بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ 
وَاَنْزَلْنَا مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً بِقَدَرٍ فَاَسْكَنَّاهُ فِي الْاَرْضِۗ وَاِنَّا عَلٰى ذَهَابٍ بِه۪ لَقَادِرُونَۚ ١٨
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | وَأَنْزَلْنَا | ve indirdik |
|
| 2 | مِنَ | -ten |
|
| 3 | السَّمَاءِ | gök- |
|
| 4 | مَاءً | su |
|
| 5 | بِقَدَرٍ | belli ölçüde |
|
| 6 | فَأَسْكَنَّاهُ | ve onu durdurduk |
|
| 7 | فِي |
|
|
| 8 | الْأَرْضِ | yerde |
|
| 9 | وَإِنَّا | elbette biz |
|
| 10 | عَلَىٰ |
|
|
| 11 | ذَهَابٍ | gidermeğe de |
|
| 12 | بِهِ | onu |
|
| 13 | لَقَادِرُونَ | kadiriz |
|
وَاَنْزَلْنَا مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً بِقَدَرٍ فَاَسْكَنَّاهُ فِي الْاَرْضِۗ
Fiil cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَنْزَلْنَا sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir نَا fail olarak mahallen merfûdur. مِنَ السَّمَٓاءِ car mecruru اَنْزَلْنَا fiiline mütealliktir. مَٓاءً mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. بِقَدَرٍ car mecruru failin mahzuf haline veya مَٓاءً ‘nin mahzuf sıfatına mütealliktir. Takdiri, كائنا بقدر şeklindedir.
فَ atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَسْكَنَّا sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir نَا fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir هُ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. فِي الْاَرْضِ car mecruru اَسْكَنَّا fiiline mütealliktir.
اَسْكَنَّا fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi سكن ’dir.
اَنْزَلْنَا fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi نزل ‘dir.
İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.
وَاِنَّا عَلٰى ذَهَابٍ بِه۪ لَقَادِرُونَۚ
İsim cümlesidir. وَ atıf harfidir. Haliyye olması da caizdir. اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir, ismini nasb haberini ref eder.
نَا mütekellim zamiri اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. عَلٰى ذَهَابٍ car mecruru قَادِرُونَ ‘ye mütealliktir. بِه۪ car mecruru ذَهَابٍ ‘e mütealliktir.
لَ harfi اِنَّ ’nin haberinin başına gelen lam-ı muzahlakadır. قَادِرُونَ kelimesi, اِنَّ ‘nin haberi olup ref alameti و ‘dır. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır.
Tekid lamı diye isimlendirilen bu lamın kullanımı oldukça yaygındır. Fethalı olarak kullanılan bu lam, sadece ismin ve muzari fiilin başına dahil olur. İsim cümlesinin başına اِنَّ edatı gelince cümlenin başında gelmesi gereken lam-ı ibtida, اِنَّ ‘nin haberinin başına kayar. Bundan dolayı lam-ı muzahlaka olarak da adlandırılır. (Mehmet Altın , Kur’ân’da Te’kid Üslupları ve Çeşitleri )
قَادِرُونَ ; sülâsi mücerredi قدر olan fiilin ism-i failidir.
İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَاَنْزَلْنَا مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً بِقَدَرٍ فَاَسْكَنَّاهُ فِي الْاَرْضِۗ
Ayet, atıf harfi وَ ‘ la önceki ayetteki kasemin cevabı olan خَلَقْنَا فَوْقَكُمْ سَبْعَ طَرَٓائِقَۗ cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil hudûs, sebat, temekkün ve istikrar ifade eder. (Halidî, Vakafat, S.107)
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. اَنْزَلْنَا fiiline müteallik مِنَ السَّمَٓاءِ car mecruru, konudaki önemine binaen mef’ûle takdim edilmiştir.
بِقَدَرٍ car-mecruru, mef’ûl olan مَٓاءً ‘in mahzuf sıfatına mütealliktir. Sıfatın hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
Ayetin sonunda müştakı zikredilen بِقَدَرٍ kelimesinde irsâd sanatı vardır.
مَٓاءً ’deki nekrelik kesret ve tazim, بِقَدَرٍ ’deki ise tazim ifade eder.
Aynı üslupta gelen فَاَسْكَنَّاهُ فِي الْاَرْضِ cümlesi, atıf harfi فَ ile makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
اَنْزَلْنَا ve اَسْكَنَّاهُ fiillerinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder. Azamet zamiri, ululuğu izhar etmedir.
السَّمَٓاءِ - الْاَرْضِۗ kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab ve mürâât-ı nazîr sanatları vardır.
بِقَدَرٍ [kader ile], insanların menfaatlerinin celbine ve zararlarının define uygun olan bir takdirle demektir. Yahut bildiğimiz ihtiyaçlar ve maslahatları miktarınca demektir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l- Akli’s-Selîm)
وَاِنَّا عَلٰى ذَهَابٍ بِه۪ لَقَادِرُونَۚ
Cümle, atıf harfi وَ ‘la فَاَسْكَنَّاهُ فِي الْاَرْضِ cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Tezat ilişkisi de bulunan cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada fiil cümlesiyle fiilin tekrarı ve yenilenmesi, isim cümlesiyle de sabitlik kastedilerek, isim cümlesi fiil cümlesine atfedilmiştir. Fiil cümlesinden isim cümlesine geçişte iltifat sanatı vardır.
اِنَّ ve lam-ı muzahlaka ile tekid edilmiş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. عَلٰى ذَهَابٍ , önemine binaen amili olan لَقَادِرُونَ ’ye, takdim edilmiştir.
بِه۪ car-mecrurunun müteallakı olan ذَهَابٍ bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar, ism-i fail ve ism-i mef’ûl yerinde kullanılabilirler. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Kelimedeki nekrelik umum ve tehdit manasındadır.
Müsned olan قَادِرُونَ , ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin müsnedün ileyhteki istimrar ve istikrarına işaret etmiş, isim cümlesinin sübutunu artırmıştır.
İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
فَاَسْكَنَّاهُ فِي الْاَرْضِۗ cümlesiyle, اِنَّا عَلٰى ذَهَابٍ بِه۪ لَقَادِرُونَۚ cümlesi arasında mukabele sanatı vardır.
ذَهَابٍ - فَاَسْكَنَّاهُ kelimeleri arasında tıbâk-ı hafîy sanatı vardır.
بِقَدَرٍ - لَقَادِرُونَۚ kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden اِنَّ ve lam-ı muzahlaka ile tekid edilmiş isim cümleleri, çok muhkem/sağlam cümlelerdir.
İsim cümleleri sübut ifade eder. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
İsim cümlesi fiil cümlesine atfedilmiştir. İsim cümlesinin anlamında sabitlik ve devamlılık, fiil cümlesinin anlamında ise yenilenme ve tekrarlanma vardır.
Şayet hem devamlılık hem fiilin tekrarı ve yenilenmesi kastediliyorsa, isim cümlesi fiil cümlesine atfedilebilir. Bunun aksi de mümkündür. Meselâ, fiil cümlesinden fiilin zaman zaman yenilendiğini, isim cümlesinden ise başlayıp halen devam ettiği kast ediliyorsa aralarında atıf yapılabilir (Rıfat Resul Sevinç, Arapçada Cümle Yapısı 2010 S. 190 191)
ذَهَابٍ 'in nekre olmasında onu giderme yollarının çok olduğuna îma ve onunla tehditte mübalağa vardır. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl; Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Allah (c.c) yağmuru indirmeye kādir olduğu gibi ortadan kaldırmaya ve gidermeye de kādirdir. ِ عَلٰى ذَهَابٍ بِه۪ [onu öyle bir gidermeye] ifadesinde nekre kelimenin en etkili ve insanın mafsallarını en çok titretecek, içine işleyip tüylerini ürpertecek tarzda kullanımı söz konusudur. ‘’Herhangi bir şekilde, herhangi bir metodla gidermeye…’’ anlamındadır. Burada, onu giderecek olan zatın iktidar ve kudreti ifade edildiği gibi, böyle bir şeyi irade ettiği zaman hiçbir şeyin O’na engel olamayacağı da belirtilmektedir. Bu ifade, tehdit hususunda (De ki: Düşünün bakalım bir: Suyunuz çekiliverse, şu şırıl şırıl akan suları size kim getirebilir?)(Mülk 67/30) ayetinden daha etkilidir. Dolayısıyla insanlara düşen, suyun ne kadar muazzam bir nimet olduğunu kavrayıp bu nimeti daimi şükür bağıyla bağlamak, aksi takdirde kaçacağından endişe etmektir.(Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)
وَاِنَّا عَلٰى ذَهَابٍ بِه۪ لَقَادِرُونَ [Biz onu yok etmeye de mutlaka kadiriz] ayetinde tehdit vardır. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefâsîr)
فَاَنْشَأْنَا لَكُمْ بِه۪ جَنَّاتٍ مِنْ نَخ۪يلٍ وَاَعْنَابٍۢ لَكُمْ ف۪يهَا فَوَاكِهُ۬ كَث۪يرَةٌ وَمِنْهَا تَأْكُلُونَۙ ١٩
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | فَأَنْشَأْنَا | sonra yetiştirdik |
|
| 2 | لَكُمْ | size |
|
| 3 | بِهِ | onunla (suyla) |
|
| 4 | جَنَّاتٍ | bahçeleri |
|
| 5 | مِنْ |
|
|
| 6 | نَخِيلٍ | hurma |
|
| 7 | وَأَعْنَابٍ | ve üzüm |
|
| 8 | لَكُمْ | sizin için |
|
| 9 | فِيهَا | içlerinde bulunan |
|
| 10 | فَوَاكِهُ | meyvalar |
|
| 11 | كَثِيرَةٌ | birçok |
|
| 12 | وَمِنْهَا | ve onlardan |
|
| 13 | تَأْكُلُونَ | yiyorsunuz |
|
Fekahe فكه : فاكِهَة : Bir görüşe göre bu sözcük tüm meyvelerin adı iken diğer görüş sahipleri ise üzüm ve nar dışındaki meyvelerin adıdır demişlerdir. İkinci görüşü savunanlar bu iki meyvenin sanki ayetlerde özel olarak zikredilişlerini dikkate almışlardır. فٌكاهَة hoş sohbetli kimselerin sözleridir. Vakıa, 56/65 ayetindeki mana bazılarına göre 'mizahlı sözler söylersiniz' şeklinde iken; diğer bazılarına göre ise 'meyvelerden yersiniz' şeklindedir. (Müfredat)
Kuran’ı Kerim’de türevleriyle 19 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres) Türkçede kullanılan bir türevi bulunmamakla birlikte Kuran-ı Kerim'de 10'dan fazla geçmesi sebebiyle kitabın Arapça kelimeler sözlüğü bölümüne alınmıştır.(Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi)
فَاَنْشَأْنَا لَكُمْ بِه۪ جَنَّاتٍ مِنْ نَخ۪يلٍ وَاَعْنَابٍۢ لَكُمْ ف۪يهَا فَوَاكِهُ۬ كَث۪يرَةٌ وَمِنْهَا تَأْكُلُونَۙ
Fiil cümlesidir. فَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَنْشَأْنَا sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir نَا fail olarak mahallen merfûdur. لَكُمْ car mecruru اَنْشَأْنَا fiiline mütealliktir. بِ sebebiyyedir. بِه۪ car mecruru اَنْشَأْنَا fiiline mütealliktir.
