اَلَّذ۪ينَ اٰتَيْنَاهُمُ الْكِتَابَ يَتْلُونَهُ حَقَّ تِلَاوَتِه۪ۜ اُو۬لٰٓئِكَ يُؤْمِنُونَ بِه۪ۜ وَمَنْ يَكْفُرْ بِه۪ فَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْخَاسِرُونَ۟ ١٢١
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | الَّذِينَ | kimseler |
|
| 2 | اتَيْنَاهُمُ | kendilerine verdiğimiz |
|
| 3 | الْكِتَابَ | Kitabı |
|
| 4 | يَتْلُونَهُ | onu okuyanlar |
|
| 5 | حَقَّ | doğru bir |
|
| 6 | تِلَاوَتِهِ | okuyuşla |
|
| 7 | أُولَٰئِكَ | işte onlar |
|
| 8 | يُؤْمِنُونَ | inananlardır |
|
| 9 | بِهِ | ona |
|
| 10 | وَمَنْ | ve kim |
|
| 11 | يَكْفُرْ | inkar ederse |
|
| 12 | بِهِ | onu |
|
| 13 | فَأُولَٰئِكَ | işte |
|
| 14 | هُمُ | onlar |
|
| 15 | الْخَاسِرُونَ | ziyana uğrayanlardır |
|
“Kendilerine kitap verdiğimiz” ifadesine dikkat çekmek isterim. Bu ifade bazen “kendilerine kitap verilenler” şeklinde gelir. Kendilerine kitap verdiğimiz şeklinde kullanılıyorsa Allah kendilerinden memnun olduğu kullarından bahsediyordur. Kendilerine kitap verilenler şeklinde kullanıldığında Allah onlardan memnun değildir, çünkü kulluğun gereğini yerine getirmemişlerdir. Ayetin içeriğinde bile Allah kendini katmayarak onlardan uzak tutar ve edilgen fiil kullanır! (Nouman Ali Han)
اَلَّذ۪ينَ اٰتَيْنَاهُمُ الْكِتَابَ يَتْلُونَهُ حَقَّ تِلَاوَتِه۪ۜ اُو۬لٰٓئِكَ يُؤْمِنُونَ بِه۪ۜ
İsim cümlesidir. Cemi müzekker has ism-i mevsûl اَلَّذ۪ينَ mübteda olarak mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlun sılası اٰتَيْنَاهُمُ الْكِتَابَ ‘dir. Îrabtan mahalli yoktur.
Fiil cümlesidir. اٰتَيْنَا sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamiri نَا fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir هُمُ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. الْكِتَابَ ikinci mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. يَتْلُونَهُ cümlesi اٰتَيْنَاهُمُ ‘daki mef’ûlün veya الْكِتَابَ ‘ın hali olarak mahallen mansubdur.
يَتْلُونَ fiili نَ ‘un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir هُ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.
حَقَّ masdardan naib mef’ûlu mutlak olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. تِلَاوَتِه۪ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. Muttasıl zamir ه۪ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
اُو۬لٰٓئِكَ يُؤْمِنُونَ بِه۪ۜ cümlesi اَلَّذ۪ينَ ‘nin haberi olarak mahallen merfûdur .
İsim cümlesidir. İşaret ismi اُو۬لٰٓئِكَ mübteda olarak mahallen merfûdur. يُؤْمِنُونَ بِه۪ۜ cümlesi, haber olarak mahallen merfûdur.
يُؤْمِنُونَ fiili نَ ‘un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. بِه۪ۜ car mecruru يُؤْمِنُونَ fiiline mütealliktir.
Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.
Hal sahibu’l-hale ya و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette fiil cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Mef’ûlü mutlak: Fiil ile aynı kökten gelen masdardır. Mef’ûlü mutlak harfi cer almaz. Harfi cer alırsa hal olur. Mef’ûlü mutlak cümle olmaz. Mef’ûlü mutlak 3’e ayrılır:
1) Tekid (Kuvvetlendirmek) İçin: Fiilin manasını kuvvetlendirir. Masdar olur. Daima müfreddir. Fiilinden sonra gelir. Türkçeye “muhakkak, şüphesiz, gerçekten, çok, iyice, öyle ki” diye tercüme edilir.
