Bakara Sûresi 109. Ayet

وَدَّ كَث۪يرٌ مِنْ اَهْلِ الْكِتَابِ لَوْ يَرُدُّونَكُمْ مِنْ بَعْدِ ا۪يمَانِكُمْ كُفَّاراًۚ حَسَداً مِنْ عِنْدِ اَنْفُسِهِمْ مِنْ بَعْدِ مَا تَبَيَّنَ لَهُمُ الْحَقُّۚ فَاعْفُوا وَاصْفَحُوا حَتّٰى يَأْتِيَ اللّٰهُ بِاَمْرِه۪ۜ اِنَّ اللّٰهَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ  ١٠٩

Kitap ehlinden birçoğu, hak kendilerine belirdikten sonra dahi, içlerindeki kıskançlıktan ötürü sizi, imanınızdan sonra küfre döndürmek isterler. Siz şimdilik, Allah onlar hakkındaki emrini getirinceye kadar affedin, hoşgörün. Şüphesiz Allah, gücü her şeye hakkıyla yetendir.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَدَّ isterler و د د
2 كَثِيرٌ bir çoğu ك ث ر
3 مِنْ -nden
4 أَهْلِ ehli- ا ه ل
5 الْكِتَابِ kitap ك ت ب
6 لَوْ şayet
7 يَرُدُّونَكُمْ sizi döndürmek ر د د
8 مِنْ
9 بَعْدِ sonra ب ع د
10 إِيمَانِكُمْ imanınızdan ا م ن
11 كُفَّارًا kafirler olarak ك ف ر
12 حَسَدًا hasetle ح س د
13 مِنْ
14 عِنْدِ ع ن د
15 أَنْفُسِهِمْ içlerindeki ن ف س
16 مِنْ
17 بَعْدِ sonra ب ع د
18 مَا
19 تَبَيَّنَ apaçık belli olduktan ب ي ن
20 لَهُمُ onlara
21 الْحَقُّ gerçek ح ق ق
22 فَاعْفُوا affedin ع ف و
23 وَاصْفَحُوا hoş görün ص ف ح
24 حَتَّىٰ kadar
25 يَأْتِيَ getirinceye ا ت ي
26 اللَّهُ Allah
27 بِأَمْرِهِ emrini ا م ر
28 إِنَّ şüphesiz
29 اللَّهَ Allah
30 عَلَىٰ
31 كُلِّ her ك ل ل
32 شَيْءٍ şeye ش ي ا
33 قَدِيرٌ gücü yetendir ق د ر
 

Ayet affedin ve sayfayı çevirin diyor.. Unutun yani.. Daha önemli şeyler var ilgilenmeniz gereken. Bedir kapıda.. Bugüne bakan yönüyle önceliklerimizi belirlemeyi öğretiyor ayet bize. Daha önemli ilgilenmen gereken şeyler var ve hemen arkasından umut veriyor. Muhakkak ki Allah herşeye gücü yetendir... O zaman korkma.. Sen birşeye odaklanmak istiyorsan namazını kıl zekatını ver.. Salat aynı zamanda bağ kurmak demektir. Allah bu iki ibadetle dinimizi özetliyor aslında. Namaz kıl Allahla bağını koparma, zekat vermek için helal yoldan kazan helal ye helalinden ver kullarımla bağını koparma. Hepsinin karşılığını Allah katında bulacaksınız.

 Allah umduklarını bulanlardan eylesin hepimizi...

 

Ayette afv ve safh sözcükleri bir arada zikredilmiştir. Affetmekle kalmayıp unut demektir.

Hased ve benzeri kelimeler şöyle özetlenir:

Sehâvet (سخاوة): Bende var, onda da olsun.

İysâr (إيثار): Benim değil, onun olsun.

Cûd (جود): Benim yok, ama onun olsun.

Fakr (فقر): Onda yok, bende de olmasın.

Gıbta (غبطة): Onda var, bende de olsun.

Hased (حسد): Bende yok, onda da olmasın.

Buhl (بخل): Bende var ama onda olmasın.