جَنَّاتٍ mef’ûlun bih olup nasb alameti kesradır. Cemi müennes salim kelimeler hareke ile irablanır.
مِنْ نَخ۪يلٍ car mecruru جَنَّاتٍ ‘nin mahzuf sıfatına mütealliktir. اَعْنَابٍ atıf harfi وَ ‘la makabline matuftur.
لَكُمْ ف۪يهَا فَوَاكِهُ cümlesi, جَنَّاتٍ ‘in sıfatı olarak mahallen mansubdur.
İsim cümlesidir. لَكُمْ car mecruru mahzuf mukaddem habere mütealliktir. ف۪يهَ car mecruru mahzuf mukaddem habere mütealliktir. فَوَاكِهُ۬ muahhar mübteda olup damme ile merfûdur. كَث۪يرَةٌ kelimesi فَوَاكِهُ۬ ‘nin sıfatı olup damme ile merfûdur.
وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
مِنْهَا car mecruru تَأْكُلُونَ fiiline mütealliktir. تَأْكُلُونَ fiili نَ ‘un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur.
Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.
Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.
Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat 2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.
1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar 2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.
1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.
2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.
Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur.Ayette ilki şibh cümle ikincisi isim cümlesi şeklindedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَنْشَأْنَا fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi نشأ ’dir.
İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.
فَاَنْشَأْنَا لَكُمْ بِه۪ جَنَّاتٍ مِنْ نَخ۪يلٍ وَاَعْنَابٍۢ لَكُمْ ف۪يهَا فَوَاكِهُ۬ كَث۪يرَةٌ وَمِنْهَا تَأْكُلُونَۙ
Ayet, atıf harfi فَ ile فَاَسْكَنَّاهُ فِي الْاَرْضِ cümlesine atfedilmiştir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Mazi fiil hudûs, sebat, temekkün ve istikrar ifade eder. (Halidî, Vakafat, S.107)
اَنْشَأْنَا fiilinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder. Azamet zamiri, ululuğu izhar etmedir.
اَنْشَأْنَا fiiline müteallik لَكُمْ car mecruru, durumun onunla ilgili olduğunu vurgulamak için, بِه۪ car mecruru ise, siyaktaki önemine binaen mef’ûle takdim edilmiştir.
مِنْ نَخ۪يلٍ car-mecruru ve ona temasül nedeniyle atfedilen وَاَعْنَابٍۢ , mef’ûl olan جَنَّاتٍ ‘in mahzuf sıfatına mütealliktir. Sıfatın hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
لَكُمْ ف۪يهَا فَوَاكِهُ۬ كَث۪يرَةٌ cümlesi جَنَّاتٍ için sıfattır. Sıfat, mevsûfunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır.
Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır. Cümlede takdim tehir ve îcâz-ı hazif sanatları vardır. لَكُمْ car-mecruru, mahzuf mukaddem habere mütealliktir. فَوَاكِهُ muahhar mübtedadır. Takdim ihtimam içindir.
ف۪يهَا car-mecruru, mahzuf hale mütealliktir. Halin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.
كَث۪يرَةٌ muahhar mübteda فَوَاكِهُ۬ için sıfattır. Sıfat, mevsûfunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır.
جَنَّاتٍ , نَخ۪يلٍ ve اَعْنَابٍۢ kelimelerindeki tenvin kesret ifade eder.
Makabline matuf olan مِنْهَا تَأْكُلُونَ cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada fiil cümlesiyle fiilin tekrarı ve yenilenmesi, isim cümlesiyle de sabitlik kastedilerek, fiil cümlesi isim cümlesine atfedilmiştir. İsim cümlesinden fiil cümlesine geçişte iltifat sanatı vardır.
Muzari fiil cümlesi olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs, istimrar, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Cümlede takdim sanatı vardır. Car mecrur مِنْهَا , amili olan تَأْكُلُونَ ’ye siyaktaki önemine binaen takdim edilmiştir.
جَنَّاتٍ kelimesinde cem’, اَعْنَابٍۢ , نَخ۪يلٍ kelimelerinde taksim sanatı vardır.
جَنَّاتٍ - نَخ۪يلٍ - اَعْنَابٍۢ - فَوَاكِهُ۬ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
İsim cümlesi fiil cümlesine atfedilmiştir. İsim cümlesinin anlamında sabitlik ve devamlılık, fiil cümlesinin anlamında ise yenilenme ve tekrarlanma vardır. Şayet hem devamlılık hem fiilin tekrarı ve yenilenmesi kastediliyorsa, isim cümlesi fiil cümlesine atfedilebilir. Bunun aksi de mümkündür. Mesela, fiil cümlesinden fiilin zaman zaman yenilendiğini, isim cümlesinden ise başlayıp halen devam ettiği kast ediliyorsa aralarında atıf yapılabilir. (Rıfat Resul Sevinç, Arapçada Cümle Yapısı)
Sayılan bütün bu nimetler, aynı zamanda cennet nimetleridir. Hurma ağacı demek olan nahl, hem müfred ve hem de çoğul için kullanılır. Bunun çoğulu ise نَخ۪يلٍ ‘dir.(İsmâil Hakkı Bursevî, Tenvîru'l- Ezhân Min Rûhu-l Beyân)
وَشَجَرَةً تَخْرُجُ مِنْ طُورِ سَيْنَٓاءَ تَنْبُتُ بِالدُّهْنِ وَصِبْغٍ لِلْاٰكِل۪ينَ ٢٠
وَشَجَرَةً تَخْرُجُ مِنْ طُورِ سَيْنَٓاءَ تَنْبُتُ بِالدُّهْنِ وَصِبْغٍ لِلْاٰكِل۪ينَ
Fiil cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
شَجَرَةً mahzuf fiilin mef’ûlun bihi olup fetha ile mansubdur. Takdiri; اَنْشَأْنَا (Yarattık) şeklindedir. تَخْرُجُ
cümlesi, شَجَرَةً ‘nin sıfatı olarak mahallen mansubdur.
تَخْرُجُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هى ‘dir. مِنْ طُورِ car mecruru تَخْرُجُ fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. سَيْنَٓاءَ muzâfun ileyh olup, sonunda zaid yani kelimenin kök harflerinden olmayan elif-i memdude olan isimlerden veya alem isim olduğundan gayri munsarifdir.
تَنْبُتُ cümlesi, تَخْرُجُ ‘deki failinin hali olarak mahallen mansubdur.
تَنْبُتُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هى ‘dir. بِالدُّهْنِ car mecruru تَنْبُتُ fiiline mütealliktir. صِبْغٍ atıf harfi وَ ‘la makabline matuftur. لِلْاٰكِل۪ينَ car mecruru صِبْغٍ ‘nin mahzuf sıfatına müteallik olup, cer alameti ي ‘dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır.
Gayri munsarif isimler esre yerine fetha alırlar. Yani bu isimler ref halinde damme, nasb halinde fetha, cer halinde yine fetha alırlar.Gayri munsarife “memnu’un mine’s-sarf (اَلْمَمْنُوعُ مِنَ الصَّرفِ)” da denir. Arapçada kullanılmakla birlikte arapça kökenli olmayan alem (özel) isimler (Yer, ülke, kişi adları vb. gibi isimler) de gayri munsarifa girer. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.
Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.
Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat 2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.
1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar 2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.
1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.
2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.
Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette fiil cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.
Hal sahibu’l-hale ya و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır:
1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette fiil cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
لْاٰكِل۪ينَ ; sülâsi mücerredi أكل olan fiilin ism-i failidir.
İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَشَجَرَةً تَخْرُجُ مِنْ طُورِ سَيْنَٓاءَ تَنْبُتُ بِالدُّهْنِ وَصِبْغٍ لِلْاٰكِل۪ينَ
Ayet, atıf harfi وَ ‘la önceki ayetteki …فَاَنْشَأْنَا لَكُمْ بِه۪ cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
شَجَرَةً mahzuf bir fiilin mef’ûlü olarak mansubdur. Takdiri; اَنْشَأْنَا (Yarattık) olan fiilin hazfı, îcâz-ı hazif sanatıdır.
Bu takdire göre cümle, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
تَخْرُجُ مِنْ طُورِ سَيْنَٓاءَ cümlesi, شَجَرَةً için sıfattır. Nekre kelimelerden sonra gelen cümleler, o kelimenin sıfatı olurlar. Sıfat, mevsûfunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır.
Müspet muzari fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Muzari fiil, hudûs, istimrar, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
تَنْبُتُ بِالدُّهْنِ وَصِبْغٍ لِلْاٰكِل۪ينَ cümlesi, تَخْرُجُ ‘deki failden haldir. Hal; cümlede failin, mef’ûlün veya her ikisinin durumunu bildiren lafızdır. Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
بِالدُّهْنِ car-mecruru ve temasül nedeniyle ona atfedilen وَصِبْغٍ , mahzuf hale mütealliktir. Halin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
بِالدُّهْنِ ve صِبْغٍ ‘deki nekrelik, nev, kesret ve tazim ifade eder.
لِلْاٰكِل۪ينَ kelimesi, صِبْغٍ ’nin mahzuf sıfatına mütealliktir. Sıfatın hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
شَجَرَةً - طُورِ ve دُّهْنِ - صِبْغٍ - اٰكِل۪ينَ kelime grupları arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
شَجَرَةً [ağaç] kelimesi جَنَّاتٍ [bahçeler] kelimesine matuftur; mübteda olarak merfû da okunmuştur ki bu durumda anlamı, “Sizler için yaratılmış olanlardan biri de ağaçtır” olur.(Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)
صِبْغٍ katığa ekmek bandırmak anlamına gelir. Söylendiğine göre, zeytin ağacı tufandan sonra yetişen ilk ağaç olup; Allah Teâlâ (Mübarek bir ağaçtan; zeytinden tutuşturulup yakılmaktadır.) [Nûr 24/35] ifadesinde bu ağacı ‘mübarek’ olarak nitelemiştir. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)
تَنْبُتُ kelimesinin mef’ûlü mahzuf olup, "Kendisinde yağı olan zeytinlerini bitirir" şeklindedir. Müfessirler şöyle demişlerdir: "Cenab-ı Hak, bu bitirme işini, zeytinler diğer yerlere oradan dağılıp yayıldığı ve büyük kısmı da orada bulunduğu için bu dağa nispet etmiştir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
Ayet-i kerîme’de geçen الدُّهْنِ kelimesinin başında bulunan بِ harf-i ceri birinci kıraate göre zait, ikinci kıraata göre ise müteaddi içindir. Bu da zeytin ağacıdır. Yine ayet-i kerîme’de geçen صِبْغٍ kelimesi الدُّهْنِ üzerine atıftır. Yani içine batırıldığında lokmaya renk veren bir katıktır ki, o da zeytin yağıdır. (Celâleyn Tefsiri)
وَاِنَّ لَكُمْ فِي الْاَنْعَامِ لَعِبْرَةًۜ نُسْق۪يكُمْ مِمَّا ف۪ي بُطُونِهَا وَلَكُمْ ف۪يهَا مَنَافِعُ كَث۪يرَةٌ وَمِنْهَا تَأْكُلُونَۙ ٢١
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | وَإِنَّ | ve şüphesiz |
|
| 2 | لَكُمْ | sizin için vardır |
|
| 3 | فِي |
|
|
| 4 | الْأَنْعَامِ | hayvanlarda |
|
| 5 | لَعِبْرَةً | ibret |
|
| 6 | نُسْقِيكُمْ | size içiriyoruz |
|
| 7 | مِمَّا | -ndekinden |
|
| 8 | فِي | içi- |
|
| 9 | بُطُونِهَا | karınlarının |
|
| 10 | وَلَكُمْ | ve sizin için |
|
| 11 | فِيهَا | onlarda vardır |
|
| 12 | مَنَافِعُ | faydalar |
|
| 13 | كَثِيرَةٌ | daha birçok |
|
| 14 | وَمِنْهَا | ve onlardan |
|
| 15 | تَأْكُلُونَ | yersiniz |
|
وَاِنَّ لَكُمْ فِي الْاَنْعَامِ لَعِبْرَةًۜ نُسْق۪يكُمْ مِمَّا ف۪ي بُطُونِهَا
İsim cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir, ismini nasb haberini ref eder.
لَكُمْ car mecruru اِنَّ ‘nin mahzuf mukaddem haberine mütealliktir. فِي الْاَنْعَامِ car mecruru عِبْرَةً ‘nin mahzuf haline mütealliktir.
لَ harfi اِنَّ ’nin haberinin başına gelen lam-ı muzahlakadır. اِنَّ ‘nin ismi haberinden sonra gelmesi halinde bu lam, ismin başına gelebilir. (Hasan Akdağ, Arap Dilinde Edatlar)
عِبْرَةً kelimesi اِنَّ ‘nin muahhar ismi olup fetha ile mansubdur.
نُسْق۪ي fiili ي üzere mukadder damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri نحن ‘dur. Muttasıl zamir كُمْ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.
مَا müşterek ism-i mevsûl مِنْ harf-i ceriyle نُسْق۪يكُمْ fiiline mütealliktir. ف۪ي بُطُونِ car mecruru mahzuf sılaya mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هَا muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
Tekid lamı diye isimlendirilen bu lamın kullanımı oldukça yaygındır. Fethalı olarak kullanılan bu lam, sadece ismin ve muzari fiilin başına dahil olur. İsim cümlesinin başına اِنَّ edatı gelince cümlenin başında gelmesi gereken lam-ı ibtida, اِنَّ ‘nin haberinin başına kayar. Bundan dolayı lam-ı muzahlaka olarak da adlandırılır. (Mehmet Altın , Kur’ân’da Te’kid Üslupları ve Çeşitleri )
نُسْق۪ي fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi سقي ’dır.
İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.
وَلَكُمْ ف۪يهَا مَنَافِعُ كَث۪يرَةٌ وَمِنْهَا تَأْكُلُونَۙ
لَكُمْ car mecruru, atıf harfi وَ ‘la önceki cümledeki نُسْق۪يكُمْ ‘e matuftur.
İsim cümlesidir. ف۪يهَا car mecruru mahzuf mukaddem habere mütealliktir. مَنَافِعُ muahhar mübteda olup damme ile merfûdur. كَث۪يرَةٌ kelimesi مَنَافِعُ ‘nun sıfatı olup müntehe’l cumû’ sıygasında olup gayri munsariftir. Tenvin almamıştır.
وَ atıf harfidir. مِنْهَا car mecruru تَأْكُلُونَ fiiline mütealliktir.
تَأْكُلُونَ fiili نَ ‘un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur.
Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.
Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.
Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat 2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.
1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar 2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.
1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.
2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.
Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَاِنَّ لَكُمْ فِي الْاَنْعَامِ لَعِبْرَةًۜ
وَ , istînâfiyyedir.
İstînâfiyye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine îrab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiyye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâgatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
وَ ‘ın atıf olduğu da söylenmiştir.
Ayet, mukadder kaseme matuftur. İlk cümle اِنَّ ve lam-ı muzahlaka ile tekid edilmiş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır. Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden اِنَّ ve lam-ı muzahlaka ile tekid edilmiş isim cümleleri, çok muhkem/sağlam cümlelerdir.
Cümlede takdim-tehir ve îcâz-ı hazif sanatları vardır. لَكُمْ mahzuf mukaddem habere mütealliktir. Lam-ı muzahlakanın dahil olduğu لَعِبْرَةًۜ , muahhar mübtedadır.
اِنَّ ’nin isminin nekre gelişi, tazim ve teksir ifade eder.
فِي الْاَنْعَامِ , muahhar mübteda olan لَعِبْرَةً ‘in mahzuf haline mütealliktir. Halin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.
فِي الْاَنْعَامِ ifadesinde istiare sanatı vardır. Zarfiye olan ف۪ٓي harfi kendi manasında kullanılmamıştır. Çünkü hayvanlar hakiki manada içine girilmeye müsait değildir. hayvanlar, burada zarfa benzetilmiştir. Hayvanlar ile sağladıkları faydalar arasındaki ilişki, zarfla mazruf arasındaki irtibata benzetilmiştir. Câmi, her iki durumdaki mutlak irtibattır. Mübalağa için gelen bu üslupta tecessüm sanatı da vardır.
İsim cümleleri sübut ifade eder. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
نُسْق۪يكُمْ مِمَّا ف۪ي بُطُونِهَا وَلَكُمْ ف۪يهَا مَنَافِعُ كَث۪يرَةٌ وَمِنْهَا تَأْكُلُونَۙ
Beyânî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâli ittisâldir. Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Muzari fiil hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
مِنْ harf-i ceriyle birlikte نُسْق۪يكُمْ fiiline müteallik olan ism-i mevsûl مَّا ’nın sılası, mahzuftur. ف۪ي بُطُونِهَا , bu mahzuf sılaya mütealliktir. Sılanın hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.
نُسْق۪يكُمْ fiilinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder. Azamet zamiri, ululuğu izhar etmedir.
وَلَكُمْ ف۪يهَا مَنَافِعُ كَث۪يرَةٌ cümlesi, atıf harfi وَ ‘la نُسْق۪يكُمْ cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada fiil cümlesiyle fiilin tekrarı ve yenilenmesi, isim cümlesiyle de sabitlik kastedilerek, isim cümlesi fiil cümlesine atfedilmiştir. Fiil cümlesinden isim cümlesine geçişte iltifat sanatı vardır.
Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır. Cümlede îcâz-ı hazif ve takdim tehir sanatları vardır. لَكُمْ , mahzuf mukaddem habere mütealliktir. مَنَافِـعُ , muahhar mübtedadır.
Cümlede müsnedün ileyh olan مَنَافِـعُ ‘nun nekre gelmesi nev, tazim ve kesret ifade etmiştir. Bu kelime, müntehel cumû’ olduğu için tenvin almamıştır.
ف۪يهَا car-mecruru, مَنَافِعُ ‘nun mahzuf mukaddem haline mütealliktir. Halin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.
كَث۪يرَةٌ kelimesi مَنَافِعُ için sıfattır. Sıfat, mevsûfunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır.
مِنْهَا تَأْكُلُونَ cümlesi, atıf harfi وَ ‘la نُسْق۪يكُمْ cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Cümlede takdim tehir sanatı vardır. Car mecrur مِنْهَا ’nın amili olan تَأْكُلُونَ ’ye fasılayı gözetilerek yapılan takdimi, konudaki önemine binaendir.
Bu ayetteki وَلَكُمْ ف۪يهَا مَنَافِعُ كَث۪يرَةٌ وَمِنْهَا تَأْكُلُونَۙ cümlesiyle, 19. ayetteki لَكُمْ ف۪يهَا فَوَاكِهُ۬ كَث۪يرَةٌ وَمِنْهَا تَأْكُلُونَۙ cümlesi, bir kelime hariç birebir aynıdır. İki ayet arasında tekrir ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
İsim cümlesinin anlamında sabitlik ve devamlılık, fiil cümlesinin anlamında ise yenilenme ve tekrarlanma vardır. Şayet hem devamlılık hem fiilin tekrarı ve yenilenmesi kastediliyorsa, isim cümlesi fiil cümlesine atfedilebilir. Bunun aksi de mümkündür. Mesela, fiil cümlesinden fiilin zaman zaman yenilendiğini, isim cümlesinden ise başlayıp halen devam ettiği kast ediliyorsa aralarında atıf yapılabilir. (Rıfat Resul Sevinç, Arapçada Cümle Yapısı, 2010, S. 190-191)
وَعَلَيْهَا وَعَلَى الْفُلْكِ تُحْمَلُونَ۟ ٢٢
وَعَلَيْهَا وَعَلَى الْفُلْكِ تُحْمَلُونَ۟
Fiil cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
عَلَيْهَا car mecruru تُحْمَلُونَ۟ fiiline müealliktir. عَلَى الْفُلْكِ atıf harfi وَ ‘la عَلَيْهَا ‘ya matuftur.
تُحْمَلُونَ fiili نَ ‘un sübutuyla merfû meçhul muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı naib-i fail olarak mahallen merfûdur.
Meçhul fiil gelmesinin sebepleri şunlardır: Fail bilinmediği zaman, Fail muhataptan gizlenmek istendiği zaman, Fail herkes tarafından bilindiği zaman, Failin zikredilmesine gerek olmadığı zaman, fiile vurgu yapılmak istendiği zaman. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَعَلَيْهَا وَعَلَى الْفُلْكِ تُحْمَلُونَ۟
Ayet, atıf harfi وَ ‘la önceki ayetteki نُسْق۪يكُمْ cümlesine atfedilmiştir. Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Muzari fiil teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Siyaktaki önemine binaen amiline takdim edilen عَلَيْهَا ve ona matuf olan عَلَى الْفُلْكِ car mecrurları, تُحْمَلُونَ۟ fiiline mütealliktir.
Son 5 ayette, ‘bir anlam için söylenen sözün içine başka bir anlam yerleştirmek şeklinde açıklanan idmâc sanatı vardır. Allah’ın insanlar için yarattığı çeşitli nimetlerini bildiren bu ayetlerde aynı zamanda onun yüce kudretine dikkat çekme kastı vardır.
عَلَى الْفُلْكِ ‘ye atfedilmesi idmâc ve Nuh (a.s) kıssasındaki kurtuluşa bir hazırlıktır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
تُحْمَلُونَ۟ fiili meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime meçhul binada naib-i fail olur.
Kur’ân-ı Kerim’de tehdit, uyarı ve korkutma manası olan fiiller genellikle meçhul sıyga ile gelir.