2) Nev’ini (Çeşidini) Belirtmek İçin: Fiilin nasıl meydana geldiğini ve nev’ini bildirir. Nev’ini bildiren mef’ûlü mutlak umumiyetle sıfat veya izafet terkibi halinde gelir. Tesniye ve cemi de olabilir. Fiilinin önüne geçebilir. Türkçeye “gibi, şeklinde, aynen, tıpkı, tam” diye tercüme edilir.
3) Adedini (Sayısını) Belirtmek İçin: Failin yaptığı işin sayısını belirtir. Adedini bildiren mef’ûlü mutlak فَعْلَةً vezninden gelen bina-ı (masdar-ı) merreden yapılır.
مَرَّةً kelimesi de mef’ûlü mutlak olur. Fiilinin önüne geçebilir. Türkçeye “kere, defa” diye tercüme edilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اُو۬لٰٓئِكَ يُؤْمِنُونَ بِه۪ۜ [İşte bunlar ona inanırlar.] cümlesi, cümlenin mübtedasının bir diğer haberidir, çünkü يَتْلُونَهُ حَقَّ تِلَاوَتِه۪ۜ [onu hakkıyla okurlar.] ifadesi haber idi. اُو۬لٰٓئِكَ [İşte bunlar] ile başlayan cümle ise bir başka haberdir. Bu yönüyle bu cümle tıpkı “Bu tatlıdır, ekşidir.” cümlesi gibidir. (Ömer Nesefî, Et-Teysîr Fi’t-Tefsîr)
اٰتَيْنَا fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi أتي ’dir.
يُؤْمِنُونَ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi أمن ’dir.
İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.
وَمَنْ يَكْفُرْ بِه۪ فَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْخَاسِرُونَ۟
İsim cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
مَنْ iki muzari fiili cezm eden şart ismi olup mübteda olarak mahallen merfûdur. Şart ve cevap cümlesi, mübteda مَنۡ ‘ nin haberi olarak mahallen merfûdur.
Zamiru’l Fasl (Ayırma Zamiri): Umumiyetle mübteda marife, haberse nekre gelir: Ancak, haber mübteda gibi marife olunca çoğu defa aralarında -irabdan mahalli olmayan- bir zamir bulunur. Haber ile sıfatı birbirinden ayırdığı için buna “zamiru’l fasl” (ayırma zamiri) denir.
Zamirler ne mevsuf ne de sıfat olurlar. Bundan dolayı marife olan iki ismin arasına girince iki ismin arası açılır; sıfat – mevsuf olma durumları ortadan kalkar, mevsuf mübteda, sıfat da haber olur.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
الْخَاسِرُونَ , sülâsi mücerredi خسر olan fiilin ism-i failidir. İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَلَّذ۪ينَ اٰتَيْنَاهُمُ الْكِتَابَ يَتْلُونَهُ حَقَّ تِلَاوَتِه۪ۜ اُو۬لٰٓئِكَ يُؤْمِنُونَ بِه۪ۜ
Ayet istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir.
Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Cemi müzekker has ism-i mevsûl الَّذ۪ينَ , mübteda konumundadır. Mevsulü her zaman takibeden sılası olan اٰتَيْنَاهُمُ الْكِتَابَ يَتْلُونَهُ حَقَّ تِلَاوَتِه۪ۜ cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)
Müsnedün ileyhin ism-i mevsûlle marife olması, bahsi geçenlerin bilinen kişiler olmasının yanında o kişilere tazim ifade eder. Ayrıca ism-i mevsûl, sonradan gelecek habere dikkat çeker.
يَتْلُونَهُ حَقَّ تِلَاوَتِه۪ۜ cümlesi اٰتَيْنَاهُمُ ‘daki mef’ûlün veya الْكِتَابَ ‘ ın halidir. Hal cümleleri anlamı zenginleştiren ıtnâb sanatıdır.
Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. İstimrar, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Veciz ifade kastıyla gelen حَقَّ تِلَاوَتِه۪ izafetinde حَقَّ , mahzuf mef’ûlü mutlakın sıfatıdır. Mef’ûlü mutlakın hazfi icâz-ı hazif sanatıdır.
Muzâfun ileyh olan تِلَاوَتِه۪ۜ , masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Kelimedeki nekrelik tazim içindir.
تِلَاوَتِه۪ۜ - يَتْلُونَهُ kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
تِلَاوَتِه۪ۜ - الْكِتَابَ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
Müsned olan اُو۬لٰٓئِكَ يُؤْمِنُونَ بِه۪ , mübteda ve haberden oluşmuş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır. İşaret ismi اُو۬لٰٓئِكَ mübteda, يُؤْمِنُونَ بِه۪ cümlesi haberdir.
Müsnedün ileyhin işaret ismiyle gelmesi, işaret edilenlere tazim ifade eder.
Müsnedin muzari fiil cümlesi olarak gelmesi ise hükmü takviye, hudûs ve teceddüt ifade eder. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
اَلَّذ۪ينَ اٰتَيْنَاهُمُ الْكِتَابَ [Kendilerine kitap verdiğimiz kimseler] ifadesinde “verme” fiilinin hususi olarak onlar için kullanılma sebebi, onların kitap ile amel etmeleridir. Adeta kitap sadece onlara verilmiş gibi ifade edilmiştir. Hak Teâlâ, [onlara oku.] (eş-Şuarâ 26/69) ayetinde تلي fiilini okumak anlamında kullanmıştır. Hakkıyla okuma ise üzerinde düşünmek, tefekkür etmek, ağır ağır okumak, tahrif ve değiştirmeden kaçınmaktır.
Bir görüşe göre يَتْلُونَهُ حَقَّ تِلَاوَتِه۪ۜ [Onu hakkıyla okurlar.] cümlesinin başında bir و edatı gizlidir, yani anlam “Ve onu hakkıyla okuyanlar” şeklindedir. Dolayısıyla bu cümle de mübtedâya dahildir, mübteda bu cümle ile tamamlanır.
اُو۬لٰٓئِكَ ifadesi ise bu mübtedanın haberi olur. Yani asıl iman eden kimsenin, kendisine Tevrat verilen ve ona uyan, onunla amel eden kimse olduğunun beyanı olur. Bir görüşe göre ayet sahabe hakkındadır, kitaptan kasıt Kur’an’dır ve bu ifade, önceki grupların kınanmasının ardından sahabenin övülmesidir. (Ömer Nesefî, Et-Teysîr Fi’t-Tefsîr Ömer)
اُو۬لٰٓئِكَ يُؤْمِنُونَ بِه۪ ifadesinde müsnedin ileyhin önce gelmesinde takdim kasrı vardır. Kasrı ifrad kabilindendir. (Âdil Ahmet Sâbir er-Ruveynî, Min Ğarîbi Belâgati'l Kur'ani'l Kerim, Soru; 991)
وَمَنْ يَكْفُرْ بِه۪ فَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْخَاسِرُونَ۟
Şart üslubundaki cümle atıf harfi وَ ‘ la makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada inşâ cümlesi haber cümlesine atfedilmiştir. Şart cümlesinin haberî manada olması, haber cümlesine atfını mümkün kılmıştır.
Şart cümlesi olan مَنْ يَكْفُرْ بِه۪ , sübut ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır. Iki fiili cezm eden şart ismi مَنْ , mübtedadır. يَكْفُرْ بِه۪ cümlesi مَنْ ’ in haberidir. Mübtedanın haberinin muzari fiille gelmesi hükmü takviye, hudûs, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
فَ karinesiyle gelen cevap cümlesi فَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْخَاسِرُونَ , sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır. Müsnedün ileyhin işaret ismiyle marife olması işaret edilenleri tahkir ve ikaz ifade eder.
Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, هُمُ الْخَاسِرُونَ cümlesi haberdir. faide-i haber ibtidaî kelamdır. Cümlede müsned الْخَاسِرُونَ ‘ nin harf-i tarifle marife gelmesi bu özelliğin müsnedün ileyhte kemal derecede olduğuna işarettir.
