكُمْۙ  ibaresi  بَشَرٌ  için sıfattır. Sıfat, mevsûfunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır.

Müşriklerin sözlerinde müsnedün ileyhin  هٰذَٓا  işaret ismi ile marife olması, onların tahkir amaçlarını belirtmektedir. 

يَأْكُلُ مِمَّا تَأْكُلُونَ مِنْهُ  cümlesi,  بَشَرٌ  ’den haldir. Hal; cümlede failin, mef’ûlün veya her ikisinin durumunu bildiren lafızdır. Hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade eden müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Mecrur mahaldeki müşterek ism-i mevsûl, başındaki harf-i cerle  يَأْكُلُ  fiiline mütealliktir. Sıla cümlesi olan  تَأْكُلُونَ مِنْهُ , müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Aynı üslupta gelen  وَيَشْرَبُ مِمَّا تَشْرَبُونَ  cümlesi, atıf harfi وَ ‘la makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Muzari sıygada gelen fiiller hudûs, istimrar, tecessüm ve teceddüt ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde, muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

يَأْكُلُ - تَأْكُلُونَ  ve  يَشْرَبُ - تَشْرَبُونَ  gruplarındaki kelimeler arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları,  الْاٰخِرَةِ - الدُّنْيَاۙ  kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır.

كَفَرُوا - كَذَّبُوا  ile  يَشْرَب - يَأْكُلُ  ve  حَيٰوةِ - الدُّنْيَاۙ  gruplarındaki kelimeler arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

مَا هٰذَٓا اِلَّا بَشَرٌ مِثْلُكُمْۙ  cümlesi, müşriklerin Allah Resulü'nün beşer, yani insan olmasının risalet davasının sahibi olmasıyla çeliştiği vehmine kapılıp risalet çağrısını yalanlamalarından kinayedir. Melzûm söylenmiş, lâzım kastedilmiştir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  

يَأْكُلُ مِمّا تَأْكُلُونَ مِنهُ  cümlesindeki ifade, beşeriyet vasfı için illet ve sebep gösterme konumundadır. Nitekim o peygamber de aynı onlar gibi yemekte ve içmekte, yediği ve içtiği şeylerde onlardan hiç bir farklılık göstermemekte ve ayrışmamaktadır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  

مِمَّا تَشْرَبُونَ  ifadesinde zamir hazf edilmiş olup, ‘’ مِنْ مُشْربُكُمْ ’’ (sizin içtiğinizden) anlamındadır. Ya da zamir, öncesindeki ifadenin kendisine delalet etmesi sebebiyle hazf edilmiştir. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)

مِمَّا 'daki  مَا  edatı haberiyedir (mevsûledir), ikinci  مَا 'ya ait zamir mansubdur, o da mahzuftur ya da harf-i cer ile beraber hazf edilmiştir, çünkü makabli ona delalet etmektedir. (Beyzâvî, Envârü’t- Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)

وَقَالَ الْمَلَأُ مِنْ قَوْمِهِ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا وَكَذَّبُوا بِلِقَٓاءِ الْاٰخِرَةِ وَاَتْرَفْنَاهُمْ فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَاۙ  [Onun kavminden kâfir olup ahirete ulaşmayı inkâr eden ve dünya hayatında ken­dilerine refah verdiğimiz varlıklı kişiler dediler ki.....] cümlesinde ıtnâb üslubu vardır. Bu, onları kınamak ve yaptıkları adi ve çirkin işleri üzerlerine tescil etmek için kullanılmış bir üsluptur. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefâsîr)

Onların kâfir olmakla vasıflandırılmaları, kendilerini zemmetmek ve küfürde aşırı gittiklerine dikkat çekmek içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

Şayet Hûd kavminin Hûd (a.s)’a cevap olarak söyledikleri, A‘râf suresinde ve Hûd suresinde nakledilirken başında  وَ  olmaksızın  قَالَ الْمَلَأُ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا مِنْ قَوْمِه۪ٓ اِنَّا لَنَرٰيكَ ف۪ي سَفَاهَةٍ  [Kavminin nankörce inkâr eden ileri gelenleri; “Biz, seni tam bir beyinsizlik içinde görüyoruz” dediler.] (A‘râf 7/66) şeklinde ve  قَالُوا يَا هُودُ مَا جِئْتَنَا بِبَيِّنَةٍ  [Dediler ki: “Ey Hûd! Sen bize (bizi imana icbar edecek) apaçık bir kanıt getirmiş değilsin!] (Hûd 11/53) şeklinde zikredilmiş, burada ise  وَ  ile zikredilmiştir; bu ikisi arasındaki fark nedir?” dersen, şöyle derim:  وَ  olmaksızın kullanılan ifadelerde sanki biri “Peki kavmi ne dedi?” şeklinde bir soru sormuş da ona cevaben “Şöyle şöyle dediler” şeklinde cevap verilmiştir. وَ  ile ifade edilen kullanımlarda ise cümlede onların söyledikleri peygamberin söylediğine atfedilmiştir; anlam da “İşte bu hak söz ile bu batıl söz bir araya geldi, aralarında ne kadar da büyük bir fark var!” şeklindedir. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl; Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

Mü'minûn Sûresi 34. Ayet

وَلَئِنْ اَطَعْتُمْ بَشَراً مِثْلَكُمْ اِنَّكُمْ اِذاً لَخَاسِرُونَ  ٣٤


“Andolsun, kendiniz gibi bir beşere itaat ederseniz mutlaka ziyana uğrarsınız.”

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَلَئِنْ ve eğer
2 أَطَعْتُمْ ita’at ederseniz ط و ع
3 بَشَرًا bir insana ب ش ر
4 مِثْلَكُمْ sizin gibi م ث ل
5 إِنَّكُمْ gerçekten siz
6 إِذًا o takdirde
7 لَخَاسِرُونَ mutlaka ziyana uğrayanlarsınız خ س ر

وَلَئِنْ اَطَعْتُمْ بَشَراً مِثْلَكُمْ اِنَّكُمْ اِذاً لَخَاسِرُونَ

 

وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

لَ  harfi, mahzuf kasemin cevabının başına gelen muvattiedir.  

إِنْ  iki muzari fiili cezm eden şart harfidir. Şart ve cevap cümlesinde şartın vuku bulma ihtimali şüpheli veya zayıfsa kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

Fiil cümlesidir. اَطَعْتُمْ  şart fiili olup, sükun üzere mebni mazi fiildir. Mahallen meczumdur. Muttasıl zamir  تُمْ  fail olarak mahallen merfûdur.  بَشَراً  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. مِثْلَكُمْ  kelimesi  بَشَراً ‘nin sıfatı olup fetha ile mansubdur. Muttasıl zamir  كُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.  

İsim cümlesidir. اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir, ismini nasb haberini ref eder.  

كُمْ  muttasıl zamir  اِنَّ ‘nin ismi olarak mahallen mansubdur.  اِذاً  cevap harfidir. 

لَ  harfi  اِنَّ ’nin haberinin başına gelen lam-ı muzahlakadır. خَاسِرُونَ  kelimesi  اِنَّ ‘nin haberi olup ref alameti و ‘dır. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır. Şartın cevabı kasemin cevabının delaletiyle mahzuftur.

Şart ve cevap fiilleri mazi de muzari de gelebilir. Ancak aslolan ikisinin de muzari gelmesidir. Cevap cümlesi ise mazi ve muzari cümleleriyle gelebildiği gibi diğer cümlelerle de gelebilir. 

Cevap cümlesi; başına hiçbir edat gelmeyen olumlu mazi ve muzari olarak geldiğinde başına cevap (rabıt  ف ’si) gelmez. Ayrıca  لَمْ (cahd-ı mutlak) ve  لَا  (nefyi istikbal) ile menfi olan muzari olarak geldiğinde de umumiyetle başına cevap (rabıt  ف ’si) gelmez, bunun haricinde gelen cümle çeşitlerinde ise umumiyetle başına cevap (rabıt  ف ’si) gelir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Tekid lamı diye isimlendirilen bu lamın kullanımı oldukça yaygındır. Fethalı olarak kullanılan bu lam, sadece ismin ve muzari fiilin başına dahil olur. İsim cümlesinin başına  اِنَّ  edatı gelince cümlenin başında gelmesi gereken lam-ı ibtida, اِنَّ ‘nin haberinin başına kayar. Bundan dolayı lam-ı muzahlaka olarak da adlandırılır. (Mehmet Altın , Kur’ân’da Te’kid Üslupları ve Çeşitleri )

خَاسِرُونَ , sülâsi mücerredi خسر  olan fiilin ism-i failidir.

İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

وَلَئِنْ اَطَعْتُمْ بَشَراً مِثْلَكُمْ اِنَّكُمْ اِذاً لَخَاسِرُونَ

 

وَ , istînâfiyyedir. 

İstînâfiyye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine îrab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiyye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâgatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)

لَ , mahzuf kasem fiiline işaret eden lam-ı muvattie,  إنْ  şart harfidir. Ayet, kasem üslubunda gayrı talebî inşâ cümlesidir. Kasem fiilinin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır. Mahzuf kasemle birlikte, kasem üslubunda gayr-ı talebî inşâî isnaddır. 