Meçhul bina, naib-i failin bu fiilde bir dahli olmadığına işaret eder. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er- Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i İbrahim, s. 127)
Onların üzerinde, hayvanların üzerinde demektir, çünkü onlardan bazısına binilir. Mesela deve ve sığır gibi. Bundan maksat devedir de denilmiştir, çünkü Araplara göre binilen odur, gemiye uygun düşen de odur. Çünkü onlar da karanın gemileridir. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)
وَلَقَدْ اَرْسَلْنَا نُوحاً اِلٰى قَوْمِه۪ فَقَالَ يَا قَوْمِ اعْبُدُوا اللّٰهَ مَا لَكُمْ مِنْ اِلٰهٍ غَيْرُهُۜ اَفَلَا تَتَّقُونَ ٢٣
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | وَلَقَدْ | ve andolsun |
|
| 2 | أَرْسَلْنَا | biz gönderdik |
|
| 3 | نُوحًا | Nuh’u |
|
| 4 | إِلَىٰ | -ne |
|
| 5 | قَوْمِهِ | kavmi- |
|
| 6 | فَقَالَ | dedi |
|
| 7 | يَا قَوْمِ | kavmim |
|
| 8 | اعْبُدُوا | kulluk edin |
|
| 9 | اللَّهَ | Allah’a |
|
| 10 | مَا | yoktur |
|
| 11 | لَكُمْ | sizin için |
|
| 12 | مِنْ | hiçbir |
|
| 13 | إِلَٰهٍ | ilah |
|
| 14 | غَيْرُهُ | O’ndan başka |
|
| 15 | أَفَلَا |
|
|
| 16 | تَتَّقُونَ | korunmaz mısınız? |
|
وَلَقَدْ اَرْسَلْنَا نُوحاً اِلٰى قَوْمِه۪ فَقَالَ يَا قَوْمِ اعْبُدُوا اللّٰهَ مَا لَكُمْ مِنْ اِلٰهٍ غَيْرُهُۜ
Fiil cümlesidir. وَ istînâfiyyedir. لَ harfi, mahzuf kasemin cevabının başına gelen muvattiedir. قَدْ tahkik harfidir. Tekid ifade eder.
اَرْسَلْنَا sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir نَا fail olarak mahallen merfûdur. نُوحاً mef’ûlün bih olup fetha ile mansubdur. اِلٰى قَوْمِ car mecruru اَرْسَلْنَا fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هُ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
فَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
قَالَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. Mekulü’l-kavli, nida ve cevabıdır. قَالَ fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
يَا nida harfidir. Münada olan قَوْمِ muzâf olup, mukadder fetha ile mansubdur. Mütekellim يَ ’ sı mahzuf olup, kelimenin sonundaki kesra muzâfun ileyhten ivazdır.
اعْبُدُوا fiili نَ ’un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. اللّٰهَ lafza-i celâl mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.
İsim cümlesidir. مَا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. لَكُمْ car mecruru mahzuf mukaddem habere mütealliktir. مِنْ harfi zaiddir. اِلٰهٍ lafzen mecrur, muahhar mübteda olarak mahallen merfûdur.
غَيْرُ kelimesi اِلٰهٍ sıfatı olup merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هُ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
غَيْرُ edatı nekre bir ismin peşinden geldiğinde onun sıfatı olur. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Münada; kendisine seslenilen ve seslenen kişiye yönelmesi istenilen kişidir. Münada, fiili hazfedilmiş mef’ûlün bihtir. Münadaya “ey, hey” anlamlarına gelen nida harfleri ile seslenilir. En yaygın kullanılan nida edatı يَا ’dır.
Münada irab yönünden mureb münada ve mebni münada olmak üzere 2 kısma ayrılır.
Mureb münada lafzen mansub olur ve 3 şekilde gelir: 1) Muzaf, 2) Şibh-i muzaf, 3) Nekre-i gayrı maksude.
Mebni münada merfu üzere mebni, mahallen mansub olur. 3 şekilde gelir: 1) Müfred alem, 2) Nekre-i maksude, 3) Harfi tarifli isim. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَرْسَلْنَا fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi رسل ’dir.
İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.
اَفَلَا تَتَّقُونَ
Fiil cümlesidir. Hemze istifham harfidir. Atıf harfi فَ ile mukadder istînâfa matuftur. Takdiri; أعصيتم فلا تتّقون (İsyan ettiniz ve takvalı olmadınız mı?) şeklindedir.
لَا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. تَتَّقُونَ fiili نَ ‘un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur.
تَتَّقُونَ fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi وقي ’dir. İftial babının fael fiili و ي ث olursa fael fiili ت harfine çevrilir. وقي fiili iftiâl babına girmiş, إوتقي olmuş, sonra و harfi ت 'ye dönüşmüş إتّقي olmuştur.
İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.
وَلَقَدْ اَرْسَلْنَا نُوحاً اِلٰى قَوْمِه۪ فَقَالَ يَا قَوْمِ اعْبُدُوا اللّٰهَ
وَ , istînâfiyyedir.
İstînâfiyye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine îrab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiyye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâgatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
لَ mahzuf kasemin cevabının başına gelen muvattiedir. Kasem fiilinin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır. Mahzufla birlikte cümle kasem üslubunda gayr-ı talebî inşâî isnaddır.
Mahzuf kasem ve قَدْ ile tekid edilmiş cevap cümlesi وَلَقَدْ اَرْسَلْنَا نُوحاً اِلٰى قَوْمِه۪ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber inkârî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)
Kasem cümlesinin mahzuf olduğu durumda vurgu kasem cevabına yapılır. Kasem cümlesini oluşturan kasem fiili, kasem edatı ve kasem edilen isim üçü birlikte hazf edilir. Fakat kasemin varlığı kasem cevabından anlaşılmaktadır. Bu form, Kur'an’da sıkça kullanılmıştır. (Nihat Tarı, Arap Dilinde Kasem Formları ve Kur'an-ı Kerim’e Özgü “La Uksimu” Formu ile İlgili Tartışmalar)
اَرْسَلْنَا fiilinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder. Azamet zamiri, ululuğu izhar etmedir.
فَقَالَ يَا قَوْمِ اعْبُدُوا اللّٰهَ cümlesi, kasemin cevabına matuftur. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
قَالَ fiilinin mekulü’l-kavli olan يَا قَوْمِ اعْبُدُوا اللّٰهَ cümlesi, nida üslubunda talebî inşâî isnaddır. Allah Teâlâ, Hz. Nuh’un kavmine seslenişini bildirmektedir.
Münada olan قَوْمِ ’deki mütekellim zamirinin hazfi, nida edenin münadaya yakın olma isteğine işarettir.
Nidanın cevap cümlesi olan اعْبُدُوا اللّٰهَ ise emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
قَوْمِ kelimesinin tekrarında reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
قَوْمِ ; birbirini destekleyen topluluk demektir. Kıyam kelimesi de bu kökten gelir. Eğer bir peygamber hitap ettiği topluluğa “ey kavmim” demediyse, o peygamber o kavimden olmayabilir.
مَا لَكُمْ مِنْ اِلٰهٍ غَيْرُهُۜ
Beyanî istînâf veya ta’liliyye olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Sübut ve istimrar ifade eden menfi isim cümlesi, faide-i haber talebî kelamdır.
Cümlede îcaz-ı hazif ve takdim-tehir sanatları vardır. مَا nafiyedir. لَكُمْ mahzuf mukaddem habere mütealliktir.
Muahhar mübteda olan اِلٰهٍ , zaid مِنْ sebebiyle lafzen mecrur, mahallen merfûdur.
غَيْرُهُ kelimesi اِلٰهٍ için sıfattır. Sıfat, mevsûfunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır.
اِلٰهٍ ’deki nekrelik nev, kıllet ve tahkir ifade eder. Zaid harf مِنْ , kelimeye ‘hiçbir’ anlamı katmıştır. Menfi siyakta nekre, selbin umum ve şümulüne işarettir.
Allah Teâlâ’ya ait zamirin muzâfun ileyh olduğu غَيْرُهُ izafeti, gayrının tahkiri içindir.
Ayetteki غَيْرُهُۜ kelimesi, hem ilâh kelimesinin mahalline göre ref ile hem lafzına göre cer ile okunmuştur. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
Ayet-i kerîme’de geçen مِنْ اِلٰهٍ car mecruru, مَا ‘nın ismi, makablindeki car mecrur haberi, مِنْ harf-i ceri ise zaittir. (Celâleyn Tefsiri)
Allah’ın nimetlerinin sayıldığı ayetlerde gemiden bahsedilip, 23. ayetle birlikte Nuh’a (as) ve hatta oradan başka peygamberlere geçilmesi bütüncül bir bakışla görülebilen istiṭrat sanatları için güzel bir örnek oluşturmaktadır. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
اَفَلَا تَتَّقُونَ
Hemze, inkârî istifham harfidir. İstifham üslubunda talebî inşâî isnad olan cümle, takdiri أعصيتم فلا تتّقون (İsyan ettiniz ve takvalı olmadınız mı?) olan mukadder istînâfa فَ ile atfedilmiştir.
Cümle, istifham üslubunda gelmiş olmasına rağmen, tevbih (azarlama) ve kınama anlamı taşıdığı için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Ayrıca soruda tecâhül-i ârif sanatı vardır. Mütekellim Hz. Nuh’dur.
Muzari fiil sıygasında gelerek hudûs, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Kur’ân-ı Kerîm’de sıkça başvurulan bir üslup olarak karşımıza çıkan istifhâmı inkârî ile kabul edilmeyen/edilmemesi gereken bir olgunun neden hala farkına varılmadığı sorgulanmaktadır. (Avnullah Enes Ateş, İstifhâm Üslûbunun Mecâzi Kullanımları ve Meallere Yansıması)
تَتَّقُونَ - اعْبُدُوا kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
اَفَلَا تَتَّقُونَ şu manalara gelir: Niçin düşünmüyorsunuz? Niçin gaflet içinde yaşıyorsunuz? Niçin sakınmıyor, takva sahibi olmuyorsunuz? Niçin anlamıyor yada anlamak istemiyorsunuz?