Şart ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda faide-i haber ibtidaî kelamdır. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.
الْخَاسِرُونَ , ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin istimrar ve istikrarına işaret etmiştir.
İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
İsm-i fail sübuta, istikrara ve sıfatın mevsûfa olan bağlılığına delalet eder. (Halidî, Vakafat, s. 80)
يَكْفُرْ - يُؤْمِنُونَ kelimeleri arasında tıbâk-ı icâb sanatı vardır.
اُو۬لٰٓئِكَ ’ nin tekrarında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
اُو۬لٰٓئِكَ يُؤْمِنُونَ بِه۪ۜ cümlesiyle, فَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْخَاسِرُونَ۟ cümlesi arasında mukabele sanatı vardır.
هم zamiri, mübteda ile haberin arasına girdiği için “Îrabdan mahalli olmayan fasıl zamiri” olarak isimlendirilmiştir. Bu zamir tekid ifade eder. Pekiştirme dışındaki bir faydası da ihtisas ifade etmesidir. Böylece kendisinden sonra gelen kelime de sıfat değil haber olur.
Bu kişilerin durumu üç şekilde tekid edilmiştir: Sübuta delalet eden isim cümlesi ile gelmiştir. Fasıl zamiri olan هم ile tekid edilmiştir. Müsned ve müsnedün ileyhin marife olmasıyla tekid edilmiştir.
Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden fasıl zamiri, isim cümlesi ve müsnedin harf-i tarifle marife gelmesi olmak üzere üç tekid içeren bu ve benzeri cümleler çok muhkem/sağlam cümlelerdir.
İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
“Bu kitabı nankörce inkâr eden” tahrifçiler; [bunlardır işte hüsrana uğrayacaklar!] Çünkü hidayeti verip dalaleti satın almışlardır. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t- Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)
وَمَنْ يَكْفُرْ بِه۪ [Onu] yani kitabı فَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْخَاسِرُونَ۟ [inkâr edene gelince, işte onlar ziyana uğrayanların ta kendileridir.] Yani onlar aldanmışlardır ve helak olacaklardır. Burada مَنْ يَكْفُرْ بِه۪ [onu inkâr edene] ifadesi tekil olduğu halde “işte onlar” ifadesinin çoğul olmasının sebebi, [onu inkâr eden] ifadesinin anlam olarak çoğul olmasıdır. Çünkü bu, cins ifade eder. اُو۬لٰٓئِكَ [İşte onlar] ifadesinin ardından gelen هُمُ [onlar] zamiri, imâd (ayırma, fasl) zamiridir. الْخَاسِرُونَ۟ [Ziyana uğrayanlardır.] ifadesi mübtedanın haberidir, yani cümlenin yüklemidir. Burada hüsran ona hakkıyla tâbi olan kimseye değil, onu inkâr eden kimseye nispet edilmiştir ki bu da Allah Teâlâ’nın kullarına yönelik bir lütfudur. (Ömer Nesefî, Et-Teysîr Fi’t-Tefsîr)
Burada İsrailoğulları'nın da, sayıları az da olsa, bir kısmının müminler arasına girmiş ve ilahi övgüye nail olduklarını görüyoruz. Bu mazhariyetin ve bu yeni özelliğin getirdiği şevk ve heyecan ile şimdi İsrailoğullarına, bir taraftan yukarıdan beri sürüp gelen hitapları tamamlamak, diğer taraftan daha sonra gelecek olan İbrahim kıssasına geçişe hazırlık mahiyetinde bir hüsn-i tehallus sanatıdır. Türk edebiyatında bir bahisten diğer bir bahse geçerken, mukaddimeden maksada intikal için bir münasebet sağlayan söze "girizgah" denilir, Arapça'da ise buna "tehallus" adı verilir. Bedi' ilminde, bir sözden diğerine doğrudan doğruya geçmeye "iktidap", tam bir münasebetle geçmeye "tehallus", ikisi ortasına da "iktidab-ı karib-ı tehallus" veya "tehallusa yakın iktidab" ismi verilir. (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili)