Enbiyâ Sûresi 56. Ayet

قَالَ بَلْ رَبُّكُمْ رَبُّ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ الَّذ۪ي فَطَرَهُنَّۘ وَاَنَا۬ عَلٰى ذٰلِكُمْ مِنَ الشَّاهِد۪ينَ  ٥٦

İbrahim, dedi ki: “Hayır! Rabbiniz, göklerin ve yerin Rabbidir. O, bunları yaratandır ve ben de buna şahitlik edenlerdenim.”
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 قَالَ dedi ق و ل
2 بَلْ hayır
3 رَبُّكُمْ Rabbiniz ر ب ب
4 رَبُّ Rabbidir ر ب ب
5 السَّمَاوَاتِ göklerin س م و
6 وَالْأَرْضِ ve yerin ا ر ض
7 الَّذِي o ki
8 فَطَرَهُنَّ onları yaratmıştır ف ط ر
9 وَأَنَا ve ben de
10 عَلَىٰ üzerine
11 ذَٰلِكُمْ bunun
12 مِنَ
13 الشَّاهِدِينَ şahidlik edenlerdenim ش ه د
 
brâhim’in kavmi putperestliği sapkınlık saymadıkları, Hz. İbrâhim’in de kendileri gibi geleneksel putperestliği kutsadığını sandıkları için onun kendilerini ayıplamasını hakaret telakki ettiler. İbrâhim ise verdiği cevaplarla söylediklerinde ciddi olduğunu, gökleri ve yeri yaratan Allah’ın ibadete lâyık tek mâbud olduğunu, kendisinin de buna şahitlik edenlerden bulunduğunu ifade etti.
 
 Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 3 Sayfa: 686
 

قَالَ بَلْ رَبُّكُمْ رَبُّ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ الَّذ۪ي فَطَرَهُنَّۘ 

 

Fiil cümlesidir. قَالَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri  هُو ’dir.

بَلْ  idrâb ve atıf harfidir. Mekulü’l-kavli  رَبُّكُمْ رَبُّ السَّمٰوَاتِ ’dir.  قَالَ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.  

İsim cümlesidir. رَبُّكُمْ  mübteda olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  كُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. رَبُّ  haber olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. السَّمٰوَاتِ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. Cemi müennes salim kelimeler hareke ile irablanır. الْاَرْضِ  atıf harfi  وَ ’la makabline matuftur.

الَّذ۪ي  müfred müzekker has ism-i mevsûl  رَبُّ ’nun sıfatı olarak mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlun sılası  فَطَرَهُنَّۘ ’dir. Îrabdan mahalli yoktur.

فَطَرَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Muttasıl zamir  هُنَّ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.

بَلْ ; Önce söylenen bir şeyden vazgeçmeyi belirtir. Buna idrâb (اِضْرَابْ) denir. “Öyle değil, böyle, fakat, bilakis, belki” anlamlarını ifade eder.Kendisinden sonra gelen cümle ile iki anlam ifade eder:

1. Kendisinden önceki cümlenin ifade ettiği anlamın doğru olmadığını, doğrusunun sonraki olduğunu ifade etmeye yarar. Bu durumda edata karşılık olarak “oysa, oysaki, halbuki, bilakis, aksine” manaları verilir.

2. Bir maksattan başka bir maksada veya bir konudan diğer bir konuya geçiş için kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Has ism-i mevsûller marife isimden sonra geldiğinde kelimenin sıfatı olur. Cümledeki yerine göre onun unsuru (Fail, mef’ûl,muzâfun ileyh) olur. (Arapça Dil Bilgisi, Nahiv, Dr. M.Meral Çörtü,s; 44)

 وَاَنَا۬ عَلٰى ذٰلِكُمْ مِنَ الشَّاهِد۪ينَ

 

İsim cümlesidir. وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Munfasıl zamir  اَنَا۬  mübteda olarak mahallen merfûdur. عَلٰى ذٰلِكُمْ  car mecruru  الشَّاهِد۪ينَ ’ye mütealliktir. ذٰ  işaret ismi, sükun üzere mebni mahallen mecrur, ism-i mecrurdur. ل  harfi buud yani uzaklık bildiren harf,  كُمْ  muhatap zamiridir. مِنَ الشَّاهِد۪ينَ  car mecruru mübtedanın mahzuf haberine müteallik olup, cer alameti  ی ’dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar.

الشَّاهِد۪ينَ ; sülâsî mücerredi  شهد  olan fiilin ism-i failidir.

İsm-i fail: Eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

قَالَ بَلْ رَبُّكُمْ رَبُّ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ الَّذ۪ي فَطَرَهُنَّۘ

 

Ayet beyanî istînâf olarak fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. 

Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)  

بَلْ , idrâb harfidir.

بَلْ  harfi cümleleri atfetmekte kullanılmaz. Bu sebeple bundan sonra gelen cümle, istînâfiyyedir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı) 

قَالَ  fiilinin mekulül kavli olan  رَبُّكُمْ رَبُّ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ الَّذ۪ي فَطَرَهُنَّ  cümlesi, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Mekulü’l-kavlin mütekellimi, Hz. İbrahim’dir.