Davet o kavme fayda vermeyip, Allah'tan başkasına ibadetlerine devam edince, Hazret-i Nuh onları, ‘’ittikâ etmeyecek misiniz?’’ diye sakındırmıştır. Çünkü bu, onların içinde bulunduktan inanç ve hareketlerden vazgeçmeleri için bir men ve ilâhi cezaya düşmekten sakındırmayla yapılan bir tehdittir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
فَقَالَ الْمَلَؤُا الَّذ۪ينَ كَفَرُوا مِنْ قَوْمِه۪ مَا هٰذَٓا اِلَّا بَشَرٌ مِثْلُكُمْۙ يُر۪يدُ اَنْ يَتَفَضَّلَ عَلَيْكُمْۜ وَلَوْ شَٓاءَ اللّٰهُ لَاَنْزَلَ مَلٰٓئِكَةًۚ مَا سَمِعْنَا بِهٰذَا ف۪ٓي اٰبَٓائِنَا الْاَوَّل۪ينَۚ ٢٤
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | فَقَالَ | (şöyle) dedi |
|
| 2 | الْمَلَأُ | ileri gelenler |
|
| 3 | الَّذِينَ | kimselerden |
|
| 4 | كَفَرُوا | inkar eden |
|
| 5 | مِنْ | -nden |
|
| 6 | قَوْمِهِ | kavmi- |
|
| 7 | مَا | değildir |
|
| 8 | هَٰذَا | bu |
|
| 9 | إِلَّا | başka bir şey |
|
| 10 | بَشَرٌ | bir insandan |
|
| 11 | مِثْلُكُمْ | sizin gibi |
|
| 12 | يُرِيدُ | istiyor |
|
| 13 | أَنْ |
|
|
| 14 | يَتَفَضَّلَ | üstün gelmek |
|
| 15 | عَلَيْكُمْ | size |
|
| 16 | وَلَوْ | ve eğer |
|
| 17 | شَاءَ | dileseydi |
|
| 18 | اللَّهُ | Allah |
|
| 19 | لَأَنْزَلَ | elbette indirirdi |
|
| 20 | مَلَائِكَةً | melekleri |
|
| 21 | مَا | yoktur |
|
| 22 | سَمِعْنَا | işitiğimiz |
|
| 23 | بِهَٰذَا | böyle bir şey |
|
| 24 | فِي |
|
|
| 25 | ابَائِنَا | babalarımızdan |
|
| 26 | الْأَوَّلِينَ | geçmişteki |
|
فَقَالَ الْمَلَؤُا الَّذ۪ينَ كَفَرُوا مِنْ قَوْمِه۪ مَا هٰذَٓا اِلَّا بَشَرٌ مِثْلُكُمْۙ يُر۪يدُ اَنْ يَتَفَضَّلَ عَلَيْكُمْۜ
Fiil cümlesidir. فَ istînâfiyyedir. قَالَ fetha üzere mebni mazi fiildir. الْمَلَؤُا fail olup damme ile merfûdur. الَّذ۪ينَ cemi müzekker has ism-i mevsûl الْمَلَؤُا ‘nin sıfatı olarak mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlun sılası كَفَرُوا ‘dur. Îrabdan mahalli yoktur.
كَفَرُوا damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. مِنْ قَوْمِ car mecruru كَفَرُوا ‘deki failin mahzuf haline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هُ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. Mekulü’l-kavli, مَا هٰذَٓا اِلَّا بَشَرٌ مِثْلُكُمْۙ ‘dir. قَالَ fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
İsim cümlesidir. مَا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. İşaret ismi هٰذَٓا mübteda olarak mahallen merfûdur. اِلَّا hasr edatıdır. بَشَرٌ mübtedanın haberi olup damme ile merfûdur. مِثْلُكُمْ kelimesi بَشَرٌ sıfatı olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir كُمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
يُر۪يدُ cümlesi, بَشَرٌ ‘nun hali olarak mahallen mansubdur.
يُر۪يدُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. اَنْ ve masdar-ı müevvel, mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.
اَنْ muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir.
يَتَفَضَّلَ fetha ile mansub muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. عَلَيْكُمْ car mecruru يَتَفَضَّلَ fiiline mütealliktir.
Fiili muzarinin başına “ اَنْ ” harfi geldiği zaman onu nasb ettiği gibi anlamını da masdara çevirmektedir. Bu tür masdarlara masdar anlamı içerdikleri için “tevilli masdar (masdar-ı müevvel cümlesi)” denmektedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.
Hal sahibu’l-hale ya و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır:
1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette fiil cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Has ism-i mevsûller marife isimden sonra geldiğinde kelimenin sıfatı olur. Cümledeki yerine göre onun unsuru (Fail, mef’ûl,muzâfun ileyh) olur. (Arapça Dil Bilgisi, Nahiv, Dr. M.Meral Çörtü,s; 44)
يَتَفَضَّلَ fiili sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil تَفَعَّلَ babındadır. Sülâsîsi فضل ‘dir.
Bu bab fiile mutavaat, tekellüf, ittihaz, sayruret, tecennüb (sakınma) ve talep anlamları katar.
يُر۪يدُ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi رود ’dir.
İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.
وَلَوْ شَٓاءَ اللّٰهُ لَاَنْزَلَ مَلٰٓئِكَةًۚ
Fiil cümlesidir. Cümle atıf harfi وَ ‘la mekulü’l-kavle matuftur. لَوْ gayr-ı cazim şart harfidir.
شَٓاءَ fetha üzere mebni mazi fiildir. اللّٰهُ lafza-i celâl fail olup damme ile merfûdur.
لَ harfi لَوْ ’in cevabının başına gelen rabıtadır.
اَنْزَلَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. مَلٰٓئِكَةً mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.
لَوْ edatı; şart ilişkisi kurar. Bu edat, gerçekleşmeyen iki fiil arasındaki ayrılmazlık ilişkisini ifade eder. Nahivciler لَوْ edatını “şart gerçekleşmediği için cevabının da gerçekleşmemesini gerektiren bir edattır” diye tanımlamaktadırlar. Başka bir deyişle “şart bulunmadığından cevabın da bulunmadığını” ifade eder. Bu tanıma göre cevabın gerçekleşmediğine açık bir şekilde delalet eder. Yani şartın imkânsızlığında cevabın da imkânsızlığını ifade eden bir edat olmaktadır. (Abdullah Hacıbekiroğlu, Arap Dilinde Edatların Metinde Kurduğu Anlamsal İlişkiler, Doktora Tezi)
اَنْزَلَ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi نزل dir
مَا سَمِعْنَا بِهٰذَا ف۪ٓي اٰبَٓائِنَا الْاَوَّل۪ينَۚ
Fiil cümlesidir. مَا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. سَمِعْنَا sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir نَا fail olarak mahallen merfûdur. بِهٰذَا car mecruru سَمِعْنَا fiiline mütealliktir.
ف۪ٓي اٰبَٓائِنَا car mecruru سَمِعْنَا fiiline mütealliktir. Muzâf mahzuftur. Takdiri; في أخبار آبائنا (Babalarımızın haberlerinde) şeklindedir. Mütekellim zamiri نَا muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
الْاَوَّل۪ينَ kelimesi اٰبَٓائِنَا ‘nın sıfatı olup cer alameti ي ‘dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır.
Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.
Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.
Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat 2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.
1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar 2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.
1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.
2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.
Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
فَقَالَ الْمَلَؤُا الَّذ۪ينَ كَفَرُوا مِنْ قَوْمِه۪ مَا هٰذَٓا اِلَّا بَشَرٌ مِثْلُكُمْۙ
فَ , istînâfiyyedir. Ayetin ilk cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Halidî, Vakafât, S.107)
الْمَلَؤُا için sıfat konumundaki has ism-i mevsûl الَّذ۪ينَ ‘nin sıla cümlesi olan كَفَرُوا مِنْ قَوْمِه۪ , müspet mazi fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Sıfat, mevsûfunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır.
قَالَ fiilinin mekulü’l-kavli olan مَا هٰذَٓا اِلَّا بَشَرٌ مِثْلُكُمْۙ cümlesi, kasrla tekid edilmiş sübut ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır. Nefy harfi مَا ve istisna edatı اِلَّا ile oluşan kasr mübteda ve haber arasındadır. هٰذَٓا mevsuf/maksûr, بَشَرٌ sıfat/maksûrun aleyh olmak üzere kasr-ı mevsûf ale’s-sıfattır. Yani, sen beşerden başka hiçbirşey değilsin demek istemişlerdir.
Müşriklerin sözlerinin müsnedün ileyh olarak هٰذَٓا işaret ismi ile marife olması, onların tahkir amaçlarını belirtmektedir.
مِثْلُكُمْۙ izafeti, بَشَرٌ için sıfattır. Sıfat, mevsûfunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır.
O kavmin hepsi kâfir oldukları halde ileri gelenlerinin küfürle vasıflandırılmaları, onların küfürlerinin daha derin ve küfürdeki azgınlıklarının daha şiddetli olduğunu bildirmek içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
يُر۪يدُ اَنْ يَتَفَضَّلَ عَلَيْكُمْۜ
Fasılla gelen cümle بَشَرٌ için ikinci sıfatıdır. Fasıl sebebi kemâl-i ittisâldir.
Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için gelen ıtnâb sanatıdır.
Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Muzari fiil teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
اَنْ masdar harfidir. Muzari fiili nasb eder, manasını masdara çevirir.
Masdar harfi اَنْ ve akabindeki يَتَفَضَّلَ عَلَيْكُمْ cümlesi, masdar tevilinde يُر۪يدُ fiilinin mef’ûlü konumundadır. Masdar-ı müevvel, hudûs, teceddüt ve tecessüm ifade eden müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Onların Hazret-i Nuh'u bu şekilde vasıflandırmaları, muhataplarını ona karşı öfkelendirmek ve onları düşmanlığa kışkırtmak gayesine matuf idi. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
وَلَوْ شَٓاءَ اللّٰهُ لَاَنْزَلَ مَلٰٓئِكَةًۚ
Cümle, atıf harfi وَ ’la mekulü’l-kavle atfedilmiştir. Şart üslubunda haberî isnaddır. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada inşâ cümlesi haber cümlesine atfedilmiştir. Inşâ cümlesinin haberî manada olması, haber cümlesine atfını mümkün kılmıştır. Haber üslubundan inşâ üslubuna geçişte iltifat sanatı vardır.
Cümlede mütekellim kavmin inkarcı ileri gelenleridir.
Müspet mazi fiil sıygasında gelerek temekkün ve istikrar ifade eden شَٓاءَ اللّٰهُ cümlesi, şarttır.
شَٓاءُ fiilinin mef'ûlu bu cümlede olduğu gibi çoğu zaman mahzuftur.
Şartın cevabı olan ve لَ karinesiyle gelen لَاَنْزَلَ مَلٰٓئِكَةً cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Şart ve cevap cümlelerinden oluşan terkib, şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.
مَلٰٓئِكَةً ’deki nekrelik muayyen olmayan cins ifade eder.
Bilinen ve tahmini kolay olan hususları zikrederek ibareyi uzatmamak, dikkati asıl önemli yere yönlendirmek, karineye dayanarak terk edilen şeyleri muhatabın düşünce ve hayal gücüne bırakarak anlam zenginliği kazanmak gibi sebeplerle hazfe başvurulur. (TDV İslam Ansiklopedisi Îcâz Bah.)