Şuh (شح): Onunki benim olsun. (Kadın ve Aile Dergisi)

 

وَدَّ كَث۪يرٌ مِنْ اَهْلِ الْكِتَابِ لَوْ يَرُدُّونَكُمْ مِنْ بَعْدِ ا۪يمَانِكُمْ كُفَّاراًۚ

 

Fiil cümlesidir. وَدَّ  fetha üzere mebni mazi fiildir.  كَث۪يرٌ fail olup damme ile merfûdur. مِنْ اَهْلِ car mecruru كَث۪يرٌ ‘ nun mahzuf sıfatına mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. الْكِتَابِ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. لَوْ  ve masdar-ı müevvel, وَدَّ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.  

يَرُدُّونَ  fiili  نَ ‘un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir  كُمْ  mef'ûlun bih olarak mahallen mansubdur.

مِنْ بَعْدِ  car mecruru  يَرُدُّونَكُمْ  fiiline mütealliktir. ا۪يمَانِ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. Muttasıl zamir  كُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. كُفَّارًا  ikinci mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.

 

 

حَسَداً مِنْ عِنْدِ اَنْفُسِهِمْ مِنْ بَعْدِ مَا تَبَيَّنَ لَهُمُ الْحَقُّۚ

 

حَسَدًا  amili  يَرُدُّونَ  veya  وَدَّ  fiilinin sebebiyet bildiren mef’ûlün lieclihi olup, fetha ile mansubdur. مِنْ عِنْدِ  car mecruru  حَسَداً ‘e mütealliktir. اَنْفُسِهِمْ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  هِمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

مِنْ بَعْدِ  car mecruru   وَدَّ  fiiline mütealliktir. مَا  ve masdar-ı müevvel muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.  

تَبَيَّنَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. لَهُمُ  car mecruru  تَبَيَّنَ  fiiline mütealliktir. الْحَقُّ  fail olup damme ile merfûdur.

Fiilin oluş sebebini bildiren mef’uldür. “Mef’ûlün lieclihi” veya “Mef’ûlün min eclihi” de denir. Mef’ûlün leh mansubtur. Fiile “neden, niçin” soruları sorularak bulunur.

Türkçede “için, -den dolayı, sebebiyle, -sın diye, ta ki, zira, maksadıyla, uğruna” gibi manalara gelir. Mef’ûlün leh fiilinin önüne geçebilir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

تَبَيَّنَ  fiili sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil تَفَعَّلَ babındadır. Sülâsîsi, بين ’dir. 

Bu bab fiile mutavaat, tekellüf, ittihaz, sayruret, tecennüb (sakınma) ve talep anlamları katar.

 

فَاعْفُوا وَاصْفَحُوا حَتّٰى يَاْتِىَ اللّٰهُ بِاَمْرِه

 

ف  mukadder şartın cevabının başına gelen rabıta veya fasihadır. Takdiri, إذا كان أمرهم كذلك (Onlara bu şekilde emredildiği zaman ...) şeklindedir. 

Fiil cümlesidir. اعْفُوا  fiili  نَ 'nun hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. اصْفَحُوا  cümlesi, atıf harfi  وَ ‘la makabline matuftur. 

حَتّٰى  gaye bildiren cer harfidir. يَاْتِىَ  muzari fiilini gizli  اَنْ  ile nasb ederek anlamını masdara çevirmiştir. اَنْ  ve masdarı müevvel, حَتّٰى  harf-i ceriyle  اعْفُوا  veya  اصْفَحُوا  fiiline mütealliktir. 

يَاْتِىَ  fetha ile mansub muzari fiildir.  اللّٰهُ  lafza-i celâl fail olup damme ile merfûdur. بِاَمْرِ  car mecruru  يَاْتِىَ  fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  ه  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

حَتّٰٓى  edatı üç şekilde kullanılabilir: Harf-i cer olarak, başlangıç edatı olarak ve atıf edatı olarak. Burada harf-i cer olarak kullanılmıştır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اَنْ  harfi 6 yerde gizli olarak gelebilir: Harf-i cer olan (حَتّٰٓى)’dan sonra, Atıf olan اَوْ ’den sonra, Lamul cuhuddan sonra, Lamut talilden (sebep bildiren لِ) sonra, Vavul maiyye (وَ)’ den sonra, Sebep fe (فَ)’sinden sonra. Ayette harf-i cer olan (حَتّٰٓى)’dan sonra gizlenmiştir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

  اِنَّ اللّٰهَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ

İsim cümlesidir. اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.  