Şart cümlesi olan  اَطَعْتُمْ بَشَراً مِثْلَكُمْ , müspet mazi fiil sıygasında gelerek temekkün ve istikrar ifade etmiştir. Şartın cevabının, kendisinden sonra gelen kasemin cevabının delaletiyle hazfedilmesi îcâz-ı hazif sanatıdır. 

Şart ve mukadder cevap cümlesinden oluşan terkip şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.

Mef’ûl olan  بَشَراً ’deki tenvin, cins ve tahkir ifade eder.

مِثْلُنَا  ibaresi  بَشَرٌ  için sıfattır. Sıfat, mevsûfunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır.

Nahivcilere göre şart fiili olarak kullanılan mazi fiil gelecek zaman ifade eder. (Fâdıl Sâlih Samerrâî Tefsir, c. 2, s.106.) 

إنْ  şart harfi, maziyi muzariye çevirir. (Fâdıl Sâlih Samerrâî Tefsir, c. 2, s. 106.)

Şart ve cevap cümlesinde şartın vuku bulma ihtimali şüpheli veya zayıfsa ”  اِنْ  ” kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اِنْ  edatı başlıca şu yerlerde kullanılır: 

1) Muhatabın tam olarak inanmadığı durumlarda kesinlikle doğru olan sözün başında  اِنْ  gelir.

2) Bilmezden gelinen durumlarda da  اِنْ  kullanılır: Efendisini soran birisine hizmetçinin evde olduğunu bildiği halde: “Evdeyse sana haber veririm” demesi gibi.

3) Bilen kimse sanki bilmiyormuş gibi kabul edilerek  اِنْ  kullanılır: Sebebi de kişinin, bildiği şeyin gereğini yerine getirmemesidir.  إِنْ كُنْتَ مِنْ تُرَابٍ فَلَا تَفْتَخِرْ  “Eğer sen topraktan yaratılmışsan böbürlenme.” örneğinde olduğu gibi. Kişi, topraktan yaratıldığını bilmektedir. Ancak bunu unutup kibirlenmektedir. Bu nedenle de kendisine hitapta  اِنْ  edatı kullanılmıştır. (Prof. Dr. Ali Bulut, Belâgat)

Ayette cevabın mahzuf olması farklı yönlerden düşünmeyi gerektirdiği, ayrıca dinleyici ve okuyucuyu düşünce ve hayal ufkuna yönlendirdiği için mübalağa içermektedir. Îcâz metoduyla cümle daha yoğun anlamlar yüklenmiştir. (Hasan Uçar, Kur’ân-ı Kerîm’deki Anlamsal Bedî‘ Sanatları, Doktora Tezi)

Kasemin cevabı olan  اِنَّكُمْ اِذاً لَخَاسِرُونَ  cümlesi, اِنَّٓ  ve lam-ı muzahlaka ile tekid edilmiş isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır. Bu cümlede amel etmeyen cevap harfi  اِذًا , kasemi tekid için gelmiştir.

اِذاً ,‘öyleyse, o takdirde’ manasında cevap harfidir. 

اِذاً (o takdirde) ifadesi şart cümlesinin cevabı olup Hûd kavminden bu karşılıklı konuşmayı yapanların birbirlerine verdikleri cevabı ifade eder; anlam (aklınızı hüsrana uğratır, görüşünüzde aldanırsınız) şeklindedir. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)

İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı [devamlılığı] ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Müsned olan  خَاسِرُونَ , ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin müsnedün ileyhteki istimrar ve istikrarına işaret etmiş, isim cümlesinin sübutunu artırmıştır.

İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Müşriklerin, sözlerini birden çok tekidle ifade etmeleri ve haberin ism-i faille gelmesi onların yandaşlarını ikna etme çabalarının işaretidir. 

Mü'minûn Sûresi 35. Ayet

اَيَعِدُكُمْ اَنَّكُمْ اِذَا مِتُّمْ وَكُنْتُمْ تُرَاباً وَعِظَاماً اَنَّكُمْ مُخْرَجُونَۖ  ٣٥


“O, öldüğünüz, toprak ve kemik hâline geldiğiniz zaman sizin tekrar mutlaka (diriltilip) çıkarılacağınızı mı vaad ediyor?”

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 أَيَعِدُكُمْ O size va’dediyor mu? و ع د
2 أَنَّكُمْ siz
3 إِذَا zaman
4 مِتُّمْ öldüğünüz م و ت
5 وَكُنْتُمْ ve olduğunuz ك و ن
6 تُرَابًا toprak ت ر ب
7 وَعِظَامًا ve kemik ع ظ م
8 أَنَّكُمْ sizin
9 مُخْرَجُونَ (yeniden hayata) çıkarılacağınızı خ ر ج

اَيَعِدُكُمْ اَنَّكُمْ اِذَا مِتُّمْ وَكُنْتُمْ تُرَاباً وَعِظَاماً اَنَّكُمْ مُخْرَجُونَۖ

 

Fiil cümlesidir. Hemze istifham harfidir.  يَعِدُكُمْ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  هو ‘dir. Muttasıl zamir  كُمْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. اَنَّ  ve masdar-ı müevvel amili  يَعِدُكُمْ ‘ün ikinci mef’ûlün bihi olarak mahallen mansubdur. 

اَنَّ  masdar harfidir. İsim cümlesine dahil olur. İsmini nasb haberini ref yapar, cümleye masdar anlamı verir.  

كُمْ  muttasıl zamiri  اَنَّ ‘nin ismi olarak mahallen mansubdur.

اِذَا  şart manalı, cümleye muzâf olan, cezmetmeyen zaman zarfıdır.Vuku bulma ihtimali kuvvetli veya kesin olan durumlar için gelir. مِتُّمْ  ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

مِتُّمْ  sükun üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir  تُّمْ  fail olarak mahallen merfûdur. كُنْتُمْ  fiili atıf harfi  وَ ‘la makabline matuftur.

İsim cümlesidir. كَانَ  nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.

كُنْتُمْ  nakıs, sükun üzere mebni mazi fiildir. تُمْ  muttasıl zamir  كُنْتُمْ ‘ün ismi olarak mahallen merfûdur.  تُرَاباً  kelimesi  كُنْتُمْ ‘ün haberi olup fetha ile mansubdur.  عِظَاماً  atıf harfi  وَ ‘la makabline matuftur. 

اَنَّ  ve masdar-ı müevvel, birinci  اَنَّكُمْ ‘ü tekid etmek içindir.  

اَنَّ  masdar harfidir. İsim cümlesine dahil olur. İsmini nasb haberini ref yapar, cümleye masdar anlamı verir.

كُمْ  muttasıl zamir  اَنَّ ‘nin ismi olarak mahallen mansubdur. مُخْرَجُونَ  kelimesi,  اَنَّ ‘nin haberi olup, ref alameti  و ‘dır. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır.

كَانَ ’nin haberi isim olarak geldiğinde, haberi isminin içine karışır ve adeta onun mahiyetinden bir cüz olur. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâğî Tefsiri 5, Duhan s.124)

Te’kid: Tabi olduğu kelimenin veya cümlenin manasını kuvvetlendiren, pekiştiren, manasındaki kapalılığı gideren ve aynı irabı alan sözdür. Te’kide “tevkid” de denilir. Te’kid eden kelimeye veya cümleye “te’kid (müekkid- ٌمُؤَكِّد)”, te’kid edilen kelime veya cümleye de “müekked (مَؤَكَّدٌ)” denir. Te’kid, çoğunlukla muhatabın zihninde iyice yerleşmesi veya onun tereddüdünü gidermek için yapılan vurguya denir. Te’kid, lafzî ve manevi olmak üzere ikiye ayrılır.  

Lafzi te’kid: Harfin, fiilin, ismin hatta cümlenin tekrarı ile olur. Zamirler zamir ile te’kid edilebilirler. Bu durumda sayı ve cinsiyet yönünden te’kid müekkede uyar.

Manevi te’kid: Manevi te’kit marifeyi tekit eder, belirli kelimelerle yapılır. Bu kelimeler: كُلُّ , اَجْمَعُونَ , اَجْمَعِينَ dir. Ayette cümle olarak lafzen tekid şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

(إِذَا): Cümleye muzâf olan zarflardandır. Kendisinden sonra gelen muzâfun ileyh cümlesi aynı zamanda şart cümlesidir.  (إِذَا) dan sonraki şart cümlesinin, fiili, mazi veya muzâri manalı olur. Cevabı ise umûmiyetle muzâri olur, mazi de olsa muzâri manası verilir: 

a) (إِذَا)  fiil cümlesinden önce gelirse, zarf (zaman ismi); isim cümlesinden önce gelirse (mufâcee=sürpriz) harfi olur. b) (إِذَا)  nın cevap cümlesi, iki muzâri fiili cezmedenlerin cevap cümleleri gibi mâzi, muzâri, emir, istikbâl, isim cümlesi... şeklinde gelir. Cevabın başına (ف) ‘nın gelip gelmeme durumu, iki muzâri fiili cezmedenlerinkiyle aynıdır. c)  Sükûn üzere mebnîdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

مُخْرَجُونَۖ  ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i mef’ûludur.

اَيَعِدُكُمْ اَنَّكُمْ اِذَا مِتُّمْ وَكُنْتُمْ تُرَاباً وَعِظَاماً اَنَّكُمْ مُخْرَجُونَۖ

 

Müşriklerin sözlerinin devamı olan ayet, müstenefe cümlesidir. İstifham üslubunda talebî inşâî isnaddır. 