لَوْ harfinin geldiği cümlelerde hem şart hem de ceza fiili mazi olur. Ancak bir nükte için muzariye de dahil olabilir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
لَوْ edatı; şart ilişkisi kurar. Bu edat, gerçekleşmeyen iki fiil arasındaki ayrılmazlık ilişkisini ifade eder. Nahivciler لَوْ edatını “şart gerçekleşmediği için cevabının da gerçekleşmemesini gerektiren bir edattır” diye tanımlamaktadırlar. Başka bir deyişle “şart bulunmadığından cevabın da bulunmadığını” ifade eder. Bu tanıma göre cevabın gerçekleşmediğine açık bir şekilde delalet eder. Yani şartın imkânsızlığında cevabın da imkânsızlığını ifade eden bir edat olmaktadır. (Abdullah Hacıbekiroğlu, Arap Dilinde Edatların Metinde Kurduğu Anlamsal İlişkiler, Doktora Tezi)
Ayette لَاَنْزَلَ "indirirdi" ifadesi kullanılmış, çünkü meleklerin gönderilmesi, ancak indirmek yoluyla olur. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
مَا سَمِعْنَا بِهٰذَا ف۪ٓي اٰبَٓائِنَا الْاَوَّل۪ينَۚ
Ayet istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Mekulü’l-kavle dahildir. Menfi mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Halidî, Vakafat, S.107)
Müşriklerin Hz. Nuh’un davetine هٰذَا ile işaret etmesi tahkir içindir.
بِهٰذَا car-mecruru, سَمِعْنَا fiilin, ف۪ٓي اٰبَٓائِنَا car-mecruru ise mahzuf hale mütealliktir. Halin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.
İşaret isminde istiare sanatı vardır. Tecessüm ve cem’ ifade eden هٰذَا ile duruma işaret edilmiştir. Hz. Nuh’un daveti, elle tutulur gözle görülür maddi bir şey yerine konmuştur. Bu ifadede mübalağa ve tecessüm sanatları da vardır.
Bilindiği gibi işaret ismi mahsus şeyler için kullanılır. Ama burada olduğu gibi aklî şeyler için kullanıldığında istiare olur. Câmi’; her ikisinde de ‘‘vücudun tahakkuku’’dur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Beyân İlmi)
الْاَوَّل۪ينَ kelimesi اٰبَٓائِنَا için sıfattır. Sıfat, mevsûfunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır.
سَمِعْنَا fiilinin بِ harf-i ceriyle müteaddi olması, birleşme anlamını da içermesi için tazmindir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
بِ , zaiddir; biz önceki atalarımız arasında böyle bir şey olduğunu duymadık, demektir. (Kurtubî, El-Câmi’ li-Ahkâmi’l-Kur’ân)
اِنْ هُوَ اِلَّا رَجُلٌ بِه۪ جِنَّةٌ فَتَرَبَّصُوا بِه۪ حَتّٰى ح۪ينٍ ٢٥
اِنْ هُوَ اِلَّا رَجُلٌ بِه۪ جِنَّةٌ فَتَرَبَّصُوا بِه۪ حَتّٰى ح۪ينٍ
İsim cümlesidir. اِنْ nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. Munfasıl zamir هُوَ mübteda olarak mahallen merfûdur. اِلَّا hasr edatıdır. رَجُلٌ mübtedanın haberi olup damme ile merfûdur. بِه۪ جِنَّةٌ cümlesi, رَجُلٌ ‘nun sıfatı olarak mahallen merfûdur.
بِه۪ car mecruru mahzuf mukaddem habere mütealliktir. جِنَّةٌ muahhar mübteda olup damme ile merfûdur. جِنَّةٌ kelimesi رَجُلٌ ‘un sıfatı olup damme ile merfûdur.
فَ mukadder şartın cevabının başına gelen rabıta veya fasiha harfidir. Takdiri; إن أردتم معرفة حقيقته فتربّصوا (Eğer hakikatini öğrenmek istiyorsanız gözetleyin.) şeklindedir.
تَرَبَّصُوا fiili نَ ‘un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. بِه۪ car mecruru تَرَبَّصُوا fiiline mütealliktir. حَتّٰى ح۪ينٍ car mecruru تَرَبَّصُوا fiiline mütealliktir.
Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.
Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.
Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat 2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.
1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar 2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.
1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.
2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.
Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur.Ayette isim cümlesi şeklindedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
تَرَبَّصُوا fiili sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil تَفَعَّلَ babındadır. Sülâsîsi ربص ‘dir.
Bu bab fiile mutavaat, tekellüf, ittihaz, sayruret, tecennüp (sakınma) ve talep anlamları katar.
اِنْ هُوَ اِلَّا رَجُلٌ بِه۪ جِنَّةٌ
Müşriklerin sözlerine dahil olan, müstenefe cümlesidir. Kasrla tekid edilmiş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır. Nefy harfi اِنْ ve istisna edatı اِلَّا ile oluşan kasr, mübteda ve haber arasındadır. هُوَ mevsuf/maksûr, رَجُلٌ sıfat/maksûrun aleyh olmak üzere kasr-ı mevsûf ale’s-sıfattır.
بِه۪ جِنَّةٌ cümlesi, ref mahallinde رَجُلٌ için sıfatıdır. Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır. Cümlede icaz-ı hazif ve takdim-tehir sanatları vardır. Car mecrurun müteallakı olan mukaddem haber mahzuftur. Sıfat, mevsûfunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır.
İnanmayanlar, onun cinlenmiş bir adamdan başka birşey olmadığını, birden fazla tekid unsuru taşıyan haber cümlesiyle söylemişlerdir.
جِنَّةٌ kelimesindeki nekrelik, neviyyet içindir. Yani,’’onu delilikten bir şey yakalamıştır.’’ demektir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
جِنَّةٌ , delilik veya cin manasınadır. Çünkü halkın cahilleri, mecnunlar hakkında cin çarpmasından ötürü aklının zail olduğunu söylerler. Bu, avam nezdinde çokça kabul gören bir şüphedir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
فَتَرَبَّصُوا بِه۪ حَتّٰى ح۪ينٍ
Bu cümle, inanmayanların sözlerinin devamıdır.
فَ , rabıtadır. Bu cümleden önce mahzuf bir şart olduğuna işaret eder. Şart cümlesinin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
Emir üslubunda talebî inşâî isnad olan تَرَبَّصُوا بِه۪ حَتّٰى ح۪ينٍ cümlesi, takdiri; إن أردتم معرفة حقيقته (Onun hakikatini bilmek istiyorsanız) olan mahzuf şartın cevabıdır.
Mahzuf şart ve mezkur cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda, talebî inşâî isnaddır.
El-Ferrâ', ‘’burada geçen ح۪ينٍ (bir süre) ile muayyen bir vakit kastedilmemektedir. Bu, “Onu bir vakte kadar terk et” demeye benzer’’ demiştir. (Kurtubî, El-Câmi’ li-Ahkâmi’l-Kur’ân)
قَالَ رَبِّ انْصُرْن۪ي بِمَا كَذَّبُونِ ٢٦
قَالَ رَبِّ انْصُرْن۪ي بِمَا كَذَّبُونِ
Fiil cümlesidir. قَالَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. Mekulü’l-kavli, رَبِّ انْصُرْن۪ي ‘dir. قَالَ fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
Nida harfi mahzuftur. Münada olan رَبِّ muzâf olup, mukadder fetha ile mansubdur. Mütekellim يَ ’ sı mahzuf olup, kelimenin sonundaki kesra muzâfun ileyhten ivazdır. Nidanın cevabı انْصُرْن۪ي ‘dir.
انْصُرْن۪ي sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ‘dir. Sonundaki نِ vikayedir. Mütekellim zamiri ي mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. بِ sebebiyyedir. مَا masdariyyedir. مَا ve masdar-ı müevvel بِ harf-i ceriyle انْصُرْن۪ي fiiline mütealliktir.
كَذَّبُونِ damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Sonundaki نِ vikayedir. Esre ise mahzuf mütekellim zamirinden ivazdır. Hazf edilen يَ mef‘ûlun bih olarak mahallen mansubdur. Burada bu ي harfinin mahzuf olduğuna işaret etmek için fiilin sonunda bulunan نِ harfinin harekesi esre gelmiştir.
Münada; kendisine seslenilen ve seslenen kişiye yönelmesi istenilen kişidir. Münada, fiili hazfedilmiş mef’ûlün bihtir. Münadaya “ey, hey” anlamlarına gelen nida harfleri ile seslenilir. En yaygın kullanılan nida edatı يَا ’dır. Münada alem ise veya mütekellim ya’sına muzafsa yahut nida edilen, nida edenin yakınında bulunursa nida harfi hazfedilebilir.
Münada irab yönünden mureb münada ve mebni münada olmak üzere 2 kısma ayrılır.
Mureb münada lafzen mansub olur ve 3 şekilde gelir: 1) Muzaf, 2) Şibh-i muzaf, 3) Nekre-i gayrı maksude.
Mebni münada merfu üzere mebni, mahallen mansub olur. 3 şekilde gelir: 1) Müfred alem, 2) Nekre-i maksude, 3) Harfi tarifli isim. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
كَذَّبُو fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi كذب ’dir.
Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.
قَالَ رَبِّ انْصُرْن۪ي بِمَا كَذَّبُونِ
Ayet istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Müspet mazi fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Halidî, Vakafat, S.107)
قَالَ fiilinin mekulü’l-kavli olan رَبِّ انْصُرْن۪ي بِمَا كَذَّبُونِ cümlesi, nida üslubunda talebî inşaî isnaddır.
Nida harfi mahzuftur. Bu hazif mütekellimin münadaya yakın olma isteğine işarettir.
Münada konumundaki رَبِّ izafetinde mütekellim zamiri mahzuftur. Bu hazfin işareti kelimenin sonundaki esredir. Nida harfinin ve muzâfun ileyhin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
رَبِّ izafetinde mütekellim zamirinin Rab ismine izafesi, zamirin aid olduğu Hz. Musa’nın Allah’ın rububiyet vasfına sığınma isteğini gösterir.
Nidanın cevap cümlesi olan انْصُرْن۪ي بِمَا كَذَّبُونِ , emir üslubunda talebî inşaî isnaddır. Emir üslubunda gelmiş olmasına rağmen dua manası taşıdığı için mecaz-ı mürsel mürekkebdir.
Masdar harfi مَا ve sılası olan كَذَّبُونِ cümlesi, masdar tevilinde بِ harf-i ceriyle birlikte انْصُرْن۪ي fiiline mütealliktir. Masdar-ı müevvel, müspet mazi fiil cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.
كَذَّبُونِ fiilinin sonunda mef’ûl olan mütekellim zamiri, fasılaya riayet için hazf edilmiştir. Kesra, zamirden ivazdır.