اللّٰهَ  lafza-i celâl  اِنَّ ‘nin ismi olup fetha ile mansubdur. عَلٰى كُلِّ  car mecruru قَدِ۪يرٌ ' e  mütealliktir. شَيْءٍ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.  قَدِ۪يرٌ  kelimesi  اِنَّ ‘ nin haberi olup damme ile merfûdur. 

قَد۪يرٌ , mübalağalı ism-i fail kalıbıdır. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın, mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.

Mübalağalı ism-i fail: Bir varlıkta bir niteliğin aşırı derecede bulunduğunu gösteren, fiilden türeyen, sıfat cinsinden isimlerdir. Mübalağalı ism-i failler Allah için kullanılırsa sıfat, insanlar için kullanılırsa mübalağa ya da lakap olurlar. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

وَدَّ كَث۪يرٌ مِنْ اَهْلِ الْكِتَابِ لَوْ يَرُدُّونَكُمْ مِنْ بَعْدِ ا۪يمَانِكُمْ كُفَّاراًۚ حَسَداً مِنْ عِنْدِ اَنْفُسِهِمْ مِنْ بَعْدِ مَا تَبَيَّنَ لَهُمُ الْحَقُّۚ

Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, s. 107) 

Masdar harfi  لَوْ  ve onu takip eden  يَرُدُّونَكُمْ مِنْ بَعْدِ ا۪يمَانِكُمْ كُفَّاراًۚ  cümlesi masdar teviliyle  وَدَّ  fiilinin mef’ûlü yerindedir. Müspet muzari fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır. Teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır.  مِنْ بَعْدِ ا۪يمَانِكُمْ  car-mecruru ihtimam için, mef’ûl olan كُفَّاراًۚ ‘e takdim edilmiştir.

كُفَّاراًۚ , ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin hudûs ve yenilenmesine işaret etmiştir. Kelimedeki nekrelik kesret içindir.

Mef’ûlü lieclih olan  حَسَداً ‘in amili  وَدَّ  veya  يَرُدُّونَكُمْ  fiilidir. Masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir.

كُفَّاراً - ا۪يمَانِكُمْ  kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır.

مِنْ عِنْدِ اَنْفُسِهِمْ  car-mecruru  حَسَداً ‘e mütealliktir.  مِنْ بَعْدِ  car mecruru ise  وَدَّ  veya  يَرُدُّونَكُمْ  fiiline mütealliktir. 

مِنْ بَعْدِ ‘nin muzafun ileyhi olan masdar harfi  مَا  ve akabindeki  تَبَيَّنَ لَهُمُ الْحَقُّ  cümlesi müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. 

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Car mecrur  لَهُمُ , durumun onlarla ilgili olduğunu vurgulamak için faile takdim edilmiştir. 

مِنْ ‘in tekrarında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

مِنْ عِنْدِ اَنْفُسِهِمْ  cümlesindeki  من  ibtidaiyyedir. Yahudilerin nefislerinde hasedin iyice yerleşmiş, kök salmış olduğunu ifade etmektedir. Ayrıca ardından  عند  ile de tekid edilerek, iyice pekiştirilmiştir. (Âdil Ahmet Sâbır er- Ruveynî, Min Belâgati’l Kur’âni’l Kerim, soru; 882)

تَبَيَّنَ لَهُمُ الْحَقُّ  [Hakikat kendilerine apaçık belli olduktan sonra], yani Muhammed (s.a.v) ‘in Allah’ın peygamberi, İslam’ın Allah’ın dini olduğu onlar için açıkça ortaya çıktıktan sonra... Diğer bir görüşe göre bu ifade, “Onlara Muhammed ve dinin Tevrat’ta zikredilen hakikati ortaya çıktıktan sonra” anlamına gelir. (Ömer Nesefî, Et-Teysîr Fi’t-Tefsîr)