İstifham üslubunda gelmiş olmasına rağmen taaccüp ve azarlamak amacı taşıyan cümle mecaz-ı mürsel mürekkebdir. 

İstifham hemzesi, taaccüp ifade eder. Onlar cevap beklemek kastıyla değil, toprak ve kemik olduktan sonra tekrar diriltileceklerini inkâr kastıyla konuşmuşlardır. Istifhamda tecahül-i arif sanatı vardır.

Masdar ve tekid harfi  اَنَّ ’nin dahil olduğu  اَنَّكُمْ اِذَا مِتُّمْ وَكُنْتُمْ تُرَاباً وَعِظَاماً اَنَّكُمْ مُخْرَجُونَۖ  cümlesi, masdar teviliyle  يَعِدُكُمْ  fiilinin ikinci mef’ûlü konumundadır.

Masdar-ı müevvel, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan  مِتُّمْ  cümlesi, مُخْرَجُونَۖ ‘ye müteallik olan zaman zarfı  اِذَا ‘nın muzafun ileyhidir.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Halidî, Vakafat, S.107) 

كُنْتُمْ تُرَاباً وَعِظَاماً  cümlesi, atıf harfi  وَ ‘la muzafun ileyh cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada fiil cümlesiyle fiilin tekrarı ve yenilenmesi, isim cümlesiyle de sabitlik kastedilerek, isim cümlesi fiil cümlesine atfedilmiştir. Fiil cümlesinden isim cümlesine geçişte iltifat sanatı vardır. 

Nakıs fiil  كَانَ ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

وَعِظَاماً , tezayüf nedeniyle nakıs fiil  كَانَ  ‘nin haberi  تُرَاباً ‘e atfedilmiştir.

Birinci  اَنَّ ‘nin haberi  مُخْرَجُونَۖ ‘ye dahil olan  اَنَّكُمْ , birinciyi tekid için gelmiştir.  اَنَّ ’nin haberi  مُخْرَجُونَۖ  ism-i mef’ûl vezninde gelmiştir.

كَانَ ’nin haberi isim olarak geldiğinde, haberi isminin içine karışır ve adeta onun mahiyetinden bir cüz olur. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâğî Tefsiri 5, Duhan s.124)

Ayette önce toprağın zikredilmesi, onlara göre imkânsızlığı daha kuvvetli olduğu için ve başka maddelerin toprağa dönüştüğü bilindiği içindir. Yahut sizin daha önce ölenleriniz tamamen toprak, sonra ölenleriniz de kemik haline geldiği zaman demektir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

اَنَّكُمْ  ifadesi tekid için iki kez tekrar edilmiştir; ilki ile ikincisi arasına bir zarf girerek bunları birbirinden ayırt ettiği için bu tekrar gayet güzel olmuştur;  مُخْرَجُونَۖ  ilk  اَنَّكُمْ ‘ün haberidir. Ya da ‘’ إخْرَاجُكُمْ إذَا مِتُّمْ ’’ (çıkarılışınız öldüğünüz vakittir) anlamında  اَنَّكُمْ مُخْرَجُونَۖ  mübteda,  اِذَا مِتُّمْ  ِhaberdir ve bu cümleyi sonra  اَنَّكُمْ ‘ün haberi olarak getirmiştir. Ya da  اَنَّكُمْ مُخْرَجُونَۖ  ifadesi şartın cevabı olan bir fiil ile merfûdur; sanki “  اِذَا مِتُّمْ وَقَع إخْرجُكُم  ’’ (Çıkarılışınız öldüğünüz zaman gerçekleşir) denilmiş; ardında da şart cümlesi (ikinci)  اَنَّكُمْ ‘ün haberi olarak gelmiştir. İbn Mes‘ûd’un kıraatinde  أيعدكم إذا مِتت  (size; öldüğünüzde … mı vadediyor?) şeklindedir.(Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl; Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

اَيَعِدُكُمْ اَنَّكُمْ اِذَا مِتُّمْ وَكُنْتُمْ تُرَاباً وَعِظَاماً اَنَّكُمْ مُخْرَجُونَۖ [O size, siz öldüğünüz ve toprak ve kemik yığını haline geldiğiniz zaman mutlak surette kabirden çıkarılacağınızı mı vadediyor?] Onların bu kelamı, daha önce geçen Hûd'a (a.s) tabi olmaları konusunu açıklayıp onları imana davet eden hususun vaki olmasını ret ve inkâr etmekte ve imkânsız olduğunu bildirmektedir. Yani sizin bedeninizin et ve diğer bazı kısımları toprak, bazı kısımları da kemik haline geldiği zaman...(Ebüssuûd, İrşâdü’l- Akli’s-Selîm)

Mü'minûn Sûresi 36. Ayet

هَيْهَاتَ هَيْهَاتَ لِمَا تُوعَدُونَۖ  ٣٦


“Hâlbuki bu size vaad olunan şey, ne kadar da uzak!”

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 هَيْهَاتَ heyhat (ne kadar uzak)
2 هَيْهَاتَ heyhat (ne kadar uzak)
3 لِمَا şey
4 تُوعَدُونَ size va’dedilen و ع د

Heyhate هيهات :   هَيْهاتَ sözcüğü bir şeyin çok uzak olduğunu bildirmek için kullanılır. (Müfredat)

  Kuran’ı Kerim’de  isim formunda ve aynı ayette olmak üzere sadece 2 defa geçmiştir. (Mucemul Müfehres) Türkçede kullanılan şekli heyhâttır. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi) 

هَيْهَاتَ هَيْهَاتَ لِمَا تُوعَدُونَۖ

 

هَيْهَاتَ  kelimesi  بعد  manasında mazi, isim fiildir. İkinci  هَيْهَاتَ  birinciyi tekid eder.  لِ  harf-i ceri zaiddir. مَا  ve masdar-ı müevvel  لِ  harfi ile  هَيْهَاتَ ‘nin faili olarak mahallen merfûdur.

تُوعَدُونَۖ  fiili  نَ ‘un sübutuyla merfû meçhul muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı naib-i fail olarak mahallen merfûdur.

Manayı Fiil (İsim Fiil): Yapı itibariyle isim olan, mana itibariyle fiil kabul edilen kelimelerdir. Çekimleri yoktur. Fiil gibi amel ederler. (Fail ve mef’ûl alırlar.) Mazi, muzari ve emir manalı olarak gelebilirler. Manayı fiillerin gelme sebebi; fiilden daha kuvvetli, daha şiddetli oldukları içindir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Tekid: Tabi olduğu kelimenin veya cümlenin manasını kuvvetlendiren, pekiştiren, manasındaki kapalılığı gideren ve aynı irabı alan sözdür. Tekide “tevkid” de denilir. Tekid eden kelimeye veya cümleye “tekid (müekkid- ٌمُؤَكِّد)”, tekid edilen kelime veya cümleye de “müekked (مَؤَكَّدٌ)” denir. Tekid, çoğunlukla muhatabın zihninde iyice yerleşmesi veya onun tereddütünü gidermek için yapılan vurguya denir. Tekid, lafzî ve manevi olmak üzere ikiye ayrılır.

Lafzî Tekid: Harfin, fiilin, ismin hatta cümlenin tekrarı ile olur. Zamirler zamir ile tekid edilebilirler. Bu durumda sayı ve cinsiyet yönünden tekid müekkede uyar.

Manevi te’kid: Manevi te’kit marifeyi tekit eder, belirli kelimelerle yapılır. Bu kelimeler: كُلُّ , اَجْمَعُونَ , اَجْمَعِينَ dir. Ayette lafzi tekiddir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

Meçhul fiil gelmesinin sebepleri şunlardır: Fail bilinmediği zaman,  Fail muhataptan gizlenmek istendiği zaman, Fail herkes tarafından bilindiği zaman, Failin zikredilmesine gerek olmadığı zaman, fiile vurgu yapılmak istendiği zaman. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

هَيْهَاتَ هَيْهَاتَ لِمَا تُوعَدُونَۖ

 

İnkârcıların sözlerinin devamı olan bu ayet, istînafiyye olarak fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi kemâl-i ittisâldir.

Mazi fiil sıygasında faide-i haber inkârî kelamdır.

هَيْهَاتَ  cümlesi önceki ayetteki  يَعِدُكُمْ  cümlesi için beyandır (açıklamadır), bunun için aralarında atıf harfi yoktur. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr) 

هَيْهَاتَ  mazi isim fiildir. Masdar manasındadır. Yani uzak oldu, uzak oldu (uzak, manasındadır). (Celâleyn Tefsiri)

İkinci  هَيْهَاتَ  tekid içindir.  لِ  harfi zaid olup beyan içindir. 

Masdar harfi  مَا  ve sılası olan  تُوعَدُونَ  cümlesi, masdar teviliyle  هَيْهَاتَ  fiilinin naib-i failidir. Masdar-ı müevvel cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

 تُوعَدُونَۖ  fiili meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime meçhul binada naib-i fail olur. 

هَيْهَاتَ ’nin tekrarında ıtnâb ve reddü’l- acüz ale’s-sadr sanatları vardır. 