Müsnedün ileyh olan  رَبُّكُمْ  izafetinde Rab isminin inanmayanlara ait zamire izafe edilmesiyle Rablerinin onlar üzerindeki ihsan ve faziletleri konusundaki rububiyeti hatırlatılmış, inkârlarının ne kadar kötü olduğuna işaret edilmiştir. 

Müsnedin, veciz ifade kastıyla  رَبُّ السَّمٰوَاتِ  izafetiyle gelmesi,  السَّمٰوَاتِ ’yi tazim içindir.

رَبُّ  için sıfat konumundaki müfred müzekker has ism-i mevsûl  الَّذ۪ي ’nin sılası olan  فَطَرَهُنَّۘ  cümlesi, müspet mazi fiil siygasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır. Sıfat, mevsûfunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır.

Rab isminin, Allah’ın rububiyet vasfını öne çıkarmak için zamir makamında tekrarlanmasında iltifat, ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

السَّمٰوَاتِ - الْاَرْضِ  kelimeleri arasında ise tıbâk-ı îcab ve mürâât-ı nazîr sanatları vardır.  

الْاَرْضِ , tezat nedeniyle  السَّمٰوَاتِ ’ye atfedilmiştir.

السَّمٰوَاتِ  yeryüzünü, gökyüzünü ve ikisi arasında olanları kapsadığı halde arkasından  الْاَرْضِ ’nin söylenmesi umumdan sonra husus babında ıtnâbtır.

بَلْ , idrâb edatıdır. Atıf edatlarındandır. Ancak diğer atıf edatları gibi hüküm bakımından atıf görevi görmez. Bu edat, sadece matufu îrab yani hareke bakımından matufun aleyhe atfeder. Anlamsal açıdan ise tersinelik ilişkisi kurar. İdrâb, sözlükte “dönüş yapmak, vazgeçmek” demektir. Bir yanlışı veya hatayı düzeltme amacıyla kullanılabildiği gibi bir konudan diğerine geçiş için de kullanılabilir. (Abdullah Hacıbekiroğlu, Arap Dilinde Edatların Metinde Kurduğu Anlamsal İlişkiler, Doktora Tezi)

بَلْ  edatı kendisinden sonra bir cümle geldiğinde idrâb harfi olur. Bazen de bu  ayette olduğu gibi bir manadan diğer bir manaya intikal için gelir. Kendisinden önceki cümle manasını korur. (Suyûtî, İtkân fî Ulûmi’l-Kur’ân, c. 1, s. 436)


 وَاَنَا۬ عَلٰى ذٰلِكُمْ مِنَ الشَّاهِد۪ينَ

 

Ayetin son cümlesi, atıf harfi  وَ ’la …رَبُّكُمْ رَبُّ السَّمٰوَاتِ  cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Aralarında lafzen ve manen ittifak mevcuttur. 

Mübteda ve haberden müteşekkil sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.   

Cümlede takdim tehir ve îcâz-ı hazif sanatı vardır.  مِنَ الشَّاهِد۪ينَ  car-mecruru, mahzuf habere mütealliktir.

Bütün mamullerin cümledeki yeri, aslında amilinden sonra gelmesidir.  عَلٰى ذٰلِكُمْ  car mecruru, siyaktaki önemine binaen amili olan  مِنَ الشَّاهِد۪ينَ ‘ye takdim edilmiştir.

ذٰلِكُمْ ’de istiare vardır. İşaret ismiyle rububiyete işaret edilerek konunun önemi vurgulanmıştır.

İşaret ismi, işaret edilen manayı kâmil bir şekilde tarif edip ortaya çıkarır. Öyle ki kendisinden bahsedilen şey çok net olarak ortaya çıkar. Ayrıca uzağı işaret etmede kullanılan bu işaret ismi, bahsedilen şeyin açıklanmasının çok önemli olduğuna ve mertebesinin yüksekliğine delalet ederek tazim ifade eder.

İşaret isminde istiare vardır. Tecessüm ve cem’ ifade eden  ذٰلِكُمْ  ile Allah’ın semavatın rabbi olduğu gerçeğine işaret edilmiştir. ذٰلِكُمْ  ile bu gerçek, elle tutulur gözle görülür maddi bir şey yerine konmuştur. Bu ifadede mübalağa ve tecessüm sanatları da vardır.

Müsned olan  الشَّاهِد۪ينَ, ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin müsnedün ileyhteki istimrar ve istikrarına işaret etmiş, isim cümlesinin sübutunu artırmıştır.

İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

İsm-i fail sübuta, istikrara ve sıfatın mevsûfa olan bağlılığına delalet eder. (Halidî, Vakafat, s. 80)

Bilindiği gibi işaret ismi mahsus şeyler için kullanılır. Ama burada olduğu gibi aklî şeyler için kullanıldığında istiare olur. Câmi’; her ikisinde de “vücudun tahakkuku”dur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Beyân İlmi)

İsim cümleleri, mübteda ve haberden oluşur. Zaman ifade etmez. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

[Allah... şahitlik etti.] (Âl-i İmran Suresi, 18) ayetinde de; Allah açıkladı ki... demektir. Buradaki “ben şahitlerdenim” sözü; “Ve ben işte söylediklerimi delil ile açıklıyorum.” demek olur. (Kurtubî, El-Câmi’ li-Ahkâmi’l-Kur’ân)