بِمَا كَذَّبُونِ deki بِ dua manasında anlaşılan yardımın hali konumunda sebebiyyedir. Yani, onların inkârları sebebiyle bir yardım demektir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
فَاَوْحَيْنَٓا اِلَيْهِ اَنِ اصْنَعِ الْفُلْكَ بِاَعْيُنِنَا وَوَحْيِنَا فَاِذَا جَٓاءَ اَمْرُنَا وَفَارَ التَّنُّورُۙ فَاسْلُكْ ف۪يهَا مِنْ كُلٍّ زَوْجَيْنِ اثْنَيْنِ وَاَهْلَكَ اِلَّا مَنْ سَبَقَ عَلَيْهِ الْقَوْلُ مِنْهُمْۚ وَلَا تُخَاطِبْن۪ي فِي الَّذ۪ينَ ظَلَمُواۚ اِنَّهُمْ مُغْرَقُونَ ٢٧
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | فَأَوْحَيْنَا | biz de vahyettik |
|
| 2 | إِلَيْهِ | ona |
|
| 3 | أَنِ | ki |
|
| 4 | اصْنَعِ | yap |
|
| 5 | الْفُلْكَ | gemiyi |
|
| 6 | بِأَعْيُنِنَا | gözlerimizin önünde |
|
| 7 | وَوَحْيِنَا | ve vahyimizle |
|
| 8 | فَإِذَا | ne zaman ki |
|
| 9 | جَاءَ | gelince |
|
| 10 | أَمْرُنَا | bizim buyruğumuz |
|
| 11 | وَفَارَ | ve kaynayınca |
|
| 12 | التَّنُّورُ | tandır |
|
| 13 | فَاسْلُكْ | sok (bindir) |
|
| 14 | فِيهَا | ona |
|
| 15 | مِنْ | -ten |
|
| 16 | كُلٍّ | her (cins)- |
|
| 17 | زَوْجَيْنِ | çift |
|
| 18 | اثْنَيْنِ | iki |
|
| 19 | وَأَهْلَكَ | ve aileni |
|
| 20 | إِلَّا | hariç |
|
| 21 | مَنْ | kimseler |
|
| 22 | سَبَقَ | geçmiş |
|
| 23 | عَلَيْهِ | alehylerine |
|
| 24 | الْقَوْلُ | söz |
|
| 25 | مِنْهُمْ | onlar içinde |
|
| 26 | وَلَا | ve |
|
| 27 | تُخَاطِبْنِي | bana yalvarma |
|
| 28 | فِي | hakkında |
|
| 29 | الَّذِينَ | kimseler |
|
| 30 | ظَلَمُوا | zulmeden(ler) |
|
| 31 | إِنَّهُمْ | onlar mutlaka |
|
| 32 | مُغْرَقُونَ | boğulacaklardır |
|
فَاَوْحَيْنَٓا اِلَيْهِ اَنِ اصْنَعِ الْفُلْكَ بِاَعْيُنِنَا وَوَحْيِنَا فَاِذَا جَٓاءَ اَمْرُنَا وَفَارَ التَّنُّورُۙ
Fiil cümlesidir. فَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَوْحَيْنَٓا sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir نَا fail olarak mahallen merfûdur. اِلَيْهِ car mecruru اَوْحَيْنَٓا fiiline mütealliktir.
اَنِ tefsiriyyedir. اصْنَعِ sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ‘dir. الْفُلْكَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. بِ musahabe içindir. اَعْيُنِنَا car mecruru اصْنَعِ ‘daki failin mahzuf haline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Mütekellim zamiri نَا muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. وَحْيِنَا atıf harfi وَ ‘la makabline matuftur.
فَ şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir.
اِذَا şart manalı, cümleye muzâf olan, cezmetmeyen zaman zarfıdır. Vuku bulma ihtimali kuvvetli veya kesin olan durumlar için gelir. جَٓاءَ ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
جَٓاءَ fetha üzere mebni mazi fiildir. اَمْرُ fail olup damme ile merfûdur. Mütekellim zamir نَا muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. فَارَ fiili atıf harfi وَ ‘la جَٓاءَ ‘ye matuftur.
فَارَ fetha üzere mebni mazi fiildir. التَّنُّورُ fail olup damme ile merfûdur.
(إِذَا): Cümleye muzâf olan zarflardandır. Kendisinden sonra gelen muzâfun ileyh cümlesi aynı zamanda şart cümlesidir. (إِذَا) dan sonraki şart cümlesinin, fiili, mazi veya muzâri manalı olur. Cevabı ise umûmiyetle muzâri olur, mazi de olsa muzâri manası verilir:
a) (إِذَا) fiil cümlesinden önce gelirse, zarf (zaman ismi); isim cümlesinden önce gelirse (mufâcee=sürpriz) harfi olur. b) (إِذَا) nın cevap cümlesi, iki muzâri fiili cezmedenlerin cevap cümleleri gibi mâzi, muzâri, emir, istikbâl, isim cümlesi... şeklinde gelir. Cevabın başına (ف) ‘nın gelip gelmeme durumu, iki muzâri fiili cezmedenlerinkiyle aynıdır. c) Sükûn üzere mebnîdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Tefsiriyye; kelamdaki kapalılığı veya karışıklığı ortadan kaldırmak maksadıyla getirilen açıklayıcı kelamla yapılan ıtnâb türüne verilen isimdir. Tefsir, ifadeyi eksik ve fazla olmamak kaydıyla sadece kullanılan önceki ibareyi izah etmeyi amaçlar; ek bir mana getirmez. (Ar. Gör. Ömer Kara, Belâgat İlminde İki İfade Biçimi: Itnâb-Îcâz (I) Kur’an Metninin Anlaşılmasındaki Rolü Üzerine Bir Deneme)
اَوْحَيْنَٓا fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi وحي ’dir.
İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.
فَاسْلُكْ ف۪يهَا مِنْ كُلٍّ زَوْجَيْنِ اثْنَيْنِ وَاَهْلَكَ اِلَّا مَنْ سَبَقَ عَلَيْهِ الْقَوْلُ مِنْهُمْۚ
فَ şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir.
Fiil cümlesidir. اسْلُكْ sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ‘dir. ف۪يهَا car mecruru اسْلُكْ fiiline mütealliktir. مِنْ كُلٍّ car mecruru اسْلُكْ fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. زَوْجَيْنِ muzâfun ileyh olup, müsenna olduğu için cer alameti يْ ‘dir. اثْنَيْنِ mef’ûlün bih olup müsenna olduğu için nasb alameti يْ ‘dir.
اَهْلَكَ atıf harfi وَ ‘la كُلٍّ ‘ye matuftur. اِلَّا istisna edatıdır. Müşterek ism-i mevsûl مَنْ müstesna olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası سَبَقَ ‘dır. Îrabdan mahalli yoktur.
سَبَقَ fetha üzere mebni mazi fiildir. عَلَيْهِ car mecruru سَبَقَ fiiline mütealliktir. الْقَوْلُ fail olup damme ile merfûdur. مِنْهُمْ car mecruru عَلَيْهِ ‘deki zamirin haline mütealliktir.
İstisna; bir nesneyi, kişiyi veya hükmü istisna edatlarından biriyle cümledeki hükmün dışında tutmaktır. İstisnanın 3 unsuru vardır:
1. İstisna edatı: Cümlede kullanılan edatlardır.
2. Müstesna: İstisna edatından sonra gelen kelimedir. İstisna edilen, hariç tutulan kelimedir.
3. Müstesna minh: İstisna edatından önce gelen kelimedir. Kendisinden bir şeyin hariç tutulduğu, genellikle çoğul olan bir kelimedir.
İstisnanın kısımları 3’e ayrılır: 1. Muttasıl istisna 2. Munkatı’ istisna 3. Müferrağ istisna (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَلَا تُخَاطِبْن۪ي فِي الَّذ۪ينَ ظَلَمُواۚ
Fiil cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
لَا nehiy harfi olup olumsuz emir manasındadır. تُخَاطِبْن۪ي sükun ile meczum muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ‘dir. Sonundaki نِ vikayedir. Mütekellim zamiri ي mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.
الَّذ۪ينَ cemi müzekker has ism-i mevsûl فِي harf-i ceriyle تُخَاطِبْن۪ي fiiline mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası ظَلَمُوا ‘dir. Îrabdan mahalli yoktur.
ظَلَمُوا damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.
تُخَاطِبْن۪ي fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil mufâale babındandır. Sülâsîsi خطب ’dir.
Mufâale babı fiile, müşareket (ortaklık), bir işi peşpeşe yapmak, teksir (çokluk, bir işi çok yapmak) gibi anlamlar katar. Müşareket (İşteşlik – ortaklık): Bir işin iki kişi veya iki grup arasında yapıldığını anlatır. Fail ile mef’ûl aynı işi yapmıştır. Ayrıca fail işi başlatan ve galip gelendir (sonuçlandırandır). Bazen de müşareket olmayıp tek taraflı olur. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اِنَّهُمْ مُغْرَقُونَ
İsim cümlesidir. اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir, ismini nasb haberini ref eder.
هُمْ muttasıl zamir اِنَّ ‘nin ismi olarak mahallen mansubdur. مُغْرَقُونَ kelimesi, اِنَّ ‘nin haberi olup ref alameti و ‘dır. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır.
مُغْرَقُونَ ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i mef’ûludur.
فَاَوْحَيْنَٓا اِلَيْهِ اَنِ اصْنَعِ الْفُلْكَ بِاَعْيُنِنَا وَوَحْيِنَا
Ayet, atıf harfi فَ ile önceki ayetteki … قَالَ cümlesine atfedilmiştir. فَ ’nin istînâfiyye olması da caizdir.
Ayetin ilk cümlesi müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
اَوْحَيْنَٓا fiilinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder. Azamet zamiri, ululuğu izhar etmedir.
Tefsiriyye olan اَنِ ’i takip eden اصْنَعِ الْفُلْكَ بِاَعْيُنِنَا cümlesi, emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Veciz ifade kastına matuf اَعْيُنِنَا ve وَحْيِنَا izafetlerinde, azamet zamirine muzâf olan اَعْيُنِ ve وَحْيِ kelimeleri tazim edilmiştir.
Önceki cümleyi bir başka lafızla açıklayan tefsîriyye cümlesi öncesinden ne kastedildiğini açıklayan beyan cümlesidir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâgatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
اصْنَعِ الْفُلْكَ بِاَعْيُنِنَا [Gemiyi gözlerimizin önünde yap] cümlesinde güzel bir istiare vardır. Yüce Allah koruma ve gözetmeye aşırı derecede dikkat edildiğini, göz önünde yapmak sözüyle ifade etti. Çünkü bir şeyi koruyan, genellikle, korumasını gözüyle görmek suretiyle devam ettirir. Dolayısıyla Yüce Allah, istiare yoluyla, koruma ve kollama yerine göz önünde bulundurmayı zikretti. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefâsîr)
Yüce Allah’ın اصْنَعِ الْفُلْكَ sözü, Hz. Nuh’u kendi kendine ‘’Bu inatçıların başına ne gelecek? Burada su yokken neden gemi inşa edeceğim? Yüce Allah yoksa onları cezalandırmak için yerden ve gökten su mu göndermek istiyor?” şeklinde sorular sormasına neden oldu. Bu kendi kendine soru sormalar, sözü tekidli bir şekilde söylemeyi gerektirmektedir. (Fadl Hasan Abbâs, el-Belâgatü Funûnûhâ ve Efnânûhâ’l-el-Me‘ânî, s. 132)
فَاِذَا جَٓاءَ اَمْرُنَا وَفَارَ التَّنُّورُۙ فَاسْلُكْ ف۪يهَا مِنْ كُلٍّ زَوْجَيْنِ اثْنَيْنِ وَاَهْلَكَ اِلَّا مَنْ سَبَقَ عَلَيْهِ الْقَوْلُ مِنْهُمْۚ
Şart üslubunda gelen cümle فَ ile makabline atfedilmiştir.