لِمَا تُوعَدُونَۖ ’daki  لِ  beyaniyedir, tıpkı  هَيتَ لَكَ (Yûsuf: 23) ayetinde olduğu gibi. Sanki onlar bu uzaklık ünlemini seslenince onlara: Bu uzak olan nedir, denildi. Onlar da: Size vadolunan şey, dediler.  هَيْهَاتَ ’ın uzaklık manasına olduğu da söylenmiştir. O mübtedadır, haberi de  لِمَا تُوعَدُونَۖ  'dur. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)

Mü'minûn Sûresi 37. Ayet

اِنْ هِيَ اِلَّا حَيَاتُنَا الدُّنْيَا نَمُوتُ وَنَحْيَا وَمَا نَحْنُ بِمَبْعُوث۪ينَۖ  ٣٧


“Hayat, bu dünya hayatından ibarettir. Ölürüz ve yaşarız. Biz tekrar diriltilecek değiliz.”

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 إِنْ değildir
2 هِيَ bu
3 إِلَّا başka bir şey
4 حَيَاتُنَا hayatımız(dan) ح ي ي
5 الدُّنْيَا dünya د ن و
6 نَمُوتُ ölürüz م و ت
7 وَنَحْيَا ve yaşarız ح ي ي
8 وَمَا ve değiliz
9 نَحْنُ biz
10 بِمَبْعُوثِينَ tekrar diriltilecek ب ع ث

اِنْ هِيَ اِلَّا حَيَاتُنَا الدُّنْيَا نَمُوتُ وَنَحْيَا وَمَا نَحْنُ بِمَبْعُوث۪ينَۖ

 

İsim cümlesidir. اِنْ  nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. Munfasıl zamir  هِيَ  mübteda olarak mahallen merfûdur. اِلَّا  hasr edatıdır.  حَيَاتُنَا  haber olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Mütekellim zamiri  نَا  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.  الدُّنْيَا  kelimesi, حَيَاتُنَا 'nın sıfatı olup, elif üzere mukadder damme ile merfûdur. Maksur isimdir.

نَمُوتُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  نحن ‘dur.  نَحْيَا  atıf harfi  وَ ‘la makabline matuftur.  مَا نَحْنُ  atıf harfi  وَ ‘la  نَحْيَا ‘ya matuftur.  

مَا  olumsuzluk harfi olup  لَيْسَ  gibi amel eder. İsmini ref, haberini nasb eder.

نَحْنُ  munfasıl zamir  مَا ‘nın ismi olarak mahallen merfûdur.  بِمَبْعُوث۪ينَ  lafzen mecrur,  مَا ‘nın haberi olarak mahallen mansub, cer alameti  ي ‘dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır.

Maksûr isimler: Sondan bir önceki harfi fethalı olup son harfi ( ى ) olan isimlere “maksûr isimler” denir. Maksûr isimler genellikle ( ى ) ile biter. Fakat çok az olarak (  ا  ) ile biten maksûr isimler de vardır. Maksûr isimlerin sonunda yer alan bu harflere “elif-i maksûre” denir.  اَلْفَتَى  –  اَلْعَصَا  gibi…

Maksûr isimlerin îrab durumu şöyledir: Merfû halinde takdiri damme ile, mansub halinde takdiri fetha ile, mecrur halinde takdiri kesra ile îrab edilir. Yani maksûr isimler merfû, mansub, mecrur hallerinde hep takdiri olarak (takdiren) îrab edilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar. 

Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur.Ayette müfred şeklindedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

مَبْعُوث۪ينَۖ  sülâsi mücerredi  بعث  olan fiilin ism-i mef’ûlüdür.

اِنْ هِيَ اِلَّا حَيَاتُنَا الدُّنْيَا 

 

Ayet istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Bu ayet, inkârcıların sözlerinin devamıdır.

Mübteda ve haberden müteşekkil sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır. 

Nefy harfi  اِنْ  ve istisna edatı  اِلَّٓا  ile oluşan kasr cümleyi tekid etmiştir. Mübteda ve haber arasında, kasr-ı mevsûf ale’s-sıfattır.  هِيَ  maksûr/mevsûf, haber olan  حَيَاتُنَا الدُّنْيَا  maksûrun aleyh/sıfattır.

İsim cümleleri, mübteda ve haberden oluşur. Zaman ifade etmez. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Nefy ve istisna şeklindeki kasrlar, muhatabın kabul etmediği veya kuşku duyduğu konularda tercih edilir.

الدُّنْيَا , haber olan  حَيَاتُنَا  için sıfattır. Sıfat, mevsûfunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır.

Cümlede ihtibâk sanatı vardır.  هِيَ  yerine  الْحَيَاة  kelimesi gelmesi gerekirken sadece haber olan  حَيَاتُنَا ‘nın zikredilmesiyle yetinilmiş önceki hayat kelimesi hazf edilmiştir. 

İhtibâk, sözden düşürülmüş olan kelime veya ifadelerin, zikredilen kelime veya ifadeden hareketle tespit edilerek yerine konulmasıdır. (Suyûtî,İtkân fî Ulûmi’l-Kur’ân, II, 831)

İbarenin aslı ‘’ إنَّ الْحَيَاة إﻻّ حياتُنا الدُنْيا ’’ şeklindedir. Ancak ikinci  الْحَيَاة  kelimesi birinciye delalet ettiği için tekrardan kaçınmak üzere zamir  هِيَ , birinci  الْحَيَاة  kelimesinin yerine konulmuştur. Ayrıca şu da bildirilmek istenmiştir ki maksadın hayat ifadesi olduğu belli olduğundan açıklamaya gerek kalmamıştır. Muktezâ-i zâhire göre önce zâhir ismin gelmesi gerekirdi. Ancak Arap dilinde ifadeyi güçlendirmek, anlamı zenginleştirmek gibi gayelerle bu tür yollara başvurularak bir ismi zikretmeksizin o isme zamirle gönderme yapılabilir. 

Ölümden sonra dirilişi inkâr edip yaşamı sadece bu dünya hayatıyla sınırlandıran münkirlerin dilinden nakledilen bu cümledeki kasr, nefy edatı  اِنْ  ve istisna edatı  اِلَّا  vasıtasıyla yapılmıştır.  الْحَيَاة  kelimesi yerine konulan  هِيَ  zamiri maksûr, istisna edatından sonra gelen  حياتُنا الدُنْيا  ifadesi ise maksûrun aleyhtir. Buradaki kasr, kasr-ı izafî olup mevsûfun sıfata kasrına örnektir. Mana da şu şekildedir: “(Nuh’un (a.s) iddia ettiği gibi) ölümden sonra da bir hayat yoktur, hayat sadece bu dünya hayatıdır.” Burada  الْحَيَاة  kelimesinden murad hayat cinsidir. Eğer böyle olmasaydı kasr tamam olmaz ve yeniden dirilişi inkâr edenlerin meramı tam anlaşılmazdı. (Süleyman Gür, Kâzî Beyzâvî Tefsîrinde Belâgat İlmi Ve Uygulanışı)


نَمُوتُ وَنَحْيَا وَمَا نَحْنُ بِمَبْعُوث۪ينَۖ

 

Beyanî istînâf olarak fasılla gelen cümlede fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Aynı üslupta gelen  وَنَحْيَا  cümlesi, makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat ayrıca tezat ilişkisi mevcuttur.

نَمُوتُ - نَحْيَا  kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab, iki cümle arasında mukabele sanatı vardır. 

Ayetin makabline matuf son cümlesi  وَمَا نَحْنُ بِمَبْعُوث۪ينَۖ , sübut ve istimrar ifade eden menfi isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada fiil cümlesiyle fiilin tekrarı ve yenilenmesi, isim cümlesiyle de sabitlik kastedilerek, isim cümlesi fiil cümlesine atfedilmiştir. Fiil cümlesinden isim cümlesine, müspet sıygadan menfî sıygaya geçişte iltifat sanatı vardır.

مَا  nefy harfi,  ليس  gibi amel etmiştir. 

مَا ‘nın haberi olan  بِمَبْعُوث۪ينَ ’ye dahil olan zaid بِ  harfi tekit ifade etmiştir. 

“Biz geri döndürülecek değiliz” sözlerini isim cümlesi ve zaid  بِ  harfiyle pekiştirilerek buna ne kadar çok inandıklarını ifade etmişlerdir.

Muzari fiiller hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Olumlu cümlelerde  لَ  harfinin tekid ifade ettiği gibi, olumsuz cümlelerde de  لَيْسَ  ve  مَا 'nın haberinin başında gelen  بِ  harfi de tekid ifade eder. (Suyûtî, İtkân fî Ulûmi’l-Kur’ân, C. II, S. 142)

Mü'minûn Sûresi 38. Ayet

اِنْ هُوَ اِلَّا رَجُلٌۨ افْـتَرٰى عَلَى اللّٰهِ كَذِباً وَمَا نَحْنُ لَهُ بِمُؤْمِن۪ينَ  ٣٨


“Bu, Allah’a karşı yalan uyduran bir kimseden başkası değildir. Biz ona inanmayız.”

