قَالُٓوا اَجِئْتَنَا بِالْحَقِّ اَمْ اَنْتَ مِنَ اللَّاعِب۪ينَ ٥٥
قَالُٓوا اَجِئْتَنَا بِالْحَقِّ اَمْ اَنْتَ مِنَ اللَّاعِب۪ينَ
Fiil cümlesidir. قَالُٓوا damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Mekulü’l-kavli اَجِئْتَنَا ’dir. قَالُٓوا fiilinin mef’ûlün bihi olarak mahallen mansubdur.
Hemze istifham harfidir. جِئْتَنَا sükun üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir تَ fail olarak mahallen merfûdur. Mütekellim zamiri نَا mef’ûlün bih olarak mahallen mansubdur. بِالْحَقِّ car mecruru جِئْتَنَا fiiline mütealliktir.
İsim cümlesidir. اَمْ atıf harfi, muttasıldır. Munfasıl zamir اَنْتَ mübteda olarak mahallen merfûdur. مِنَ اللَّاعِب۪ينَ car mecruru mübtedanın mahzuf haberine müteallik olup, cer alameti ي ‘dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır.
اَمْ: Çoğunlukla soru edatlarıyla birlikte kullanılır ve muhataptan bu edatın öncesi ile sonrasındaki unsurlardan birini ta’yin ve tercih etmesini zorunlu kılar. Genellikle soru edatı olan hemze ile (اَ) birlikte kullanılır. İkiye ayrılır: Muttasıl اَمْ . Munkatı اَمْ (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اللَّاعِب۪ينَ ; sülasi mücerredi لعب olan fiilin ism-i failidir.
İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
قَالُٓوا اَجِئْتَنَا بِالْحَقِّ اَمْ اَنْتَ مِنَ اللَّاعِب۪ينَ
İnkârcıların sözlerinin bildirildiği ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi, şibh-i kemâl-i ittisâldir.
Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)
قَالُٓوا fiilinin mekulü’l-kavli olan اَجِئْتَنَا بِالْحَقِّ cümlesi, istifham üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Geldi anlamındaki جَاءَ fiili, بِ harfiyle kullanıldığında getirdi manasına gelir. Harf-i cerin fiile mana kazandırması tazmin sanatıdır.
اَجِئْتَنَا بِالْحَقِّ ifadesinde istiare sanatı vardır. اَجِئْتَنَا fiili, بِالْحَقِّ ’ye nisbet edilmiştir. Canlılara mahsus olan gelme fiili hakka nispet edilmiş, böylece manevi, aklî ve görülmez olan bir durum, gözle görülen, maddi bir şey menziline konulmuştur. Bu üslupta mübalağa ve tecessüm sanatları da vardır.
الْحَقِّ , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mef’ûlü de ifade eder.
اَمْ اَنْتَ مِنَ اللَّاعِب۪ينَ cümlesine dahil olan اَمْ istifham manasında atıf harfidir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Fiil cümlesinden isim cümlesine geçişte iltifat sanatı vardır.
Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesinde îcâz-ı hazif sanatı vardır. Car mecrur مِنَ اللَّاعِب۪ينَ , mahzuf habere mütealliktir.
Müsned olan عَابِد۪ينَ, ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin müsnedün ileyhteki istimrar ve istikrarına işaret etmiş, isim cümlesinin sübutunu artırmıştır.
İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
İsm-i fail sübuta, istikrara ve sıfatın mevsûfa olan bağlılığına delalet eder. (Halidî, Vakafat, s. 80)
اَمْ edatının yer aldığı bir cümlede aralarında tercih yapılmak üzere sadece iki şık veya alternatif söz konusu olabilir. Soru hemzesinin اَمْ edatıyla kullanıldığı cümlelerde evet veya hayır ََile cevap verilmez. Çünkü hemze ve اَمْ ile yapılan soru, tasdik ve inkâr bildirmez. Bu kural hem isim cümleleri hem de fiil cümleleri için geçerlidir. (Ahmet Yüksel, Arap Dilinde Atıf Ve Atıf Harfleri)
Dediler: [Bize gerçeği mi getirdin, yoksa sen bizimle oynayanlardan mısın?] sanki kendileri için sapık ifadesini kullanmasını garipsediler de şaka için söyledi zannettiler ve dediğinde ciddi misin, yoksa bizimle oynuyor musun? dediler. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)
Burada da İbrahim’in (a.s) kavmi ona, “İlk defa senden duyduğumuz hakikatle uğraşmak aramızda sana mı kaldı, yoksa sende hala çocukluk hali devam mı ediyor?” derken çocukluk halinin devam ettiğini ifade eden cümleyi, daha kuvvetli olan isim cümlesiyle söylemişlerdir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)