حَسَداً مِنْ عِنْدِ اَنْفُسِهِمْ [Sırf içlerindeki hasetten ötürü]: Haset, belli bir kazanca sahip olan birinin o kazancından dolayı üzüntü duymak ve o kazancın o kimsenin elinden çıkmasını temenni etmektir. Burada  حَسَدًا  kelimesinin mansub olması iki sebepten olabilir: İlki, sebep bildiren mef‘ûl olmasıdır. Yani “Onlar bunu hasetlerinden dolayı yaparlar.” İkincisi ise, bu ifadenin hal olarak mansub olmasıdır. Bu durumda bu ifade çoğul kelimenin sıfatı olarak kullanılmış bir masdardır. Anlamı: حَاسِدِينَ لَكُمْ [Size haset ederek…] şeklindedir. (Ömer Nesefî, Et-Teysîr Fi’t-Tefsîr)

 

فَاعْفُوا وَاصْفَحُوا حَتّٰى يَاْتِىَ اللّٰهُ بِاَمْرِه

Müstenefe olan cümlede rabıta harfi  فَ , mahzuf şartın cevabına dahil olmuştur. Takdiri, إذا كان أمرهم كذلك (Onlara bu şekilde emredildiği zaman ...) olan şart cümlesinin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır. 

Mahzuf şart ve mezkûr cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda talebî inşâî isnaddır.

Cevap cümlesi olan  فَاعْفُوا , emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.

Aynı üslupta gelen  وَاصْفَحُوا حَتّٰى يَأْتِيَ اللّٰهُ بِاَمْرِه۪ۜ  cümlesi, hükümde ortaklık sebebiyle şartın cevabına atfedilmiştir. Cümle emir üslubunda talebî inşâî isnaddır. 

Gaye bildiren harf-i cer  حَتّٰى ‘nın, gizli  أنْ ‘le masdar yaptığı  يَأْتِيَ اللّٰهُ بِاَمْرِه۪  cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Masdar-ı müevvel mecrur mahalde olup,  حَتّٰى  ile birlikte  اعْفُوا وَاصْفَحُوا  fiilerine mütealliktir. Muzari fiil teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir.

Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde  اللّٰهِ  isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.

Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olması telezzüz, teberrük ve haşyet duyguları uyandırmak içindir.

يَأْتِيَ  fiiline müteallik olan  بِاَمْرِه۪ۜ  izafetinde Allah Teâlâ’ya ait olan zamire muzâf olması  اَمْرِ  için tazim ve teşrif ifade eder.

فَاعْفُوا  ile  اصْفَحُوا  kelimeleri arasında mürâât-i nazîr sanatı vardır.

اَمْرِ ‘ den kasıt, savaş emrinin verilmesidir. Dolayısıyla bu ayetin, kıtal emri veren ayeti kerimeden önce indiği anlaşılmaktadır. (Âdil Ahmed Sâbir er-Ruveynî, Min Ğarîbi Belâgati’l Kur’ani’l Kerim, soru; 887)

Ehli kitap ve müşrikler, sırf menfaatlerine ters düştüğü için ve sırf haset nedeniyle inkâr etmişlerdir. Bu haset duygusu aslında Allah’ın taksimine itirazdır.

Affetmek demek olan  العفو  ile  الصفح  arasındaki fark, العفو kelimesinin günaha ceza vermeyi terketmek,  الصفح  kelimesinin ise, kınamayı ve suçlamayı terketmek manasında olmasıdır. (Âdil Ahmed Sâbir er-Ruveynî, Min Ğarîbi Belâgati’l Kur’ani’l Kerim, soru; 884)

Haset kavramı alanındaki benzer kelimeler şöyle özetlenir:

سخاوة:  Bende var, onda da olsun. إيثار:  Benim değil, onun olsun. جود:  Benim yok, ama onun olsun.

فقر  : Onda yok, bende de olmasın. غبطة:  Onda var, bende de olsun. حسد:   Bende yok, onda da olmasın.

بخل:  Bende var ama onda olmasın. شح : Onunki benim olsun. (Kadın ve Aile Dergisi)

 اِنَّ اللّٰهَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ

Ta’liliyye olarak gelen cümlenin fasıl sebebi, şibh-i kemâli ittisâldir. Ta’lil, kelamın bir sebebe bağlanarak ifade edilmesidir. Kastedilen mananın nedenini beyan etmek maksadıyla ziyade sözlerle yapılan ıtnâb sanatıdır.

اِنَّ  ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır. 

Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden,  اِنَّ  ve isim cümlesi sebebiyle tekit ifade eden çok muhkem cümlelerdir.