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 إِنْ değildir
2 هُوَ O
3 إِلَّا başka bir şey
4 رَجُلٌ bir adam(dan) ر ج ل
5 افْتَرَىٰ uyduran ف ر ي
6 عَلَى hakkında
7 اللَّهِ Allah
8 كَذِبًا yalan ك ذ ب
9 وَمَا ve değiliz
10 نَحْنُ biz
11 لَهُ ona
12 بِمُؤْمِنِينَ inanıcı(insan)lar ا م ن

اِنْ هُوَ اِلَّا رَجُلٌۨ افْـتَرٰى عَلَى اللّٰهِ كَذِباً وَمَا نَحْنُ لَهُ بِمُؤْمِن۪ينَ

 

İsim cümlesidir. اِنْ  nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. Munfasıl zamir  هُوَ  mübteda olarak mahallen merfûdur.  اِلَّا  hasr edatıdır.  رَجُلٌ  haber olup damme ile merfûdur. افْـتَرٰى  cümlesi, رَجُلٌ ‘un sıfatı olarak mahallen merfûdur.

افْـتَرٰى  elif üzere mukadder fetha ile mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. عَلَى اللّٰهِ  car mecruru  افْـتَرٰى  fiiline mütealliktir.  كَذِباً  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.  

وَ  atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

مَا  olumsuzluk harfi olup  لَيْسَ  gibi amel eder. İsmini ref, haberini nasb eder.

نَحْنُ  munfasıl zamir  مَا ‘nın ismi olarak mahallen merfûdur.  لَهُ  car mecruru  بِمُؤْمِن۪ينَ ‘ye mütealliktir.

بِمُؤْمِن۪ينَ  lafzen mecrur,  مَا ‘nın haberi olarak mahallen mansub, cer alameti  ي ‘dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır. 

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar. 

Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette fiil cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) افْـتَرٰى  fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi فري ’dir.

İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.

مُؤْمِن۪ينَ ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir.

İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اِنْ هُوَ اِلَّا رَجُلٌۨ افْـتَرٰى عَلَى اللّٰهِ كَذِباً وَمَا نَحْنُ لَهُ بِمُؤْمِن۪ينَ

 

İnkârcıların sözlerinin bildirildiği bu ayet, fasılla gelen müstenefe cümlesidir.

Kasrla tekid edilmiş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır. Nefy harfi  اِنْ  ve istisna edatı  اِلَّا  ile oluşan kasr, mübteda ve haber arasındadır. هُوَ  mevsuf / maksûr, رَجُلٌۨ افْـتَرٰى عَلَى اللّٰهِ كَذِباً  sıfat / maksûrun aleyh olmak üzere kasr-ı mevsûf ale’s-sıfattır. İzafî kasrdır. 

افْتَرى عَلى اللَّهِ كَذِبًا  cümlesi,  رَجُلٌ  kelimesinin sıfatı konumunda olup hasr’dır ve bu kasr-ı mevsuf ale’s-sıfat türünden olup izafî kalp kasrıdır. Yani, iddia ettiği gibi o, Allah tarafından gönderilmiş bir elçi değildir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)   

Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan  افْـتَرٰى عَلَى اللّٰهِ كَذِباً  cümlesi,  رَجُلٌ  için sıfattır. Sıfat, mevsûfunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Halidî, Vakafat, S.107) 

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır.  عَلَى اللّٰهِ  car mecruru ihtimam için mef’ûle takdim edilmiştir.

Mef’ûl olan  كَذِباً ’deki nekrelik, nev ve kesret ifade eder.

كَذِباً - افْـتَرٰى  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.Ayetin son cümlesi  وَمَا نَحْنُ لَهُ بِمُؤْمِن۪ينَ , atıf harfi  وَ ‘ la  افْـتَرٰى  cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada fiil cümlesiyle fiilin tekrarı ve yenilenmesi, isim cümlesiyle de sabitlik kastedilerek, isim cümlesi fiil cümlesine atfedilmiştir. Fiil cümlesinden isim cümlesine, müspet sıygadan menfî sıygaya geçişte iltifat sanatı vardır. 

Sübut ve istimrar ifade eden menfi isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır. Müsnede dahil olan  بِ , tekid ifade eden zaid harftir.

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Bütün mamullerin cümledeki yeri, aslında amilinden sonra gelmesidir.  لَهُ  car mecruru, durumun onunla ilgili olduğunu vurgulamak için, amili olan  بِمُؤْمِن۪ينَ ‘e takdim edilmiştir.

İnanmayacaklarını, isim cümlesi ve olumsuz cümlede haberin başına dahil olan  بِ  harfiyle tekid ederek mübalağalı bir şekilde ifade etmişlerdir.

İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Mü'minûn Sûresi 39. Ayet

قَالَ رَبِّ انْصُرْن۪ي بِمَا كَذَّبُونِ  ٣٩


O peygamber, “Ey Rabbim! Yalanlamalarına karşı bana yardım et!” dedi.

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 قَالَ dedi ق و ل
2 رَبِّ Rabbim ر ب ب
3 انْصُرْنِي bana yardım et ن ص ر
4 بِمَا karşısında
5 كَذَّبُونِ beni yalanlamaları ك ذ ب

قَالَ رَبِّ انْصُرْن۪ي بِمَا كَذَّبُونِ

 

Fiil cümlesidir. قَالَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. Mekulü’l-kavli,  رَبِّ انْصُرْن۪ي ‘dir.  قَالَ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.

Nida harfi mahzuftur. Münada olan  رَبَّ  muzâf olup, mukadder fetha ile mansubdur. Mütekellim  يَ ’ sı mahzuf olup, kelimenin sonundaki kesra muzâfun ileyhten ivazdır. 

انْصُرْن۪ي  sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنت ‘dir. Sonundaki  نِ  vikayedir. Mütekellim zamiri  ي  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.  بِ  sebebiyyedir. مَا  masdariyyedir. مَا  ve masdar-ı müevvel  بِ  harf-i ceriyle  انْصُرْن۪ي  fiiline mütealliktir. 

كَذَّبُونِ  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul  و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Sonundaki  نِ  vikayedir. Esre ise mahzuf mütekellim zamirinden ivazdır. Hazf edilen  يَ  mef‘ûlun bih olarak mahallen mansubdur. Burada bu  ي  harfinin mahzuf olduğuna işaret etmek için fiilin sonunda bulunan  نِ  harfinin harekesi esre gelmiştir. 

Münada; kendisine seslenilen ve seslenen kişiye yönelmesi istenilen kişidir. Münada, fiili hazfedilmiş mef’ûlün bihtir. Münadaya “ey, hey” anlamlarına gelen nida harfleri ile seslenilir. En yaygın kullanılan nida edatı  يَا ’dır. Münada alem ise veya mütekellim ya’sına muzafsa yahut nida edilen, nida edenin yakınında bulunursa nida harfi hazfedilebilir.

Münada irab yönünden mureb münada ve mebni münada olmak üzere 2 kısma ayrılır. 

Mureb münada lafzen mansub olur ve 3 şekilde gelir: 1) Muzaf, 2) Şibh-i muzaf, 3) Nekre-i gayrı maksude. 

Mebni münada merfu üzere mebni, mahallen mansub olur. 3 şekilde gelir: 1) Müfred alem, 2) Nekre-i maksude, 3) Harfi tarifli isim. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

كَذَّبُونِ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi  كذب ’dir.

Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.

قَالَ رَبِّ انْصُرْن۪ي بِمَا كَذَّبُونِ

 

Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Allah Teâlâ, elçisinin sözlerini bildiriyor.

Müspet mazi fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Halidî, Vakafat, S.107) 

قَالَ  fiilinin mekulü’l-kavli olan  رَبِّ انْصُرْن۪ي بِمَا كَذَّبُونِ  cümlesi, nida üslubunda talebî inşaî isnaddır.

Nida harfi mahzuftur. Bu hazif mütekellimin münadaya yakın olma isteğine işarettir. 

Münada konumundaki  رَبِّ  izafetinde mütekellim zamiri mahzuftur. Bu hazfin işareti kelimenin sonundaki esredir. Nida harfinin ve muzâfun ileyhin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır. 

رَبِّ  izafetinde mütekellim zamirinin Rab ismine izafesi, zamirin aid olduğu Hz. Musa’nın Allah’ın rububiyet vasfına sığınma isteğini gösterir.

Nidanın cevabı olan  انْصُرْن۪ي بِمَا كَذَّبُونِ , emir üslubunda talebî inşaî isnaddır. Emir üslubunda gelmiş olmasına rağmen dua manasında olduğu için mecaz-ı mürsel mürekkebdir.

Masdar harfi  مَا  ve sılası olan  كَذَّبُونِ  cümlesi, masdar tevilinde  بِ  harf-i ceriyle  انْصُرْن۪ي  fiiline mütealliktir. Masdar-ı müevvel müspet mazi fiil cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

كَذَّبُونِ  fiilinin sonunda mef’ûl olan mütekellim zamiri, fasılaya riayet için hazf edilmiştir. Kesra, mütekellim zamirinden ivazdır. 

Bu ayet, 26. ayetle birebir aynıdır. İki ayet arasında tekrir, ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır. Böyle tekrarlanan öğeler kelamdaki cüzleri birbirine bağlar, aralarında bir ilişki kurar ve dokuyu bütünleştirir. Bunlar çok tekrarlanır ki iman ve yakîn sabitleşsin. Eğer murad sadece bilmek olsaydı, bir kere söylenmesi yeterli olurdu. Tekrarlanan cümleler arasında tekrir, ıtnâb ve reddü'l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır

Tekrarlanan cümlelerin manasının nefiste yerleşmesi arzu edilir, hatta zatın bir cüzü haline gelinceye kadar tekid edilir. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, Ahkaf/28, c. 7, S. 314)

Mü'minûn Sûresi 40. Ayet

قَالَ عَمَّا قَل۪يلٍ لَيُصْبِحُنَّ نَادِم۪ينَۚ  ٤٠


Allah, “Yakın zamanda mutlaka pişman olacaklardır!” dedi.