اِذَا şart manalı, cümleye muzâf olan, cezmetmeyen zaman zarfıdır. Müteallakı, şartın cevap cümlesidir. Müspet mazi fiil sıygasında gelerek temekkün ve istikrar ifade eden şart cümlesi جَٓاءَ اَمْرُنَا , müstakbel şart manalı zaman zarfı إِذَا ’nın muzâfun ileyhi konumundadır.
جَٓاءَ اَمْرُنَا cümlesinde istiare sanatı vardır. اَمْرُ kelimesi, جَٓاءَ fiilinin faili yapılarak kişileştirilmiş, iradesi olan bir canlıya benzetilmiştir. Emrin, bir şahıs gibi gelecek olması, azamet zamirine izafesi, onun şiddetini, azametini artırmaktadır. Ayrıca bu ifadede mübalağa ve tecessüm sanatları da vardır.
Veciz ifade kastına matuf اَمْرُنَا izafetinde, azamet zamirine muzâf olan اَمْرُ , tazim ve şeref kazanmıştır.
Aynı üsluptaki وَفَارَ التَّنُّورُ cümlesi, şart cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Müspet mazi fiil sıygasında gelerek temekkün ve istikrar ifade etmiştir.
فَ karinesiyle gelen cevap cümlesi olan فَاسْلُكْ ف۪يهَا مِنْ كُلٍّ زَوْجَيْنِ اثْنَيْنِ وَاَهْلَكَ اِلَّا مَنْ سَبَقَ عَلَيْهِ الْقَوْلُ مِنْهُمْۚ , emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Şart ve cevap cümlelerinden oluşmuş terkip, şart üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. فَاسْلُكْ fiiline müteallik ف۪يهَا ve مِنْ كُلٍّ car mecrurları, konudaki önemine binaen mef’ûle takdim edilmiştir.
كُلٍّ ’deki nekrelik, muzâfun ileyhin mahzuf olduğunun işaretidir. Bu tenvine ivaz tenvini denir. Hazfedilmiş muzâfun ileyh yerine gelmiştir. Muzâfun ileyhin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
وَاَهْلَكَ , tezayüf nedeniyle mef’ûl olan زَوْجَيْنِ ‘ye atfedilmiştir.
زَوْجَيْنِ için sıfat olan اثْنَيْنِ , mevsufunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.
اِلَّا , istisna edatıdır. Müstesna konumundaki müşterek ism-i mevsûl مَنْ ’nin sılası olan سَبَقَ عَلَيْهِ الْقَوْلُ cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. عَلَيْهِ car mecruru, durumun onunla ilgili olduğunu vurgulamak için faile takdim edilmiştir.
مِنْهُمْۚ car-mecruru, عَلَيْهِ ‘deki failin zamirin mahzuf haline mütealliktir. Halin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.
اَوْحَيْنَٓا - وَحْيِنَا kelimeleri arasında iştikak cinası, الْفُلْكَ - اَهْلَكَ - فَاسْلُكْ kelimeleri arasında gayrı tam cinas vardır.
وَفَارَ التَّنُّورُ [Tandır kaynadı] ifadesi, şiddetten kinayedir. Bu, Arapların, tandır kızıştı yani savaş başladı sözüne benzer. Bazı alimler, التَّنُّورُۙ kelimesini, mecaz yoluyla yeryüzü manasına almışlardır. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefâsîr)
Hak Teâlâ'nın فَاِذَا جَٓاءَ اَمْرُنَا [Emrimiz geldiğinde] ifadesinde ,"emir" sözü, bir işi sözlü olarak, üst makamdan gelmek suretiyle isteme manasında hakikattir. Bu kelime, aynı şekilde hakikat olarak ‘büyük iş’ manasına da gelir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
Bu ayette zalimlerle ilgili hüküm hakkında muhatabın (Hz. Nuh’un) aklında bir şey bulunmadığı anlaşılır. Burada durumun gereğine göre haber cümlesinin Hz. Nuh’a tekidsiz olarak söylenmesi gerekirdi. Fakat burada ayet tekidli olarak gelmiştir. Bu ayetin durumun dışına çıkmasının sebebi şudur: Yüce Allah, muhalifleriyle ilgili Hz. Nuh’un kendisine hitap etmesini yasaklayınca, bu yasak, Hz. Nuh'u onların başına gelecek belayı merak etmeye sevk etti. Böylece Hz. Nuh, “kavminin aleyhine suda boğdurulmaları ile hükmedildi mi yoksa hükmedilmedi mi, şeklinde tereddüt ile soru soran kimse” yerine konulmuş, “kesinlikle onlar suda boğulacaklar" cümlesi ile O’na cevap verilmiştir. (Ali el-Cârim – Mustafa Emîn el-Belâğatü’l-Vâdıha)
مِنْ كُلٍّ زَوْجَيْنِ [her ikili’den bir] ifadesi, ikili her iki topluluktan demek olup, bunlar da erkek ve dişi topluluğudur, yani erkek ve dişi develer ile aygırlar ve kısraklar gibi.
اثْنَيْنِ kelimesi, erkek ve dişi deve ile aygır ve kısrak gibi birbirinin eşi olan iki tek anlamındadır. Rivayete göre Nuh (a.s) sadece yavrulayan ve yumurtlayan hayvanları almıştır. مِنْ كُلٍّ ifadesi tenvin ile مِنْ كُلٍّ şeklinde de okunmuştur. Bu durumda anlam ‘’Her ümmetten iki çift’’ şeklinde olur ve اثْنَيْنِ ifadesi tekid ve daha fazla açıklama yapmış olmak için kullanılmış olur. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)
Ayetteki "her ikişer çiftten" ifadesi, "O, hayvanların nesli tükenmesin diye mevcut olan hayvanlardan bir çift, yani bir erkek bir dişi al" demektir. Onlardan her biri bir زَوْجَ (eş) tir. Yoksa avamın zannettiği ve kullandığı gibi, زَوْجَ iki manasına gelmez. اثْنَيْنِ ise, زَوْجَيْنِ kelimesini tekid eden ve iyice açıklayan bir kelimedir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
سَبَقَ kelimesi, olumsuz hüküm anlamında kullanılınca على ile, olumlu hüküm anlamında kullanılınca ise ل ile gelir. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l- Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)
وَلَا تُخَاطِبْن۪ي فِي الَّذ۪ينَ ظَلَمُواۚ
Cümle, atıf harfi وَ ‘la şartın cevabına atfedilmiştir. Nehiy üslubunda talebî inşâî isnaddır. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
لَا تُخَاطِبْن۪ي fiiline müteallik has ism-i mevsûl الَّذ۪ينَ ’nin sıla cümlesi olan ظَلَمُوا , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, s. 107)
اَمْرُنَا ’daki azamet zamirinden sonra تُخَاطِبْن۪ي ’deki müfred zamire geçişte, iltifat sanatı vardır.
Zamir makamında boğulacak kimselerin ism-i mevsûlle ve zalimler olarak zahiren zikredilmesi, tahkir ifadesinin yanında kâfirlerin zalim olduğunu vurgulamıştır. Bu ifadede iltifat, ıtnâb ve reddü'l acüz ale’s sadr sanatları vardır.
اِنَّهُمْ مُغْرَقُونَ
Ta’liliyye olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Ta’lil, kelamın bir sebebe bağlanarak ifade edilmesidir. Kastedilen mananın nedenini beyan etmek maksadıyla ziyade sözlerle yapılan ıtnâb sanatıdır.
اِنَّ ile tekid edilen sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.
Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden, اِنَّ ve isim cümlesi olmak üzere iki tekid içeren bu ve benzeri cümleler çok muhkem/sağlam cümlelerdir.
İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Müsned olan مُغْرَقُونَ , ism-i mefûl kalıbındadır. أَفْعَلَ veznindeki fiilden müştaktır.
Henüz boğulma olayı olmadan onların مُغْرَقُونَ olarak ifade edilmeleri, kevniyet alakasıyla mecaz-ı mürseldir.
Sayfadaki ayetlerin fasılalarını teşkil eden و- نَ ve ي - نَ harflerinden oluşan ahenk, duyanların, okuyanların gönlünü fethedecek güzelliktedir. Bu fasılalarda lüzum ma la yelzem sanatı vardır.
Bu sanat; fasıla veya kafiye harfinden önce gerekli olmadığı halde bir veya daha fazla harfin aynısının getirilmesidir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Bedî’ İlmi, s. 201-202)
Allah-u Teâlâ, kelamında, defalarca bize verdiği nimetleri hatırlatır. Demek ki insanın hatırlatılmaya ihtiyacı var diye düşünürken aklıma izlediğim bir video geldi. Bu videoda; koklear implant sayesinde ilk kez duyan insanlar gösteriliyordu. Görevlinin: "Beni duyuyor musun?" demesinden sonra heyecanla başlarını sallayıp, sevdiklerinin sesini duyunca ağlamaya başlayan insanlar ve nicesi. Aralarında, sağır annesinin kendisini duymasını bekleyen 6 yaşlarında bir çocuk vardı. Görevli cihazı ayarladıktan sonra çocuk odaya giriyor ve annesinin arkasına gelip "Beni duyabiliyor musun anne?" diye soruyor. Anne, oğlunun sesini duyunca gözyaşlarıyla "Evet" diyor. Oğlu: "Beni duyduğun için çok mutluyum." diyerek ağlamaya başlıyordu.
Duyan ve konuşan için; duymak ve duyulmak o kadar basit bir hal ki, onun için ayrıca şükretmek aklımıza gelmiyor. Sevdiklerimizi duymak, sesimizin duyulduğunu bilmek, görmek, görülmek, uykuya huzurla dalabilmek, uyuduğumuz yataktan rahatlıkla kalkabilmek, tuvalet ihtiyacımızı kimseye muhtaç olmadan hastalıksız giderebilmek, derimizin giydiğimiz kıyafetlere alışması, anlamak, anlaşılmak, koku almak, yediğimizin tadını çıkarabilmek, yaptığımız işleri rahatlıkla kendi kendimize yapabilmek. Bunların hepsine bugün sahibiz, yarın sahip olup olmayacağımız ise meçhul.
Allah'ı ne kadar zikr ve tefekkür ile O'na ne kadar şükür ve itaat edersek edelim, sahip olduğumuz beş duyudan tek bir tanesine bile yeter mi?
Ey bizi nice nimetlerle donatan Allahım! Yaptığımız her işten önce ve sonra Seni hatırlayıp, Sana hamd edenlerden olalım. Senin yardımınla; Kaybettikten sonra değil de, daha kaybetmeden sahip olduklarının değerini bilenlerden olalım. Sahip olamadıklarına takılanlardan değil de, olduklarıyla yetinenlerden olalım.
Allahım merhametine muhtacız. Bizi elden ayaktan düşürme. Yeryüzünde kimselere muhtaç etme. Bildiğimiz, bilmediğimiz bütün nimetlere şükürler olsun.
Elhamdulillahi Rabbil Alemin.
Amin.
Zeynep Poyraz @zeynokoloji