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır.  عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ  car mecruru ihtimam için amili olan  قَد۪يرٌ ‘a takdim edilmiştir. Bu takdim Allah’ın her şeye muktedir olduğu, kudret gücünün, umuma şamil olduğunu vurgulamıştır.

شَيْءٍ ‘deki tenvin, nev ve kesret ifade eder.

قَد۪يرٌ , mübalağalı ism-i fail kalıbıdır. Bu kalıp bu vasfın mevsufta sürekli varlığına, sıfatın mevsufun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.

İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olması telezzüz, teberrük ve haşyet duyguları uyandırmak içindir.

Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde cümlede lafza-i celâlin zikri tecrîd sanatıdır. ‘Allah elbette her şeye kadirdir’ ifadesinde ‘Bunlara hak ettikleri cezayı verecektir.’ manası idmac edilmiştir. Bir anlam için söylenen sözün içine başka bir anlam yerleştirmek şeklinde açıklanan idmâc sanatıdır. 

Müsnedün ileyh olan Allah lafzı iki kez zikredilmesi şüphesiz müsnedin yani verilen haberin kesinliğini ifade eder. Çünkü nefis O’nun vaadiyle mutmain olur.

Burada zamir makamında ism-i celâlin zahir olarak zikredilmesi, hükmün, illetini bildirmek içindir. Çünkü (Allah kelimesinin mastarı olan) ulûhiyet, Allah Teâlânın kemâl sıfatlarını ifadede asıldır. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm, Nisa/17)

Bu tekrarda ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatı vardır.

Daha önce açık isim geçtiği için zamir gelmesi gereken yerde Allah ismi celâli geldi. Böylece muhatabın zihninde bu isim daha kolay yerleşir. Çünkü açık isim zamirden daha kuvvetli, daha belîğ, delalet ettiği manayı daha iyi ifâde eden ve zihinlerde yerleştiren bir kelimedir. Bu ayetlerdeki ismi celâller de böyledir. Bu Allah lafızları yerine gâib zamir gelseydi bu etki olmazdı. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Ayetin fasılası diğer surelerde de aynen veya ufak değişikliklerle mevcuttur. Tekrarlanan kelimeler ya da sıygalar, okuyucuyu kelimenin ilk geçtiği yere gönderir ki bu beyan renklerinden biridir. Bu tekrarlarda ıtnâb, tekrir ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır. 

Tekrarlanan cümlelerin manasının nefiste yerleşmesi arzu edilir, hatta zatın bir cüzü haline gelinceye kadar tekid edilir. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâğî Tefsiri, Ahkaf/28, C, 7, S. 314)

Ayetin bu son cümlesi mesel tarikinde tezyîldir. Tezyîl cümleleri ıtnâb babındandır. Tezyîl cümlesi, önceki cümleyi tekid için gelmiştir. Mesel tarikinde olanlar müstakil olarak da bir mana ifade eder. Yani müstakil olarak dillerde dolaşır, atasözü gibi halk arasında bilinir.

اِنَّ اللّٰهَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ  [Şüphesiz Allah her şeye kâdirdir.] yani Allah azaba da intikama da her şeye kâdirdir. Bir görüşe göre anlam, “Sizi onların eziyetlerinden savaşsız kurtarmaya da kâdirdir, o halde siz feraha ermeyi bekleyin ve şu an namaz ve zekat ile meşgul olun!” şeklindedir. (Ömer Nesefî, Et-Teysîr Fi’t-Tefsîr)  

“…Muhakkak ki Allah her şeye gücü yetendir.’’ Bu ifade, -ayette zikri geçen Allah’ın emrinden kasıt- ister savaşma emri olsun ister başka bir şey, fark etmeksizin kafirler için bir tehdit anlamı taşır. Yani bu ifade “O kafirler her şeye kadîr olan Allah Teâlâ’dan korksunlar ve müminleri İslâm’dan caydırmaya çalışmaktan vazgeçsinler” anlamındadır. (Keziban Dut, Ayet Sonlarındaki Esmâü’l-Hüsnâ’nin Ayetle Olan Münâsebeti (Fâtiha, Bakara, Âl-İ İmrân Ve Nisâ Sureleri Bağlamında)