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 قَالَ (Allah) dedi ki ق و ل
2 عَمَّا
3 قَلِيلٍ az sonra ق ل ل
4 لَيُصْبِحُنَّ onlar olacaklar ص ب ح
5 نَادِمِينَ pişman ن د م
İnsanlığın atalarından olan Hz. Nûh’un davetinin ve insanlık tarihinde büyük yeri olan Nûh tûfanının ibret verici yanları bulunduğu bildirilmektedir. Bunların başında Nûh’un ilk tebliğinin tevhide dair olması gelir. Nitekim Nûh’tan önceki ve sonraki bütün peygamberlerin ilk davası da tevhid inancını yerleştirmek olmuştur. Ayrıca tûfan olayı bize şunları öğretmektedir: Allah’ın varlık ve birliğine içtenlikle inanıp hayatlarını doğruluk ve dürüstlük çizgisinde yürütenler, başlangıçta inkâr ve kötülüklere sapanların haksız suçlama ve iftiralarına, baskı ve zulümlerine mâruz kalsalar da sonunda mutlaka başarılı olacaklardır. Ancak bunun için Allah’a sığınıp güvenmenin yanında, nasıl ki Nûh peygamber, “Nasıl olsa Allah bizi kurtarır” diye düşünüp kolaycılığa kaçmamış, aksine kendi eliyle gemiyi yapıp diğer önlemleri almışsa, insanın üzerine düşen görevleri eksiksiz yapması, esbaba tevessül etmesi, yani başarmak için ihtiyaç duyacağı mümkün olan bütün tedbirleri alması gerekir. Âyetin sonunda dikkat çekilen Allah’ın denemesini yani sınavdan geçirmesini bu çerçevede anlamak gerekir; yani Allah gelmiş geçmiş bütün insanları, kavimleri, milletleri yukarıda belirtilen ilkeler çerçevesinde davranıp davranmadıkları hususunda sınavdan geçirmiştir ve geçirmektedir.
 
Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 4 Sayfa: 21

قَالَ عَمَّا قَل۪يلٍ لَيُصْبِحُنَّ نَادِم۪ينَۚ

 

Fiil cümlesidir  قَالَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. Mekulü’l-kavl, mukadder kasem cümlesidir. قَالَ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur. مَا  harfi zaiddir. 

عَنْ قَل۪يلٍ  car mecruru  نَادِم۪ينَ  veya  يُصْبِحُنَّ ‘ye mütealliktir. 

لَ  harfi, mahzuf kasemin cevabının başına gelen muvattiedir.  

اَصْبَحَ  nakıs, mebni mazi fiildir. كان  gibi isim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.  

يُصْبِحُنَّ  nakıs, mahzuf  ن' un sübutuyla merfû muzari fiildir. يُصْبِحُنَّ ‘nin ismi, iki sakin bir araya geldiği için zamir olan cemi و' ı mahzuftur. Fiilinin sonundaki  نَّ , tekid ifade eden nûn-u sakiledir. نَادِم۪ينَ  kelimesi  يُصْبِحُنَّ ‘nin haberi olup nasb alameti  ي ‘dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır. 

Tekid nunları, bitiştikleri fiile istikbal manası kazandıran bir edatın veya durumun bulunması halinde muzari fiilin sonuna gelirler. (Soru, arz, tekid lamı, ummak, teşvik, nehiy, temenni ve yemin gibi.) 

يُصْبِحُنَّ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi صبح ’dır. 

İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.

نَادِم۪ينَ , sülâsi mücerredi  ندم  olan fiilin ism-i failidir.

İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

قَالَ عَمَّا قَل۪يلٍ لَيُصْبِحُنَّ نَادِم۪ينَۚ

 

Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Halidî, Vakafat, S.107) 

قَالَ  fiilinin mekulü’l-kavli kasem üslubunda gelmiştir. Kasem fiilinin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır. 

Nun-u sakile ve mahzuf kasem ile tekid edilmiş  عَمَّا قَل۪يلٍ لَيُصْبِحُنَّ نَادِم۪ينَۚ  cümlesi, mukadder kasemin cevabıdır. Nakıs fiil  اصبح ‘nın dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır. Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. لَيُصْبِحُنَّ ‘ya veya  نَادِم۪ينَۚ ‘ye müteallik olan car mecrur  عَمَّا قَل۪يلٍ  siyaktaki önemine binaen amiline takdim edilmiştir. 

Harfi cerin dahil olduğu مَّا , tekit ifade eden zaid harftir.

قَل۪يلٍ ‘deki nekrelik kıllet manasını tekit etmiştir.

Tekid ifade eden şeddeli  نَّ , muzari fiilin sonuna bitişir. Tekid nunları bitiştikleri fiillere istikbal manası kazandıran bir edatın veya durumun bulunması halinde muzari fiilin sonuna gelirler. Bu ayette mahzuf kaseme işaret eden lam gelmiştir.

اصبح ’nın haberi olan  نَادِم۪ينَ , ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin müsnedün ileyhteki istimrar ve istikrarına işaret etmiş, isim cümlesinin sübutunu artırmıştır.

İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Tekid nûnu çoğu zaman sarih kasem, gizli kasem ve nehiyden sonra gelir. Hal ve istikbal ifade eden muzari fiilin manasını sadece istikbal anlamına hamleder ve bu  نَّ , fiilin üç defa tekidini sağlar. (Mehmet Altın, Kur’an’da Tekid Üslupları ve Çeşitleri, Şırnak Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 2017/3)

Bilinen ve tahmini kolay olan hususları zikrederek ibareyi uzatmamak, dikkati asıl önemli yere yönlendirmek, karineye dayanarak terk edilen şeyleri muhatabın düşünce ve hayal gücüne bırakarak anlam zenginliği kazanmak gibi sebeplerle hazfe başvurulur. (TDV İslam Ansiklopedisi Îcâz Bah.)

Kasem cümlesinin mahzuf olduğu durumda vurgu kasemin cevabına yapılır. Kasem cümlesini oluşturan kasem fiili, kasem edatı ve kasem edilen isim üçü birlikte hazf edilir. Fakat kasemin varlığı kasem cevabından anlaşılmaktadır. Bu form, Kur'an’da sıkça kullanılmıştır. (Nihat Tarı, Arap Dilinde Kasem Formları ve Kur'an-ı Kerim’e Özgü “La Uksimu” Formu ile İlgili Tartışmalar)

قَالَ عَمَّا قَل۪يلٍ  [Rabbi dedi: Az bir zaman sonra] cümlesinde  مَّا , azlık manasını tekid için zaid kılınmıştır ya da nekre-i mevsûfedir. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)

مَا ; tekid için zaid olarak gelmiştir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  

قَل۪يلٍ  (az) ifadesi tıpkı  ماَرَأيْتُهُ قَديمًا وَحديثاً  (onu ne eskiden ne de yakın zamanda gördüm) ifadesindeki  قَديمًا  ve  حديثاً  kelimeleri gibi zamanı nitelemektedir;  عَنْ قَرِيباَ (yakında) ifadesi de bu manadadır.  مَّا , sözü edilen sürenin azlığını ve kısalığını tekid eder. (Zemahşeri,Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t- Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t - Te’vîl)

عَمّا قَلِيلٍ  car mecrurundaki  عَنْ  harfi mücaveze ifade eder. Bu tecavüz  عَنْ  harfinin mecazi anlamda gelerek  بَعْدَ  manasında müstear olmasıdır. İstiâre-i tebeiyyedir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  

قَلِيلٍ  kelimesi mahzuf bir mevsuf için sıfattır. Siyak veya zaman ifade eden fiillerden biri olan الإصْباح  fiili bu mahzufa delalet eder. Bu yüzden Allah bu resule hemen bir zafer vadetmiştir. (Âşûr, Et- Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

Mü'minûn Sûresi 41. Ayet

فَاَخَذَتْهُمُ الصَّيْحَةُ بِالْحَقِّ فَجَعَلْنَاهُمْ غُـثَٓاءًۚ فَبُعْداً لِلْقَوْمِ الظَّالِم۪ينَ  ٤١


Derken onları o korkunç ses, kaçınılmaz olarak kıskıvrak yakalayıverdi de kendilerini çör çöp yığını hâline getirdik. Zalimler topluluğu, Allah’ın rahmetinden uzak olsun!

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 فَأَخَذَتْهُمُ derken onları yakaladı ا خ ذ
2 الصَّيْحَةُ o korkunç ses ص ي ح
3 بِالْحَقِّ gerçekten ح ق ق
4 فَجَعَلْنَاهُمْ ve onları getirdik ج ع ل
5 غُثَاءً sel süprüntüsü haline غ ث و
6 فَبُعْدًا uzak olsun ب ع د
7 لِلْقَوْمِ kavim ق و م
8 الظَّالِمِينَ o zalim ظ ل م

فَاَخَذَتْهُمُ الصَّيْحَةُ بِالْحَقِّ فَجَعَلْنَاهُمْ غُـثَٓاءًۚ فَبُعْداً لِلْقَوْمِ الظَّالِم۪ينَ

 

Fiil cümlesidir.  فَ  istînâfiyyedir.  اَخَذَتْ  fetha üzere mebni mazi fiildir. تْ  te’nis alametidir. Muttasıl zamir  هُمُ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. الصَّيْحَةُ  fail olup damme ile merfûdur. بِالْحَقِّ  car mecruru  الصَّيْحَةُ ‘nin mahzuf haline mütealliktir. 

فَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ  ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

جَعَلْنَا  sükun üzere mebni mazi fiildir. Değiştirme anlamında kalp fiilidir. Mütekellim zamir  نَا  fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir  هُمُ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. غُـثَٓاءً  ikinci mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.

فَ  atıf harfidir.  بُعْداً  mahzuf fiilin mef’ûlu mutlakı olup fetha ile mansubdur. Takdiri; ابعدوا بعدا (İyice uzaklaşın) şeklindedir.  لِلْقَوْمِ  car mecruru mahzuf fiile mütealliktir. Takdiri;  قلنا (dedik) şeklindedir. Mekulü’l-kavli, mukadder söz  ابعدوا بعدا  olarak, mahallen mansubdur.

الظَّالِم۪ينَ  kelimesi,  قَوْمِ ‘in sıfatı olup cer alameti  ي ‘dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır.  

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar. 

Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Mef’ûlü mutlak: Fiil ile aynı kökten gelen masdardır. Mef’ûlü mutlak harfi cer almaz. Harfi cer alırsa hal olur. Mef’ûlü mutlak cümle olmaz. Mef’ûlü mutlak 3’e ayrılır:

1) Tekid (Kuvvetlendirmek) İçin: Fiilin manasını kuvvetlendirir. Masdar olur. Daima müfreddir. Fiilinden sonra gelir. Türkçeye “muhakkak, şüphesiz, gerçekten, çok, iyice, öyle ki” diye tercüme edilir.

2) Nev’ini (Çeşidini) Belirtmek İçin: Fiilin nasıl meydana geldiğini ve nev’ini bildirir. Nev’ini bildiren mef’ûlü mutlak umumiyetle sıfat veya izafet terkibi halinde gelir. Tesniye ve cemi de olabilir. Fiilinin önüne geçebilir. Türkçeye “gibi, şeklinde, aynen, tıpkı, tam” diye tercüme edilir.

3) Adedini (Sayısını) Belirtmek İçin: Failin yaptığı işin sayısını belirtir. Adedini bildiren mef’ûlü mutlak فَعْلَةً vezninden gelen bina-ı (masdar-ı) merreden yapılır.

مَرَّةً  kelimesi de mef’ûlü mutlak olur. Fiilinin önüne geçebilir. Türkçeye “kere, defa” diye tercüme edilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

الظَّالِم۪ينَ , sülâsi mücerredi  ظلم  olan fiilin ism-i failidir.

İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

فَاَخَذَتْهُمُ الصَّيْحَةُ بِالْحَقِّ فَجَعَلْنَاهُمْ غُـثَٓاءًۚ

 

فَ , istînâfiyyedir. Mütekellimin Allah Teâlâ olduğu ayetin ilk cümlesi müspet mazi fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)

بِالْحَقِّ  car mecruru,  الصَّيْحَةُ ’nun mahzuf haline mütealliktir. Halin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.

فَاَخَذَتْهُمُ الصَّيْحَةُ  cümlesinde istiare sanatı vardır. الصَّيْحَةُ  kelimesi  اَخَذَ  fiilinin faili yapılarak kişileştirilmiş, iradesi olan bir canlıya benzetilmiştir. Sayha’nın bir şahıs gibi gelecek olması onun şiddetini, azametini artırmaktadır. Ayrıca ayette Allah tarafından olması onun korkunçluğunu tekit etmektedir. Bu ifadede mübalağa ve tecessüm sanatları da vardır. 

اَخَذَ  fiilinin,  الصَّيْحَةُ  kelimesine isnadı mecaz-ı aklîdir.

Akabindeki  فَجَعَلْنَاهُمْ غُـثَٓاءً  cümlesi, makabline  فَ  ile atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. 

İki cümle arasında manen ve lafzen ittifak vardır. 

Müspet mazi fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır.  

فَجَعَلْنَاهُمْ  fiilinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder. Azamet zamiri, ululuğu izhar etmedir.

Mef’ûl olan  غُـثَٓاءً ‘deki nekrelik nev ve kesret ifade eder.

فَجَعَلْنَاهُمْ غُـثَٓاءً  ifadesinde istiare sanatı vardır. Helak edilen insanlar, atılmış, işe yaramaz süprüntüye benzetilmiştir.Mübalağa için gelen bu üslupta tecessüm sanatı da vardır.

Sarsıntı Cebrail (a.s)’ın sarsıntısıdır, onları sarsmış ve yerle bir etmiştir. 

اَخَذَ  fiilinin,  الصَّيْحَةُ  kelimesine isnadı mecaz-ı aklîdir. Ya da burdada istiare vardır.

الصَّيْحَةُ  bir görüşe göre, azap ve ölümün kendisidir. Diğer bir görüş göre ise tamamen yok edici şiddetli azaptır. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

بِالْحَقِّ , hak ettikleri demektir. Çünkü onlar helak edilmesi gereken kimselerdi. Ya da bu ifade (Allah’ın adaleti olarak) anlamındadır. Bu durumda  بِالْحَقِّ  car mecruru bir kimse kararlarında adil olduğu zaman kullanılan  فُلاَنٌ يَقضى بِالْحَقِّ  (falan kişi adilce karar verir) ifadesindeki kullanıma benzer. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)

Bu sayhanın hak olması, engellenmesi mümkün olmayan sabit hadise demektir, yahut Allah'tan (c.c) adalet olarak, yahut doğru vaat olarak, demektir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

فَجَعَلْنَاهُمْ غُـثَٓاءً  [Onları çer-çöp kıldık] cümlesinde teşbîhi belîğ vardır. Zira vech-i şebeh (benzetme yönü) ile teşbih edatı hazf edilmiştir. "Hızla yok olma ve değersizlik hususunda onları çer çöp gibi kıldık" demektir. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefâsîr)


  فَبُعْداً لِلْقَوْمِ الظَّالِم۪ينَ

 

فَبُعْداً لِلْقَوْمِ الظَّالِم۪ينَ  cümlesi, takdiri  قلنا  (dedik) olan mahzuf fiilin mekulü’l kavlidir. Bu takdire göre müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan cümle  فَاَخَذَتْهُمُ الصَّيْحَةُ  cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Mekulü’l kavl cümlesinde îcâz-ı hazif sanatı vardır.  بُعْداً , takdiri  ابعدوا  olan mahzuf fiilin mef’ûlu mutlakıdır. Bu takdire göre cümle, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber talebî kelamdır.

الظَّالِم۪ينَ  kelimesi  لِلْقَوْمِ  için sıfattır. Sıfat, mevsûfunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır.

Ayetin son cümlesi, haber formunda olduğu halde, beddua manasına geldiği için muktezâ-i zâhirin hilafına olarak mecaz-ı mürsel mürekkebdir.

بُعْداً (uzak olsun),  سُحْقاً  (defolsun),  دَفَراً  (pis kokulu) vb. kelimeler fiil yerine kullanılan masdarlardandır. Sîbeveyhi bu mastarlar hakkında, açıkça ifade edilerek kullanılmayan fiillerle mansubdurlar demiştir. Ayette  بُعْداً  kelimesi,  بعدوا  (helâk oldular) anlamındadır. Bu kelime tıpkı  رَشِداً  -  رُشْداً  /  رَشَداً  gibi, بَعِد  - بُعْداً  /  بَعَدًا  şeklinde gelir. (Zemahşeri,Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t- Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t - Te’vîl)

ظَّالِم۪ينَ  [Zalimler] ifadesi, def olup gitmeleri yönünde beddua edilen kimseleri açıklamakta olup tıpkı  هَيْتَ لَكَ  [Sen! Gel haydi!”] (Yûsuf 12/23) ifadesindeki ve  لِمَا تُوعَدُون  (size vadedilen şey) ifadesindeki kullanım gibidir. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t- Te’vîl)

فَبُعْداً لِلْقَوْمِ الظَّالِم۪ينَ [Zalimler kavmi için artık uzaklık!] ifadesinin habere de duaya da ihtimali vardır.  بُعْداً  kelimesi,  بَعُدَ 'nin masdarıdır ki helak olmaktır. Bu, fiili açık kullanılmayan masdarlardandır.  لِ  da uzak olması için beddua edileni beyan etmek içindir.  هُمْ  zamiri yerine zahir ismin kullanılması bunun illetini bildirmek içindir. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)

بُعْداً  : Bu ifade, "hayır ve iyiliklerden uzaklaştırma" demek olan, "lanet" kelimesi gibidir. Allah Teâlâ bunu, onları hafife alıp onları hor ve hakir kılma üslubunda getirmiştir. Allah, onların başına bu azabı, ahirette onların başına gelecek olan nimet ve mükâfatlardan uzak olma azabının, kendilerinden sonrakilere bir ibret olsun diye, şu anda başlarına gelenden daha büyük olduğunu göstersin diye indirmiştir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

Mü'minûn Sûresi 42. Ayet

ثُمَّ اَنْشَأْنَا مِنْ بَعْدِهِمْ قُرُوناً اٰخَر۪ينَۜ  ٤٢


Sonra bunların arkalarından başka nesiller yarattık.

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 ثُمَّ sonra
2 أَنْشَأْنَا yetiştirdik ن ش ا
3 مِنْ
4 بَعْدِهِمْ onların ardından ب ع د
5 قُرُونًا nesiller ق ر ن
6 اخَرِينَ başka ا خ ر

Buradaki neslin Lût, Şuayb, Eyyûb ve Yûsuf peygamberlerin kavimleri olabileceği belirtilmiştir (Râzî, XXIII, 100). Esasen bu âyetlerde geçmişteki belirli peygamberlerin inanç mücadelesi hakkında bilgi verilmekten ziyade şu noktalara dikkat çekilmektedir: Yeryüzünde nesiller ve uygarlıklar birbirini izlemiş, her nesil Allah’ın değiştirilemez hükmüyle tayin ettiği ömrünü tamamlayınca ardından yeni bir nesil gelmiştir. Hz. Muhammed’e gelinceye kadar peygamberlik sürekli yenilenen bir kurum olmuştur. Peygamberlerinin davetlerini reddedip inkâr ve günahkârlıklarını sürdüren kavimler, ümmetler, bunun bedelini çeşitli felâketlere uğrayarak yok olup gitmekle ödemişlerdir. Kur’ân-ı Kerîm başka âyetlerde bu sonucu ilâhî bir yasa (sünnetullah) olarak gösterir. 

ثُمَّ اَنْشَأْنَا مِنْ بَعْدِهِمْ قُرُوناً اٰخَر۪ينَۜ

 

Fiil cümlesidir.  ثُمَّ  tertip ve terahi ifade eden atıf harfidir. اَنْشَأْنَا  sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir  نَا  fail olarak mahallen merfûdur. مِنْ بَعْدِهِمْ  car mecruru  اَنْشَأْنَا  fiiline mütealliktir. Muttasıl zamir  هِمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

قُرُوناً  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.  اٰخَر۪ينَ  kelimesi  قُرُوناً ‘nin sıfatı olup, nasb alameti  ي ‘dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır.

ثُمَّ ; Matuf ve matufun aleyh arasında hem sıra olduğunu hem de fiillerin meydana gelişi arasında uzun bir sürenin bulunduğunu gösterir. Süre bakımından  فَ   harfinin zıttıdır.  ثُمَّ  ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

اَنْشَأْنَا  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi  نشأ ’dir. 

İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.

ثُمَّ اَنْشَأْنَا مِنْ بَعْدِهِمْ قُرُوناً اٰخَر۪ينَۜ

 

Ayet, tertip ve terahi ifade eden  ثُمَّ  ile  أخذتهم الصيحة  cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Halidî, Vakafât, S.107)

اَنْشَأْنَا  fiilinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder. Azamet zamiri, ululuğu izhar etmedir.

قُرُوناً ’deki nekrelik, kesret, cins ve tazim ifade eder. 

اٰخَر۪ينَ  kelimesi  قُرُوناً  için sıfattır. Sıfat, mevsûfunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır.

قرون  lafzı,  قرن (Yüzyıl) kelimesinin çoğuludur. Bununla ümmetler kastedilmiştir.

قرن ; bir zamanda bir araya gelen birlikte yaşamış olan insanlardır. İçinde bir topluluğun bir araya geldiği ve ölümle birbirinden ayrıldığı zamana karn, nesil ve asır denir. Akran kelimesi de bu köktendir. Bu  kelimede zamaniye alakası ile mecaz-ı mürsel vardır. 

بَعْدِ - اٰخَر۪ينَۚ - ثُمَّ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır. 

ثُمَّ  edatı, birbirine bağlanan ögelerin, kısa veya uzun bir süre sonra gerçekleştiklerini ifade eder. 

Sayfadaki ayetlerin fasılalarını teşkil eden  و- نَ  ve  ي - نَ  harflerinden oluşan ahenk, duyanların, okuyanların gönlünü fethedecek güzelliktedir. Bu fasılalarda lüzum ma la yelzem sanatı vardır.

Bu sanat; fasıla veya kafiye harfinden önce gerekli olmadığı halde bir veya daha fazla harfin aynısının getirilmesidir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Bedî’ İlmi, s. 201-202)

Günün Mesajı
Allah Teala'nın insanları imtihanlardan geçirmesindeki en önemli hikmetlerden biri insanların yetişmesi, olgunlaşması, zihnen ve kalben gelişmesi, sahip kılındıkları potansiyellerin birer kabiliyet halinde inkişaf etmesi, hayatın daha bir zenginleşmesi, saflaşması ve insanın yeryüzünde halifelik vazifesini hakkıyla yapabilmesidir. İşte peygamberler ve onlara vahyedilen gerçekler, kitaplar, onlarla gönderilen Din, imtihanda insana ışık tutar ve yol gösterir. Onlar olmadan bu imtihanda muvaffak olmak mümkün değildir. Ayrıca bunlar, imtihanın da bir bakıma kendisi veya zemini veyahut en büyük sebebidir.
Sayfadan Gönüle Düşenler

Zamanın ortasında durmuş, kendisinden önceki nesillere ve sonrakilere bakıyordu. Dünya; ne kendisinden, ne de bildiklerinden ibaretti. Mal ve mülk; ne kendisinden öncekilere kalmıştı, ne de kendisinden sonrakilere kalacaktı. 

İnsan fıtratı; geçmişte de, bugünde de ve gelecekte de aynıydı. Gelen her nesil, kendisini ayrıcalıklı sandı. Her dönemde, dünyanın sonuna gelindiğini iddia etti. Yaşanan kötülüklerin, aştığı sınırlar hayal kırıklığı sebebiydi. Belki de ulaşılan bilgilerin ötesine ulaşılmaz diye düşündü. 

Zira; hayal gücü, çocukluktan itibaren duyduklarından, gördüklerinden ve öğrendiklerinden gelmekteydi. Dünya hayatının başlangıcının sonuna kadar değişmeyen bir gerçek vardı. Allah yoluna olan davete icabet edenler kazanırken, etmeyenler kaybetti. 

Ey Rabbim! Bizi; davetine icabet edenlerden ve Senin rızanı kazanmak için yaşayanlardan eyle. 

Senin sınırlarını aşmak ve davetine uymamak için temelsiz bahaneler türetenlere benzemekten ve onlar gibilerin peşinden gitmekten muhafaza buyur.

Hz. Nuh’un duası ile ellerimizi açtık: “Bizi bereketli bir yere indir. En uygun şekilde indirip yerleştiren Sensin.”

Hayatımızın her döneminde; almamız gereken her zorlu kararın ve atlatmamız gereken her sıkıntının sonucunda bizi nice bereketli hayırlara ulaştır. 

Amin.

***

Yeryüzüne bakıldığında her toplumun tarihlerinden, topraklarından veya öğrendiklerinden dolayı farklı üstünlüklere sahip olduğu görülür. Tarih incelendiğinde ise üstünlükler ne olursa olsun çöküşlere mani olamayacak kadar kırılgan oldukları anlaşılır. Toplumlar gibi her insanın da farklı sebeplerden doğan üstünlükleriyle parladığına ve çöktüğüne şahit olunur. 

Toplumları ve insanları; yeryüzünde yerleştiren, yükselten, imtihan eden ve çeşitli sıkıntılardan kurtaran Allah’tır. Kime şükredeceklerini, kime sığınacaklarını, kimden isteyeceklerini ve kimin rızası için yaşayacaklarını unutarak yaşayanların çöküşü kalıcıdır. Elindekileri zayıflara zulüm etmek ya da sadece nefsini beslemek için kullananlar ile hayat dünyadan ibaret yalanıyla üstün gördüklerine imrenerek ömrünü çürütenlerin, Allah’ı ve ahireti unutanların sonu hüsrandır.

Eğer bir insan hala nefes alıyorsa ve bir toplumun damarı atıyorsa; umut var demektir. Allah’ın kelamı, önceki peygamberlerle Rasulullah’ın hayatı ve yakın tarih, bu tür nice örneklerle doludur. Hastalıklardan şifaya, çöküşlerden yükselişe, yıkıntılardan inşaya ve bugünlerden yarınlara kavuşmak için umut var demektir. Allah’ın yardımıyla umudun imkana ve duanın gerçeğe dönüşmesi için değişim şarttır. Buna da kişi kendinden başlamalıdır.

Ey Allahım! Bizi şeksiz ve şüphesiz bir hal ile Sana şükredenlerden, Sana sığınanlardan, Senden isteyenlerden ve Senin rızan için yaşayanlardan eyle. Kalplerimizdeki imanı güçlendir. Sadece yanlışları görenlerden değil, doğruları yaymaya çalışanlardan ve başkalarının değişimi için kendisinin de değişmesi gerektiği bilinciyle hep bekleyenlerden değil, harekete geçenlerden eyle. Kalplerimizdeki azmi dinçleştir. Senin rızan için doğru yönde değişenlerden ve yaşadığı topluma doğru şekilde hizmet edenlerden eyle. Kalplerimizdeki umudu coştur. Nefes aldığı sürece umut ile Senin rızanı umarak koşanlardan eyle. 

Amin.

Zeynep Poyraz  @zeynokoloji